ANASAYFA Forum DUYURU PANOSU, SORU, MESAJ, HABERLER, (NEWSBOARD) Üyelerimizden Sorular Ben bir Müslümanım. Neden Hristiyan Olmayı Düsüneyim ki?

  • Bu konu 8 izleyen ve 18 yanıt içeriyor.
15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 19)
  • Yazar
    Yazılar
  • #25606
    Armagan
    Anahtar yönetici

    Yanıt: Sanırım İslam ile Hristiyanlık arasındaki ilişkininin en ilgi çekici tarafı, Kuran’ın İsa hakkında söyledikleridir. Kuran, İsa’yı Allah’ın yolladığını ve O’nun Kutsal Ruh ile güçlendirildiğini (Sura 2:87), Allah’ın İsa’yı yücelttiğini (Sure 2:253), İsa’nın adaletli ve günahsız olduğunu (Sure 3:46; 6:85; 19:19), İsa’nın ölümden diriltildiğini (Sure 19:33-34), Allah, İsa’ya bir din kurması için emir verdiğini (Sure 42:13), ve İsa’nın göğe yükseldiğini söyler (Sure 4:157-158). Bu nedenle, imanlı Müslümanların İsa’nın öğretilerine aşina olmaları ve onlara itaat emeleri lazım (Sure 3:48-49; 5:46).
    İsa’nın öğretileri kendi öğrencileri tarafından, ayrıntılı detaylarla Kutsal kitap’ta kaydedildi. Sure 5:111 der ki; öğrencileri Allah tarafından esinlendikleri için, İsa’ya ve Mesajı’na inandılar. Sure 61:6,14 hem İsa’yi hem de öğrencilerini Allah’ın yardımcıları olarak tanır. Allah’ın yardımcıları olarak İsa’nın öğrencileri, İsa’nın öğretilerini hatasız olarak kaydetmiş olmaları gerekir. Kuran Müslümanlara hem Tevrat’a, hem de Kutsal Kitab’a itaat etmeleri ve desteklemeleri için talimat verir (Sura 5:44-48). Eğer İsa günahsız ise, ögrettiği herşey tamamen doğruydu. Eğer İsa’nın öğrencileri Allah’ın yardımcıları idilerse, İsa’nın öğretilerini hatasız kaydetmiş olmaları gerekirdi.
    Allah, Muhammet aracılığıyla ile Kuran’da Müslümanların Kutsal Kitab’ı calışmalarını talimat eder. Eğer Kutsal Kitap yozlasmış olsaydı, Allah böyle bir talimat vermezdi. Bu nedenle, Kutsal Kitab’ın kopyaları Muhammet’in zamanında güvenilir ve hatasızdı. Muhammet’ten 450 yıl önceye dayanan Kutsal Kitab’ın kopyaları bulunmaktadır. Abartmasız binlerce elle yazılmış Kutsal Kitap yazıları bulunmaktadır. En eski kopyalarla karşılaştırarak, Muhammet’in zamanındaki kopyalar, ve Muhammet’ten sonraki zamanlardaki kopyalar – çok açık bir şekilde görülür ki, İsa ve O’nun öğretileri hakkında söylenen herşey Kutsal Kitab’ın tüm kopyalarında aynıdır ve birbirini tutar. Kesinlikle Kutsal Kitab’ın yozlaşmış olduğuna ilişkin hicbir kanıt yoktur. Bu nedenle, İsa’nın bütün öğretilerinin doğru olduğundan, ve tüm öğretilerinin Kutsal Kitap’ta hatasız kaydedilmiş olduğundan, ve Allah’ın Kutsal Kitab’ı kusursuz bir şekilde muhafaza ettiğinden güvenle emin olabiliriz.
    Kutsal Kitab’ın İsa hakkında kaydettiği şeylerden bazıları nelerdir? Yuhanna 14:6’da İsa “Yol, hakikat ve yaşam benim. Ben olmadıkca kimse Baba’ya gelemez” diye ilan eder. İsa Tanrı’ya giden tek yolun kendisinin olduğunu bize öğretti. Matta 20:19’da İsa haça gerileceğini, öleceğini ve üçüncü gün ölülerden dirileceğini bize söylemiştir. Kutsal Kitap açık bir sekilde bu şeylerin İsa’nın önceden bildirdiği gibi meydana geldiğini kaydeder (Matta bölüm 27-28, Markos bölüm 15-16, Luka bölüm 23-24, Yuhanna bölüm 19-21). Neden İsa, Allah’ın yüce bir elçisi, öldürülmeye razı olsun? Neden Allah buna izin versin? İsa dedi ki “Insanin dostlari ugruna canini vermesinden daha buyuk bir sevgi yoktur (Yuhanna 15:13). Yuhanna 3:16 soyle der: Tanrı bizi o kadar sevdi ki, bize canını versin diye İsa’yı gönderdi.
    Neden İsa’nın bizim için canını vermesine ihtiyacımız olsun? İşte bu İslam ile Hristiyanlık arasındaki KİLİT fark. İslam, Allah’ın bizi iyi işlerimizin, kötü işlerimize karşı ağır basıp basmamasına dayanarak yargıladığını öğretir. Hristiyanlık ise, hic kimsenin kendi kötü işlerini, iyi işleri ile ağır basmaya muktedir olmadığını öğretir. Eğer kötü işleri, iyi işler ile ağır basmak mümkün olsayd, tamamiyle ve mükemmel bir şekilde kutsal olan Allah, hiçbir şekilde tek bir günah işleyen birini bile Cennet’e kabul edemezdi. Mükemmel ve Kutsal olan Allah, mükemmel olmaya yeterli olmayan hiç birşeyi Cennet’e kabul edemez. Bu hepimizi direk olarak cehenneme giden sonsuzluğa birakir. Allah’ın kutsallığı, günahlarımız için ebedi bir yargıyı talep eder. İşte bu yüzden İsa’nın bizim için kurban olması gerekmekteydi.
    Kuran’nın öğrettiği gibi, İsa günahsızdı. Nasıl olur da bir insan bütün hayatı boyunca bir kere bile günah işlemeden yasayabilir? Bu mümkün değildir. Öyleyse İsa bunu nasıl basardı? İsa bir insanoğlundan fazlasıydı. İsa kendisinin Tanrı ile bir olduğunu iddia etti (Yuhanna 10:30). İsa kendisinin Tevrat’ın Tanrısı olduğunu ilan etti (Yuhanna 8:58). Kutsal Kitap açıkça İsa’nın Tanrı olduğunu ve insan şeklini aldığını öğretir (Yuhanna 1:14). Tanrı hepimizin günah işlediğini ve bu yüzden Cennet’e giremeyeceğimizi biliyordu. Tanrı, bağışlanabilmemiz için tek yolun günah borcumuzun ödenmesi olduğunu biliyordu. Tanrı, sadece kendisinin, böyle sınırsız bir kefareti ödeyebileceğini biliyordu. Tanrı insan oldu – İsa Mesih – günahsız bir hayat yaşadı (Sura 3:46; 6:85; 19:19), muhteşem mesajı öğretti, ve bizim için öldü, günahlarımızın bedelini ödemek için. Tanrı bunu bizi sevdiği için yaptı, sonsuzluğu onunla beraber Cennette geçirmemizi istediği için yaptı.
    Öyleyse, bu senin için ne ifade ediyor? İsa, günahlarımız için mükemmel bir kurbandı. Tanrı, eğer O’nun bize verdiği bu Hediyeyi kabul edersek (Yuhanna 1:12), bizim için – arkadasları için – hayatını feda eden İsa’ya kurtarıcımız olarak inanırsak, hepimize af ve kurtuluşu sunuyor. Eger kurtarıcın olarak İsa Mesih’e iman edersen, sen Cennet’te olan sonsuz yaşamın mutlak teminatina sahip olacaksın. Tanrı günahlarını bağışlayacak, ruhunu paklayacak, ruhunu tazeleyecek, sana bu dünyada bereketli bir hayat, ve öteki dünyada sonsuz yaşam verecek. Biz nasıl olur da bu kadar kiymetli bir armağanı reddederiz? Biz nasıl olur da sırtımızı çevirebiliriz bizi kendi canını feda edecek kadar seven Tanrı’ya?
    Eğer neye inanacağın konusunda emin değilsen, biz seni asağıdaki duayı etmeye davet ederiz; “Tanrı’m, bana neyin gerçek olduğunu bilmem için yardim et. Neyin hata olduğunu ayırdedebilmem için yardım et. Bana kurtuluşa giden doğru yolun ne olduğunu bilmem için yardım et.” Tanrı böyle bir duaya her zaman saygı duyacaktır.
    Eger İsa’yı kurtarıcın olarak kabul etmek istiyorsan, basit bir şekilde Tanrı ile konuş, sesli ya da sessiz, İsa aracılığıyla kurtuluş armağanını kabul ettiğini O’na soyle. Eğer bir dua etmek istersen, işte sana bir örnek: “Tanrı’m, bana olan sevgin için tesekkürler. Bana kendini feda ettiğin için tesekkürler. Bana kurtuluşumu ve bağışlanmamı sağladığın için tesekkürler. Kurtuluş armağanını İsa aracılığyla kabul ediyorum. İsa’ya Kurtarıcım olarak güveniyorum. Rab seni seviyorum ve kendimi sana teslim ediyorum. Amin!”

    #30838
    Anonim
    Pasif
    Evangelist;9655 wrote:
    Yanıt: Sanırım İslam ile Hristiyanlık arasındaki ilişkininin en ilgi çekici tarafı, Kuran’ın İsa hakkında söyledikleridir. Kuran, İsa’yı Allah’ın yolladığını ve O’nun Kutsal Ruh ile güçlendirildiğini (Sura 2:87), Allah’ın İsa’yı yücelttiğini (Sure 2:253), İsa’nın adaletli ve günahsız olduğunu (Sure 3:46; 6:85; 19:19), İsa’nın ölümden diriltildiğini (Sure 19:33-34), Allah, İsa’ya bir din kurması için emir verdiğini (Sure 42:13), ve İsa’nın göğe yükseldiğini söyler (Sure 4:157-158). Bu nedenle, imanlı Müslümanların İsa’nın öğretilerine aşina olmaları ve onlara itaat emeleri lazım (Sure 3:48-49; 5:46).
    İsa’nın öğretileri kendi öğrencileri tarafından, ayrıntılı detaylarla Kutsal kitap’ta kaydedildi. Sure 5:111 der ki; öğrencileri Allah tarafından esinlendikleri için, İsa’ya ve Mesajı’na inandılar. Sure 61:6,14 hem İsa’yi hem de öğrencilerini Allah’ın yardımcıları olarak tanır. Allah’ın yardımcıları olarak İsa’nın öğrencileri, İsa’nın öğretilerini hatasız olarak kaydetmiş olmaları gerekir. Kuran Müslümanlara hem Tevrat’a, hem de Kutsal Kitab’a itaat etmeleri ve desteklemeleri için talimat verir (Sura 5:44-48). Eğer İsa günahsız ise, ögrettiği herşey tamamen doğruydu. Eğer İsa’nın öğrencileri Allah’ın yardımcıları idilerse, İsa’nın öğretilerini hatasız kaydetmiş olmaları gerekirdi.
    Allah, Muhammet aracılığıyla ile Kuran’da Müslümanların Kutsal Kitab’ı calışmalarını talimat eder. Eğer Kutsal Kitap yozlasmış olsaydı, Allah böyle bir talimat vermezdi. Bu nedenle, Kutsal Kitab’ın kopyaları Muhammet’in zamanında güvenilir ve hatasızdı. Muhammet’ten 450 yıl önceye dayanan Kutsal Kitab’ın kopyaları bulunmaktadır.
    ……

    Neden İsa’nın bizim için canını vermesine ihtiyacımız olsun? İşte bu İslam ile Hristiyanlık arasındaki KİLİT fark. İslam, Allah’ın bizi iyi işlerimizin, kötü işlerimize karşı ağır basıp basmamasına dayanarak yargıladığını öğretir. Hristiyanlık ise, hic kimsenin kendi kötü işlerini, iyi işleri ile ağır basmaya muktedir olmadığını öğretir.

    Şimdi, başlıktaki sorunun cevabı şu mu oluyor?: ”Kur’an hristiyanlığın doğru bir temel üzerine oturduğunu kabul ediyor, dolayısıyle kur’ana iman etmiş bir müslüman, kur’anın emri gereğince hristiyan olmalıdır.” Cevap bu mudur?

    Kur’anın kutsal kitap ve hz. İsa hakkındaki şahitliğini, yani lehteki şahitliğini fikirlerimiz için delil olarak alıyorsak, hristiyan inancının aleyhine olan şahitliğini de delil olarak almalıyız değil mi?

    İşte bu aleyhteki şahitlikler asıl KİLİT olan farklılıklardır.
    1. Allah’ın bir insan şekline girmesine hem ihtiyacı yoktur hem de bunun bir sebebi yoktur.
    2. Allah insanı kendi suretinde (ya da halife olarak) yarattı. Yani günahsızlık asıldır.
    3.Allah’ın insanlarla konuşması bile ya bir perde arkasından, ya bir elçi aracılığıyla ya da vahy yoluyla mümkünken, insanlar arasına gelip, onlar gibi yaşaması, işkence görüp öldürülmesi hiç mümkün değildir.

    İşte bu farklar dolayısıyla, sadece bir müslüman değil bir yahudi de kendi inancı gereği hristiyan olamaz. Ama kendi asli inancını terkedip hristiyanlığı kabullenirse o ayrıdır tabi.

    Sizin KİLİT fark dediğiniz konunun temelinde ise fark yoktur aslında. Çünkü kur’an da, insanların sadece yapıp ettikleriyle kurtuluşa eremeyeceklerini vurgular. Belirleyici olan son merci Allah’ın lütfudur. Ama kabul edilmesi gereken küçük bir nüans vardır burda. Hristiyanlık, Tanrı’nın lütfunu ön plana çıkarıp kişinin amellerini ikinci plana bırakırken, islam, kişinin amellerini ön plana çıkarıp Allah’ın lütfunu arkaya saklıyor. Bu durum sanki ortada bir çelişki varmış izlenimi doğuruyor ama yoktur. Her iki inançta da netice itibariyle kurtuluşu belirleyen Allah’ın lütfudur.

    Sizin soruyu şu şekilde açarak sorarsak daha net bir cevap vermek mümkün olabilir belki:
    ”Ben bir müslüman olarak, yahudiliğin ve hristiyanlığın islamın içinde zaten var olduğunu düşünüyorum. Bu durumda hristiyan olmakla, tam olanı terkedip eksik olanı seçmiş olmaz mıyım?

    CEVAP:………

    #30843
    Anonim
    Pasif

    Sayın Abdulkadir Bey,

    Sanırım asıl sorunumuz İslam ve Hristiyanlığı iyi bilemememiz. Uzun yıllardır Kutsal Kitabı okuyan biri olarak şunu söyleyebilirim ki; Kuranda açıklanan Allah ile Kutsal Kitabın Tanrısı aynı değil. Hem doğası bakımından, hem de nitelikleri bakımından… Öncelikle bu tespit konusunda biraz araştırma yapmalıyız. Aynı yaratıcıdan bahsetmiyorsak Kuran’ı ve Kutsal Kitab’ı ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmiyor mu? Ya da benzeştirme çabaları anlamsız olmayacak mı?

    İslam inancının sadece bir peygamber olarak betimlendiği kişiye Hristiyan inancında peygamberden de öte, bir Tanrı konumuna oturtulmuşsa aynı kişiden bahsediyor olmamız olası mı?

    İşte! sırf bu nedenle ben “İsa” diye telafuz etmekten kaçınıp; O’nun gerçek adı olan “Yeşua” yı kullanmaktayım. Kuranda anlatılan İsa’yı, benim tanrımla aynı kefeye koyamam. Kuran’ı hem ailemin hem de yakın çevremin baskısı nedeniyle defalarca okudum; ve tartıştım. Aradaki fark o kadar derin ve önemli ki; aydınlık ve karanlık kavramlarının farkı gibi.
    Ayrıca şunu da belirtmek isterim, benim inancımda ve Tanrı Sözü olarak kabul ettiğim kitabımda açıklananların diğer inanç ve kitaplarında benzer konuların olması benim inancıma bir yakınlık getiremez. Kuran kendi gerçeklerini yazar, bir müslümanda bu yazılanları gerçek olarak kabul eder; ben de buna katılmam ama saygı duyarım. Ancak örtüşen yerleri var denince buna karşı dururum. Kuran Hrsitiyanlardan ya da peygamberlerinden bahsediyor olması bunların doğru olduğunu (en azından bana) göstermez. O, Kuran’ın doğrularıdır; benim ya da Hristiyanlığın değil

    Aslında bu konudaki samimi görüşünüzü belirtmeniz benim açımdan çok iyi oldu. Size teşekkür ederim. Bu vesileyle Hristiyan inancındaki Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’ta açıklanan Tanrı’nın ne demek olduğu ve/veya ne demek olmadığı konusunda açıklama yapma olanağı bulmuş olacağım. Böylelikle bu siteye gelen Müslüman katılımcılarımız da kendi inançlarındaki Allah’la, Hristiyanların Tanrısının bir olmadığını anlayacaklar. Sabır ve hoşgörü gösterirseniz Pazartesi gününden itibaren bu konuda açıklamalarım olacak. Okur ve görüşlerinizi belirtirseniz sevinirim…

    Tadın da görün, RAB ne iyidir, Ne mutlu O’na sığınan adama!
    Ne mutlu Tanrısı RAB olan ulusa, Kendisi için seçtiği halka!

    #30846
    Anonim
    Pasif

    Sayın Abdulkadir,

    Ben bir Müslümanım. Neden Hristiyan Olmayı Düsüneyim ki?”

    Aslında bu tam bir soru değil. Sizleri düşünmeye davet eden, sizleri araştırmaya yöneltebilecek bir önermedir.

    Evangelist kardeşiminde konuyu Foruma bu başlık altında vermesinin nedeni de Yeşua Mesih’in yanlış anlaşıldığını, farklılığın ne olduğunu belirtmek için olduğundan eminim.

    Bu ayetleri Hristiyan inancının ya da Kutsal Kitabın, Kuran’nın desteğine ya da şahitliğine ihtiyaç duyulduğundan vermemiştir. Bunları birer kanıt olarak tabiki ileri sürmek amacımız olamaz. Biz sadece Kutsal Kitapta yazılı olanları doğru ve gerçek olarak kabul ederiz. İnancımızla ilgili herhangi bir yerde yazılanları ne alehte ne de lehte olarak kullanmak bizim işimiz değildir.

    #30848
    Anonim
    Pasif

    Sayın Abdulkadir,
    “İşte bu aleyhteki şahitlikler asıl KİLİT olan farklılıklardır.
    1. Allah’ın bir insan şekline girmesine hem ihtiyacı yoktur hem de bunun bir sebebi yoktur.
    2. Allah insanı kendi suretinde (ya da halife olarak) yarattı. Yani günahsızlık asıldır.
    3.Allah’ın insanlarla konuşması bile ya bir perde arkasından, ya bir elçi aracılığıyla ya da vahy yoluyla mümkünken, insanlar arasına gelip, onlar gibi yaşaması, işkence görüp öldürülmesi hiç mümkün değildir.”


    Yukarıdaki bu üç maddeyi fark olarak göstermişsiniz. Bu tespitinizde çok haklısınız. Kutsal Kitap ve Kuran önemli konulara getirdiği açıklamalar birbirinden o kadar farklı şeyler yazmaktadır ki insanların kafası karışmaması olası değil.
    HristiyanTürk Forumun amacı sadece Kutsal Kitabın gerçeklerini dile getirmektir. “Hangisi Doğru” tartışmasıyla bir sonuca gitmek olası değil. Bu foruma katılanların sadece Hristiyan inancı hakkında bilgi edinmelerini sağlamak adına aşağıdaki üç konuya açıklık getirmek istiyorum

    Mesih’in beden alıp yeryüzüne gelmesinin nedeni Hristiyan öğretisinin temel taşıdır. Bu kadar önemli bir konuya kısaca değinmek anlaşılırlığı sağlamıyacağından Westminster İnanç Açıklamsından alıntılar yaparak biraz detaylı anlatmak zorunda kalacağımdan şimdiden sizlerden sabrınızı diliyorum.
    “Sonsuz gücünün yüceliğini, bilgeliğini ve iyiliğini göstermek için Baba Tanrı, Oğul ve Kutsal Ruh, dünyayı ve içindeki gözle görülen ya da görülmeyen herşeyi yarattıktan sonar erkek ve kadın olarak insanı yarattığından bahseder. Onları kendi benzeyişi doğrultusunda bilgi, doğruluk ve gerçek kutsallık ile donatıp, Tanrı’nın yasasını yüreklerine yazmış ve bunu yerine getirenbilecek gücü vermiş bir şekilde düşünen ölümsüz canlar olarak ancak değişebilen iradelerinin özgürlüğüne bıraktıkları taktirde yasayı ihlal etme olasılığı altında olarak yarattı.”

    “Yüreklerine yazılan yasanın yanı sıra insan, iyiyi ve kötüyü bilme ağacından yememelerini söyleyen bir buyruk aldılar. Bu buyruğa uydukları sürece Tanrı’yla ilişkilerinde mutluydular ve diğer yaratıklar üzerinde egemendiler”

    “İlk ana ve babamız, Şeytan’ın kurnazlığı ve ayartısıyla aldanıp, yasak meyveden yiyerek günah işlerdiler. Tanrı, kendi bilge ve kutsal emeli doğrultusunda, bunu kendi yüceliği için düzenlemiş olarak bu günaha izin vermekten hoşnut oldu. Bu günah yüzünden insan, ilk doğruluğundan ve Tanrı’yla olan beraberliğinden düştü, ve böylece günahları içinde öldü; canın ve bedenin bütün üyeleri ve bunların yeterlilikleri tamamen kirlendi.”

    “Adem ve Havva tüm insanlığın kökü olduklarından bu günahın getirdiği suçluluk yasal olarak tüm insanlığa ait sayılmış (onların içlerine konmuş) bu aynı günah içinde ölmüşlük ve bozulmuş insan doğası sıradan doğma yoluyla onlardan ortaya çıkan sonraki nesillere aktarılmıştır.”

    “İster ilk günah, isterse sonraki günahlar olsun her günah, Tanrı’nın doğru olan yasasına karşıdır ve bu yasanın çiğnenmesidir. Bu nedenle doğası gereği yasa, günah işleyen her kişiyi suçlu kılar böylece Tanrı’nın gazabına ve yasanın laneti altına sokar. Bunun sonucu olarak her türlü ruhsal, geçici, ve sonsuz kayboluşla ölüme mahkum eder.”

    “Tanrı ve insan arasındaki ayrım o denli büyüktür ki, O’na itaat etme zorunluluğuna sahip olan düşünebilen insanlar, eğer Tanrı onlara yaklaşmazsa O’ndan hiçbir şekilde bereket ya da ödül alamazlar. Tanrı ise bunu onlarla antlaşma yapma yoluyla gerçekleştirmekten hoşnut olmuştur”

    “Tanrı, sonsuz amacı uyarınca, biricik Oğlu Rab İsa’yı, Tanrı ve insan arasında Aracı, Peygamber, Kahin, Kral Kilisesinin Başı ve Kurtarıcısı, her şeyin Mirasçısı ve dünyanın Yargıcı olarak seçip atamaktan hoşnut oldu ve O’na tüm sonsuzluktan önce kendi soyu olması için, ve zamanı geldiğinde O’nun tarafından kurtarılması, çağrılması, aklanması, kutsal kılınması ve yüceltilmesi için bir halk verdi.”

    “Üçlübirliğin ikinci üyesi, sonsuz Tanrı’nın kendisi, Baba’yla eş ve aynı özden olan Tanrı’nın Oğlu, zaman dolunca, bütün gerekli nitelikleriyle ve bunların zayıflıklarıyla birlikte ancak günahsız bir şekilde utsal Ruh’un gücüyle bakire Meryem’in rahmine düşmüş ve onun özünden olarak insan doğasını üzerine almıştır Böylece kendi başlarına bir bütün olan iki ayrı ve mükemmel doğa, yani Tanrı ve insan, birbirlerinden ayrılamayacak şekilde tek bir kişide, birbirine dönüşmeden, birleşmeden ve karışmadan bütünleşmiştir. Öyle ki bu kişi Tanrı’nın kendisi ve tamamen de insandır, fakat tek bir Mesih ve Tanrı ile insan arasındaki tek Aracıdır.”

    “Rab İsa, bilginin ve bilgeliğin tüm hazinelerini kendisinde bulundurarak tanrısal özle bütünleşen insan doğası içinde Kutsal Ruh tarafından ölçüsüzce kutsanmış ve meshedilmiştir; kutsal, suçsuz, lekesiz, lütuf ve gerçekle dolu olarak Aracı ve Kefil görevi görmek üzere tümüyle yeterli olması için bütün doluluğun O’nda bulunmasından Baba hoşnut olmuştur. Bu görevi kendisi üstlenmemiş, ama tüm gücü ve yetkiyi O’nun eline veren ve bunları kullanmasını buyuran Babası tarafından buna çağrılmıştır.”

    “Bu görevi Rab İsa, tam bir isteklilikle üstlendi, bu görevi yerine getirebilmek için yasa altında doğdu, ve mükemmel bir şekilde tamamladı; canının derinliklerinde en şiddetli işkencelere, ve bedeninde de en şiddetli acılara maruz kalarak çarmıha gerildi ve öldü, gömüldü ve ölümün gücü altında kaldı, ancak bu süre içinde bedeni çürümedi. İçinde acı çektiği aynı bedenle üçüncü gün ölümden dirildi, göğe yükseldi, ve orada Babasının sağında oturdu. Orada yakarışta bulunmaktadır,[1] dünyanın sonunda insanları ve melekleri yargılamak üzere geri dönecektir.”

    “Rab İsa, mükemmel itaatkarlığını ve kendi kurbanlığını bir defa olmak üzere sonsuz Ruh aracılığıyla Tanrı’ya sunmasıyla Babasının adaletini tümüyle tatmin etmiştir; ve böylece Baba’nın kendisine verdiği kişilerin hepsi için sadece barışma değil, ama göklerin egemenliğinde onlar için sonsuz bir miras da satın almıştır.”

    Bu inanç açıklaması sanırım değindiğiniz bu üç noktanın biraz uzun ama doyurucu yanıtını vermiştir.
    Eğer bu konuda net anlaşılmayan kısımlar varsa; dileyen Forum katılımcısıyla sohbet edebiliriz.

    Rab hepimizi kutsal sevgisiyle kucaklasın!

    #30855
    Anonim
    Pasif

    Sayın Abdulkadir Bey,

    Anımsarsanız, Kuran’da anlatılan “Allah” ile Kutsal Kitaptaki Tanrı’nın aynı olmadığını yazmıştım. Yazdıklarımı okuduktan sonra eğer “aynı kişiden söz ediyoruz” diyebiliyorsanız sanırım ya sizin ya da benim yaratıcımız hakkındaki bilgilerimizi gözden geçirmemiz gerekecek.

    Öncelikle Kutsal Kitapta kendini açıklayan Tanrı’nın doğasından söz etmek istiyorum.
    Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’ta kendisini açıklayan inandığımız Tanrı tektir ve O’dan başka hiçbir Tanrı yoktur. (Tesniye 6:4, I.Korintliler 8:4-6, I.Selanikliler 1:9-10, Yeremya 10:10).

    Bir olan bu Tanrı aynı özü, gücü ve sonsuzluğu paylaşan üç kimlikte kendini gösterir: Baba Tanrı, Oğul Tanrı ve Kutsal Ruh Tanrı.

    Baba Tanrı: Musa Tanrı halkına şöyle dedi: Sana sahip olan Baban değil mi? Seni yarattı…” Aynı şekilde Mesih Tanrı’yı “Göklerdeki Babamız” olarak öğretir.

    Oğul Tanrı:Mesih, Baba ve kendisinin bir olduğunu öğretir. Mesih bizlerin Tanrısı ve Kurtarıcısıdır. Oğul, Tanrı’nın yüceliğinin parıltısı ve O’nun varlığının öz görünümüdür.

    Kutsal Ruh Tanrı:Rab Ruh’tur. Bu sebepten Elçi Petrus Hananya ve Safira’ya Kutsal Ruh’a yalan söylediklerini anımsattıktan sonra, bunun Tanrı’ya yalan söylemek olduğunu belirtir.

    Tanrı Kendini Kutsal Kitapta olduğu kadar, beden almış Söz olan Mesih’te açıklamıştır.

    Şimdi soruyorum: Kuran’da yazan Allah’ın doğasında bu üçlübirlik var mı?
    Eğer yok diyorsanız nasıl aynı yaratıcıdan bahsediyor olabiliriz ki?

    #30857
    Anonim
    Pasif

    Kutsal Kitabın Türkçe tercümelerinde “Rab Allah” ve “İsa” kelimeleri oldukça sık geçmekte. Bu kelimelerin kökeni Arapçadır (yanlış bilmiyorsam Araplarda İsa kelimesini kullanmıyor). Fakat bu aynı kişiden söz ettiğimiz göstermez.
    İbranicede “EL” Tanrı demektir. Bu kelime “Tek gerçek Tanrı” anlamındadır. Bu kelime Arapçaya “AL” olarak geçmiştir, “alah” ise korku ile ilişkili bir kelime olup Arapçaya “Allah” olarak geçmiştir. “EL” korkulacak bir Tanrı’yı ifade eder. Kutsal Kitap’ta gerçek Tanrı’yı diğer ulusların tanrılarından ayırmak için “EL” kelimesi genellikle başka kelimeler ile birlikte kullanılır: El ve buna yakın Tanrı adları şöyledir: Elohim, Elyon, Al, Eloah, Elah.
    ADONAY, EL SHADDAY isimleri Tanrı’nın en yüce olma özelliğini vurgulamaktadır.
    Biraz daha devam etmek istiyorum. Tanrı için isim önemlidir. Kutsal Kitapta bir çok kişiye Tanrı tarafından isim verildiğini okuyoruz (İbrahime, Yakuba…).
    Tanrı kendi ismine de çok önem verir “Tanrın Yahve’nin adını boş yere ağzına almayacaksın. Çünkü Yahve, adını boş yere ağzına alanları cezasız bırakmayacaktır.”(Çıkış 20:7);
    Ya Rab Yahve, Ne yüce adın var yeryüzünün tümünde!”( Mezmur 8:1).

    “ELOHİM” tüm yaratılışın ve doğanın sahibi ve korkulacak olan Tanrı’yı vurgularken; EL SHADDAY bereket ve esenliğin kaynağı olan ve insanla ilişki içinde olan ve gücünü kendi halkı için kullanan Tanrı’yı vurgulamaktadır.

    Şimdi size tekrar soruyorum. Siz Allah’ınıza bu isimlerle sesleniyor musunuz?

    Mademki dünya, Tanrı’nın bilgeliğine göre Tanrı’yı kendi bilgeliğiyle tanımadı, Tanrı, iman edenleri, saçma sayılan bildiriyle kurtarmaya razı oldu.”( I.Korintliler 1:21).

    #30854
    Anonim
    Pasif

    sevgili ankaralı müslümanlar yaradana bu isimlerle dua etmez ve onu bu isimlerle çağırmaz.çünkü kuranda yaradan kendini allah olarak tanıtır.ve bunun dışında 99 tane daha ismini bildirir.bunlar onun kişiliğini anlatan esmalarıdır.
    sevgili ankaralı bunun dışındaki şeylere gelicek olursak
    beni yalnış anlamayın sakın bunlar benim düşüncelerimdir.bunlara cevap istemek hakkımdır.
    sorular şu mesih hangi doğaya sahipti?insanmı tanrımı?eğer tanrının doğasına sahipse insanlar tarafından işkence edilmesi hatta öldürülmesi herşeye egemen olan yaradanı aciz durum düşürmezmi? tek tanrı 3 ayrı kişilk diyorsunuz ama 3 ayrı kişilikten ziyade 3 ayrı kişilik çıkıyor karşımıza isa nın dua ettiğini yardım istediğini görüyoruz. bu nasıl mümkün oluyor?zaten kendisi tanrı değilmi?bu durum biraz komik olmuyormu? bir düşünsenize siz işyerinde işçisiniz anneniz için oğulsunuz eşiniz için kocasınız.evlilikte bi sorun yaşıyorsunuz işçi ankaralıdan yada oğul ankaralıdan yardımmı istersiniz?
    bunları bu inancı kötülemek yada sizi incitmek için sormuyorum yalnış anlamayın sadece bunlara mantıklı cevaplar bekliyorum.peder zekeriya butrus programlarında diyorki allah size akıl vermiş kardeşim sorgulayın diyor.bende sorguluyorum.gerçeği arayın diyorlar arıyorum mantıklı bir açıklama olmalı bu konularda.
    sevgili ankaralı bilginize ve 20 yıldır kutsal kitabı okuduğunuza binayen yine sorularım olucak.elçilerin isayı ölümünden sonra gördüğüne dair sağlam kanıt ne olabilir sizce?incile inanmayan bir insana incil dışında ne gibi bir kanıt sunabilirsiniz?sevgili ankaralı incile göre isa çölde sınanıyor.sizce tanrı kendi kendini sınarmı?tanrı kendi kendine oruç tutarmı?sizce şeytan tanrıya rüşvet teklif edebilirmi?malumunuz şeytan isaya diyorki bu dünyadaki herşey benim sana vereyim diyor.allahın malıyla allaha nasıl böyle bir teklif yapabilir şeytan?
    sevgili ankaralı kutsal yasadan bir harfin dahi ortadan kalkmayacağını söyleyen incil neden kutsal yasanın çoğu hükümlerini ortadan kaldırmış?
    sizin hristiyan ilahiyatını okuduğunuzu söylemiştiniz bundan dolyıdırki bu soruları size sordum umarım modlar bunuları yayınlarda sizde mantıklı cevaplar yazarsınız bu konularda açıklığa kavuşur ben ve benim gibi olanlar merakını giderir
    saygılarımla

    #30909
    Anonim
    Pasif

    Sayın Ankaralı,
    öncelikle emek verip bu kadar uzunca açıklamalar yaptığınız için teşekkürler. Ama benim amacım islam ve hristiyanlık arasındaki farklılıkları ve benzerlikleri ele alıp tartışmak değil. Bu tür tartışmaları aşmış olarak buraya üye olduk, ama aynı konular üzerinde defeatle konuşmak kaçınılmaz oluyor bazen. Böyle kaçınılmaz olduğu durumlarda tartışmayı forumda yapmak özel olarak yapmak daha yerinde olur kanaatindeyim. Hem site yönetiminin de buna izin vereceğini sanmıyorum. Çünkü, benzer durumla karşılaştım ve mecburen cevap yazdım. Ama yayınlanmadı. Size yazacaklarımın da yayınlanacağından emin olmadığım için emek verip uzun uzun cevap yazmak istemiyorum açıkçası.

    Benim bu konudaki amacım Evangelist’in sorusuna bir açıklık getirmekti. Çünkü soruyla içerik arasında ve delil getirme şeklinde bir tutarsızlık gördüm. Bir müslümanın hristiyan olma zorunluluğu sanki kur’an ayetlerine dayandırılıyormuş izlenimi vardı. Halbuki aynı kur’anın yahudi ve hristiyanların çoğunun inanç sisteminde yanlış yolda olduklarını vurguladığı görmezlikten gelinmişti.

    Ben bu konuya açıklık getirmek için, islam ve yahudiliği aynı kulvara koyup, hristiyanlıktan ayrı bir tanrı inancı olduğunu vurgulamaya çalıştım. Bu iki inanç arasındaki temel farklılığın tanrı algılamasında ve günah anlayışında olduğunu belirttim. Bu konuda sizden farklı düşündüğümüz nokta şudur:
    İslam ve yahudilikteki tek Tanrı ile hristiyanlıktaki tek Tanrı anlayışları farklıdır ama bu fark sizin belirttiğiniz gibi kutsal kitap kaynaklı değildir. Sizin okuduğunuz kutsal kitabı yahudiler, müslümanlar, Yehova şahitleri, mormonlar v.s okuyorlar ama sizin vardığınız sonuçlara varmıyorlar. Yani sizin çıkardığınız Baba-Oğul-Kutsal Ruh üçlü-tek tanrıyı bir türlü çıkaramıyorlar.Aslında, kutsal metinler inancımızı değil, inancımız kutsal metinleri şekillendiriyor aslında. Her kesim kendi inancının delillerini kutsal kitaplarda bulduğunu iddia ediyor. Yapılan budur. Bu durumda herkesi kendi bulduğuyla rahat bırakmaktan başka çıkar yol yoktur. İlmi tartışmalar olsun ve bildiklerimizi birbirimize aktaralım ama birbirimizi anlayışsızlıkla veya başka şeylerle itham etmeyelim.

    Mesela

    Alıntı:
    ankarali´isimli üyeden Alıntı viewpost.gif

    “Üçlübirliğin ikinci üyesi, sonsuz Tanrı’nın kendisi, Baba’yla eş ve aynı özden olan Tanrı’nın Oğlu, zaman dolunca, bütün gerekli nitelikleriyle ve bunların zayıflıklarıyla birlikte ancak günahsız bir şekilde utsal Ruh’un gücüyle bakire Meryem’in rahmine düşmüş ve onun özünden olarak insan doğasını üzerine almıştır Böylece kendi başlarına bir bütün olan iki ayrı ve mükemmel doğa, yani Tanrı ve insan, birbirlerinden ayrılamayacak şekilde tek bir kişide, birbirine dönüşmeden, birleşmeden ve karışmadan bütünleşmiştir. Öyle ki bu kişi Tanrı’nın kendisi ve tamamen de insandır, fakat tek bir Mesih ve Tanrı ile insan arasındaki tek Aracıdır.”

    Bu inancınızın ne kadar mantıki olduğunu düşünürseniz düşünün bir müslümanı bu konuda ikna edemezsiniz. Aslında birçok hristiyan da ikna olmuş görünmüyor bu tür açıklamalarla. Ama inanç her zaman bizim sınırlı mantığımıza uymak zorunda değildir. Onun için birçok hristiyan bu konuda ikna olmasa da inanır ve iş biter. Bu konularda bizim de sizi aydınlatmak gibi bir görevimiz olamaz. Yeri geldiğinde inancımızı ve sizin bize göre olan yanlışlarınızı belirtiriz ama sizi bu inancınızdan vazgeçirmek için de vargücümüzle uğraşmayız.

    Son olarak diyebilirim ki;
    Yıllardır olmasa da son birkaç yıldır kutsal kitapla haşir-neşir olan biri olarak kur’andaki Allah ile kutsal kitaptaki Yehova-Tanrı-RABB gibi isimlerle açıklanan Yaratıcı’nın aynı olduğunu gördüm. Kutsal kitapta geçen Tanrı’nın Baba’lık vasfı sadece bir mecazdir sizin de kabul ettiğiniz gibi ve bu ruhsal bir babalıktır, fiziksel değil. Bu kavram insanlar tarafından yanlış algılanmaya başlayınca kur’anın bunun kullanmayı terkettiğini düşünüyorum. Aynı şekilde Kur’anda geçmeyen ”tanrı oğlu” kavramı ise gerek tevratta gerek incilde geçiyor. İnsanlar bu kavramı yanlış algılayıp yanlış inanmaya başlayınca kur’anın bu kavramı kullanmadığını düşünüyorum. Kur’anda sadece iki yerde geçen rab kelimesinin karşılığı da kutsal kitapta öğretmen, efendi veya mürebbi manasında İsa ve Yahya için geçiyor. Kutsal ruh kur’anda da önemle anılır. Ama bir tanrı olarak değil. Tanrı’dandır ama tanrı değildir. Peygamberler de Tanrı’dandır ama tanrı değildirler.
    Gördüğünüz gibi sizin farklılık dediğiniz her şeyin açıklaması var. Dolayısıyla kur’an dahil kutsal kitaplarda konuşan Tanrı’nın aynı Tanrı olduğu kesindir. Aynı olmayan şey dinlerdeki Tanrı anlayışlarıdır. Sizin inanç bildirgesi olarak alıntıladığınız düşüncelerin kaynağı kutsal kitaptır ama kutsal kitabın birebir mesajı değildir. Baba-oğul ve kutsal ruhun tek bir tanrıyı ifade ettiği tek bir ayet gösterebilirseniz bu düşüncelerimden vazgeçerim. Ama gösteremezsiniz. Şöyle diyebilirsiniz: ”Kutsal kitaplarda her şey basit cümlelerle açık açık belirtilmeyebilir”. Bu doğrudur ama Tanrı inancı gibi insanların hem bu hayatlarını hem de diğer hayatlarını ilgilendiren temel bir konunun basit cümlelerle ve açık açık belirtilmesi gerektiğini düşünüyorum.

    Bilmem farkettiniz mi: Farklılık düşüncelerimizde yoksa kutsal kitaplar inanç konusunda hep aynı şeyleri söylüyorlar.

    Unuttuğum bir konu da sizin isimler konusundaki hassasiyetiniz. İsa değil de Yeşua demeniz. Farkındaysanız bunlar isim olarak aynıdır. İsa Yeşua isminin arapçalaşmış halidir. Muhammed’in Mehmed olması gibi. Abraham’ın İbrahim olması gibi. Siz tercihinizi yaparsınız ama bu tercihi yaşadığınız kültüre göre yaparsanız sizin için iyi olur. Avrupada Jesus dersiniz mesela. İsa dememeniz sadece doğu kültürüne ve islama karşı bir önyargınız olduğunu gösterir. Aynı şekilde, Yüce Yaratıcıyı tarif etmek için Allah yerine Yehova, Elohim, Adonay kelimelerini tercih etmeniz de aynı şeydir. Aslında Yaratıcı’nın tek sabit bir adı yoktur. Her dilde farklı ifade edilebilir ediliyor da zaten. Gerek Yehova gerek Allah isimleri, kökenine ve anlamına baktığımızda bir isimden çok sıfattırlar. YHWH=Ben O Olan’ım, ALLAH= El-İlah (Belli olan Tanrı, burdaki EL takısı belirlilik takısıdır, yoksa sizin sözünü ettiğiniz ibranicedeki EL ile ilgisi yoktur.)
    Dolayısıyla isimlerin kalıpları değil manalarıdır aslolan, takılmamak gerekir.

    Ankara’ya selamlar

    #30913
    Anonim
    Pasif

    Sayın izmirligizem,

    Sorularınızın olması inanın sevincimi arttırıyor. Çünkü burada bulunmamın amacı sizlerin sorularıya gerçekleşiyor. Teşekkürler…

    “İlk ana ve babamız, Şeytan’ın kurnazlığı ve ayartısıyla aldanıp, günah işlerdiler. Tanrı kutsal olması nedeniyle günahtan nefret eder. İşte Tanrının günaha olan nefretini dindirmek ve günahı ortadan kaldırmak için Oğul Tanrı bu görevi kendi üstlendi. Çünkü günahın bedelini ödeceyek, bunun karşılığını verebilecek hiçbir günahsız insan yoktu. Günahsız bir insan bu bedeli ölümüyle ödeyebilecekti. “Üçlübirliğin ikinci üyesi, sonsuz Tanrı’nın kendisi, Baba’yla eş ve aynı özden olan Tanrı’nın Oğlu, zaman dolunca, bütün gerekli nitelikleriyle ve bunların zayıflıklarıyla birlikte ancak günahsız bir şekilde utsal Ruh’un gücüyle bakire Meryem’in rahmine düşmüş ve onun özünden olarak insan doğasını üzerine almıştır Böylece kendi başlarına bir bütün olan iki ayrı ve mükemmel doğa, yani Tanrı ve insan, birbirlerinden ayrılamayacak şekilde tek bir kişide, birbirine dönüşmeden, birleşmeden ve karışmadan bütünleşmiştir.

    Kısaca Yeşua Mesih %100 insan ve %100 Tanrı olarak yeryüzünde yaşadı.

    Bu nedenle aciz bir durum söz konusu değil. Mesih peygamberlik edildiği gibi acı çekecek, çarmıha gerilecek, kefaret bedelini ödemek için ölecek ve üç gün sonar dirilecekti.
    İsa Babasına dua etti, O’nu yücelttiğini okuyoruz. Biraz once belirttiğim gibi Mesih %100 Tanrı olduğu kadar %100 insan olması nedeniyle Babasına yakardı.

    Biz günahkar insanlar duygusal acılar bile çeksek babamızı yanımızda görmek isteriz. Ona gereksinim duyarız. Ben bir baba olarak oğlumun üzerinde titrerim, korumacı olurum. Üstelik Mesih, çarmıhta bir peygamberliği gerçekleştiriyordu.
    Eski Antlaşma kitabında geçen bir ayet yerine geliyordu “Saat üçe doğru İsa yüksek sesle, «Elî, Elî, lema şevaktani?» yani, «Tanrım, Tanrım, beni niçin terk ettin?» diye bağırdı.”(Matta27:46). Bu iki neden sanırım yeterli olmuştur size.

    Verdiğiniz “İşçi Ankaralı” örneğinde inanın ne anlatmak anlamadım.

    Mesih’in işkence görmesi komik olarak algılanacak bir durum değil. Aksine Mesih’in bu durumunu kendi günahlarımızdan kurtulmamız için acı çekerek öldüğünü görememek komik oluyor diye düşünüyorum.

    Dikkat ettiyseniz bu Forumda başka inançların öğretilerine yönelik bir açıklamada bulunmuyorum. Üstelik saygısız bir tutum içine de girmiyorum. Benim işim Kutsal Kitap. Benim görevim sorulan soruları dilim döndüğünce yanıtlamak. Bu nedenle inancıma yönelik ne söylenirse söylensin incilmem. Kaygı çekmenize gerek yok. Hakaret ediliyorsa içim sadece hakaret eden kişinin başına gelecekleri iyi bildiğim için acır, incilir.
    Tv programında tam olarak ne söylendi bilemiyorum ama eğer art niyet bulmak için değilde öğrenmek için araştırıyor ve sorguluyorsanız; bence iyi yoldasınız.

    Mesih’in ölümden sonra dirilip, onlarca kişiye göründüğünü yazan Kutsal Kitaba iman ediyorum. Bu nedenle başka bir desteğe veya kaynağa ihtiyaç duymuyorum. Nedeni ise, kaynakların insan eliyle, düşünüşleriyle ya da şahitlikleriyle yazıldığı için beni ikna etmeleri olanaksız.

    Mesih’in çölde sınanmasıın nedeni yukarıda açıklamaya çalıştığım konuyla ilintili. Adem günaha düşmeden önceki durumuna eşit yani günahsız bir insane bu günahın bedelini ödeyebilridi. Adem, özgür iradesiyle yüreğinde günahı doğurdu. Şeytan’ın ayartmalarına kandı. Sıra Mesih’in, Şeytan’ın ayartmalarına karşı durup duramayacağıydı.

    Kutsal Kitap, bu dünyanın egemenliğini geçici olarak Şeytana verildiğini yazar. Bu geçici egemenliğin böyle olduğuna en iyi kanıtta bu dünyanın durumu!

    #30873
    Anonim
    Pasif

    Değerli Katılımcılar,

    Sanırım Yeşua Mesihi’in Tanrılığı ile ilgili Kutsal Kitabın ne söylediğinden once bu konunun nasıl anlaşılacağı ile ilgili bilgilendirmede bulunmak en iyisi olacak. Çünkü bu konuda Kutsal Kitabı en yüce otorite olarak görmediğinizden yazdıkları sizler için yeterliği gelmiyor. Bunu saygıyla karşılıyorum. İman etmediğim bir kaynağın ne söylediği benim de ciddiye almayacağım birşeydir.

    Bu nedenle sözüm bu Forumdaki iman kardeşlerime olacak. Dilerim diğer katılımcılar da bu yazdıklarımı okuyarak farklı bir bakış açısı kazanır.

    Kutsal Kitapta, Tanrı’nın insanlara dokunuşlarından söz eder. Onların yüreklerine bile dokunduğunu, onları değiştirdiğini söyler. İsa ile öğrencileri Beytsayda’ya geldiler. Orada bazı kişiler İsa’ya kör bir adam getirip ona dokunması için yalvardılar. İsa körün elinden tutarak onu köyün dışına çıkardı. Gözlerine tükürüp ellerini üzerine koydu ve, «Bir şey görüyor musun?» diye sordu. Adam başını kaldırıp, «İnsanlar görüyorum» dedi, «ağaçlara benziyorlar, ama yürüyorlar.» Sonra İsa ellerini yeniden adamın gözleri üzerine koydu. Adam gözlerini açtı, baktı; iyileşmiş ve her şeyi açık seçik görmeye başlamıştı.” (Markos 8:22-25).

    Tanrı’nın eli olmaksızın hiç birşey gerçekleşmez. Yaşanmış bu örnekteki gibi doğal kişi kendiliğinden ne gözlerini açabilir ne de duyabilir. Mucize niteliğindeki bir dokunuşa ihtiyaç vardır. Bunlardan biri de imandır. Kişi kendi haliyle Tanrı gerçeklerini anlayamaz. Mesih, yerdeki hizmeti sırasında öğrencilerinin anlayışları konusunda onları azarladığını görürüz. Bu aslında tüm insanlık için verilmiş güzel bir örnektir. Markos 8. bölümde şunları okuyoruz: “Gözleriniz olduğu halde görmüyor musunuz? Kulaklarınız olduğu halde işitmiyor musunuz? Hatırlamıyor musunuz, beş ekmeği beş bin kişiye bölüştürdüğümde kaç sepet dolusu yemek artığı topladınız?»
    «On iki» dediler.
    «Yedi ekmeği dört bin kişiye bölüştürdüğümde kaç küfe dolusu yemek artığı topladınız?»
    «Yedi» dediler.
    İsa onlara, «Hâlâ anlamıyor musunuz?» dedi.” (Markos 8:18-21).

    Evet kulağımız var, gözlerimiz var ama hala anlayamıyoruz değil mi?

    Bu bir Kutsal Kitap gerçeğidir:
    “Tanrı’nın bize lütfettiklerini bilelim diye, bu dünyanın ruhunu değil, Tanrı’dan gelen Ruh’u aldık. Ruh’a uyanlara ruhsal gerçekleri açıklarken, Tanrı’nın lütfettiklerini insan bilgeliğinin öğrettiği sözlerle değil, Ruh’un öğrettiği sözlerle bildiririz. Doğal haliyle kişi, Tanrı’nın Ruhuyla ilgili gerçekleri kabul etmez. Çünkü bunlar ona saçma gelir. Ruhça değerlendirildikleri için de bunları anlayamaz.”(1.Kor.2:12-14).

    Yani yapacağımız dışsal bir çağrı kişiye iman kazandırmaz. Bu ancak Tanrı’nın içsel çağrısıyla, karşıkonulmaz lütfuyla başarılır. Tanrı kişiye dokunur ve kişi “Yeniden doğar”.

    Bu yeniden doğuşun ne kadar önemli olduğunu yine Kutsal Kitap bize göstersin: “Yahudiler’in Nikodim adlı bir önderi vardı. Ferisiler’den olan bu adam bir gece İsa’ya gelerek, “Rabbî, senin Tanrı’dan gelmiş bir öğretmen olduğunu biliyoruz. Çünkü Tanrı kendisiyle olmadıkça kimse senin yaptığın bu mucizeleri yapamaz” dedi. İsa ona şu karşılığı verdi: “Sana doğrusunu söyleyeyim, bir kimse yeniden doğmadıkça Tanrı’nın Egemenliği’ni göremez.” Nikodim, “Yaşlanmış bir adam nasıl doğabilir? Annesinin rahmine ikinci kez girip doğabilir mi?” diye sordu. Bedenden doğan bedendir, Ruh’tan doğan ruhtur. Sana, ‘Yeniden doğmalısınız’ dediğime şaşma. Yel dilediği yerde eser; sesini işitirsin, ama nereden gelip nereye gittiğini bilemezsin. Ruh’tan doğan herkes böyledir.” Nikodim İsa’ya, “Bunlar nasıl olabilir?” diye sordu. İsa ona şöyle yanıt verdi: “Sen İsrail’in öğretmeni olduğun halde bunları anlamıyor musun? Sana doğrusunu söyleyeyim, biz bildiğimizi söylüyoruz, gördüğümüze tanıklık ediyoruz. Sizler ise bizim tanıklığımızı kabul etmiyorsunuz. Sizlere yeryüzüyle ilgili şeyleri söylediğim zaman inanmazsanız, gökle ilgili şeyleri söylediğimde nasıl inanacaksınız?(Yuhanna 3:1-12).

    Nikodim bilgiliydi, üstelik Kutsal Yasa öğretmeniydi. Kulağı ve gözleri vardı. O bile Tanrı’nın dokunuşu olmadan gerçekleri anlayamıyordu.

    İşte bu yeniden doğuş gerçekleşmeden Tanrı’nın gerçekleri anlaşılmaz; zaten doğal kişi de bunları anlamak istemez. Konuya eleştirisel gözle bakar, kuşku duyar. Çabalar genelde sonuç vermez.

    Tüm bunlara karşın Matta kitabında geçen emre itaat ederek müjdeyi vaaz etmeliyiz Bu nedenle gidin, bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin; onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un adıyla vaftiz edin;size buyurduğum her şeye uymayı onlara öğretin.”(Matta 28:19-20). Bunu Tanrı’nın egemenliğini duyurmak için en iyi şekilde yapmalıyız.

    Saygı ve sevgilerimle…

    #29518
    Anonim
    Pasif

    değerli cavplarınız için teşekür ederim. zaman zaman başka sorularımızda olucak umarım bir rahatsızlık vermem size. ben bu konuda cevabımı aldım saolun.

    #30926
    Anonim
    Pasif

    Sayın abdulKadir,
    “Sizin okuduğunuz kutsal kitabı yahudiler, müslümanlar, Yehova şahitleri, mormonlar v.s okuyorlar ama sizin vardığınız sonuçlara varmıyorlar.” Demişsiniz;
    Haklısınız, aynı sonuca varmıyoruz. Fakat bunun nedeni Kutsal Kitabın bir yorum kitabı olduğundan kaynaklanıyor. Yorum farklılığı sadece Kutsal Kitaba has birşey değil. Günümüzde hangi inanç olursa olsun, farklı yorumlara gidilmiş, bu farklı ilahiyatlar da birçok meshebin ortaya çıkmasına neden olmuştur.

    Demişsiniz ki;
    “Bu inancınızın ne kadar mantıki olduğunu düşünürseniz düşünün bir müslümanı bu konuda ikna edemezsiniz.”
    Benim zaten böyle bir amacım yok!

    “Kur’andaki Allah ile kutsal kitaptaki Yehova-Tanrı-RABB gibi isimlerle açıklanan Yaratıcı’nın aynı olduğunu gördüm.
    Saygı duyuyorum; bu sizing görüşünüz ama ben size katılmıyorum.

    Demişsiniz ki;
    “İsa Yeşua isminin arapçalaşmış halidir. Muhammed’in Mehmed olması gibi. Abraham’ın İbrahim olması gibi. Siz tercihinizi yaparsınız ama bu tercihi yaşadığınız kültüre göre yaparsanız sizin için iyi olur. Avrupada Jesus dersiniz mesela. İsa dememeniz sadece doğu kültürüne ve islama karşı bir önyargınız olduğunu gösterir.”
    İman ettiğim Tanrıyı bu isimle anmam niye beni önyargılı diye nitelemenize yol açtı ki?
    Öz Türkçe kullanarak niye “Tanrı” demek yerine Arapça kullanmayı tercih etmeniz aslında beni anlamış olmanızı gerektirmez miydi?
    Ben dilbilimci değilim ama “El” takısının İbranice olduğunu ve Tanrı anlamına geldiğini biliyorum. Aramızda dil bilimci varsa beni düzeltsin, lütfen.

    Saygı ve sevgilerimle…

    #30928
    Anonim
    Pasif

    Sayın abdulKadir,

    Demişsiniz ki; “Baba-oğul ve kutsal ruhun tek bir tanrıyı ifade ettiği tek bir ayet gösterebilirseniz bu düşüncelerimden vazgeçerim.”

    Ben göstermesine gösteririm ama asıl sorunumuz bu olmasa gerek. Göztereceğim ayetler beni ikna ettiği kadar sizi ikna edecek mi? Kutsal Kitap ‘Tanrı vardır; inanın’ şeklinde öğretmiyor ya da Tanrı’nın varlığını ispat etmeye çalışmıyor. Ama Kutsal Kitap Tanrı’nın var olduğunu kabul ederek konuşmaktadır. Eğer bir kişi Tanrı’ya inanmıyorsa bazen Tanrı’nın varlığını ispat etmeye çalışmak faydasız ve başarısız olabilir. Ama biz Tanrı’yı iman aracılığı ile kabul ettiğimizde O’nun varlığı, üçlübirlik doğası Kutsal Kitap ayetlerinde apaçıktır. “O halde bilge kişi nerede? Din bilgini nerede? Bu çağın hünerli tartışmacısı nerede? Tanrı, dünya bilgeliğinin saçma olduğunu göstermedi mi? Mademki dünya, Tanrı’nın bilgeliğine göre Tanrı’yı kendi bilgeliğiyle tanımadı, Tanrı, iman edenleri, saçma sayılan bildiriyle kurtarmaya razı oldu.”( I.Korintliler 1:19-20).

    Şimdi bu kısa açıklamadan sonar gelelim Kutsal Kitap ayetlerine;

    Tanrı Kendisinden çoğul olarak söz eder,Tekvin 1:26; 11:7; Rabbin Meleği tanrısal bir kişi olarak gösterilir.Tekvin 16:7-13; 18:1-21; 19:1-22; ve Kutsal Ruh’tan ayrı bir kişi olarak söz edilir, Yeşaya 48:16; 63:10.Dahası; Mesih’in konuştuğu bazı bölümler iki başka Kişi’den söz eder,Yeşaya 48:16; 61:1; 63:9,10.
    2.Korintliler13:14; ayrıca Luka 3:21,22; 1:35; 1. Korintliler12:4-6; 1. Petrus 1:2 gibi üç Kişiden açıkça söz eden bölümler vardır

    “Rab İsa Mesih’in lütfu, Tanrı’nın sevgisi ve Kutsal Ruh’un paydaşlığı hepinizle birlikte olsun.” (II.Korintliler 13:14)

    “…bu nedenle gidin, bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin. Onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un adıyla vaftiz edin. Size buyurduğum her şeye uymayı onlara öğretin. İşte ben, dünyanın sonuna dek her an sizinle birlikteyim.” (Matta 28:18-20)

    #30929
    Anonim
    Pasif

    Sevgili ankaralı kardeşim sizin ifadelerinize katılıyorum. Sizin verdiğiniz ayetleri hem kendim hem de başka yorumcuların ışığında yazarak; düşüncelerimi açıklayacağım. Markos 8:18-21 ayetlerine bakalım: Kayıkta bulunan bir avuç öğrencinin gereksinimlerinin bol miktarda karşılanabileceği niçin oradakiler tarafından anlaşılama dı ? Her Şeyin Yaratıcısının onlarla beraber olduğunu kavrayamadılar mı ?

    Matta 28:19-20’de, üç yüce görev olduğunu görüyoruz. 1) Bu nedenle gidin, bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin. 2) Onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un adıyla vaftiz edin. 3 ) Size buyurduğum her şeye uymayı onlara öğretin.

    1. si öğrenciler, müjdeyi açıklayacaklardı. Her ulustan olanlar, İsa’nın öğrencisi ve kurtarıcısı olacaklarını görecekti.
    2. si vaftiz, inanlıların kendilerini Üçlübirlikte kendilerini bir tutmalarıydı.
    3.sü Yeni Antlaşma’da , Tanrı’yı Baba’ları, İsa Mesih’i Rab’leri ve Kurtarıcıları ve de Kutsal Ruh’u inanlıların içinde bulunan , güçlendiren, onlara öğreten olarak kabul etmeleri gereken olarak olarak gösteriliyor.Yeni Antlaşma’da; Mesih’in buyruklarına uyulması gerektiği öğretiliyor.Özde ve isimde bir, ama üç kişi: Baba, Oğul ve Kutsal Ruh.

    Yeni Antlaşma’da; Mesih’in buyruklarına uyulması öğretilmektedir.2.000yıl sonra bile; Mesih’in sözleri, aynı şekilde inandırıcı, uygun ve uygulanabilir.

    Peki ! Bir şey sorma gereksinimi duyuyorum: İsa’nın buyruğunu yerine getirmek için ne yapıyoruz ?

    hac5 İnsan, canına karşılık ne verebilir ?
    Dünyayı kazansan neye yarar ?

15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 19)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.