Re: Sıkıntılarda Tanrı’nın Bir Amacı Vardır…

#32167
Anonim
Pasif

Yıllarca önce bir dostum, fikri bir münâkaşa esnâsında; “Düşünürken pergel gibi olmalıyız. Sâbit ayağımızı doğru noktaya koyarsak çizdiğimiz bütün daireler bir anlam taşır.” demişti.

Düşünürken, fikir üretirken hareket noktamız çok mühimdir. Yaşadığım hayat bana bazı şeyler öğretti. Konular değiştikçe hareket noktaları da değişebilir. Ancak mantığın temelleri değişmez.

Misâl, bir insan münâkaşa ettiği bir mevzû da, düşünce pergelinin sabit ayağını sık sık farklı yerlere koyuyor ise; ya cehâletten, ya da yalancılıktandır. Yani sebep-sonuç ilişkileri bağlamında; konu değişmemişken, hareket noktasının kişiyi nereye götüreceğini bilen muhatabınız, “Öyle ama” diyerek -örnekleme ihtiyacı dışında- esas mevzûyu “Es” geçip manevra yaparak daldan dala atlıyorsa, ben bunu pek iyi niyetli görmem.

Bu sebeple gerek önümüzde duran bir metni okurken, gerekse bir mevzûyu münâkaşa ederken doğru sonuçlara ulaşmak için hem bu hususlara, hem de tartışma adâbına çok dikkat etmek gerekir.

Yıllar önce bir târikate intisaplı idim. Bir gün dergâha gittiğimde yaklaşık on-onbeş kişinin bir hususu hararetli biçimde konuştuklarını gördüm. Odanın uzak bir köşesinde başka bir arkadaş ise kendi halinde tefekkür ediyordu. Bu arkadaşı yakinen tanımaktaydım. İyi bir insan, samimi bir müslüman idi. Aynı zamanda dini konularda bir hayli birikimli idi. Kendisine, “Tartışmadan neden uzak duruyorsun ?” dedim. Önce cevap vermek istmedi. Israr edince, “Onlar bir mevzûda sonuca ulaşmak, herkesin istifâde edeceği düşünceleri paylaşmak için konuşmuyor, nefislerini yarıştırıyorlar” demişti.

Doğrusu, o sırada bu cümleden pek bir şey anlamamıştım. Sonradan bu “Tefekkür” mevzûsunda biraz gayretlerim oldu. Bu gayretler sonucunda tartışırken doğruyu bulmaktan çok, nefsimin haklı çıkmak ve övülmek için çırpındığını fark ettim. O fark edişten sonra bana söylenen söz zihnimde anlam kazandı.

Gerçekten çekilen sıkıntılar insanı “İnsan-ı kâmil” yapıyor. Ancak bunun ilk şartı Yaradana samimi bir iman ve kesilmez bir tevekkül ile bağlanmaktır. Çimento harç içine karıştırlırsa donduğunda karıştırıldığı şeyi sert ve dayanıklı yapar. Ancak çimento bir mühendisin projesi doğrultusunda kullanılmamışsa, ortaya çıkan sonuç kimsenin işine yaramaz. Ya eksik karıştırlmıştır, ya da fazla. Tam bir karışım tuttursanız, ancak bu karışımı önceden planlanmış bir bina veya duvar yapımıda kullanmamışsanız, ya da tamirat için; yine kimsenin işine yaramaz.

Demem o ki; karşılaştığımız sıkıntıları bir iman ve akıl süzgecinden geçirerek anlamaya ve bu doğrultuda sabır göstermeye gayret ettiğimizde, Tanrının izniyle “İnsan-ı kâmil” olma yolunda önemli adımlar atabiliriz. Ancak inançtan yoksun bir insan, bu sıkıntılar neticesinde kemâlat kazanmaktan çok, karşılaştığı her sorunla gittikçe yıkıcı tesiri artan bir bombaya dönüşür.

Patlayınca hem kendisini yok eder, hem çevresindekilere zarar verir.

İman, insanın hayatta tutunabileceği en sağlam kulptur. Tabi bu noktada iman edilenin gerçekliği ve her türlü idrâk ve tartışmanın üzerinde bir yaratıcı olması gereği dikkatten uzak tutulmamalıdır.

Esâsında hemen bütün dinler insana dürsüt ve erdemli olmayı, yalan söylememeyi, zinâ etmemeyi, cana kıymamayı vs. öğütler. Ancak bunların % 99 u doğruyu söyleyen ama kendisi yapmayan öğretmen gibidirler. İnandırcılıkları olmaz ve insanlara genel de tesir etmezler. Kurallarının sertliği ve katılığı karşısında insanlar “Uygun davranıyormuş” gibi yaparlar ama, kalpleri ile ağzları başkadır.

Cennet isteği veya cehennem korkusunun getirdiği metezori bir etkilenmenin; yaradanı dışlayıp cehennemden kaçma veya cennete kavuşma isteğinin getirdiği bir riyakârlığın yansımalarının, insanın kemâlâtı ile bir ilişkisi olamaz.

Sadece gerçek öğütçünün söyledikleri kalplere nüfûz eder. Bu etki, doğru kaynaktan çıkmanın ve kalpte ki hedefe ulaşmanın bir sonucu olup; sözün kaynağının yüceliği ve cezb edişine dayanır.

Sn.admin,

Değerli paylaşımlarınızdan istifâde etmekteyim. Yeni düşünce pınarlarının bereketi ile bereketlenmek ümidiyle.

Saygılar