İşte..Hrıstiyan Olmak, Böyle Bişey

  • Bu konu 2 izleyen ve 1 yanıt içeriyor.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #27682
    Anonim
    Pasif

    Sevgili redchurch
    Yazında diyorsun ki;


    Din değiştiren (çok saçma bir tabir) kişilere baktığınızda büyük çoğunlukla gariban, meslek sahibi olamayan, bir takım sorunları olan ya da acizlikleri olan kimseleri görmekte idik.
    Bir öğretmen, bir doktor, bir polis, çıkmıyordu birileri toplumda itibar görebilecek ve
    “kardeşim birincisi size ne! Ben istediğime inanma özgürlüğündeyim,ve İsa Mesih’e iman ettim çünkü sebebi şudur (İslam da şöyle böyle)” diyen.”
    Şu bir gerçek ki İsa Mesih’e ilk iman edenler de toplumun en alt tabakası idi hatta oyleki zevki sefa halinde olan din önderleri öyle elit olmuşlardı……..
    Belki dönem kıyaslamak mantıksız gelebilir ama memlekette Mesih İsa’nın mesajının ilk kez ulaştığı insanların da Mesih İsa’nın öğretilerine başladığı ilk insanlarla benzerlik göstermesi yadırganacak bir durum değil tam aksine övünülecek bir haldir.



    Neden…?
    Hala bu ön yargıyı kıramıyoruz..ben bunu bir türlü anlamıyorum.
    Sevgili Retchurch senin gibi bilinçli(ben öyle algıladım,) biri bile neden
    bu şekilde düşünüyor.

    A’raf Kardeşin;
    27/10/2009 yazısında paylaşımında,Elmalılı Hamdi YAZIR tefsirinden alıntıladığı yazısını kastederek.


    : Yani kalbleri İslâm dinine ısındırılacak olanlar. Çeşitli rivayetlerden çıkan sonuca göre, bunlar başlıca üç kısım idiler.
    1..) Bir kısmı bazı azılı kâfirler idi ki Resulullah, bunların şerlerini defetmek ve müslümanlara eziyetlerini önlemek, diğer kâfirlerle müşriklere ve zekât vermek istemeyenlere karşı çıkmalarını sağlamak ve İslâm tarafını tutmaları için böyle ihsan ve yardımlarla kendilerini İslâm’a meyilli kişiler yapardı.
    2..)Diğer bir kısmı ise kabile reisi ve ileri gelen kimseler durumunda idi ki Hz. Peygamber, bunlara bol bol ikram ve ihsanda bulunur, kendi kabilelerinden İslâm’a girenlere eza ve cefa etmelerini önlemeye çalışırdı. Kendilerinin ve emrindekilerin İslâm’a girmeleri ve İslâm’da sebat etmeleri gibi bir takım İslâmî amaçlar ve maslahatlar gözetilirdi.

    3..) Bir kısım da İslâm’a yeni girmiş, niyetleri ve iradeleri henüz iyice pekişmemiş olan zayıf karakterli kişiler idi ki, fakir ve muhtaç olmasalar da kalbleri iyice İslâm’a ısınsın, imanları pekişsin ve İslâm’ı iyice benimsesinler diye özellikle fazla fazla ikram ve ihsan görüyorlardı. Ki Uyeyne b. Hısn, Akra’ b. Hâbis ve Abbas b. Mirdas bunlar arasındaydı.



    Bizler İslamın nasıl ve ne şekilde yayıldığını biliyoruz.Konumuz bunu yermek veya övmekte değildir.

    Bizim konumuz, bize yapılan yakıştırılan yaftalar,İncil arasına her vaaz, dinlemeye gelene, verilen 100 dolar’lar ve kilisede vaftiz olanlara, dağıtıldığı söylenen paralar…gençlerin her tür kız,kadınla kandırılmaları, örf adetlerden uzaklaştırılma söylevleri.Vs..Vs.vs vs.ler.

    Akıl alıyor mu..Bu denli Karun Hazinesine sahip kiliseler bunları yapmış olsa ,ekonomik krizden insanlarımız kırılıyor.serbest çalışan esnaf her geçen gün ve ödenmeyen borçları yüzünden kepenk kapatıyor.Evine bakamıyan babalar, cocuğunu doyuramayan,kapısına ev sahibinin gelişi ile sözlü hakarete maruz kalan anneler,bozulan yuvalar,kredi kartları ile ayakta kalma mücadelisi veren,çocuğunu okula yol parası dahi bulamayıp gönderemeyen ailleler,yokluk yüzünden evi terkeden genç kızlar ve erkekler(buna sahit olduğum aileler var) bunca sefaleti çekmez,gider bir kiliseye cemaat’i olur her ay da gelen parayı cebine indirir.mutlu mesut yaşar.
    Kiliseler para ödeyerek,kimseyi hristiyan yapmıyor,(Kiliselerden maaş orada hizmet edenlere verilir(.Pastor,diagon,temizlikçi,gibi ve v.s giderler )

    KutsalKıtap’ta:

    “Kim kendi parası ile askerlik yapar.Kim bağ dikerde ürünü yemez.Kim sürüyü güder de sütünden içmez.”
    1 Korintliler 9:7.

    Der.
    Musa Yasa’sında.”Harman döven öküzün ağzını bağlamacaksın” diye yazılıdır.
    ! Korintliler 9:9.10

    Sadece cemaat içinde ihtiyacı olan, madur aile varsa( ki bu aileler uzun süre kiliselere devam etmiş ailelerdir) onlara senede bir kez,çocuklarına harcanmak üzere eğitim parası verir ki bu rakkamda öyle büyük rakamlar değildir.(Senede elli lira gibi)
    Bunun dışında anlatılanların hepsi yalandır.(Nedenmi çünkü ben kilise iç bünyesinde de bulundum)nasıl işlev gördüğünü biliyorum.

    Sevgili redchurch
    Senin başta yazdığın.. genellemeye katılmıyorum.
    Diyorsun Ki;
    “Çoğunlukla gariban, meslek sahibi olamayan, bir takım sorunları olan ya da acizlikleri olan kimseleri görmekte idik.”

    İlk iman edenler toplumdan görecekleri baskı’lar ve dışlanmalar yüzünden, dini tercihlerini hep saklıyor,çevremde, ben daha iman etmezden önce, benden daha önce iman eden insanların olduğunu,iman ettikten 4 veya 5 sene sonra öğrendin.”niye daha önce söylemediniz dediğimde,”burası müslüman bir ülke” dediler.(gerisini anlatmıyorum.)
    Yani kısaca şunu demek istiyorum Onlar eskiden de vardı.ama çeşitli nedenlerden dolayı bunu açıklamıyorlardı,Belirli meslege mensup insanlar,doktor,mühendis,yada buna benzer sadece açıklamıyorlardı.

    İkinci konu benim devam ettiğim kilisede,İzmir senfoni orkestrasında keman virtüözü bir ablamız, operada görevli iki genç kardeş soprano,bir çok sayıda emekli yada hala çalışan öğretmen,tıp dalında iki doktor, hemşireler,muasebeciler sayısını hatırlayamıyorum(yüksek okul),tıp teknisyeni(Yüksek okul),
    mühendislerden,(Onları da hatırlayamadım sayıca),bankacılar,emeği ile geçinen ilkokul mezunu işci abilermize kadar değişik meslek gurubuna dair kardeşlerimiz bulunmaktadır. içlerinden madi durumu çok iyi olan olduğu gibi,günlük yövmiye yada asgari üçretle geçinenlerde mevcuttur.

    Kutsal Kıtap”ta evet 12 havarı içinde yoksul balıkçılarda vardı,fakat bunu yanında,Luka çok iyi eğitm almış bir doktor ve tarihçi olduğunu unutmayalım, Matta vergi memuru olan bir devlet memuruydu.,Pavlus din bilğiniydi.o döneme baktığımız zaman yaşamın farklı kesimlerinden krallar,askerleri filozoflar,ozanlar,müzisyenler araştırmacılar,generallerin devlet adamların olduğunu görebiliriz.
    Muakkak ki iman edenlere ait meslekle ilğili bir bilği yok.fakat sanıyorum bu konuda da değişik meslek gurubuna ait kişiler bulunuyordu

    “Artık yıkılıyorum”
    Bu sözü kim söylemiş biliyormusunuz..?Sevgili redchurch
    Teyfik Fikret söylemiş,
    Ölürken söylemiş.
    (Teyfik Fikretin, İnancı konusuna girmiyorum,her insanı Tanrı özgür iradesiyle yaratmıştır.)

    (Alıntı yaptığım bir yazı)

    Türk Aydınlanması’ nın büyük ismi ve öncüsü; Mustafa Kemal ‘in, İlhan Selçuk ‘a göre ‘çok şey borçlu olduğu’ esin kaynağı; ‘karanlıklarda bir ışık gören ve o nura doğru yurttaşlarını götürmeye çalışan…’ Tevfik Fikret , doksan yıl önce o sabahın erken saatlerinde ölmüştü: ‘..

    Fikret, ”Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bir şairim” diye mi haykırmıştı, işte Mustafa Kemal de daha 1924’te öğretmenlere hitaben ”… Hiçbir zaman hatırınızdan çıkmasın ki Cumhuriyet sizden, fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesiller yetiştirmenizi ister…” diyor ve ekliyordu:

    Şimdi..Ne alaka diyeceksiniz.!
    Yani konu ile bunun ne ilğisi var.

    “Kavgalı babaların talihsiz çocukları
    Tevfik Fikret’i gözden düşürmek ve unutturmak için her yolu deneyenler, dilinin eskiliğini, dinsel felsefesini ve karabaskı döneminin baş aktörü Abdülhamit’e karşı girişilen bir suikast teşebbüsünün başarısız oluşu karşısındaki tavrını da eleştirmişlerdir. Kimi kalemler, şair öldükten yıllar sonra din değiştiren Halûk’u babasının Hıristiyanlığa ittiği yalanını bile öne sürmüşlerdir.
    Tek çocuğu ve oğlu Halûk ‘un yükseköğrenim için gittiği Amerika’da din değiştirmesini ve sonunda bir presbitaryen kilisesinin başrahibi olmasını da Tevfik Fikret’e fatura etmekten çekinmemişlerdir.

    Kimi kalemler, şair öldükten yıllar sonra din değiştiren Halûk’u babasının Hıristiyanlığa ittiği yalanını bile öne sürmüşlerdir. Bunlar arasında, edebiyat tarihçisi geçinip, yüksek makine mühendisi ve üniversitede profesör Hüseyin Halûk Fikret’in Hıristiyanlığı seçmekle yetinmeyip iki oğlunu da ‘kendisi gibi papaz yaptığı’ (!) yalanını ortaya atanlar bile vardı. Oysa Gill ve Halûk Fikret çiftinin çocukları olmamıştı.

    1959’da Vatan gazetesi adına Amerika’da iken Halûk’un izini bulmaya çalışmış fa kat başarılı olamamıştım. Geçen yıl Fikret üzerine çalışırken ziraat mühendisi Fikret ve seksen beşindeki eğitimci eşi Ali Kaygı çifti ile tanıştım. Kazandıkları bursla ve çocuklarıyla birlikte Amerika’ya giden Kaygı’lar, Halûk Fikret’le yakın ve sıcak bir dostluk kurmuşlar ve çok satışlı bir gazetenin 1962 yılında ve birinci sayfadan ‘Papaz Halûk’ tanımlamasıyla okuyucularına adeta teşhir ettiği Halûk Fikret’in ne denli saygın, sevilen ve bilge bir insan olduğunu görmüşlerdi. Türkçesi fena değildi. Babasının kimi şiirleri hâlâ ezberindeydi. Türklüğünü unutmamış ve uzun süre Türkiye’ye dönmek ve burada bir iş bulup eşiyle birlikte yerleşmek için her yolu denemişti. Ne ki bazı yakınları yazdıkları mektuplarla onu bu kararından caydırmışlardı? ”… Sakın gelme!” demişlerdi, ”Oralarda din değiştirmişsin. Gelirsen burada seni tükürükle boğarlar!..” Aydın bir çift olan Kaygı’lar, ellerindeki bütün kayıt, belge ve fotoğrafları bana verdiler. Bu sayede, ‘Halûk’un Bayramı’ nın, ‘Vedası’ nın, ‘Amentüsü’ nün, ‘Defteri’ nin yanında Halûk’u nihayet ve gerçek kişiliğiyle tanımış olduk.

    1893 İstanbul doğumlu Halûk, 72’nci yaş gününe beş gün kala Florida’nın Orlando kentinde öldü. Amerikan gazeteleri ölüm haberini ”… başını defne yapraklı bir tacın süslediği büyük Türk şairi Tevfik Fikret’in oğlunu kaybettik” diye verdiler.

    Yüksek mühendis, üniversite hocası, işadamı ve başrahip olarak ‘Türk’ adını onurla taşımıştı. Seçkin ve saygın bir iyi niyet elçisiydi Türkiye’nin, ama Türkiye’nin bundan haberi olmamıştı. Fikret’in ‘papaz oğlu’ idi, o kadar. Oysa yaşadığı yerde olay oldu ölümü. Cenazesine altı yüz kişi katıldı. Mezarı başında üç rahip onun seçkin ve saygın kişiliğini anlatan konuşmalar yaptı.

    Onun ölüm haberini yorumsuz duyuran Türk gazetelerinden biri, Milliyet, bir başka Türk şairinin oğluna ait ölüm haberini ise şöyle veriyordu:

    ”… Şair Mehmet Akif Ersoy ‘un oğlu Mehmet Emin Ersoy dün, İstanbul Tophane’de bir kamyon kasası içinde ölü bulunmuştur. Devamlı alkol alan ve bir kalp krizi sonucunda öldüğü anlaşılan Mehmet Emin Ersoy’un cenazesini kaldıracak bir makam bulunmadığından ceset uzun süre sokakta kalmıştır. Üç yıl önce eşi ölen Ersoy, kendini uyuşturucu maddeye vermişti ve uzun süredir Tophane’nin arka sokaklarında yaşıyordu…”

    Cumhuriyet 18.08.200

    Bakın olayların..oluş tarihine bakın ..biz daha dünyada bile yoktuk.
    İşte Hrıstıyan olmak böyle bişey..

    Rab İsa Mesih her kardeşimi korusun.
    Esenlikle

    #36835
    klaus
    Anahtar yönetici

    Selam olsun yüreği Rabbin adı ile atanlara!

    Sevgili Saba, elbette ki yazdıklarıma katılmayabilirsiniz, ancak siz de verdiğiniz örneklere devam edecek olsa idiniz hem de tarihi şahsiyetlerden benim kastettiğim 15 yıl öncesine kadarlık zamana dek ancak birkaç sayfa daha yazabilirdiniz isim ve kariyer babında yazdıklarım aleyhinde. Kaldı ki ben ima ettiğim televizyon kanallarındaki programlarda veryansın ve korku içinde gösterilen kardeşlerimizin durumunu kınamak, yadsımak, beğenmemek gibi bir duygu ile değil bizatihi İsa Mesih’e ilk iman edenlerin durumu ile karşılaştırıp benzerliğinin ne övgü verici olduğundan bahsettim.

    Hamdolsun, elbette ki bu da şahsi bir kanı gibi görünecek olsa da hiçbir şahıs ya da konuya önyargılı yaklaşmam.

    Sayın Saba, inancımda bunca yıl sonra sadece Rabb’in esini ile öyle şans eseri karşıma çıkan bu sitede yine Rabbin eseni ile yazmaya başladığımdan bu yana konunun beni hep aynı noktaya sürüklediğini görmekteyim.

    İsa Mesih’e iman etmiş kişilerin gizlice ama büyük bir inayet, esenlik ve takva ile Rabb’in adını yüceltmiş olmalarının ödülü Rabbin inayeti ile Putperest Roma’dan Kutsal Roma (!), ancak ne var ki aynı din kardeşlerimizin rahata, feraha kavuşup da Rabbin yolundan uzaklaşmaya başladıklarında Rabb’in onlara cezası da malum; İslam Kılıcı!

    Memleketimiz diğer hiçbir memleket ile kıyaslanamayacak bir sosyo-yapı üzerine kurulu, tarihi ve siyaseti karışık ve üzerinde dahili harici çok oyunlar oynanmış çok kan dökülmüştür. Bununla beraber “Hıristiyanlık” denilince kesinlikle bahsettiğiniz gibi bir önyargı yok tam aksine bir hüküm, bir kanı var.
    Memleketimizi kesinlikle gariban ve elit gibi benzeri sınıflara bölmem ancak şu bir gerçek ki memleketimizde hala içinde nice üniversite mezunları ve maddi durumları dahi çok iyi olan milyonlarca kişiyi Avam olarak nitelemek ya da taban kısım olarak nitelemek ve sınıflamak mümkün. Bunların üzerinde de gerçekten de kendini her yönde geliştirmiş fikri ve alnı açık  maddi yönü umursamayan ve umursanmayan bir kısım var. Arasında ise yine avamdan olan ancak avamı (seçim ve atama yolları) idare etmekte olan kişileri görebilirsiniz.

    Memleketimizde halen kimliklerinde Müslüman yazıp da İslam’la uzaktan yakından alakası olmayan yüz binlerce kişinin dahi Hıristiyanlık denilince akıllarına görsel ve teorik olarak ne geldiğini gayet iyi biliyor olmalısınız. İnsan fıtratı öyle bir psikolojik yapıya sahip ki etraflarında kendileri gibi değil de kendilerinin dahi bir şekilde gıpta ettiği manen ya da madden daha üstün olan kişilerin akımına kapılır. Onların sahip olduğu duygu ya da yaşam biçimine çoğu kez sorgusuz doğru olarak bakarlar ve takipçileri olurlar ya da hiçbir şekilde eleştirmezler. Kastetmeye çalıştığım ve genelleme gibi gördüğünüz husus aslında temellendirmeye çalıştığım bu durumdur.

    Konuda değindiğiniz etiket vb. yaftaların altında yatan husus ve üstesinden nasıl gelinebileceğine dair odaklanmıştım. Bu durumdan sadece bizlerin samimi inanışı ve yaşamı ve ne olursa olsun hem avamın hem de avam-üstü olan kişilerin bir şekilde okumaya vesile olunmaları ile kurtulabilir, bu zinciri kırabiliriz. Bu da yine ne olursa olsun bizi Anadolu’daki geçmişte yaşamış din kardeşlerimizin akıbetinin nasıl olduğunun iyi okunması gerektiğiyle yüzleştiriyor. (VAHİY)

    Sevgili Saba, sizin de mutabık olduğunuz üzere memleketimizde İsa Mesih’in adını haykırarak yaşamak çetin ve kutlu. Ama Hrıstiyanlık denilince samimi ya da sadece kimlikte Müslüman olan avamın neler düşündüğü hem teorik hem de görsel olarak bellidir. Öz eleştiri can yıkıcı olabilir ama maalesef ki görsel unsurlardan birincisi belki çok az kişi için sizsinizdir sayın Saba, ama çok büyük bir çoğunluk için belirttiğim ve sizin de eleştirdiğiniz konu. İkinci görsel unsur ise insanların yaz geldiklerinde merakla ve heyecanla gitmek istedikleri tatil beldelerinde inancı boynundaki haç kolyeden öte gitmeyen ve bir bardak bira karşılığında cehennem için her türlü hazırlığı rahatça yapabilen kişiler ve yabancı tv film ya da dizileri ne yazık ki! “İşte Hıristiyanların hali bu!” genellemesine maalesef düşüyor kastettiğim avam kesimi ve ne olursun memleketimizde en etkin kesim de bu kesim çünkü kalabalık olanlar onlar.

    “Redchurch” de ne demektir diye düşünmüş olabilirsiniz sayın Saba. Beni buraya çok uzun zaman öncesinden göndereceğini bildiğim Rabbimin planını bilmiyordum ancak bunu bir dostumla paylaşmıştım. Ve öyle bir gün geldi ki hakkında hiçbir şey bilmediğim ve adının aslında farklı olduğu bu yere geldikten bir müddet sonra, eski adının Redchurch olduğunu duydum ve küçük bir araştırma ile kilisenin nerede olduğunu öğrenip karın izin verir vermez hem de tam nevruz günü (Pazar gününe denk gelmişti) güneşin ilk defa kendini çok cömertçe gösterdiği bir günde çetin bir yoldan kendisine ulaştım. Canım kardeşlerim (onlar)! Mükemmel bir ormanın eteğinde, hemen yakınından harika bir derenin geçtiği bir yere Kilise inşa etmişlerdi. Adı Redchurch idi. Kim bilir ne samimiyet ile inşa etmişlerdi, kim bilir ne zorluklar çekmişlerdi o taşları oraya bir şekilde getirip şekillendirip kiliseyi inşa edene kadar. Kim bilir ne harika yürekli ve Rabbin yolunda tam bir esenlik içinde yürüyen doğruyu haykıranlar vardı içlerinde. Ama ne olursa olmuştu… (VAHİY!) bir müddet ev bir müddet ise ahır olarak kullanılan ve bir müddet de definecilerin yoğun tahribine uğrayan kilisede gizlice akıttığım gözyaşlarım ile yanımdaki rehber çocuklarım anlamasınlar diye İngilizce dua ettiğim kilisede anladığım tek şey vardı ki Rabbim beni buraya sürgün eylemişti. O harabe redchurch değil bendim! Şükrettim Rabbime ve çok geçmedi ki Ruh’ta daha olgunluğa ve güce kavuşmaya başladım. Belki redchurch harabesi için elimden bir şey gelmiyor ama kendi harabemin molozlarını ve pisliklerini dışarı attım ve atmaktayım ve inşallah kendi kilisemi kurmaktayım Rabbim için, Rabbimin adına, şükranla ve coşkuyla.

    Gizlide olan riyadan uzaktır, Gizlide olan gerçekten samimidir! Çünkü gizlide olan günü geldiğinde ifşa içindir, hizmet içindir. Kimisine üç gün, kimine kırk gün kime de yıllarca… Rabbin işi işte, “Sen fahişelerle ve dilencilere (kısacası) günahkârlarla yemek yiyorsun diye yargılanan İsa Mesih’in adına övgüler olsun! Ki O’nun adı o gün öyle olup ta, ölüp Rab’de ve Ruhta sonsuz yaşama kavuşmaları ile bugün tüm dünyada”, ve memleketimiz için de gerçekten de öyle oldu, yaftalar etiketler vurulmuş olabilir, kınanmaktan korkmamalı durum incitici değil tam aksine övgü dolu, ve gerçekten de Rabbin günleri memleketimiz için kapıda, doğum bekleyen kadın gibi heyecan dolu ve kutlu çünkü doğacak olan YAŞAMa doğuyor.
    Selam olsun!
    redchurch

2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.