İyi Samiriyeli.

  • Bu konu 3 izleyen ve 4 yanıt içeriyor.
5 yazı görüntüleniyor - 1 ile 5 arası (toplam 5)
  • Yazar
    Yazılar
  • #26506
    Anonim
    Pasif

    Bu gün Google da bir hususu araştırırken aşağıdaki yazıya rastladım. Aslında kendi nefsim başta olmak üzere çok muzdarip olduğum bir mevzûyu çarpıcı biçim de aktaran bu makâle ile karşılaştım. Üzerine birkaç defa farklı yorumlar yazmaya çalıştım. Fakat daha sonra hepsini silip, yazıyı yorumsuz aktarmaya karar verdim.

    Makâle, Vatan Gazetesi yazarı Haşmet BABAOĞLU’ndan alıntıdır.

    Tatil boyunca (çeviri ve editörlük problemlerine rağmen) elimden düşürmediğim bir kitap bu konuda beni çok düşündürdü: Kitabın adı “Acımasız Bir Dünyada Fedakârlık: Doğanın Duygusu.” (Güncel Yayıncılık.)

    Yazar Nigel Barber hem ilginç hem de komik bir psikoloji deneyinden söz ediyordu kitapta.

    Daha sonra J. M. Darley ve D. C. Batson’ın “aciliyet ve telaş durumunda yardımseverlik” tutumunu araştıran bu çalışmasıyla ilgili daha ayrıntılı bilgileri bulup okuyunca siz okurlarımı da haberdar edip düşünmeye kışkırtmaktan kendimi alamadım.

    Olay şu…

    İncil’de ünlü bir “İyi Samiriyeli” meseli vardır.

    Kendisine “ey öğretmen, ebedi hayati miras almak için nasıl davranmalı?” diye sorana Hz. İsa bu meseli anlatır. (Luka, 10/25-37)

    Adamın biri Kudüs’ten yola çıkmış başka bir yere giderken haydutların saldırısına uğrar. Haydutlar adamı soyar, öldüresiye dayak atar ve bırakıp giderler.

    O sırada bir Yahudi din adamı geçer oradan ve yerde yatan adamı görmezden gelir. Sonra başka bir din adamı daha görür zavallıyı ve dokunmadan, öteden geçip gider.

    Derken sıradan bir Samiriyeli yerdeki adamı görünce hemen koşar kaldırır, yaralarını zeytinyağı ve şarapla temizler, sanp sarmalar ve bir hana götürüp yatırır. Hancıya da iki dinar çıkanp verir, adam iyileşinceye kadar ona baksın diye…

    Araştırmacılar (az hınzır değillermiş doğrusu!) işte bu meselden kalkarak bir ilahiyat okulunda rahip olmaya hazırlanan öğrenciler üzerinde deney yapmışlar.

    Rahip adayı öğrencilerin okulun bir binasından ötekine koşturdukları yolun üzerine kolu bacağı kırılmış gibi yere yığılmış duran bir adamı yerleştirmişler.

    Ve gözlemişler, acaba bizimkiler durup adama yardım edecekler mi?

    Ortaya çıkan tablo şöyle…

    Zamanı bol olan rahip adayları durup yabancı adama yardım etmeye çalışmışlar.

    Ama vaaza geciktiği için acelesi olanlar adamın yanından geçip gitmiş…

    Adama yardım edenlerin oranı yüzde 40. Hepsi de zamanı bol olanlar..

    Geri kalan yüzde 60’ın durumu (tabii yerdeki adam biz olmadığımız için) bayağı eğlenceli…

    Vaaza yetişmek için adamın üzerinden zıplayarak geçenler bile olmuş…

    En matrak olanı da şu: Rahip adaylarının yetişmeye çalıştıkları vaaz “İyi Samiriyeli” hakkındaymış…

    #33649
    Anonim
    Pasif

    Aynı çeviri ve editörlük problemleri bulunan Sınırlar kitabında da İyi Samiriyeli benzetmesine yer verilmişti.

    Sınırlar, Henry Cloud ve John Townsend, Sistem Yayıncılık

    Örnek son derece önemli ve insana çok derin bir yaşam bilgeliği sunuyor.
    Şuradan okunabilir:

    http://www.kutsalkitap.com/kkitap/?b=42&c=10

    #33654
    Anonim
    Pasif
    Â’raf;15550 wrote:
    Bu gün Google da bir hususu araştırırken aşağıdaki yazıya rastladım. Aslında kendi nefsim başta olmak üzere çok muzdarip olduğum bir mevzûyu çarpıcı biçim de aktaran bu makâle ile karşılaştım. Üzerine birkaç defa farklı yorumlar yazmaya çalıştım. Fakat daha sonra hepsini silip, yazıyı yorumsuz aktarmaya karar verdim.

    Makâle, Vatan Gazetesi yazarı Haşmet BABAOĞLU’ndan alıntıdır.

    Bir kimsenin rahip veya rahip adayi olmasi onun mükemmel biri veya bir Tanri adami olmasi demek degildir.

    O zamanki kahin ve Levili (Tanri’ya bizzat hizmet etmekle görevli mevkide insanlar) olmalarina ragmen Tanri’yla kisisel bir iliskileri olmadigindan Tanri’nin bizzat önemle buyurdugu “komsunu seveceksin”ilkesini cignemisler ve yerine getirmemislerdir.Bu gün de ayni durum devam ediyor.Tanri’yla kisisel bir iliskisi bulunmayan,Tanri’yla barisik olmayan,sudan ve ruhtan dogmamis bir kisinin iyi samiririli gibi olmasi mümkün degildir.Bu papaz,rahip veya Papa olsa bile..

    Esenlikle..

    #33655
    Anonim
    Pasif

    @Kores 15617 wrote:

    Bir kimsenin rahip veya rahip adayi olmasi onun mükemmel biri veya bir Tanri adami olmasi demek degildir.

    Tanri’yla kisisel bir iliskisi bulunmayan,Tanri’yla barisik olmayan,sudan ve ruhtan dogmamis bir kisinin iyi samiririli gibi olmasi mümkün degildir.Bu papaz,rahip veya Papa olsa bile..

    Esenlikle..

    Efendim;

    Neden hep iletişim zorluğu yaşarım; bunu hiç çözemeyeceğim gâliba. Kusuru kendimde görüyor, kimseyi suçlamıyorum. Konuyu açarken, sizin de alıntıladığını kısım da, “…kendi nefsim başta olmak üzere çok muzdarip olduğum bir mevzû…” diyerek esas amacımın ilâhiyat okuyan rahip adaylarını eleştirmek olmadığını arz ettim.

    İncil’i okuyup çok etkilenmemiz, hattâ sabahlara kadar okuyup göz yaşı dökmemiz bir şey ifâde etmiyor. MESİH’in buyruklarını içselleştirip elimizden geldiğince davranışa dönüştürmedikçe, gerçekten iman etmiş olmuyoruz. Bu husus da evvelâ kendi nefsimi sorguya çekmekteyim.

    İlâhiyat okulunda yaşanan olayın ilgi çekici tarafı, rahip adaylarının öğrendiklerini hangi düzey de içselleştirebildikleri ile ilgilidir. Vaaz konusunun da “İyi samiriyeli” olması işin başka bir enteresan yönü.

    Anlatılır ki; Urfa da Devlet senfoni orkestrası bir konser vermiş. Aynı gün, bu konseri izleyip haber yapan bir gazeteci de görevini tamamladıktan sonra, bir takisye binip otogar’a yönelmiş. Gazeteci ile taksi şöförü arasında şöyle bir konuşma geçmiş.

    Gazeteci: ‘ Bu gün ki konseri izleme fırsatı buldun mu ?’

    Şöför : ‘Liseye giden bir kızım var. Okulun öğrencilerini konseri izlemek üzere salona götürdüler. Akşam geç vakit çıkmaları ihitmalini düşünerk, kapıda bekledim. Bu esnâda izleme fırsatı buldum. Çok güzel bir konser oldu. Keşke her sene gelseler.’

    Gazeteci: ‘Yahu sizin burası türkü memleketidir. Klasik müzikten pek anlayan olmaz. Sen nasıl oldu da konseri beğendin ?’

    Şöför: ‘Ağabey, sen ne iş yaparsın ?’

    Gazeteci: ‘Ben gazeteciyim.’

    Şöför: ‘Ağabey; Urfa Urfa olalı, böyle zulüm görmemiştir.’

    Gazeteci: ‘Eee, demincek çok güzel demiştin.!?’

    Şöför: ‘Ağabey, ben seni gravatlı takım elbiseli görünce bir devlet büyüğümüz sandım. O sözler benim resmi ağzım idi.’

    İmanımız ‘Resmi ağzımız’ olmamalı. İmanımız kültür dindarlığından öte olmalı. Maalesef günümüzde dinler tamamen toplumsal aidiyet/kültür bağı haline gldi. İman ile geleneği birbirinden ayırd edemiyorsak, ‘İman’ zannetiğimiz şeyi defalarca gözden geçirmek gerekiyor.

    Diğer taraftan, ben bir kimse ile anlaşamamışsam, ya harbiden tavır koyup sevmediğimi belli eder, ya da tamamen sohbeti keserim. İsim vermeden laf dokundurmak âdetim değildir.

    Her ne kadar, ahir ömrüm de bir rahip ile tanışma fırsatı bulamamşsam da, onları gerçekten severim. Üstelik, bir alıp veremediğim de yoktur.

    Müsterih olunuz efendim.

    Bir kusur ettikse affola.!

    #33674
    Anonim
    Pasif
    Â’raf;15618 wrote:
    Efendim;

    Neden hep iletişim zorluğu yaşarım; bunu hiç çözemeyeceğim gâliba. Kusuru kendimde görüyor, kimseyi suçlamıyorum. Konuyu açarken, sizin de alıntıladığını kısım da, “…kendi nefsim başta olmak üzere çok muzdarip olduğum bir mevzû…” diyerek esas amacımın ilâhiyat okuyan rahip adaylarını eleştirmek olmadığını arz ettim.

    İncil’i okuyup çok etkilenmemiz, hattâ sabahlara kadar okuyup göz yaşı dökmemiz bir şey ifâde etmiyor. MESİH’in buyruklarını içselleştirip elimizden geldiğince davranışa dönüştürmedikçe, gerçekten iman etmiş olmuyoruz. Bu husus da evvelâ kendi nefsimi sorguya çekmekteyim.

    İlâhiyat okulunda yaşanan olayın ilgi çekici tarafı, rahip adaylarının öğrendiklerini hangi düzey de içselleştirebildikleri ile ilgilidir. Vaaz konusunun da “İyi samiriyeli” olması işin başka bir enteresan yönü.

    Anlatılır ki; Urfa da Devlet senfoni orkestrası bir konser vermiş. Aynı gün, bu konseri izleyip haber yapan bir gazeteci de görevini tamamladıktan sonra, bir takisye binip otogar’a yönelmiş. Gazeteci ile taksi şöförü arasında şöyle bir konuşma geçmiş.

    Gazeteci: ‘ Bu gün ki konseri izleme fırsatı buldun mu ?’

    Şöför : ‘Liseye giden bir kızım var. Okulun öğrencilerini konseri izlemek üzere salona götürdüler. Akşam geç vakit çıkmaları ihitmalini düşünerk, kapıda bekledim. Bu esnâda izleme fırsatı buldum. Çok güzel bir konser oldu. Keşke her sene gelseler.’

    Gazeteci: ‘Yahu sizin burası türkü memleketidir. Klasik müzikten pek anlayan olmaz. Sen nasıl oldu da konseri beğendin ?’

    Şöför: ‘Ağabey, sen ne iş yaparsın ?’

    Gazeteci: ‘Ben gazeteciyim.’

    Şöför: ‘Ağabey; Urfa Urfa olalı, böyle zulüm görmemiştir.’

    Gazeteci: ‘Eee, demincek çok güzel demiştin.!?’

    Şöför: ‘Ağabey, ben seni gravatlı takım elbiseli görünce bir devlet büyüğümüz sandım. O sözler benim resmi ağzım idi.’

    İmanımız ‘Resmi ağzımız’ olmamalı. İmanımız kültür dindarlığından öte olmalı. Maalesef günümüzde dinler tamamen toplumsal aidiyet/kültür bağı haline gldi. İman ile geleneği birbirinden ayırd edemiyorsak, ‘İman’ zannetiğimiz şeyi defalarca gözden geçirmek gerekiyor.

    Diğer taraftan, ben bir kimse ile anlaşamamışsam, ya harbiden tavır koyup sevmediğimi belli eder, ya da tamamen sohbeti keserim. İsim vermeden laf dokundurmak âdetim değildir.

    Her ne kadar, ahir ömrüm de bir rahip ile tanışma fırsatı bulamamşsam da, onları gerçekten severim. Üstelik, bir alıp veremediğim de yoktur.

    Müsterih olunuz efendim.

    Bir kusur ettikse affola.!

    Degerli Araf Abimiz,/kardesimiz

    Â’raf;15618 wrote:


    Neden hep iletişim zorluğu yaşarım; bunu hiç çözemeyeceğim gâliba. Kusuru kendimde görüyor, kimseyi suçlamıyorum. Konuyu açarken, sizin de alıntıladığını kısım da, “…kendi nefsim başta olmak üzere çok muzdarip olduğum bir mevzû…” diyerek esas amacımın ilâhiyat okuyan rahip adaylarını eleştirmek olmadığını arz ettim.

    Sizin rahipleri elestirmediginizi biliyorum.Aslinda o gazetecinin üstü örtülü bir sekilde yaptigi budur.Rahiplerin veya genel anlamda kilise önderlerinin sorumluluklari büyüktür.Bunlarin “iyi Samiriyeli” gibi davranmalari gerekir.Yapmamalari Tanri’yla iliskilerinde bir sorun oldugu anlamina geliyor.Cünkü o zaman Tanri’nin “komsunu seveceksin”emrini uymamalari söz konusudur.

    Â’raf;15618 wrote:
    Anlatılır ki; Urfa da Devlet senfoni orkestrası bir konser vermiş. Aynı gün, bu konseri izleyip haber yapan bir gazeteci de görevini tamamladıktan sonra, bir takisye binip otogar’a yönelmiş. Gazeteci ile taksi şöförü arasında şöyle bir konuşma geçmiş.

    Gazeteci: ‘ Bu gün ki konseri izleme fırsatı buldun mu ?’

    Şöför : ‘Liseye giden bir kızım var. Okulun öğrencilerini konseri izlemek üzere salona götürdüler. Akşam geç vakit çıkmaları ihitmalini düşünerk, kapıda bekledim. Bu esnâda izleme fırsatı buldum. Çok güzel bir konser oldu. Keşke her sene gelseler.’

    Gazeteci: ‘Yahu sizin burası türkü memleketidir. Klasik müzikten pek anlayan olmaz. Sen nasıl oldu da konseri beğendin ?’

    Şöför: ‘Ağabey, sen ne iş yaparsın ?’

    Gazeteci: ‘Ben gazeteciyim.’

    Şöför: ‘Ağabey; Urfa Urfa olalı, böyle zulüm görmemiştir.’

    Gazeteci: ‘Eee, demincek çok güzel demiştin.!?’

    Şöför: ‘Ağabey, ben seni gravatlı takım elbiseli görünce bir devlet büyüğümüz sandım. O sözler benim resmi ağzım idi.’

    İmanımız ‘Resmi ağzımız’ olmamalı. İmanımız kültür dindarlığından öte olmalı. Maalesef günümüzde dinler tamamen toplumsal aidiyet/kültür bağı haline gldi. İman ile geleneği birbirinden ayırd edemiyorsak, ‘İman’ zannetiğimiz şeyi defalarca gözden geçirmek gerekiyor.

    Diğer taraftan, ben bir kimse ile anlaşamamışsam, ya harbiden tavır koyup sevmediğimi belli eder, ya da tamamen sohbeti keserim. İsim vermeden laf dokundurmak âdetim değildir.

    Her ne kadar, ahir ömrüm de bir rahip ile tanışma fırsatı bulamamşsam da, onları gerçekten severim. Üstelik, bir alıp veremediğim de yoktur.

    Evet sevgili Araf gercekten de imanimiz iki yüzlü olmamalidir.Yakup Mektubunda da yazilmis oldugu gibi imanimizi eylemlerimizle göstermezsek imanimiz bostur.Iman ve eylem birbirini tamamlayan ve birbiriyle baglantili iki kavramdir.Iman hayatimizda hep resmi agizdan konusup insana göre gidersek Tanri’nin hosuna giden seyleri yapmaya gücümüz yetmez ve kaybederiz.Bizler herzaman Kutsal Kitab’a ve Rab’be odaklanmaliyiz.

    [quote=Â’raf;15618

    Müsterih olunuz efendim.

    Bir kusur ettikse affola.!
    [/quote]

    Rica ederim Araf kardes,Biz Rab’de kardesiz.Her ne kadar sizi yüzyüze görmesem de Rab’de kardes oldugumuz icin cok sevincliyim.Kardesler arasinda kusur yoktur.Asil ben bilmeden bir kusur islemissem affola.

    Sevgiler

    TANRISEVGIDIR.png

5 yazı görüntüleniyor - 1 ile 5 arası (toplam 5)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.