• Bu konu 31 izleyen ve 70 yanıt içeriyor.
15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 71)
  • Yazar
    Yazılar
  • #24954
    Anonim
    Pasif

    Tanrı’yı Bilebilir miyiz ? (Carlos Madrıgal)

    Tanrı tarafından aydınlatılmadan, hiç bir insan O’nun nasıl bir öz varlığa sahip olduğunu önceden karar veremez. Nitekim: Rab’bin düşüncesini kim bildi ? Ya da kim O’nun öğütçüsü oldu ? Kim O’na bir şey verdi ki, kendisine geri ödensin ? ” ( Rom. 11: 34, 35 ). Bu nedenle peşin kararlar ve önyargılar , Tanrı’nın özü ile ilgili kendi tanıklığına karşı O’na Kendisinin kim olduğunu küstahlıkla anlatmaya kalkışmak gibidir !

    İnanç konusunda ” Tanrı nasıldır ? Kimdir ? Özü nedir ? ” gibi sorular kadar önemli bir şey yoktur. Çünkü inancımızın sağlamlılığı Tanrı’yı ne şekilde tanıdığımıza bağlıdır. Bu nedenle bu soruların en başında gelmesi gereken soru ” Tanrı’yı anlayabilir miyiz veya bilebilir miyiz ? ” dir. Çünkü O’nu tanıyamazsak veya anlayamazsak, Üçlübirliği veya benzer konuları anlamak için sarfedeceğimiz çabalar boş olacaktır.

    Ne var ki, Tanrı vahiy gönderip insanlara hem kendi varlığı, hem de kutsal isteği ve buyrukları konusunda seslenmiştir. Tanrı açıklamalarını anlaşılır bir dilde vermiştir:

    ” … okuduğunuz zaman …. anlayabilirsiniz ” ( Ef. 3:4 )

    ” Okuyup anlayabileceğinizden başka bir şey yazmıyor… ” ( 2. Ko. 1:13 )

    Vahiy’de ( Kutsal Kitaplarda ) Kendini anlattığına göre O’nu bilmemize ve kısıtlı olsa da kavramamızı bekliyor:

    ” Durun ve Tanrı olan beni bilin ! ” ( Mez. 46:10 )

    Şimdi başta söylediğimiz gibi, Tanrı’nın özündeki Üçlübirlikli yapısını incelemeden ” Tanrı’yı anlayabilir miyiz, bilebilir miyiz ? ” sorusuna cevap vermeliyiz. ( Carlos MADRIGAL )

    Ben bu soruya, Kutsal Kitap’ın bu konuyu aydınlattığı sadelikle cevaplamak istiyorum:

    a ) İnsan yaratılış aracılığıyla Tanrı’nın varlığını ve kudretini anlamaya başlıyor. Çünkü yaratılışta Yaradan’ın ” izlerine ” rastlıyoruz. Yani eseri aracılığıyla bu evrenin mimarının ne denli hikmetli, güçlü ve doğaüstü olduğunu anlıyoruz: ” Dünyanın yaratılışından beri, Tanrı’nın görünmeyen nitelikleri, yani sonsuz gücü ve Tanrılığı, O’nun yaptıklarıyla anlaşılarak açıkca görülüyor.” ( Rom. 1:20 )

    b ) Kutsal Kitap’ın her konuda verdiği bilgi, bize öğretilenleri anlamamız ve uygulamamız içindir: ” Gizli şeyler Tanrımız Rab’bindir; fakat bu yasanın bütün sözlerini yapalım diye açığa çıkarılmış olan şeyler ( yani gelen vahiyler ) ebediyen bizimdir ve oğullarımızındır. ” ( Yasanın Tekrarı 29:29 ). Tanrı’yı, Kendi kendisini, Kutsal Yazılar’da tanıttığı kadar öğrenebiliriz; ne daha az , ne daha fazla. Bu doğrultuda, sonsuz olan Tanrı’nın bir çok niteliği ( ezeliyeti, her yerde hazır nazır bulunuşu, bu konudaki önbilgisi vb. ), insan aklını fazlasıyla aşıyor. Ama yine de mantığımız, mutlak ve sonsuz varlık olan Tanrı’nın böyle olması gerektiğini onaylıyor. Üçlübirlik konusunda aynı şey söz konusudur; insan algılayışı için bir gizemdir; ama görüleceği gibi, insan mantığı ve sağduyusu için tam bir gerekliliktir. Önemli olan, Tanrı’nın bunu gizlemeyip açığa çıkarmış olmasıdır. Demek ki, bu gerçeğin bir gizem olarak kalmasını istemedi. İşte vahyin önemi budur. ( C. M. )

    c ) Tanrı ‘nın , O’nu doğru biçimde anlamamız için , Kendisi hakkında verdiği bilgi ile birlikte aklımızı ve ruhumuzu aydınlatması gerek: ” Doğal haliyle kişi , Tanrı’nın Ruhuyla ilgili şeyleri kabul etmez. Çünkü bunlar ona saçma gelir. Ruhça anlaşıldıkları içinde bunları anlayamaz. İnsanın düşüncelerini, insanın içinde olan kendi ruhundan başka kim bilir ? Bunun gibi, Tanrı’nın düşüncelerini Tanrı’nın ruhundan başkası bilemez. Tanrı’nın bize lütfettiklerini bilelim diye, Tanrı’dan gelen Ruh’u aldık.” ( 1. Ko. 2:11-14 ).

    d ) Son olarak , Kutsal Kitap’ın açık beyanı şudur: Sonsuz yaşam , tek gerçek Tanrı olan seni ve gönderdiğin İsa Mesih’i tanımalarıdır” ( Yu. 17:3 ).İsa’yı olduğu gibi tanımadan , TEK TANRI’YI tanıyamayız. Çünkü İsa Tanrı’nın canlı ve mükemmel tanıtımını yaptı; O yaşayan Vahiy’dir . Nitekim Tanrı’yı Üçlübirlik olarak , yani Öz, Söz ve Ruh olarak ( ya da Baba, Oğul ve Kutsal Ruh olarak ) öğrenmeden , O’nu tanıdığımızı söyleyemeyiz; çünkü : ” Oğul’u Baba’dan başka kimse tanımaz. Oğul’dan ve Oğul’un Baba’yı tanıtmayı dilediği kişilerden başkası da Baba’yı tanımaz. ( Mat. 11:27 ).
    ” Ruh herşeyi, Tanrı’nın derin düşüncelerini bile araştırır. İnsanın düşüncelerini, insanın içinde olan kendi ruhundan başka kim bilir ? Bunun gibi, Tanrı’nın düşüncelerini Tanrı’nın Ruhundan başkası bilemez ” ( 1. Ko . 2: 10, 11 )

    Sonuç şu ki, Tanrı’yı öğrenmek istiyorsak, bundan daha önemlisi doğru ibadette bulunmak istiyorsak Üçlübirlik gerçeğini algılamak şarttır.

    Öyleyse, Tanrı nasıl bir varlıktır ? Yaradan, gücü her şeye yeten olduğunu ve bunun gibi bir çok mutlak niteliklere sahip olduğunu biliyoruz. Ama sorumuz şudur : Öz itibariyle nasıl bir varlıktır ?

    Kutsal Kitap’ta açıklanan inancın temel taşı, önce Tanrı’nın birliğidir:

    Dinle ey İsrail Tanrımız Rab bir olan Rab’dir ve Tanrı’n Rab’bi bütün yüreğinle, bütün canınla ve bütün kuvvetinle seveceksin ( Yasanın Tekrarı ).

    Karşımda başka ilahların olmayacaktır. Kendin için oyma put, yukarıda göklerde olanın, yahut aşağıda yerde olanın , yahut yerin altında sularda olanın hiç suretini yapıp onlara eğilmiyeceksin ve ibadet etmeyeceksin… ( Yasanın Tekrarı 5:7-8 ).

    Bu gerçeği çarpıtan her öğretiş kati surette hoş görülemez. Çoktanrılılık, üç tanrılık veya her nevi putperestlik , Kutsal Kitap’ta ağır bir şekilde kınanmaktadır. Üç tanrının üçlemeleri birçok putperest dininde yaygın bir inançtı ( Mezopotamya’da, Babil’de, Mısır’da… ) Üçlübirlik üç tanrıdan söz etmez, Tanrı’nın tekliğini çarpıtmaz da. Aksine O’ndaki birlik anlayışını sağlamlaştırır, anlamamızı sağlar !

    Bazılarının ileri sürdüğü gibi, Üçlübirlik inancı Roma putperestliğinin ve özellikle imparator Konstantin’den gelen baskının sonucu olarak belirlenmedi. Tanrı’nın birliği konusu gibi, Üçlübirlik öğretisi de doğrudan doğruya Kutsal Kitap’ta görülür.

    Tanrı’nın kendisi hakkında verdiği ilk tanımlaması nedir ? Eski zamanlarda bir zat kendi ismiyle tanımlanırdı. Bu nedenle Tanrı’nın ilk yazılı vahyinde ( Tevrat’ta ) Musa’ya açıkladığı kendi öz ismi her şeyden anlamlıdır.

    Musa Tanrı’ya dedi: İşte , ben İsrail oğullarına geldiğim zaman , onlara: Atalarınızın Tanrısı beni size gönderdi desem, onlar da bana: O’nun ismi nedir ? derlerse, onlara ne diyeyim ?
    Tanrı Musa’ya dedi: BEN, BEN OLANIM; İsrail oğullarına böyle diyeceksin; beni size BEN’İM gönderdi… Atalarınızın Tanrısı…. YHVH beni size gönderdi ( Çık. 3:13-15 ).

    Tanrı Musa’ya ” BEN, BEN OLANIM ” dedi. İbranicesi: ” Ehyeh asher ehyeh”. Bu, Tanrı’nın sonsuz varoluşunun ilk ve en isabetli açıklamasıdır. İbranicede bu fiilin kipi ” bitmeyen bir şimdi” yi ifade eder ( yani zamansızlık veya sonsuzluk ). Bu şekilde ” BEN’İM ” ifadesi Tanrı’nın öz ismidir. 15. ayette “ehvey ” fiili isim olarak geçiyor: YHVH; yani Yahveh ya da Yehovah. Bu isim şu üç temel gerçeği kapsar:
    a) Tanrı aşkındır, doğaüstüdür.
    b) Tanrı kendiliğinden vardır.
    c) Tanrı değişmez.

    YHVH ismi, kendiliğinden varolan ve hiç bir şeye muhtaç olmayan Tanrı’ya işaret ediyor……. yaratılışın tam zıddıdır. Her şeye aşkın ( transandantal ) olan tanrı’yı tanımlamak için kelamcıların vardığı sonuç, Tanrı ta Musa zamanında kendini YHVH olarak açıklarken bildirilmişti !

    Tanrı’nın birliği, sayısal bir birlikten çok, kendi içindeki tutarlılığın birliği ve değişmezliğidir. tanrı’nın birliği bütün Kutsal Kitap boyunca ( Tevrat, Zebur ve İncil ) defalarca tekrarlanan ve değişmeyen gerçektir. Ama özü, bir sayıdan veya nesnesel bir ” bir” likten çok daha yüce bir şeydir: Bir yumurta iki yumurta değildir. Ama bir yumurta bir taştan farklıdır. Taşın neresine bakarsan aynıdır; çünkü cansızdır. Yumurta ise , kabuk, akı ve sarısından oluşur. Üçlü oluşu sayısal birliğini bozmaz.

    Tanrı’dan ve sıfatlarından söz ederken, O’nun Vücudu ( yani öz varlığı ) ve Zatı ( öz kişiliği veya karakteri ) olmak üzere iki ayrı ana özellikler toplamını birbirinden ayırmamız gerekiyor. İşte varlığı, demin sıraladığımız aşkın oluşu ve benzerleri ile birlikte her şeye kadir olması ve diğer yapısal sıfatları kapsıyor. Bunlar Tanrı’nın varlığı ile yetenekleri olarak beliriyor. Zatı ise, şahsi ve ahlaksal özellikleri ile ilgili olup merhamet, sevgi, doğruluk, kutsallık gibi nitelikleri kapsıyor. Bunlar, O’nun davranışları ve karakteri olarak beliriyor.
    tanımlamaktadır:

    ” Tanrı sevgidir ” ( ( 1. Yu. 4:8,16 )
    ” Tanrı ışıktır ” ( 1. Yu. 4:5 )
    ” Tanrı ruhtur ” ( Yu. 4:24 )

    Bunlar Tanrı’nın sahip olduğu sıfatlar değil, esas özünü oluşturan gerçeklerdir. Yalnız seviyor değil, SEVGİ’nin ta kendisidir. Yalnız aydınlatıyor değil, her anlayışın, paklığın ve gücün mutlak kaynağıdır.: IŞIK’tır. O’nda karanlık yoktur. Bu nedenle Kendisinden hiçbir zararın veya kötülüğün gelmeyeceğini kesin bilebiliriz. O RUH’tur, yani etkindir. Her ne kadar hiç bir fiziksel yönü yoksa da, evreni var edip ona yaşam veren ve onu devam ettiren güçtür.

    Dahası, insanında, bedeniyle birlikte ruhsal bir yapısı vardır. Dolayısıyla insan ruhu, Ruh olan Tanrı’yla kesin bie iletişim ve ilişki kurabilir. Bu ilişkiye isterseniz ibadet diyebiliriz. Bu ibadet veya tapınış ruhta ve gerçektedir. ( Yu. 2:23-24 ). İşte bunları bilmek , Tanrı’nın basit bir sayısal birliğinden söz etmekten çok daha önemli değil mi ? Aynı şekilde:

    ” Orduların ( meleklerin ) Rab’bi kuddustur, kuddustur, kuddustur; bütün dünya O’nun izzetiyle doludur… ” ( Yeşaya 6:3 )
    Mutlak Birlik Olan’ın ahlak yapısı üç kez kutsaldır. Her kötülüğün, ruhsal kirliliğin, yalanın vs. zıt ucu olması, yalın bir teklikten daha önemli olup insan için en büyük sığınaktır.

    ” Bunların üçlübirlikle ne ilgisi var ? ” diyebilirsiniz…. Ama Tanrı’nın özüyle ilgili gerçeklerin , Tanrı’yı büyütecin altında soğuk bir incelemeye almamız için değil, herşeyden önce O’nu tanımamız ve tapınmamız için açıklanan gerçekler olduğunu unutmamızı istemiyorum. Tanrı üzerine düşüneceksek, hedefimiz, O’nun nasıl olduğunu daha iyi anlayıp, O’na hayatımızın her alanında yer vermek olsun !

    Tanrı’nın SEVGİ,IŞIK ve RUH oluşu ile KUTSAL, KUTSAL, KUTSAL olan karakteri ezelden ebede O’nun özü ve O’nunla olan ilişkimizin dayandığı temel olmalıdır. Dolayısıyla Tanrı’yı öğrenmeye çalışırken itirazcı bir tavırla değil sade bir yürekle yaklaşmalıyız.

    …….. Ne var ki, Tanrı’nın sıfatlarını tam kavrayamasak da, kişiliğini bilebiliriz. Tanrı’nın bilgisine asla erişemem, ama O’nun sevgisini hem kavrayabilir hem de hissedebilirim. Bir örnek vereyim: babam cerrahtır; ben babamı tanırım, beni sevip sevmediğini, nasıl bir kişiliği olduğunu bilirim. Ama onu bu şekilde bilmem, tıp ile ilgili bütün bilgileri kavramamı gerektirmez. Aynen böyle Tanrı’nın Varlığını tam anlamasak da, O’nun Zatı’nı anlayabiliriz.

    Yani Tanrı’nın sonsuz varlığını biz, sonlu ve yaratılmış varlıklar olarak tam kavrayamayız ama sıfatlarının gerçeğini ve gerekliliğini anlayabiliriz ( ezeli-ebedi, her şeye kadir, her şeyi bilen, her yerde hazır ve nazır oluşu vb. ). O’nun karakterini ise ( kutsallığı, doğruluğu, merhameti, sevgisi vb. ), biz de kişilğe sahip varlıklar olarak yalnız anlayabiliriz değil, Kendisine sevgi, doğruluk gibi aynı kişisel erdemler ile yaklaşabiliriz. İşte tanışıklığımız ve ibadetimiz böyle olmalı. ,

    Tanrı…

    İnsana, bir ” baba” sevgisiyle yaklaşıyor. sevgisi her şeye neden olmuştur; evreni var eden, devam ettiren ve bir amaca bağlayan O’ndaki güçtür.

    Ayrıca O aydınlatan ışıktır. Yani yolumuzu aydınlatır. Kendini de açıklar vetanıtır. Gönderdiği Kelam’a, özünden geldiği için, bir mecaz olarak ” oğul ” ismini verir: Söz, insan ( İsa ) olup aramızda yaşadı. Biz de… biricik Oğul’un ( önceki cümleye göre Söz’ün ) yüceliğini gördük.

    Son olarak, özü fiziksel değildir, özü ruhtur ve kutsaldır. Demek ki O, hareketsiz bir put gibi değildir. Hareket halinde yaşayan ruhtur ( ” ruh ” kelimesinin kökeni: ” rüzgar”, ” cereyan ” gibi anlamlar taşıyor ). Kutsal ” her şeyden ayrı olan, benzeri olmayan ” anlamına geldiği gibi, özellikle Tanrı’nın ahlaksal mükemmelliğini ifade eder.

    O’na yönelirken ruhta, kutsallıkta ve gerçekte bir ibadetle yaklaşmalıyız. Bu şekilde ” Baba “, ” Oğul” ve ” Kutsal Ruh ” sözcüklerini, tek Tanrı özünü anlamamız içi, bedensel sıfatlar olarak değil, Kendisinin Kutsal Kitap’ta kullandığı mecazlar olarak kabul etmemiz gerekiyor. Yani, prensip olarak, aynı Tanrı’ yı tanımlayan üç isim ve simgedir. Özellikle şunu da söyleyeyim: ” Oğul ” kavramının ,İsa’nın doğumuyla hiç ilgisi yoktur, fiziksel bir anlam da taşımamaktadır.

    “Baba”, ” Oğul” ve Kutsal Ruh ” terimleri, Tanrılıktaki öz ( varlığı ve zatı ), söz ( kelamı ve ilm i ) ve ruh ( etkinliği ve kutsallığı ) şeklindeki 3 esası isimlendiriyor. Bakınız yaratılış olayı; ezeli varlık olan Tanrı dünyayı yaratır; Kendi Sözü aracılığıyla yaratır ve yarattığı dünyaya da Ruhu’yla ( etkin gücüyle ) şekil verir:

    ” Başlangıçta Tanrı gökleri ve yeri yarattı. Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin karanlıklarla kaplıydı. Tanrı’nın Ruhu suların üzerinde hareket ediyordu ( şekil veriyordu). Tanrı dedi: ışık olsun ( olsun diye buyurdu) ; ve ışık oldu…” ( Tekvin 12:1-3 )

    ” Tanrı, bir babaya nasıl benzetrilebilir ? ” diye itiraz edilir. ” Bu, En Yüce Olan’ı taratıkların seviyesine indirerek aşağılamak demek değil mi ? ” Tanrı Kendini tanımlarken insanoğlunun kolayca anlayacağı sembolik ifadeler kullanır. Buna ” insan benzeyişi ” ( antropomorfik ) terimler denir.

    Bu ifadeleri bir mecaz olarak anlamakta kimse zorluk çekmez. ” Baba ” veya “Oğul ” ifadelerini mecaz olarak kabul etmeyecek miyiz ? Tanrı’ya aftedilen insana özgü terimler bize bir gerçek tasvir değil, yalnızca imalar ve telkinler vermektedir. Bu yüzden bunlar betimleyici benzetmeler değil, çağrıştırıcıdırlar. Kimsenin tanrı’yı, fiziksel bir anlam vererek bir şeye benzetmeye hakkı yoktur ( Bu, putperestlik olurdu ). Nitekim:

    Tanrı’yı kime benzetiyorsunuz ? Hangi benzeri O’nunla denk tutuyorsunuz ? Put, onu bir işçi dökmüştür… Beni kime benzeteceksiniz ki, ben ona musavi olayım ? Kuddus diyor. Gözlerinizi yukarı kaldırın ve bunları kimin yarattığını görün… Bilmedin mi ? İşitmedim mi ? Ebedi Tanrı, Rab, dünyanın uçlarını yaratan, zayıflamaz ve yorulmaz; O’nun anlayışının derinliğine erilmez. ” ( Yeşaya 40: 18 – 28 )

    Ama buna karşın O Kendini, uygun gördüğü her simgeye benzetebilir. Bu sefer kimsenin de bunu reddetmeye hakkı yoktur !Kutsal Sözünde, Kendini ” Baba”, ” Oğul” ve ” Kutsal Ruh ” olarak tanıtır.

    Tanrı her şeyi sevgiyle yarattı. O, herşeyin kaynağıdır. Herşeyin O’nun sevgisiyle var edildiğini dile getirmek için ” baba” dan daha güzel bir tanım olabilir mi ? Yarattığı insanları bugün de seviyor; en mükemmel babadan daha çok seviyor. Bu nedenle Kendini bize yaklaşan ” göksel Baba ” olarak tanıtır. Çünkü İnsanoğlu ile kurmak istediği ilişki çok yönlü bir dostluktur.

    Tanrı’nın özünde Kelam ” ses ve harfler ” biçiminde değil, yaşayan bir düşünce, bir tasarım biçiminde vardır. Kendi özünden çıkan kadim Kelam’a ” oğul ” demek istiyor. Bu başka bir varlık, başka bir tanrı değildir. Hem Tanrı’dan çıkan hem de özünde kalan Kendi Kelam’ıdır ( Tıpkı ilk yorumcular isabetli bir şekilde dedikleri gibi: ” gökten inmiş ve gökte olan “ ;Yuhanna 3:13’e getirilen açıklama ) . Hele bu Kelam’ı Canlı Kitap olarak, yani İsa Mesih olarak gönderdiği zaman O’na ” Oğul ” diyor. Çünkü Kendisinden kaynaklandığı için, O’nu “biricik oğul ” gibi sever ! Bu ” Oğul ” yaşayan vahiydir ve Tanrı’nın özünü açıklar ve bu ” Oğul ” da Tanrı’yla insan arasında başka kimsenin seremeyeceği köprüyü serer.

    Ama Tanrı bir cisim değildir. O ruhtur. Ayrıca yalnız bir kavram değildir, yaşayan ve etkin olan bir ruhtur. Ama herhangibir ruh değil ” Kutsal Ruh”tur. Kutsal ” her şeyden ayrı olan, benzeri olmayan ” anlamına geldiği gibi, özellikle Tanrı’nın , iyiliğin, adaletin ve doğruluğun kendisi olduğunu ifade eder.

    #29499
    Anonim
    Pasif

    ( C. MADRIGAL )

    Tanrı dünyayı yarattı.Kendi Kelamı ve Gücüyle… Ama dünya, Tanrı’nın bir parçası değildir. Tanrı, aşkındır ( doğa ötesi ). Hiçbir şeye muhtaç olmadan kendi kendine yetiyor. Kendisi hakkındaki bilinci tam doyurucu bir doluluktur. Ama bu, yaradılışı ile hiçbir iletişimin olmadığı anlamına gelmez. Kendi Kelamı aracılığıyla, dünyada yarattığı akıllı ve ahlak varlıklara sesleniyor.Ayrıca Tanrı, evren üzerine nüfuz eden kendi Gücüyle ( Ruhuyla ) onu devam ettiriyor. Aynı şekilde seslendiği insanların yüreğine ( ruhuna ) kadar nüfuz etmek istiyor.Onlara ilahi bir yaşam niteliği ve kutsallığını iletmek istiyor; O, içikindir ( doğa içinde etkin ).

    Özetleyecek olursak; Tanrı’nın 3 ezeli özelliği ( Vasfı ):
    – O’nun herşeyin üstünde ( aşkın, müteal ) varlığı.
    – Öz bilinci ( Kelamı, ilmi ).
    – Evrende etkinliği

    Bunlar Tanrı’nın öz, söz ve ruh ya da ‘BABA’, ‘OĞUL’ ve ” KUTSAL RUH ” oluşundan başka bir şey değildir.

    Üçlübirlik Kendini Baba, Oğul ve Kutsal Ruh isimleriyle açıklayan tek Tanrı’nın özüdür.

    Üçlübirlik öğretisi bazı tanrıbilimcilerin veya konsüllerin icadı değildir; bu öğreti Kutsal Kitap’ın ilahi yetkisine dayanmaktadır.

    Tanrı’nın nasıl olduğuna kendi kendimize karar veremeyiz. Tanrı; Kutsal Kitap’ta Kendini nasıl tanımlarsa O’nu öyle kabul etmeliyiz. Dolayısıyla, Tanrı’yı öğrenebilmek içintek güvenilir ve geçerli kaynak Kendi Sözü’dür ! İnsanın getirebileceği itirazlar Tanrı Sözü’nün yetkisini geçersiz kılmaz.

    Kutsal Kitap’ın tümünde ( Tevrat, Zebur ve İncil’de ), Tanrı’nın tek olduğu, eşi-ortağı ya da benzeri olmadığı önemle belirtiliyor:

    “Tanrımız olan Rab tek Rab’dir. “

    Bununla birlikte, yine Kutsal Kitap’ta ggörüyoruz ki, Tanrı, özde BİR ve TEKİL olduğu kadar, ÜÇLÜK belirten 3 isimle tanıtılıyor: BABA, OĞUL ve KUTSAL RUH.

    Tekrarlıyorum, bu isimler cinsiyet olarak, bedensel ilişki bağı olarak veya üç ayrı tanrı olarak anlaşılmamalı. Bu isimler, boyutumuzu fazlasıyla aşan, doğaötesi tanrı’nın Öz, Söz ve Ruh’tan ibaret olduğunu belirtiyor, bize olan yaklaşımlarını anlatıyorlar. Tıpkı akrabalık bağımız olmayan büyüklerimize ” ağabey ” ya da ” amca ” vb. dediğimiz gibi. (C. M. )


    Tanrı tek olup nasıl üç ayrı konumda, üç ayrı olma tarzı olabilir ? Örneğin ben bir tek kişiyim. Ama ailemdeki ilişkilere göre hem baba olarak ( çünkü çocuklarım var ), hem oğul olarak ( Babamın oğlu ), hem de kendime özgü ruhumla varım. Bu sıfatlar üç ayrı ferdi göstermiyor, aynı kişinin üç ayrı konumunu anlatıyor. Bir şahsın diğer şahıslarla ilişkilerini belirten üç sıfattırlar. Tabi ki, baba veya oğul olarak yaşadığım ilişkilerin fiziksel bağı, tanrı’da yoktur. O ruhsal Baba, ruhsal Oğul ve ruhsal ” Ruah’tır ( ruah: ” ruh ” kelimesinin İbranicesi; anlamı: rüzgar, nefes ).

    Tanrı hem bir Baba olarak, hem bir Oğul hem de Kutsal Ruh olarak davranıyor ve kendini de böyle tanıtıyor. Yani, O, sürekli üç ayrı konumda bulunmaktadır.Bunun felsefi tanımlaması, ileriki bölümlerde daha ayrıntılı bir şekilde izah edeceğimiz ‘bir tek özde birbirinin dönüşümü olan üç benlik’ ( bilinç merkezi ) tanımıyla özetlenebilir. Bu üç özellik veya olma tarzı ( Öz, Söz ve Ruh ), Tanrı’nın Zatını oluşturdukları için, kişilik ifade eden Baba, Oğul ve Kutsal Ruh isimleriyle tanımlanır. Bu üç konum bir küpün üç ayrı yönü gibidir. ( C. M. )

    Bir örnekle Tanrı’nın birbirine dönüşen üç kişiliği daha kolay anlaşılır bir şekilde açıklamaya çalışalım: Öz itibariyle TANRI’yı salt enerji sayalım ( örneğin elektrik ) ; bu durumda:

    1. BABA’yı enerjideki güç olarak,
    2. OĞUL’u görülen ışık olarak,
    3. KUTSAL RUH’u ise, yayılan ısı olarak….örnekleyebiliriz.

    TANRI birdir ( Bir tek enerji gibi ). Fakat aynı enerjinin üç dönüşümü olduğu gibi ( güç, ısı, ışık ). Tanrı’da da birbirinin dönüşümü olan üç benlik vardır. Hem güç, hem ışık, hem de ısı aynı enerji değil mi ? Üçüde aynı öze sahip, fakat değişik konumdalar. Tabii; bu sadece bir örnektir. Tanrılıkta da öyle: Üçü ( baba, Oğul ve Kutsal Ruh ) aynı Tanrı; üçü de aynı öze sahip, fakat değişik konumdalar. Baba, Oğul, ve Ruh. Çünkü; üç değişik varlık değiller, üçü de aynı ve tek varlıktır ( Aynı cevherlerdir ! ).

    Enerjiyi ( örneğin: elektrik ) bir şekle benzetebilir miyiz ? Güç olarak elektriği görebilir miyiz ? Ama ona bir dokunursak… çarpılırız ! Tanrı’nın doğaüstülüğü de böyledir. Kutsal Kitap, Tanrı’ya ” Baba ” derken, HER ŞEYİN KAYNAĞI olduğunu dile getiriyor. Aynı zamanda,” Baba ” unvanı, görünmeyen ve yaklaşamayacağımız kutsallık ve sonsuz güç konumundaki Tanrı’dan söz ediyor.

    Işık ise, enerjinin ( elektriğin ) görülen şeklidir, ayrıca görmemizi de sağlıyor. Tanrı; O’nu tanımamızı ve öğrenmemizi istiyor. O’na giden yolu aydınlatıyor. İnsanlara bildirdiği buyruklar ve Kendisi hakkındaki açıklama. O’ndan gelen ışıktır. Ama bu ışık, yine Kendisidir. Güneşin ışığı, güneş değil mi ? Bizi aydınlatan bu “ışık “, genellikle vahiy olarak biliniyor. Vahiy, Tanrı’nın düşüncesinin sözlü ifadesidir. Vahiy; Ezeli Kelam olarak Tanrı’nın özündendir. tanrı’nın özü, Kendisinden başkası değildir. Bu Söz, kelimelerden öte yaşayan ve bilinçli olan bir vahiydir. yaşayan bu Söz’e, ” Oğul ” unvanı verilirken, anlamı ” görünmeyen Tanrı’nın özünden gelen” dir. ” Tanrı Oğlu ” kavramının İsa’nın fiziksel doğumuyla hiçbir ilgisi yoktur.

    Enerjiden yayılan ısı dalgaları yaşam sağlıyor. Yaklaştıkça bu sıcaklığı hissedebiliriz. Çünkü, Tanrı yaklaşırsak çarpılacağımız bir Tanrı olarak uzaklarda kalmak istemedi. Nefsinden ötürü güçsüz olan insanı güçlendirmek istiyor. Işık ( Tanrısal Söz ) etrafımızda yol gösteriyor. Isı ( Kutsal Ruh ) ise, içimizde iliklerimize kadar nüfuz ediyor. Aynı şekilde Tanrı; içimizde, ruhumuzda işlemek istiyor. tanrı’nın ruhumuzla temas kurmasını gerçekleştiren Kutsal Ruh’tur. ” Güneşte bronzlaştım ” diyoruz. Ama bronzlaştıran güneş ışınlarıdır. Aslında ikisi de aynı şeydir. Tanrı ve Ruhu da aynı Tanrı’dır.

    #29640
    Anonim
    Pasif

    26 Tanrı, “İnsanı kendi suretimizde, kendimize benzer yaratalım” dedi, “Denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, evcil hayvanlara, sürüngenlere, yeryüzünün tümüne egemen olsun.”

    Bu ayette
    Tanrı insanları kendi benzeyişimizde yatatalım diyor.
    benzeyişimizde
    evet
    çogul bir kelime
    İnsanları kendime benzer yaratayım dememiştir.
    Baba, Ogul ve Kutsal Ruh = TANRI
    1x1x1 =1 dir.
    ve
    Kendimize benzer yaratalım demiştir.
    Yine yaratalım ifadesi vardır ve çogul bir kelimedir.
    Yaratayım dememiştir.

    Peki bizler tanrının benzerligindemiyiz ?
    bizler
    beden, can ve ruh = İNSAN
    1x1x1=1
    Bizler beden can ve ruh bütünlügüyle nasıl İNSAN özelliklerini taşıyorsak
    Tanrı da Baba, Ogul ve kutsal ruh bütünlüğüyle TANRI bütünlügünü taşımaktadır.
    Bizler nasıl bu üçlükle bir isek
    Tanrı da Baba Ogul ve Kutsal Ruh la BİR dir. Tektir. TEK TANRIDIR.
    RAB TÜM KARDEŞLERİMİ BEREKETLESİN
    AMİN

    #29765
    Anonim
    Pasif

    Şartlandığımız bazı düşünceler nedeniyle; özellikle ” Oğul ” kavramını anlamakta çok zorlanıyoruz. Tanrı’nın söyledikleri ” ses” ya da harfler ” biçimini almadan; önce usunda bir tasarının biçiminde vardır. Bu tasarımı; söze döker ve Tanrı’nın Sözü ortaya çıkar.Ama; bu söz Tanrı’dan çıksa da Tanrı’dan ayrı bir şey değildir:

    ” Başlangıçta Söz vardı. Söz Tanrı’yla birlikteydi ve Söz Tantı’ydı. ” ( Yu. 1:1 )

    Bu ayette; “Tanrı’nın Sözü” , ” Kelam ” ya da ” Kalam-u ilah ” olarak çevirildiğinde esas sözcük ” Logos ” tur. Özd. de bu; Logos Tanrı’nın hikmeti olarak geçiyor:

    ” Rab, başlangıçta, kadim işlerinden evvel bana sahipti. Dünya var olmadan evvel, başlangıçta, ezelden beri beni teşkil etti. Enginler, sular yokken ben doğmuştum… ( Tanrı, dünyayı yarattığı zaman ) ben yapıcı olarak O’nun yanındaydım ( … ) ve sevincim insanoğulları içindi…” ( Özd. 8:22-31 ).

    ” Tanrı’nın Sözü diri ve etkilidir, iki ağızlı bir kılıçtan keskindir. Canla ruhu, ilikle eklemleri birbirinden ayıracak kadar derinlere işler; yüreğin düşüncelerini ve amaçlarını yargılar. O’nun ( yani Tanrısal Söz’ün ) görmediği yaratık yoktur. Kendisine hesap vereceğimizin ( yaşayan Söz ) gözleri önünde her şey çıplak ve açıktır. ” ( İbr. 2:12, 13 )


    – “Başlangıçta Söz ( Logos ) zaten vardı. “Bu Söz, sonradan yaratılmadı ve de ezelden beri vardır: ” Kadim işlerinden evvel” , ” ezelden beri ” ifadeleri, açıktır.


    – ” Söz Tanrı’yla birlikteydi ” Tanrısal Logos veya hikmet ; Tanrı’nın içinde özerklik kazanıyor. Öyle ki; ” Tanrı’yla birlikteydi.” , ” O’nun yanındaydım ” denebiliyor.


    -Ayrıca bu Söz, kendi kendini anlatacak, sevinecek, yaratılışın mimarı olacak kadar diri ve bilinçli bir Söz’dür. Nihayet kendiliğinden yaşıyor, görünüyor ve hesap soruyor. Yani; bu söz, söylenen “sesler ve harflerin ” çok ötesinde bir şeydir.


    – ” Söz Tanrı’ydı “: Kendiliğinden bilinç kazanan bu Söz; tanrı’nın düşüncesinde oluşup, O’nun ırası ve öz kimliğinin tanımıdır. Tanrı’nın doluluğuna sahiptir. Tanrı’yı eksiksizce açıklayan ” Tanrı, Vahiy”dir. Hem Tanrı’yı açıklıyor, hem Tanrı’nın içinde bulunan Kendisidir.


    – Yu. 1:1’deki Söz’ün, ayet 14’te dünyaya İsa mesih olarak gelen Söz olduğunu öğreniyoruz.

    – Aynı zamanda Tanrı’nın özünde oluştuğu için, Söz hakkında da bir mecaz olarak ” doğmuştu ” denir. Bu nedenle Yu. 1:18, bu gerçeklerin özetini şöyle veriyor:
    ” Tanrı’yı hiçbir zaman hiç kimse görmemiştir. O’nu, Baba’nın bağrında ( özünde ) bulunan ve kendisi tanrı olan biricik Oğul(Logos ) tanıttı. ”

    Dolayısıyla ” Oğul ” bedensel bir oğlu değildir. Tanrı’nın bağrında bulunan ” Logos ” tur yani Kelam. Ayrıca Tanrı’nın özünden akıp bize ulaşan canlı Kelam’dır.


    Oğul” u ( Tanrısal Söz’ü ), insan olarak gelen İsa Mesih’le karıştırmamız gerek. İsa’nın içindeki Tanrısal Söz ile bedenini bir tutamayız. Işık ile ampulü bir tutamadığımız gibi. Yani ” Oğul ” ( Kelam ) ezeli – ebedidir. ” Doğumu ” bedensel değil, Tanrı’nın özünde manevi bir doğumdur. İsa Mesih ise, belli bir tarihte bedensel olarak doğdu. Yoktu, meydana geldi. İsa’nın doğumu fizikseldir. Öyleyse Oğul ile İsa arasındaki bağlantı nedir ?

    Babm beni tlf. ile arıyorsa, duyduğum ses babam değüil midir ? Bu ses, telefon aracılığıyla geliyor. Ama ben telefonu babamla karıştırmam. Mesih’te bize gelen Söz Tanrı’dır, ama Mesih’in bedenini aşkın Tanrı’yla karıştırmayız.

    Tanrı kendini tanıtmak istedi. Bunu, anlaşılan, duyulan ve de görülen bir şekilde yapmak istedi. Bu amaçla tanrısal Söz’ü fiziksel, fakat günahsız bir kılıfa yükledi ( ampulde telin yanmadan parlaması için, hava boşluğu yaratıldığı gibi. ). Tanrı Mesih’te insana büründü; ama kutsal bir insana. Aşkın tanrı dünyayla direkt temas kurarak ” kirlenmedi “. Kili yoğururken eldiven giyer gibi, tanrı dünya çamurundayken temiz bir beden giydi.

    Şimdi İncil, yani gökten indirilen İncil, bir kitap değil İsa’nın içindeki ” Oğul” un ( Tanrısal Söz’ün ) ta kendisidir ( Yu. 1:1,14 ; 3:31 ). En büyük vahiy, kitaba yazılan değil, bir insan olarak gelen, yani İsa’nın içinde yaşayan Vahiy’dir. ( MADRIGAL )


    Tanrı nasıl ki Sözü’nü ( ” nefsi kelam” ı) :k-kitap:, ses ve harfler biçimini vererek bir kaitaba ( Kutsal Kitap’a ) yüklediyse, aynı şekilde sözünü, kişilik ve beden biçimini vererek bir insana yükledi.

    Kutsal Kitap, Tanrısal bir niteliğe sahip olduğu gibi, Yaşayan Kitap da ( İsa ), Tanrısal niteliğe sahiptir. Bu Tanrı’ya eş koşmak değildir !

    İsa mesih, alıştığımız tabirle, Ruhulkudüs sayesinde Meryem’in rahminde, bir bedene bürünen ” O’ndan bir kelamdır “.Tanrı’dan gelen canlı bir kelime, Kendisinden başka kim olabilir ? Telefonda duyduğum babamın sesi, babamdan başka kim olabilir ? Artık biliyoruz: bu Söz’e ” Oğul ” denmesi, fiziksel bir anlam taşımıyor. Söz’ün Tanrı’dan cereyan ettiğini gösteriyor.

    İsa’nın Tanrı Oğlu olmasının, dünyasal doğumu ile hiçbir ilgisi yoktur. İnsan olarak doğmadan, İsa’da yerleşen ruhsal şahsiyet ( Tanrısal Söz ) zaten Tanrı Oğlu’ydu. Tanrı’nın yaşayan Vahyi’ydi. Dünyada bir insan olarak doğması şart değildi. Doğmamış olsaydı yine Oğul olacaktı ( yani Söz ), çünkü yine Tanrı’nın bağrında vardı. İnsan Tabiatına büründükten sonra, ayrıca İnsanoğlu, Mesih ve Kurtarıcı olabildi. İsa Mesih doğum itibariyle bir insandır, fakat ezelden beri yaşayan Söz olması nedeniyle Tanrı’dır. Bedeni insan bedenidir, ama Ruhu Tanrı’nın Ruhu ve Sözü’dür. ( MADRIGAL )



    Üçlübirliğin Tanımı

    İlahiyat dilinde ” Teslis ” ya da ” Kutsal Üçlem ” olarak da bilinen Üçlübirliğin tanımı şöyle:
    Tanrı birdir, Vücudu ( öz yapısı ) daima – ezelden ebede – bir ve aynı bölünmez varlıktır: TEVHİT. Fakat Zatı ( kişiliği ) Baba, Oğul ve Kutsal Ruh – yani bilinçli Öz, Söz ve Kutsallık – olarak zuhur etmektedir: TESLİS. Dolayısıyla Üçlübirliği ” Tevhit’te Teslis ” olarak tanımlayabiliriz.

    Yani TEK TANRI, ÜÇ KONUMDA var olmaktadır. Bir tek cevherde, üç benlik hali mevcuttur ( Felsefe dilinde, üç ” bilinç merkezi ” ).

    Bu üç benlik, Kutsal Kitap’ta bir mecaz mahiyetinde olan BABA, OĞUL ve KUTSAL RUH isimleriyle tanımlanır.

    Üçlübirlik: Kendini Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’ta açıklayan tek Tanrı’dır.


    Kutsal Kitap’ın Açık Beyanı

    Teslisin doktrinsel kaynağı Tanrı sözü olan Tevrat, Zebur ve İncil’dir. Konuyla ilgili bazı ayetleri göstererek bu gizemin nasıl vahiy edildiğini görelim.

    Kutsal Kitap, yaşayan bir Tanrı tanıtıyor. Sayfalarında, ” Üçlübirlik ” ile ilgili olarak, laboratuar incelemesi türünden bir tanımlama bulamayız. ” Üçlübirlik ” kelimesi bile Kutsal Kitap’ta geçmiyor. Bununla birlikte Tanrı’ya değinen her ayette bu gerçek mevcuttur.

    Kutsal Kitap’ın bir gerçeğini tanımlamak için, konuyla ilgili bütün ayetler incelemeye alınmalı. Bazı ayetlerin anlamı çok açıktır, bazıları ise yorum gerektirir ( yani birden fazla anlama gelebilen ayetler ). Bir öğreti, anlamı açık olan ayetleriyle belirlenir. Ondan sonra öğretinin tanımlamasında her ayet yerini bulabilmeli. Bu, her bir parçası yerini bulması gereken bir ” yapboz” a benzer.

    Örneğin ” Rab bütün ilahlardan büyüktür.” ( Çıkış 18:11 ). Bu ifade tek başına ele alınırsa, Tanrı’nın birçok ilahlar arasında en güçlüsü olduğu izlenimini verebilir. Ama, diğer ilahlar ( putlar ) gerçek ilahlar mıdır, yoksa insanın hayal ürünü müdür , yoksa ne… ? Yalnız bu ayete bakarak cevap pek belli değil. Ne var ki, bu sorunun cevabı keyfimize kalmıyor. Anlamı şüpheye yer bırakmayan beyanlar karar veriyor: “… yukarıda göklerde ve aşağıda yerde Rab, o Tanrı’dır; başka yoktur ” ( Yasanın Tekrarı 4:39 ); ” … benden önce Tanrı olmadı ve benden sonra olmayacak “, “… çünküTanrı benim ve başkası yoktur; ben Tanrı’yım ve benim gibisi yoktur ” ( Yeşaya 43:10; 46:9; vb. )


    Tanrı’nın özünü açıklayan Kutsal Kitap’taki verileri topladığımızda, açık beyanlara dayanarak her bir ayetin, tanımlamada yer bulduğu ve Tanrısal özüyle ilgili gerçeğin tasvir edildiği ana ifadeler şöyle derlenebilir:
    A ) Tanrı, özünde tektir.
    B ) Tanrı’da üçlük vardır.
    C ) Tanrı ” göksel Baba ” dır.
    D ) ” Oğul ” aynı Tanrı’dır.
    E ) ” Kutsal Ruh ” aynı Tanrı’dır.
    F ) ” Üçü ” bütün Tanrısal niteliklere sahiptir.
    G ) Üç benlik birbiriyle karışmıyor.

    Sonuç : Tanrı, öz itibariyle tektir, kişilik itibariyle üçlüdür yani ” Üçlübirlikli ” dir. ( C. M. )



    Tanrı’nın Tekliği

    Tanrı’nın tekliği ile ilgili bazı ayetler:

    – Tanrımız olan Rab tek Rab’dir. ( Yasanın Tekrarı 6:4 )
    – Benden önce Tanrı olmadı ve benden sonra olmayacaktır. İlk ve son benim ; benden başka Tanrı yoktur. Rab benim, başkası yoktur; benden başka Tanrı yoktur. ( Yeşaya 43:10; 44:6; 45:5 )
    – Tanrımız olan Rab tek Rab’dir. ( Markos 12:29 )
    – Tanrı tektir. ( Romalılar 3:19 )
    – Çünkü tek bie Tanrı vardır.. ( 1. Timoteos 2:5 )
    – Tanrı’nın bir olduğuna inanıyorsun, iyi ediyorsun. ( Yakup 2:19 )

    Tanrı’nın Üçlüğü

    Tanrı’yla ilgili üçlük belirten ayetler:

    -Başlangıçta Tanrı… yarattı; Tanrı’nın Ruhu suların üzerinde hareket ediyordu…. ve Tanrı olsun dedi… ve oldu ( Yaratılış 1:1-3; Mezmur 33:6 )
    – Tanrı dedi: insanı suretimizde, benzeyişimize göre yapalım ( Yaratılış 1:26 )
    – Rab’bi yüce ve yüksek bir taht üzerinde oturmakta gördüm… etrafındaki – seraflar… şöyle diyordu: Orduların Rab’bi kuddustur, kuddestir, kuddestir ( Vahiy 4:8’de aynı şey Kuzu ( = Oğul ) ile ilgili olarak söylenir; bütün dünya onun izzeti ile dolu ( Yu. 12:40-41’de bu görümdeki İzzet Oğul’a atfedilir ve Elç. İş. 28:25-27’de Yeşaya’nın bu bölümünde konuşan Rab, Kutsal Ruh’tur). Rab’bin sesini işittim:… İşittikçe işittin, fakat anlamayın… ( Yeşaya 6:1-10 ).

    Söz, Mesih’ti; O, Hak’tı.
    Lütuf, İsa Mesih’i sevenlere ölümsüz sevgiyle !
    Dünyayı kazansan neye yarar ?


    Tanrı’yla ilgili üçlük belirten ayetler:

    – Rab Yehova ve onun Ruhu beni gönderdi. Rab Yehova’nın Ruh’u üzerimdedir… ( Yeşaya 48:16 )

    – Rab Yehova”yı… anayım;… Kurtarıcı oldu, bütün onların sıkıntısında O sıkıldı ve çehresindeki melek ( = gönderilen ) onları kurtardı;… fakat Kutsal Ruh’unu incittiler… ( Yeşaya 63:7-10 )

    – Onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un – üçü kapsayan tek – adıyla vaftiz edin. ( Matta 28:19 )

    – Kutsal Ruh senin üzerine gelecek, en yüce Olan’ın gücü senin üstüne gölge salacak. Bunun için doğacak olana kutsal, Tanrı Oğlu denecek. ( Luka 1:35 )

    – İsa dua ederken gök açıldı ve Kutsal Ruh… O’nun üzerine indi. Gökten bir ses de, ” Sen benim sevgili Oğlum’sun dadi. ” ( Luka 3:21, 22 )

    – … kim beni insanlar önünde inkar ederse, Tanrı’nın melekleri önünde inkar edilecek… Kutsal Ruh’a küfreden bağışlanmayacaktır. ( Luka 12:9, 10 )

    – Gerçeğin Ruhunu verecek, ….. o aranızdadır – İsa olarak – ve içinizde olacaktır…. geri döneceğim. O gün anlayacaksınız ki, ben Baba’dayım, siz bendesiniz, ben de sizdeyim, ….. Biz de – Baba ve Oğul – ona gelir, onunla birlikte yaşarız ( Yuhanna 14:16-24 ); burada açıkca görülüyor ki, inanlıların kalbine gönderilen Yardımcı, ön planda Kutsal Ruh olmakla birlikte, Oğul’un ve Baba’nın kendileridir de.

    – Kutsal Ruh’a yalan söyleyip… Tanrı’ya yalan söylemiş oldun. Rab’bin Ruhunu sınamak için nasıl oldu da söz birliği ettiniz ? ( Elçilerin İşleri 5:3-4, 9 )

    Biz inanlılar, Tanrı’nın merhametiyiz.
    Ayak izimiz, Mesih’tir ve yolumuzdur.
    İnsan canına karşılık ne verebilir ?
    isasiyahbeyaz Dünyayı kazansan neye yarar ?
    Tanrı’nın kendi Zatı, yani kişiliğinin özü veya kendi karakteri var. tanrı’nın karakteri, önce kendi düşüncesinde, sonra da sözlerinde yansıyor:
    – Sözler düşüncede oluşuyor. Diyebiliriz ki, sözler, düşüncede doğuyor, düşüncenin “sonucu” veya ” oğlu” dur.
    – Bu açıdan düşünce de, sözleri meydana getiren ” kaynak ” olarak sözlerin ” babası ” olur.

    Düşünce ve sözler yerine ” baba ” ve ” oğul ” sözcükleri geçebilir. ” Baba ” Tanrı’nın özü, “Oğul ” ise, Tanrı’nın özünde oluşan Söz anlamına gelir.
    – Buna göre, ” Kutsal Ruh ” Tanrı’nın etkinliğidir.
    Tıpkı bir su pınarında kaynak, su ve akıntı olduğu gibi…

    Dolayısıyla Tanrı’nın
    1. özündeki düşünceye,
    2. bu düşüncenin ifadesine ve
    3. bu ikisinin etkinliğine ( icra ) bir mecaz olarak
    1. ” baba “
    2. ” Oğul ” ve
    3. ” Kutsal Ruh ” denebilir.
    Tıpkı insan düşünceleri, ifadeleri ve hareketleriyle var olduğu gibi. Düşünceleri içinde gizli kalıyor; kendi bilincinin özüdür. Biz ve düşüncelerimiz aynı şey değil mi ?İnsanın ifadeleri ondan çıkıyor; onları geri alamaz. Kişi ve ifadeleri hem birbirinden ayrılıyor, hem de birbirinden farklı şeyler değildir.

    #29901
    Anonim
    Pasif

    Zamanında üçlü birliği anlamam konusunda bana oldukça yardımcı olmuş bir resim vardı.Ben de elimden geldiğince bunu photoshopta çizmeye çalıştım.

    70209770tf2.jpg

    #29904
    Anonim
    Pasif

    Butun kardeslerime ornekleri icin tesekkurler! Herseye Gucu Yeten Rab Tanri sizinle olsun.
    İzin verirseniz bir ornekte ben vermek isterim! Aslinda hepimizin bildigi seylerden birisi, uclubirlige guzel bir ornek, yumurta ornegi.
    Yumurta neyden olusur
    -Sarisi
    -Aki
    -Kabugu

    Bunlardan sadece sarisina akina veya kabuguna yumurta diyemeyiz! Bunlarin ucu bir yumurtayi tamamlar.

    Elimden geldigince bu kucuk captaki ornegi paylasmak istedim.

    Esenlik Sizlere olsun!

    #29995
    Anonim
    Pasif

    Tanrı’nın Özü, Sözü ve Etkinliği (Carlos Madrigal)

    Tanrı’nın kendi Zatı, yani kişiliğinin özü veya kendi karakteri var. tanrı’nın karakteri, önce kendi düşüncesinde, sonra da sözlerinde yansıyor:
    – Sözler düşüncede oluşuyor. Diyebiliriz ki, sözler, düşüncede doğuyor, düşüncenin “sonucu” veya ” oğlu” dur.
    – Bu açıdan düşünce de, sözleri meydana getiren ” kaynak ” olarak sözlerin ” babası ” olur.

    Düşünce ve sözler yerine ‘baba’ ve ‘oğul ‘sözcükleri geçebilir. ‘Baba’ Tanrı’nın özü, ‘Oğul’ ise, Tanrı’nın özünde oluşan Söz anlamına gelir.
    – Buna göre, “Kutsal Ruh” Tanrı’nın etkinliğidir.
    Tıpkı bir su pınarında kaynak, su ve akıntı olduğu gibi…

    Dolayısıyla Tanrı’nın
    1. özündeki düşünceye,
    2. bu düşüncenin ifadesine ve
    3. bu ikisinin etkinliğine ( icra ) bir mecaz olarak
    1. “baba “
    2. “Oğul ” ve
    3. “Kutsal Ruh ” denebilir.
    Tıpkı insan düşünceleri, ifadeleri ve hareketleriyle var olduğu gibi. Düşünceleri içinde gizli kalıyor; kendi bilincinin özüdür. Biz ve düşüncelerimiz aynı şey değil mi ?İnsanın ifadeleri ondan çıkıyor; onları geri alamaz. Kişi ve ifadeleri hem birbirinden ayrılıyor, hem de birbirinden farklı şeyler değildir.

    #30053
    Anonim
    Pasif

    Örneğin, Murat’ın söylediği sözler kırıcı ise, neden Murat’a kızıyoruz ? Çünkü Murat’ın sözleri kendi ifadesi olarak kendisinden farklı değildir. Aynı şekilde kişinin hareketleri çevresini etkiliyor… Bu hareketler kendisine ait, yine kendi özü oluyor. Murat, bana bir tokat atarsa; Mustafa’yı suçlamam… Murat’ı sorumlu tutarım. Bu şakilde, kişinin düşünceleri, sözleri ve hareketleri ” kendisi ” oluyor; kendi özüyle aynıdır. Kişinin nasıl biri olduğu, bu şekilde anlaşılıyor. Özellikle Tanrı’yı ( ki, O’nun bir bedenselliği yoktur. ), yalnız sözlerinden ve yarattığı işlerden öğrenebiliriz.

    Tanrı’nın Özü, Sözü ve Ruhu da Kendisi’yle aynıdır. Ne var ki; Baba, Oğul ve Kutsal Ruh, basit bir düşünce, söz ve etkinlik değildir. Üçlübirliği; tanrı’ya ait düşünce, ifade ve icra olarak örneklendirdiğimizde, her birimin kendiliğinden bütün Tanrılığa sahip olduğunu düşünmeliyiz ! Yani; yaşayan ve Tanrı olan bir ” düşünce “, yaşayan ve Tanrı olan bir “ifade “, yaşayan ve Tanrı olan bir ” icra ” söz konusudur.

    Tanrısal Söz ( Oğul ), ezelden beri Tanrı’nın düşüncesinden ( Baba’dan ) ” doğmakta “, yani cereyan etmektedir. Bu, fiziksel bir doğum değildir. Tabii ki, fiziksel anlamda Tanrı doğurmamıştır ve de doğrulmamıştır. Ama Tanrı’nın özünde oluşan Söz ( Kelam ), mecazi anlamda bağrında doğmuştur; ama yaratılmamıştır. Çünkü zamansızlıkta – ezelliyette – oluştu. Zaman olmadığı yerde ” önce ” ve ” sonra ” da yoktur. Bundan dolayı; ” ilk ” oluşum diye bir şey yoktur. Söz, Tanrı kadar ezelidir ve de yaratılmamıştır.

    #30812
    Anonim
    Pasif

    Tanrılıkta Benlik Ne Demektir ?

    İznik konseyinde ( İ.S. 325’te ) Oğul’un ” Homeosis to Patri ” olduğu ifade edildi. Yani ” Baba ile aynı öze paydaş “. Latin dillerinde ” person ” un kazandığı anlamla, Türkçede en uygun ifade ” benlik” tir.

    Benlik, düşünceye, iradeye ve duygulara sahip olan bir varlığın bilinçli olgusudur. Normalde türkçeye ” kişi ” olarak çevrilen ” person” u ” insan ” kavramı ile karıştırmamak için ; ” kişi ” yerine “benlik ” sözcüğünü tercih etmeliyiz. Tek Tanrı’nın tanımı olan ” Ben Ben’im ” ifadesinde görüldüğü gibi ” benlik ” , Tanrı’nın ” bilinçli özü ” nü tanımlıyor. ” Benlik ” anlamdaşlarına bakacak olursak, anlamı: kişilik, kimlik, karakter ( ıra ), bilinç, şahsi yer ve ferdiyettir.

    Tanrı’dan üç benlik olarak söz ederken…
    3 fert ya da kişiden değil…
    3 şahıs ya da kişilikten … söz ediyoruz.
    Çünkü fert ya da birey, kişinin bir olma halidir. Üç ayrı birey, üç varlık anlamına gelirdi. Halbuki tek varlıkta, üç benlik söz konusudur. Şahıs ya da kişilik varlığın bilincidir; ama varlığın cevheri değildir. Dolayısıyla ” benlik ” , varlık veya birey anlamına gelmemekte; bilinç merkezi demektir.

    Benlik, kendimden ” ben ” diye söz etmemi sağlayan kişiliğimdir. Yani benlik, ” ben “, ” sen ” veya ” o ” olarak söz ettiğimiz bilinç merkezleridir. Tanrı’da bir ” Ben “, bir ” Sen ” ve bir ” O ” vardır. Ama; üç Tanrı yoktur. ” Sen geliyorum ” diyemediğim gibi , Tanrı’da da benlikler karışmıyor. Ancak benlikler, ayrı bireyler de değildir!

    3 benlikli Tanrı, üç bireyden oluşmaz; bir nevi 3 üyeli kurul anlamına gelmez.Bir arada, bir oyuncu ( bir varlık ) ve üç karakter ( üç benlik ) vardır.Tabi ki; Tanrı, oyun oynamıyor. Tanrı’nın boyutunda; hız, mekan, zaman vb. kısıtlamalar yoktur.O, her daim her yerdedir. Her anda da Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’tur.

    hac5 tanri sevgidir isamesihyasiyor hamdolsun3

    #30919
    Anonim
    Pasif

    İnkarnasyon
    (Carlos Madrıgal)

    “O, bedende izhar olundu’ (1. Timeteos 3:16).

    “İnkarnasyon” kelimesi doğum yoluyla “bedenleşme” demektir. ( Aynı kökten gelen ” re- enkernasyon ” ise , yine doğum yoluyla ” tekrardan bedenleşme ” demektir ). İkisinde de var olan ruhsal bir varlığın bir bedene girmesi dile getirilir. Ancak ” inkarnasyon” da, ilk ve son olan bir beden söz konusudur; ” reenkarnasyon ” daha önce bedensel bir yaşamı olmuş olan bir ruhun, ikinci, üçüncü vs. bir bedene girme iddiasıdır ( Kutsal Kitap böyle bir iddiayı kabul etmiyor: bkz. İbraniler 9:27 ).

    Yuhanna 1:14’te ” Söz insan ( Grekçe: beden ) olup aramızda yaşadı ” ifadesi, Kelam’ın bedenleşmesini, yani inkarnasyonunu dile getiriyor.

    Mesih inancının ve inanlının yaşam özü Mesih olduğu için, O’nu doğru şekilde algılamanın önemi, hiç bir zaman yeterince vurgulanamaz. Sağladığı kurtuluşu ve şu anda üstlendiği aracılığı benimseyebilmek buna bağlıdır. İsa’yı bir peygamber olarak kabul etmek yetmez. O’nu özde olduğu şey olarak kabul etmeliyiz. Bununla birlikte, Tanrısal Söz’ün beden alması ( inkarnasyon ) , Tanrı’nın yüceliğini azaltmaz. Çünkü Mesih’in insanlığı, Tanrı Oğlu’nun benliğine bağımlıdır, fakat Tanrılığın öz cevherine kesinlikle ortak değildir. Yani İsa’da Tanrı, yaratılışın ” çamuruyla ” lekelenmez. Tıpkı kili yoğuran eldivenli elin kirlenmediği gibi.

    Ta Tevrat’tan beri, ilk olarak Tekvin 3:15’te, kadının soyundan doğacak birinin ( bkz. Gal. 4:4 ) şeytanı alt edeceği bildirilmişti. Tekvin 12:3’te, doğacak olanın bu kez İbrahim’in soyundan geleceği bildirilirken , bu soy daha da elirlenir ( bkz. Gal. 3:3,16 ). Tekvin 49:10’da, ” SİLOH gelene kadar egemenlik asası ve hükümdar, Yahuda’dan alınmayacak ” diye ön bildirir.

    Zebur’da, Mesih’le ilgili olan Mezmur 2,22,45 ve 110’u okuyabilirsiniz. Bu mezmurlarda gelecek olan Mesih’ten, ” Tanrı Oğlu”, ” Tanrı” ve ” Rab ” olarak söz edilir.

    #30949
    Anonim
    Pasif

    İznik konseyinde ( İ.S. 325’te ) Oğul’un ” Homeosis to Patri ” olduğu ifade edildi. Yani ” Baba ile aynı öze paydaş “. Latin dillerinde ” person ” un kazandığı anlamla, Türkçede en uygun ifade ” benlik” tir.

    peki sayın çölgeçen arada geçen 3 asır insanlar neye inanıyordu?o zamana kadar inançta birlik diye bişey sözkonusmuydu?aziz aryusun fikirleri çok başkaydı.aryusun fikirlerine cevabınız nedir?çünkü biliyorsunuzki aryus isanın kul olduğunu ve tanrı ile ayne öze sahip olmadığını ileri sürüyordu.bu konudaki cevaplarınızı merak ediyorum.

    #29381
    Anonim
    Pasif

    Sayın canan, aziz aryusun’un fikirlerine yanıtımı istiyorsunuz. Teşekkür ederim.Bu konuda polemiğe girmek istemiyorum. “Mucizeler üzerine konuşmalara ” bölümüne ” Azizler ve mucizeler ” diye bir alıntı yazdım. Eğer oradaki yazıyı okursanız neden size bir yanıt yazmadığımı da anlayacağınızı umuyorum( Tabi ki, şu anda yine bir yanıt yazmış oldum. ). Zira sizin yazılarınız bir açılım yapmaktan çok ( forumdaki çeşitli yazılarınıza bakılırsa ) Kutsal Kitap’a hakim olmayan ya da henüz öğrenme çağında olan insanlarda çelişkiler yaratıyor.Size bir de şöyle yaşanan fıkra gibi olguyla yanıt vereyim ve de uzatmak istemiyorum:

    Türkiye’nin ünlü bir psikiyatrisi ……. ( Adını şu anda anımsayamadım. Ama bu fıkrayı 30.09.2008, salı günü Yeni Asır gazetesinde okudum. ) delilerin ne yaptığını merak ediyor. Yanlarına yaklaşıyor. Hepsinin bir delikten baktıklarını görüyor. Kısacası kendisi de delikten bakıyor ve de onlara bir şey göremediğini ifade ediyor. Onlarda ünlü psikiyatrise şöyle yanıt veriyor: ” Bizler birçok kere baktık bir şey göremedik. Ama görmek için bakmaya devam ediyoruz. Sen bir defa öyle bakmakla neyi görebileceğini sanıyorsun? “

    Burada kimseyi bir şeyle özdeşleştirmiyorum. Şunu demek istiyorum: Bakış açısı yani imanın özü önemli ! İsa Mesih mi – gerçek olanla beraber – yoksa aziz denilen kişilerin ifadeleri mi önemli ?

    Rab, yüreğinizde olsun.
    Lütuf, İsa Mesih’i sevenlere ölümsüz sevgiyle ! hisusa

    #31128
    Anonim
    Pasif

    Peygamberlerin Yazıları’ndaMesih, Yeşaya 7:14’te ” İmmanuel ” ismiyle tanıtılıyor; anlamı: ” Tanrı bizimle birlikte “. 9:6 ve 11:1-5’te, Mesih olarak ünvanı ve Kutsal Ruh’un doluluğu beyan edilir. Bölüm 53, acılarını, ölümünü ve dirilişini, 61:1-3 ise, ” Kurtuluş ” veya ” Tam Özgürlük ” müjdesini ( İncil ) açıklıyor. Yeremya 23:5-6, 33:14-17’de gelecekte adalet sağlayan Mesih’ten söz ediliyor… Daniel 7:13 ondan ” İnsanoğlu ” olarak söz ederken, 9:24-27, Mesih’in öldürüleceği tam tarihi veriyor. Haggay 2:7 ” Tüm ulusların özlediği kişi ” gelince, tapınağın Tanrı görkemiyle dolacağını söyler.Zekarya’ya, Kurtarıcının bir sıpa üzerinde geleceği sırrı açıklanır ( Mat. 21:5; Yu. 12:15 ).Son olarak Malaki, Mesih’in öncüsü olarak gelecek olan ( yani vaftizci Yahya’dan ) söz eder ( Mal. 3:1 ). Milattan önce gelen Kutsal Yazılar’da İsa Mesih ile ilgili olarak, kendi yaşamında yerini bulan yukarıdaki peygamberlik sözleri gibi 300’e yakın ön-bildiri bulunur.

    Bu nedenle inkarnasyon öğretisi, herhangibir öğretiden öte Tanrı’nın ezelden beri ve tarih boyunca özenle hazırladığı dünyaya Kelamı’nın ve Ruh’unun ( yani Mesih’in ) bedende gelişidir. Başka bir deyişle, gelen peygamberler ve gönderilen kitaplar, Mesih’in gelişini hazırlayan araçlardı. Mesih de Tanrı’nın planının doruğudur. Yani bütün peygamberler ve semavi kitaplar Mesih’e araçtır. Mesih ise Tanrısal amaçtır ! Neden ? Çünkü sevgi olan Tanrı, Kendisine karşı isyan etmiş olan biz insanları kurtarma girişiminde bulunmak istedi.

    isasiyahbeyazDünyayı kazansan neye yarar ?
    Ayak izimiz, Mesih’tir ve yolumuzdur.
    Mesih, bizim ışık kaynağımızdır.

    #31274
    Anonim
    Pasif

    hac5 Çarmıhtaki kefaretin değeri, bütün insanların sonsuz bir cehennemden kurtuluşu, gelecek olan Mesih’in benlik birliğini ve tabiat ikiliğini ( Tanrı ve insan doğasını paylaşmasını ) gerektiriyor. Yalnız bizim gibi insan olan birisi temsilcimiz olabilir ve yerimizi alabilirdi. Yalnız bu varlık, benlik itibarıyla aynı anda Tanrı olduğu takdirde, ölümünün değeri sonsuz olup bütün insanları kapsayabilirdi ( Yu. 12:27; Elç. İş. 3:18; Ef. 2:16-18 ; İbr. 2:11-18; 4:15 ; 7:26, 28; 9:22; 1. Pe. 1:19; 1. Yu. 2:2 ).

    Müjde’yi açar açmaz ilk rastladığımız şey, Mesih’in soy ağacıdır ( Mat. 1:1-17 ). Luka’daki soy kütüğü, ta Adem’e kadar bağlanır. BUnunla Mesih Müjde’sinin ( İncil ) tarihsel kökleri ve eski yazılardaki ön bildirilerin yerine geldiği vurgulanıyor.

    Aynı şekilde geleceğine dair haber verilen doğaüstü Mesih’in bir insan olduğu da gösteriliyor. Nitekim Tanrı Oğlu İsa, bir tek benlik olarak iki yapıyı paylaşıyor:Tanrısal ve insansal. Kutsal Kitap, bu gerçeği yorumlarken bazı insanların düştükleri yalnışlıklara rağmen, bu gerçeğin dengesini ortaya koymaktadır. Bu konuda, en önemli ayet,Flp. 2:6-8′ dir:

    Mesih Tanrı özüne sahip olduğu halde, Tanrı’ya eşitliği sımsıkı sarılacak bir hak saymadı. Ama yüceliğinden soyunarak ( kendini boş kılarak ) kul özünü aldı ve insan benzeyişinde doğdu. İnsan biçimine bürünmüş olarak ölüme, çarmıh üzerinde ölüme bile boyun eğip kendini alçalttı .

    isasiyahbeyaz Dünyayı kazansan neye yarar ?
    İnsan, canına karşılık ne verebilir ?
    Biz inanlılar, Tanrı’nın merhametiyiz. :kucak:

    #31277
    Anonim
    Pasif
    izmirligizem;9851 wrote:
    İznik konseyinde ( İ.S. 325’te ) Oğul’un ” Homeosis to Patri ” olduğu ifade edildi. Yani ” Baba ile aynı öze paydaş “. Latin dillerinde ” person ” un kazandığı anlamla, Türkçede en uygun ifade ” benlik” tir.

    peki sayın çölgeçen arada geçen 3 asır insanlar neye inanıyordu?o zamana kadar inançta birlik diye bişey sözkonusmuydu?aziz aryusun fikirleri çok başkaydı.aryusun fikirlerine cevabınız nedir?çünkü biliyorsunuzki aryus isanın kul olduğunu ve tanrı ile ayne öze sahip olmadığını ileri sürüyordu.bu konudaki cevaplarınızı merak ediyorum.

    Aslında bu konudaki en büyük yanılgı İsa’nın Tanrısallı’ğının İznik Konseyin’de kabul edildiğini düşünmek. İznik Konseyi’nde bir şey kabul edilmedi. Sadece İncil ayetleri okunarak, o ayetlerin nelerden bahsedildiği tartışıldı.

    İznik Konseyi’nden 100lerce yıl öncesine gidelim…

    Matta bölümünün hangi tarihte yazıldığı tam manasıyla bilimemektedir; ama 325 yılından sonra da yazılmadığı bir gerçektir:) Muhafazakarların araştırmalarına göre Matta bölümünün yazımı 70 ila 80 yılları arasında bitmiştir. Liberallere göre de Matta bölümünün yazımı 80 ile 100 tarihleri arasında bitmiştir. Matta bölümüne baktığımız zaman, Petrus’un Mesih İsa için “Sen yaşayan Tanrı’nın Oğlu, Mesih’sin” dediğini görürüz. Bu sözler Konsilden 225-255 yıl kadar önce telafuz edildiğini ve bu sözlerle Petrus tarafından İsa’nın “Tanrı’nın Oğlu” olduğu vurgulanmaktadır.

    Ya da Yuhannaya bakalım… Yuhanna bölümünün de kaç yılında yazıldığı tam olarak bilinmemekle birlikte liberaller Yuhanna bölümünün yazımının 90 ila 100 yılları arasında bittiğini düşünmektedirler. Ve yine Yuhanna 1:1 ayetlerinde İsa’nın Tanrısallığı apaçık bir şekilde vurgulanmaktadır. Ve bu ayetlerde Konsilden 225-235 yıl kadar önce yazılmıştır!

    Hristiyanlar Konstantin’i savunmaktadırlar… Bu adam neden savunulur inanın ki anlayabilmiş değilim…Konstantin’i burada tartışmayacam, zaten bir çok kişi tarafından Konstantin’in kim olduğu, ne olduğu bilinmektedir… Ama sonuç olarak… Konstantin iyi bir insan olsa da, kötü bir insan olsa da (ki bana göre kötüdür) İsa’nın Tanrısallığını onaylama konusunda ya da onaylamama konusunda en ufak bir hükmü yoktur. Sonuçta İsa’nın Tanrısallığı konsilden yaklaşık 3 asır önce onaylanmıştı!

    Peki, “Aryus’a ne olduda böyle düşündü?” derseniz… Bunu ancak Rab bilir… Geçenlerde Kores güzel bir konuya deyindi, Aryus’a ya da başka kişilere gelene kadar Mesih’e Yahuda ihanet etmişti. Mesih’in öğretilerini yadsıyan, onların dışına çıkan Yahuday’dı. O Yahuda ki Mesih’in yanında birbir yer almış öğrencisiydi. Yani bu tarz şeyler bütün dinler için her zaman vardır ve olacaktırda…

    Turan Dursun’u örnek alalım (Turan Dursun’u hiç bir şekilde sevmediğimi ve taktir etmediğimi belirtmek isterim). Turan Dursun Muhammed’in Türklerden nefret ettiğini ve “Türkleri öldürün” dediğini ileri sürer. Kendince bu düşüncesini de hadislerle destekler. Çok açık bir şey söyliyeyim, inanın ki ben bu konuda Turan Dursun’a inanmıyorum. Neden? Çünkü Kuran-ı Kerim’i açıp okuduğumda, “Türklerden nefret edin” diye bir ayetle karşılaşmadım.

    Aynı şeyi, sizin içinde tavsiye ederim. İnsan düşüncelerini bir yana koyun. Çünkü ağzı olan ileri geri konuşuyor. Dinleri kanağından, birinci ağızdan, Kutsal Metinlerden değerlendirin.

15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 71)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.