ANASAYFA Forum DİNLER, MEZHEPLER, İNANÇLAR… PROTESTANLIK İsa Mesih İnanlılar Topluluğu

  • Bu konu 1 izleyen ve 0 yanıt içeriyor.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #24205
    Anonim
    Pasif

    İsa Mesih İnanlılar Topluluğu

    Hıristiyan ya da ‘kilise’ derken akla ilk gelen nedir?

    Engizisyon, Manastırlar, Haçlı Seferleri, büyük kilise binaları, sömürgeci bir dinsel örgüt ve Orta Çağın karanlık günleri değil mi? Bunun yanısıra korku altında, yanılgı içinde yaşayan, bir takım efsanelere ve batıl inançlara sarılan, gösterişli ve karmaşık ayinleri olan bir cemaat canlandırıyoruz gözümüzün önünde! İsa’nın tövbe çağırısını tahrif etmiş, tanrılaştırılan annesi Meryem ve azizler gibi inançlara yer veren bir din gibi görünüyor.
    Bunlar her ne kadar haksız yere suçlamalar değilse de, İsa’nın gerçek öğretisiyle ve İncil’in özüyle hiç ilgisi yoktur. Bunlar kurtuluş müjdesinden, İsa’da Tanrı’nın bütün insanlara yönelik beslediği sonsuz sevgi haberinden apayrı, hatta tam karşıt gelişmelerdir. Sözde ‘Hıristiyan’, sahte inanlılar olmakla kalmadılar, gerçek Mesih inanlılarına zulmettiler, işkence yaptılar, birçoklarını katlettiler. Bunlar sevgi denen her şeye düpedüz düşmanlardı. “Bunlar bölücü, yoksun olan kişilerdir” maddeye bağlı (Yahuda 19) ve Kutsal Ruh’ tan Fakat, ilkel çağlardan beri yayılan putperestlik Tanrı’nıntekliği hakkındaki gerçeği bozmadığı gibi, bu sapmalar İncil’deki gerçekleri de bozmadılar. Aksine, İncil’deki sevgi ilkesinin ne kadar yüce olduğu daha da çok göze batar. Sahte altınlar, altının çok değerli olduğunu kanıtlamaz mı? Öyle olmasaydı, kimse sahtesini yapıp piyasaya sürmeye uğraşmazdı. Şaşmamalıyız, çünkü gerek İsa, gerekse kendi Elçileri, imandan sapanların, yine O’nun adına bu gibi vahşetler yapacaklarına dair, gerçeği seven her insanı önceden uyarmışlar.

    İsa’dan sonra, yoldan sapanlardan çok, düşmanlarına karşılık vermeden sevgi ilkesinin uğruna ölecek kadar O’na bağlı yaşamış olanlar gözümüze çarpsa gerek.

    Tann’nın tarihle ilgili projeleri, hiç şaşmadan tamamlanana dek devam etmektedir. İsa’nın dünyaya geri dönüşüne kadar, yaşamakta olduğumuz bu dönemde tövbe edip, O’nun kurtarışına iman etmemizi saptar. Tarih boyunca bu şekilde Mesih’e bağlananların hepsi Kutsal Ruh’un sayesinde yukarıda bahsettiğimiz sevgi ailesine katıldılar. Ve gençlikle Haçlı Seferlerinde en çok ezilenler onlar olmuştur!

    Artık ‘kilise’ kelimesinin esas anlamını kavrayabilecek durumdayız. İncil’deki anlama göre ‘kilise’ bir örgüt değil, bir mezhep de değil, bir bina, bir ibadethane kesinlikle değil. Eski yunanca ‘ekklesia’ kelimesinden türeyen ‘kilise’nin türkce karşılığı ‘topluluk’tur. Ayrıca İncil’de inanlılarının topluluğundan söz ederken, aile kavramıyla birlikte, azaları birbirinden kopmayan ‘beden’ gibi, ya da inanlıların birer ‘taş’ olarak oluşturduğu yaşayan ‘bina’ gibi benzetmeler kullanılmaktadır. Bu ‘taş’ları tutan bağ, bu ailenin damarlarında dolaşan ‘kan’, bildiğimiz gibi, Kutsal Ruh’tur.

    Bu yüzden ‘kilise’ye katılmak, belli bir inanç uygulamasını benimsemekten öte, din tercihi olmayan, yalnız tövbe eden günahkârın kurtuluşunu Mesih aracılığıyla sağlamış olan Tanrı’ya kavuşmaktır. Bu şekilde Ruh’la donatılan herkes (‘vaftiz’in gerçek kavramı budur zaten: Ruh’u yüreğe almak), yeni ruhsal yapısı gereği otomatik olarak bu ailenin bir üyesidir.

    Yüreğinde, davranışlarında insanların koydukları bütün sınırlar ortadan kalktı Yeni bir kardeş olarak: “Vatanımız göklerdedir” diye biliyor. Elçi Yuhanna’ya vahiyle önceden gösterilen bu göksel vatanında…

    her ulustan, her oymaktan, her halktan ve her dilden oluşan, kimsenin sayamayacağı kadar büyük bir kalabalık tahtın… önünde” duracaktır(Esinleme 7: 9).

    (Ruh’la) vaftizde Mesih’le birleşenlerinizin hepsi Mesih’i giyindi. Artık ne Yahudi ne Grek (ulus ayırımı), ne köle ne özgür (sınıf ayırımı), ne erkek ne dişi ayırımı (cinsiyet aynmı)vardır.

    Bu aile insanların eseri değil, Tann’nın yapıtıdır. İnanlıların, sevgiye dayalı bu birlikle birbirine sımsıkı sarılmalarım sağlayan neden de bir takım ortak kurallar, ayinler, töreler ya da dogmalar kesinlikle değil, Rab’bin kendisidi’Rab de her gün yeni kurtulanları onların arasına katıyordu(Elçilerin İşleri 2: 47).

    Böylece İsa Mesih inanlısı, ya da gerçek anlamda ‘Hıristiyan’ olmak demek, yalnız Tanrı’ ya ait olmak demektir. Mesih hiç kimsenin bir mezhep ya da bir din kurumu oluşturmasını ima bile etmedi. Neden? Çünkü esas isteği, sağladığı kurtuluşla oluşacak olan topluluğun, yeryüzünde bulundurulan belli bir merkeze, ya da baş olarak tanınan belli bir insana değil, direkt O’na ve Tanrı’ya bağlı olmasıydı.

    Bu şekilde Tanrı, dünyasal bir aracı olmadan, yöneticiliğini inanlıların yüreğinde bulundurduğu Kutsal Ruh ve Kutsal Kitap kanalıyla sürdürüyor. Onları güçlendiriyor, eğitiyor, gerekirse azarlıyor ya da teselli ediyor. O zaten, O’na yaklaşanlar için Göksel bir Baba olmuştur!

    Şimdi sizi Tanrı’ya ve O’ nün lütfunu açıklayanSöz’üne emanet ediyorum. Bu Söz, sizi ruhça geliştirecek ve sizi kutsal kılınmış olan tüm insanların arasında mirasa (Cennet’e) kavuşturacak güçtedir’(Elçilerin İşleri 20: 32)

    Söz’e göre yaşamak

    Söz benimsendiği zaman insanın içine yazılıyor sanki. Tarih boynca çeşitli ideolojik devrimlerin sağlayamadığı ideal gerçek oluveriyor. İnsan, hep aranan bu yeni yaşamın peşindedir; ve birden farkediyor ki: Tanrı’daymış! O zaman gerçek yaşam başlıyor…

    En iyisi yukarıdaki İncil alıntısının son satırlarını yine okuyalım:

    ‘Sözü benimseyenler vaftiz oldu. O gün yaklaşık üç bin kişi topluluğa katıldı. Bunlar kendilerini elçilerin öğretişine, beraberliğe, ekmek bölmeye ve duaya adadılar.

    Herkesi bir korku sarmıştı. Elçilerin aracılığıyla birçok harikalar ve mucizeler yapılıyordu. İmanlıların tümü bir arada bulunuyor, her şeyi ortaklaşa kullanıyorlardı. Mallarını mülklerini satıyor ve bunun parasını herkese ihtiyacına göre dağıtıyorlardı. Her gün tapınakta toplanmaya devam eden imanlılar, kendi evlerinde de ekmek bölüp içten bir sevinç ve sadelikle yemek yiyor ve Tanrı’yı övüyorlardı. Tüm halkın beğenisini kazanmışlardı. Rab de her gün yeni kurtulanları onların arasına katıyordu’(Elçilerin İşleri 2: 41-47).

    Gerçek Mesih inanlıları bir organizasyon olarak tertiplenmeye gerek duymamışlar. Sadece sevgi bağına dayanarak uygun bir yerde bir araya gelip, Tann’nın isteği doğrultusunda ilerlemek için gereken her dayanışma ve yardımlaşmayı birbirlerinden esirgemiyorlar.

    En çok Anadolu’da yayılan bu ilk topluluklar asırlar boyunca böyle devam etmiştir, yenileri de olmuştur. Yalnız alıştığımız büyük mezhepler karşısında ve gördükleri baskılar altında günümüze kadar daha çok meçhul olarak kalmışlar. Fakat bildiğimiz gibi tarihten kalan izleri çoktur.

    İncil değişmediği gibi, bugün Tanrı’ya ve Mesih’e bağlananlarla birlikte sürdürebildiğimiz yaşam gücü ve yeniliği de aynıdır!
    Önce Tanrı’yı gittikçe daha da yakından öğrenip O’nu hoşnut eden her şeyin peşinden gideriz. Bunun doğal ve kaçınılmaz sonucu da, bütün insanlara karşı sevginin yeni bir boyutunu,

    Tannsal boyutu yaşayabilmemizdir. Her ne kadar politikaya hiç karışmıyorsak, her seviyede acı çeken dünyamızdaki her türlü sosyal ihtiyaç karşısında seyirci kalmamız mümkün mü? Rabbimizin, yeryüzündeyken gösterdiği sevgi karşısında ve ruhumuza kavuşturduğu sonsuz yaşam deneyimindeki yücelik karşısında gerek kendilerimizi, gerekse mallarımızı feda etmekten çekinir miyiz hiç?

    Tann’nın sevgisini tadan, Mesih’teki bağıştan ve lütuftan lezzet alan herkes, bu şekilde Tanrı ‘nın sonsuz gücüne tanık
    olmaktadır.

    Yaşantımız Tanrı’yla gerçek bir ilişkiden ibaret. Duaya, göksel Babamızla kurduğumuz diyaloga inanıyoruz. Babamıza sunduğumuz hem kendi ihtiyaçlarımız, hem de dünyamnkilere verdiği cevapla, her gün sevgisine de tanığız.Ve gerçekten Kurtarıcımıza sonsuz teşekkürler sunuyoruz…

    Bu yüzden kişisel ve toplu halde sürekli duaya adanmak gündelik ve en doğal ‘aile’ yaşantımızdır. Aktarmada, Söz’ü benimseyen kişiler , İsa’nın sevgisine kendilerini kaptırarak Tanrı’nın kutsallığını, merhametini ve gücünü yansıtan bu ilk inanlılara baktığımızda izlememiz gereken yol ortada değil mi? Son derece alçak gönüllü bir yaşam sürdürerek İsa’nın izinde yürüdüler…

    İşte, Tann Kitabında bize önerilen, yalnız Kutsal Ruh’un sağlayabildiği yaşam!

    Sizi de izleyici olmaya çağırıyor. İsa’yı izlemeye. Zaten O’ndan başka daha kutsal, adil, Tanrı sevgisiyle dolu, merhametli, fedakâr olan kim var ki onu izleyelim? Tanrı Söz’ünün derinliklerini aydınlığa kavuşturan, insanın durumuna gerçek ve kesin çareyi getiren, Tann’ya tam, eksiksiz, kesintisiz bir bağlılık gösteren O’ndan başka Kimse yoktur!

    Yolculuğun doğru rotası.. .O’na bağlanmazsak… ya bütün kötülüklerin kökü olan bencilliğimize tutsak olarak devam edeceğiz, ya da Tanrı’yı bilmeyen boş bir dünyayı izlemeye mahkûm kalacağiz. Sonuçta ikisinin de, sundukları yaşam biçimi pek parlak değil.

    Yoksa dinimiz, mezehebimiz hangisi ise, ona mı sığınacağız? Doğal olarak ve mantığımıza dayanarak, Tann’ya kavuşmak için, günahlarımızdan arınmak için izlemek istediğimiz yol bir dinin şartlarını yerine getirmektir.

    Tann ise günahın suçluluğundan bizi anndınr ki, isteğini yerine getirebilelim. Yani bu gerçeği bir cerrahın bıçağına benzetebiliriz. Bıçak kullanmadan önce mi, yoksa kullandıktan sonra mı yıkanır? Tann da önce günahın sorununu ortadan kaldırır, ondan sonra O’na hizmet etmemiz söz konusu olabilir.

    Ruhsal alandaki bu gerçeğin farkını görmek zor gibi gelebilir. Ama farkı büyüktür.

    Bu aynı yolda ilerleyen, ama birbirine zıt yönlerden giden iki kişiye benziyor. Ya da Beyazıt’tan Sultan Ahmet’e giderken, Topkapı’ya doğru yol alarak koskoca dünyayı dolaşmaya kalkışan koşucuya benzer. Ya da Ankara’ya gitmek için Mavi Tren’e binmek yerine, treni omuzlarına almaya çalışan bir adama benziyor.

    Birisi uğraşlarıyla Tann’nın kutsallığına ulaşmanın ümit kinci çabasındadır. Öbürü günahların bağışlanmasıyla Kutsal Ruh bağı sayesinde Tann’ya kavuşmuş durumdadır. Ve yalnız bu yüzden Tann’nın kutsal isteğini uygulayacak güçtedir!

    İşte İsa’ya inanmak, İsa’yı izlemek, Tann’ya ve peygamberlere iman eden her kişinin gereğidir. Bununla birlikte de, Tann’ya ve peygamberlere inanmayan her kişinin gereği yine İsa’dır. Seçeceği yolu da şöyle özetleyebiliriz:

    1) İsa’nın, İncil’in yazılmasını emanet ettiği Elçilerin tanıklığını okuyup buna iman etmektir.

    2) Yalnız İsa’nın kendisinin sağlayacak güçte olduğu, ve sunmakta bulunduğu tam, kesin ve sonsuz af için Tann’dan içtenlikle bu kurtuluşu dilemelidir.

    3) Gerisi, Tann’yla gerçekleşen Kutsal Ruh bağı sayesinde adandıkca adanan bir yaşamdır. Öyle bir yaşam ki, Tanrı’ya teşekkürü borç bilerek, İsa’yı daha çok bilmeye yönelik büyük bir arzu duyar. İnanlı bu arzuyu, benliğimize ölüp yalnız İsa’yı izlemek için yaşadığımızı simgeleyen vaftiz olmakla açığa vurur. ilk kardeşler hakkında ‘…kendilerini elçilerin öğretişine, beraberliğe, ekmek bölmeye ve duaya adadılar.” diye okuduğumuz gibi, Mesih inanlısı da diğer inanlılarla uygun bir yerde bir araya gelip yeni yaşamının besinini bulur. İşte bu, sizin için Tanrı’nın planı, çizdiği rotadır. Ya siz, hangi yönü seçeceksiniz…?


    (Kutsal Kİtap Org’dan alıntı)



1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.