ANASAYFA Forum İNCİL’den Bugünkü İnciler… (Devotionals) İNCİL’de yazılı bir belirti!

  • Bu konu 4 izleyen ve 14 yanıt içeriyor.
15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 15)
  • Yazar
    Yazılar
  • #27064
    Anonim
    Pasif

    ‘Artık bayramın yarısı olunca, İsa tapınağa çıkıp öğretiyordu. Bunun için Yahudiler şaşıp: Hiç öğretilmemiş olduğu halde, bu adam yazıları nasıl biliyor? dediler. İsa da onlara cevap verip dedi: Öğrettiğim benim değil, fakat beni gönderenindir. Eğer biri onun isteğini yapmağı dilerse, öğretişin Allah’tan mı olduğunu, yoksa kendiliğimden mi söylediğimi bilecektir” (Yuhanna 7: 14-17).

    Aldığımız öğretiş, eğer Mesih Ruhu’ndan geliyorsa, onun öğretişindeki tanrısal irade(istek), mutlaka bize geçecek ve onun iradesinin olmasını isteyeceğiz! Kurtarıcımız ve yapıcımız Rab İsa Mesih, verdiği öğretişle, kendisini dinleyenlere tanrısal arzu transportu da yapmış olmalı! Böylece, Allah’tan öğrenenlerde, Allah’ın isteğini yapma dileği de doğuyor! Bu muhteşem ve güçlü olay, Mesih Ruhu öğretişinin günümüzde de görünmeğe değer ilginç bir olayıdır ve tanrısal öğretişlerin görünen belirtisidir!

    Şimdi de, zamanımız öğretişlerinin insan cephesine bakalım: İNCİL’i okuyarak ve Kitabı Mukaddes öğretmenlerinden ders alarak öğrenenler, acaba Allah’ın isteğini biliyorlar mı? Böyle öğrenciler, istedikleri gibi yaşıyor, istedikleri gibi konuşuyor, istedikleri gibi yiyip istedikleri gibi mi kendilerini kuşandırıyorlar? Yani benlik arzularını mı tatmin ediyorlar?

    Görülüyor ki, Mesih İsa’nın sözüne göre, öğretişler hangi iradenin yönetimi altında ise, o iradenin egemenliği, öğrencisi üzerinde görünecektir.Yani, öğrenci, öğretmenine benziyor! Eğer Kutsal Ruh (Mesih Ruhu) bize öğretirse, tanrısal iradeyi içimizde bileceğiz ve onun olmasını dileyeceğiz! Böylelikle benlik arzularımıza fırsat olmayacaktır! Biz, işte bu özgürlüğe çağrılıyoruz; ta ki, bedene fırsat olmasın diye (Galatya 5:13, 16,17).

    Tanrı öğretişi ile insan öğretişi arasındaki fark, irade farkıdır! Geçmişime bu ışıkta baktığım zaman, aldığım insan öğretişlerinin sonucu olarak, beden arzularımın kölesi olduğumu ve bu nedenle düşüşler yaşadığımı fark ettim! Dünya âlemine sağladığım uyumlarla yaşadığım zevkli rezaletlerde çok sıkıntılar yaşadım.

    Mesih İsa’nın dediğine göre, Tanrı’dan öğrenenlerde görünen alâmet, yani belirti şudur: Bu kişiler, hep Tanrı’nın isteğini yapmağı dilerler!

    Bencil isteklerimizi doyurmaktan kendimizi alamadığımızı fark ediyorsak, bu görüşümüz boşuna değildir; bizim için Rabden umut ve istek doğuyor içimize; değil mi dert yoldaşım? Kurtarıcımız ve yapıcımız Rab İsa Mesih’in, öğretişindeki boyunduruğun kolay ve yükü hafif olduğu yazılıdır İNCİL’de! Hem de, alçak gönüllü bir Öğretmenimizdir Rab İsa Mesih! (Matta 11:28-30).

    Pavlus, Kurtarıcı ve yapıcı olan Rab İsa Mesih’in boyunduruğunu severek ve benimseyerek onun iradesinin bilgisi ile dolmuş ve resulü olmuş!

    “Ve onların hepsi Tanrı tarafından öğretilmiş olacaklardır. Babamdan işitip öğrenen herkes bana gelir” (Yuhanna 6:45).

    İNCİL’i okumadıkları belli olan bazı üyelerin sonu gelmez soruları, gerçeği aradıklarını yansıtıyor. Tecrübeli imanlıların İNCİL’den âyetler göstererek yaptıkları açıklamalar, acaba onları tatmin ediyor mu? Onlara tavsiyem şudur: İNCİL bulup okusunlar. İNCİL’i uzun yıllar boyunca okudum ve halen de okuyorum. İlerlemiş yaşıma rağmen İNCİL okurken yeni şeylerle karşılaşıyorum! Bugün sizinle paylaşmak istediğim konu, o kadar derin bir şey ki, hayatımda bu gerçeği yaşamakta olduğumu daha yeni fark ettim! İNCİL’de yazılı Mesih İsa sözleri, sahifelerde eskimeğe terk edilmiş ve modası geçmiş şeyler değildir; onları yaşıyoruz! İsa, sözlerini söylemiş ve sözleri kitaba yazılarak okuduğumuz İNCİL, her çağda olduğu gibi, günümüzde de, yazılı olduğu gibi, olan ve görünen şeylerle, dikkatlerimizi ve ilgimizi daha çok çeker oldu!

    İnsan öğretişi almış ve zamanın ilâhiyat öğrenimini görmüş bir adam vardı. Bu adam, Tarsuslu Saul diye bilinir ve çok kitap okurdu. Yazılı Yasa uzmanı idi. İsa, ölümden dirilmiş hali ile bu adama görünüp tanrısal sözler söylemiş ve en çok dikkatimi ve ilgimi çeken şu sözü olmuştur:

    “hem gördüğün şeylerde, hem sana görüneceğim şeylerde seni hizmetçi ve şahit tayin etmek için sana göründüm” (Res.İşl. 26:16).

    İtiraf edeyim ki, İNCİL’i eskisine göre daha farklı bir beklenti ile okuyorum : Okuduğum şeyler “ruhsal şeyler” dir ve onları, bana görünmeleri umudu ile okuyorum! İNCİL’i yeni okumağa başlayanlar, kendilerine Tanrı tarafından henüz görünmeyen şeyleri okuyorlar! Okudukları şeyleri görmeğe başladıkları andan itibaren, yalnız olmadıklarını fark edeceklerdir! İNCİL, Tanrı’nın bize sağladığı kurtarış harikasıdır. İNCİL’de okudukları şeyleri görmeğe başlayanlar, belki şöyle düşünüyorlar. “Bana görünen bu harika şeyler, İsa Mesih’in böyle görünen varlığı mı?” Bunu düşünmek bile içimi umut ve sevinçle, hem de imanla dolduruyor! Okuduğumuz İNCİL, Tanrı’nın bize kurtarış müjdesidir. Okuyalım; harikaları göreceğiz. Okuduğumuz şeyleri görüyorsak, görünen şeylerdeki iradenin gücü altındayız demektir. Tanrı’nın egemenliğini görmek isteyenler, İNCİL’i okumağa devam etsinler. Rab İsa Mesih bizimledir.

    Amin.

    #35530
    Anonim
    Pasif

    Bana öğretin, susayım,
    Yanlışımı gösterin.
    Ama, tartışmalarınız neyi kanıtlayıyor.?
    Sözlerimi düzeltmek mi
    İstiyorsunuz(Eyüp 6:24.25.26.)

    Oysa ben Tanrı’ya yönelir,
    Davamı O’na bırakırdım.
    Anlamadığımız büyük işler,
    Şaşılası işleri yapan O’dur.(Eyup 4:8.9)

    Bilgeleri düzenbazlıklıklarında yakalar.(Eyup 5:13)
    Benim gördüğüm kadarıyla ,fesat sürenler,
    Kötülük tohumu ekenler,
    ektiklerini biçiyor.(Eyüp 4:8)

    Günah işledimse,ne yaptım sana.?
    Ey insan gözcüsü,
    Niçin beni hedef seçtin.? (Eyüp 7:2O)

    Suçumu arıyor,
    Günahımı araştırıyorsun.(Eyüp 1O:6)
    Şimdi dönüp beni yokmu
    edeceksin.(Eyüp 1O:8)

    Kendinizi bir şey sandığınız belli,
    Ama bilgelik sizinle birlikte ölecek.(Eyüp 12:2.3)

    Tanrı’nın sırrını mı dinledin de,
    Yanlız kendini bilge saniyorsun.?
    Senin bildiğin ne ki biz,
    Bilmiyelim.(Eyüp 15:8.9)

    Yinede ellerim şiddetten uzak,
    Duam içtendir.(Eyüp 16:17)

    Esenlik RAB’be ait her kardeşle birlikte olsun..Amin.

    #35531
    Anonim
    Pasif

    Bana öğretin, susayım,
    Yanlışımı gösterin.
    Ama, tartışmalarınız neyi kanıtlayıyor.?
    Sözlerimi düzeltmek mi
    İstiyorsunuz(Eyüp 6:24.25.26.)

    Oysa ben Tanrı’ya yönelir,
    Davamı O’na bırakırdım.
    Anlamadığımız büyük işler,
    Şaşılası işleri yapan O’dur.(Eyup 4:8.9)

    Bilgeleri düzenbazlıklıklarında yakalar.(Eyup 5:13)
    Benim gördüğüm kadarıyla ,fesat sürenler,
    Kötülük tohumu ekenler,
    ektiklerini biçiyor.(Eyüp 4:8)

    Günah işledimse,ne yaptım sana.?
    Ey insan gözcüsü,
    Niçin beni hedef seçtin.? (Eyüp 7:2O)

    Suçumu arıyor,
    Günahımı araştırıyorsun.(Eyüp 1O:6)
    Şimdi dönüp beni yokmu
    edeceksin.(Eyüp 1O:8)

    Kendinizi bir şey sandığınız belli,
    Ama bilgelik sizinle birlikte ölecek.(Eyüp 12:2.3)

    Tanrı’nın sırrını mı dinledin de,
    Yanlız kendini bilge saniyorsun.?
    Senin bildiğin ne ki biz,
    Bilmiyelim.(Eyüp 15:8.9)

    Yinede ellerim şiddetten uzak,
    Duam içtendir.(Eyüp 16:17)

    Esenlik RAB’be ait her kardeşle birlikte olsun..Amin.

    #35533
    Anonim
    Pasif

    Saba kızkardeşimin Kitabı Mukaddes’de “Eyub” dan aldığı sözleri okudum. Geçmişimde yaşadığım bir ruhsal olayı anımsadım:

    Çok yıllarca önce idi. Asistanlığımın son yılında tez hazırlarken rüyamda Rabbim ve Kurtarıcım İsa Mesih’i görmüştüm. Tarlada hasat sonunu ve günahlarımdan dolayı mıydı acaba, ne idi; sıkıntılı halini gördüm! Daha sonra onu toprağın üzerinde değil, ufuktaki göz alıcı harika manzarasını seyre daldım. Uykumdan uyandığımda, hâlâ o rüyanın etkisi altında idim. Görev yerime gidip gündüz ve gece nöbetimi tuttum. Ama nöbetim esnasında kalbimde düzensiz atımlar oldu! Ertesi sabahleyin göz aklarımda sarılık fark ettiler ve bulaşıcı sarılık tanısı ile beni intaniye servisine yatırdılar. Hastanede görevli doktordum ve kendim hastalığa yakalanmıştım. Hastalık ve ölüm korkusuna da yakalandım. Belki teselli bulurum diye Kitabı Mukaddes’imi açıp “Eyup” u baştan sona kadar okudum. Ama benim hastalığım, Eyub’un dertleri karşısında hafifti. Ve Eyub’un Temanlı Elifaz, Şuahlı Bildad ve Naamalı Tsofar adlı üç dostu, onu teselliye ve acılarını paylaşmağa gelmişlerdi. Eyub, elem yatağında acılardan dolayı kıvranırken, o üç dostunun söyledikleri güzel sözler, ona terselli değil, yük vermiş! Eyub, içini Rabbe dökerken, onlar da, kendilerini doğruya çıkarırcasına sözler söylemişler! Dört kişi aralarında birbirlerine sözler söylerlerken, Rab, sıkıntılar içinde kıvranan Eyub’a kasırganın içinden cevap verip konuşmağa başlamış! Eyub, Rab gelince susmuş, arkadaşları da susmuşlar!
    Yatağımda korkularımla, endişelerimle ve umutsuzluğumla acılar çeken bana, Rabbın Eyub’a söylediği şu söz dokundu:

    Bilgisizce sözlerle takdiri karartan bu adam kim?” (Eyub 38:2).

    Rab, konuşmağa devam ederken, Eyub onu dinliyordu. Ve Eyub, sonunda, Rabbin önünde dize gelip şu itirafı yaptı:

    “Sen her şeyi yapabilirsin, bilirim,
    Ve hiçbir muradın alıkonmaz.
    Takdiri bilgisizce karartan bu adam kim?
    Bundan ötürü anlamadığım şeyleri söyledim,
    Benden üstün olan bilmediğim şaşılacak şeyleri.
    Niyaz ederim, dinle de, ben söyleyeyim;
    Sana sorayım da, bana anlat.
    Senin için kulaktan işitmiştim;
    Şimdi ise seni gözüm gördü.
    Bundan ötürü kendimi hor görmekteyim,
    Ve tozda ve külde tövbe eylemekteyim” (Eyub 42: 2-6).

    Bu sözler, beni etkiledi! Ama ondan sonra daha da etkileyici şey yaşadım. Hastaneden taburcu olup eve geldikten sonra, sarılığım çocuklarıma bulaşmasın diye kendimi bir odaya tecrit ettim. Çocuklarım daha küçük idiler. Rabbin sözlerini kitaptan okumak bile, korkularımı, endişelerimi ve umutsuzluğumu tamamen ortadan kaldırmamıştı. O kadar şiddetli ağlamalarım olmuştu ki, burnum kanadı. Sonra yatağıma uzanıp uykuya geçmek üzere idim ki, karşımda duran birinin bana şöyle dediğini işittim:

    “Ve Mesih İsa’da hayat Ruhunun kanunu beni günahın ve ölümün kanunundan azat etti.”

    Kalkıp yatağın kenarına oturdum, İNCİL’imi elime alıp bu sözün yazılı olduğu yeri aradım ve buldum! Rom. 8:2’ de aynen yazılı olduğunu fark ettim! Bana konuşan O, kimdi ki, onun ağzının sözünü işitince, içimde sevinç coşkusu oldu? Sözleri Kitabı Mukaddes’den okumakla Rabbin ağzından dinlemek arasında çok güçlü farklar görmeğe başladım. Bugün Kitabı Mukaddes’i ve İNCİL’i bu umutla okuyorum. Yazıları yanlış anlayabiliriz ve sanrılara dahi kapılabiliriz. Yahudi önderler, kitapları okuyarak uzmanlaşmışlardı ama, İsa’ya gelme isteği içlerine doğmuyordu! Kitaplarla yetindikleri halde sözleri Eyub gibi dinlemiyorlardı. İsa, onlara’

    Kitapları araştırıyorsunuz, çünkü siz sonsuz yaşamınızın onlarda olduğunu sanıyorsunuz” demiş! (Yuhanna 5:39).

    İsa’nın bu sözü, İNCİL’de böyle yazılıdır. Ama beni düşündürüyor! Bu sözü ile ne demek istemiş İsa?

    Onun sözlerini İNCİL’den okumak, bize yetmiyor mu? Hayır! Bana yetmiyor! Çünkü sözü Rabbin ağzından işitmemiz, bizden alınamayacak iyi paydır! Ben de, sizler gibi İNCİL okuyorum, ama okuduklarımı Rabbimin ağzından dinlediğim zaman cesaretle doluyorum!Sözleri Rabbin ağzından dinlediğimiz zaman, kitaptan okumaktakinden farklı olarak emin oluyorum! Birbirimiz için dua edelim ki, Rab, bize konuşsun. Amin.

    Kendimde eksikliğini fark ettiğim şeylerden biri de şudur: Bilgisizce sözler söylemiş ve yazmışım! Bundan önceki yazımda paylaştıklarım, “Allah bilgisi” ile ilişkilidir. Eğer bilgi, insan iradesi ile iletiliyorsa, karşısındakilerin iradelerini kışkırtacaktır. Ama Allah’ın insana bildirdikleri, onun yüce iradesinin kudreti ve başarısıdır. Düşünce alanında da böyledir. Rabbin düşüncelerini kitaptan okuyorum, onları düşünmeğe çalışıyorum; ama yazılı olduğundan daha öteye, canlı düşünemiyorum. Ancak Ruhülkudüs esinleri ile düşünürken, nasıl düşündüğümüz bize açıklanır. İşte bu gibi şeyleri, ‘Allah’ın iradesi bilgisi’ ile öğreniriz (1.Korint.2: 10; Kolose 1:12).

    Amacım bilgiçlik taslamak değildi; şimdi de değil! Paylaşmak, başka nasıl oluyor? Rab İsa Mesih’in ismi yücelsin. Amin.

    #35535
    Anonim
    Pasif

    İmif-1940 kardeşim sözlerinde samimi bir varlıksal irdeleyiş meyli seziliyor hemen… Rab bereketlendirsin…

    Kitab-ı Mukaddes’in anlamı sadece okumakla anlaşılmaz… Okunur elbet, okunması gerekir ama okunanlar sahih bir şekilde ancak doğrudan vahiy yoluyla anlaşılır.

    Vahiy eskilerde bol bol vuku bulmuş ama artık vuku bulmayan bir şey değil. Vahiyle bilgilenmek Rab’bın lütfu sayesinde köksel günahın etkisinden kurtulmaya yüz tutmuş her insanın sahih bilgilenme yoludur.

    Vahyin sık sık halk arasında sanıldığı gibi doğa üstü renkler, ışıklar, manzaralar görmekle alakası yoktur. Düşler, rüyalar bazen İlahi bir gerçeği ima ediyor, veya haber veriyor olabilir ama vahiy başka bir şeydir.

    Vahyin başlıca özelliklerinden biri insanın nefsinin çabasının sakinleştiği bir anda, beklenmedik ve planlanmamış bir şekilde insanı ziyaret etmesidir. Vahiy aslında Ruh’ul Kudüs’ün insanın aklına, aracısız, doğrudan bir bilgilendirmede bulunmasıdır. O an aniden insanın aklı çözülür ve önceden aklına takılmış olup da kendi çabalarıyla bir türlü anlayamadığı şeyler ifşa edilir kendisine. Hem de hiç bir dünyevi otoritenin sağlayamayacağı bir berraklıkla.

    Vahiy insan çabası ile gelmez… tam aksine… insan çabasının gevşediği bir anda gelir. Ve insan çabasının gevşemesi ihtiyari bir şey olmadığından Tanrı’nın isteğiyle olur.

    Tabi, Rab’be ümit bağlayıp, hayatlarını tümden O’nun iradesine terk etme yolunda ilerlemiş olanlar vahye daha açıktır… Nefsi çabaları silinme yolundadır da ondan.

    Sevgiler…

    #35541
    Anonim
    Pasif

    Sevgili kardeşim Viran dede,
    Bir süreliğine bu siteden uzak kalmıştım; ama döndükten sonra sizin yazılarınız da dikkatimi ve ilgimi çekmeğe başladı.

    İNCİL’i kendi dilimde okumağa başladığım zaman, 15-16 yaşlarında idim. Şimdi ise, 70 yaşlarında ihtiyarım. Kitabı Mukaddes’i ve özellikle de, İNCİL’i iştahla okuyorum! Sizin de dikkatinizi ve ilginizi çektiği gibi, “vahiy” dediğiniz tanrısal esinler, benim de dikkatimi ve ilgimi “İNCİL” üzerinde daha çok yoğunlaştırıyor! Örneğin: Bu sabahleyin, Luka İncili’ nin 8. bölümünde “ ekinci ve ektiği tohum” benzetmesini okuyorken, harika bir şeyin varlığı dikkatimi ve ilgimi çekiverdi! Bunu size anlatayım:

    İsa, sözlerini tohuma benzetip konuşmasını bitirince, sesini yükselterek, olacak bir şeyin vaadini şu sözle vurguladı:

    “İşitecek kulakları olan işitsin” (Luka 8:8).

    İsa Mesih, bu sözünü, yani vaadini, önemine binaen ve sesini yükselterek vurgulu yapmış! Çünkü İsa, sözlerine başlamadan önce, “sana doğrusu ve doğrusunu söyleyeyim”, “size doğrusu ve doğrusu ben derim” gibi girişleri sık sık kullanarak dikkatimizi ve ilgimizi, söylediği sözlerin üzerine çekmeyi başarmış, beşeriyetin en güçlü göksel Lideri olduğunu ortaya koymuştur! Ama, Luka 8. bölümdeki konuşmasını bitirdikten sonra, “İşitecek kulakları olan işitsin” sözü, bize verilmiş şu vaattir:

    İNCİL’den okuduğumuz Mesih İsa sözlerini Kutsal Ruh’tan işiteceğiz! (Yuhanna14:25,26). Bu, Mesih İsa’nın İNCİL’de yazılı vaadidir! Çünkü Kutsal Ruh, Mesih İsa’nın doluluğundan aldığı şeyleri bize bildirir ve bize hayat verir! Bize ruhsal anlayış da verir. İNCİL’i bu umut ve beklenti ile okuyorum; kim ne derse, desin! İsa, Allah’ın sözlerini kitaplardan okuyan Kutsal Yazı uzmanlarına,

    “ Siz hiçbir zaman ne onun sesini işittiniz, ne de onun suretini gördünüz” demiş! (Yuhanna 5: 37).

    Okuduğumuz sözlerin sesi var, sureti,yani “görünen şeyler “ var! İsa, ölümden dirildikten sonra, Tarsuslu Saul’a görünüp, “sana görüneceğim şeyler” demiş!(Res.İşl.26:16). Pavlus, yani Tarsuslu Saul, bedeninin günlerinde, fizik âlemde her gün görmeğe alışık olduğumuz şeylerin çok ötesine bakışları ile insanlara görünmez şeyler görmüş! Mesih imanlıları isek, bizim de,görünen şeylere değil; asıl görünmeyen şeylere bakmağı öğrenmeğe ihtiyacımız var! Görünmeyen şeylere bakmağı bize kim öğretecek Viran dede kardeşim? Onun öğrencileri, görünmez şeylere bakmağı öğrenmişler ki, İsa, onlara göründüğünde, “size emrettiğim şeylere bakmayı onlara öğretin” diyerek onları Milletlere göndermiş! (Matta 28:20). 21. yy. Mesih imanlıları olarak, İNCİL’de okuduğumuz şeyleri görmemizi ne engelliyor? Kanaatime göre, insan benliğimiz! Yani bencilliğimiz! Görüyorum ki, sen de bu kanaate varmışsın! “İnsan çabasının gevşediği bir anda tanrısal vahiy gelir” demişsin. Ben de, bu fikre katılıyorum kardeşim; aksini yazmışsam, bana göster. Ama bir noktada anlaşmamız gerekir:

    “Vahiy, …planlanmamış bir şekilde insanı ziyaret eder” demişsin. Bunu biraz daha açık yazman gerekirdi. Çünkü tanrısal esin, insan iradesine bağımlı olmadığı gibi (bunda hemfikiriz), ama Rabbin yaptığı her iş, kendi plânına göredir. Örneğin: “Ya Rab! Ne yapayım?” diyen Pavlus’a, Rab İsa, şu yanıtı vermiş: “Yapasın diye senin için atanmış olan bütün şeyler orada sana söylenecektir” (Res.İşl.22:10).

    Rabbın yapmamızı plânladığı her şey, onun iradesi ve Krallığı dahilinde mutlaka olacaktır! İsa, ilk vaazına başladığı zaman, Krallığının yakın olduğunu söyledi(Markos 1:15).

    Benliğimiz, Allah’ın Krallığı karşısında kendini kral sayıyor! Zaman zaman benim de benliğim ortaya çıkıyor ve içimde rahatsızlık oluyor! Bu nedenle İsa’nın boyunduruğunu İNCİL’den okuyunca, içime kurtuluş umudu doğuyor! (Matta 11:30).

    Sevgili Viran dede kardeşim, benliğimiz ve istekleri bize egemen oldukça, daha çok acı çekeceğiz. Bazen kardeşler olarak birbirimizi benlik sebebi ve sevki ile kırıp geçiyoruz; buna sebep olduğum zaman da, benim içimde rahatsızlık oluyor! İsa’nın haça gerili hali gözlerim önüne gelince, daha çok üzülüyorum. Benliğim nasıl haça gerilir? Bunu hiçbirimiz, kendiliğimizden yapacak güce sahip değiliz! Pavlus da, öyle idi; ama Mesih ile haça gerildiği zaman, İsa’nın boyunduruğunun kolay ve yükünün hafif olduğuna tanık olmuş ve sevinçle şöyle demiş:

    ‘Artık ben yaşamıyorum, fakat Mesih bende yaşıyor” (Galatya 2:20). Mesih İsa’nın boyunduruğu kolay ve yükü hafifmiş!

    B_Yılmaz kardeşimiz, “eğer Hz. İsa bizim günahlarımızın kefaretini ödediyse biz ne günah işlersek işleyelim cennete mi gireceğiz?” şeklinde soru sormuş! Çok güzel bir noktaya temas etmiş! Pavlus da, buna benzer soru sormuş:

    “Lütuf çoğalsın diye günahta devam edelim mi?” (Rom.6:1). Yanıtı: “Hâşâ! Biz ki, günaha öldük, artık onda nasıl yaşarız?” (Rom.6:2).

    İsa Mesih, günahlarımz uğrunda ölmekle bizi Baba ile barıştırmış! Ama iş, asıl bundan sonra başlıyor! İsa, ölümden dirildi! Ölümden dirilmiş İsa’nın işi bundan sora devam ediyor! Ölümünden önce yaptığı büyük mucizeleri ile binlerce beden ve ruh hastasını sağlığa kavuşturdu. Şimdi de, işte O, dirilmiş İsa, günahlar içinde kaybolmuş insanlara ulaşarak ve onlara seslenerek yaşam varlığıyla onları kucaklıyor, karanlıktan nura ve Şeytan’ın hakimiyetinden Baba’ya döndürüyor! Beni de ziyaret etti, hem de, günah bataklığında yuvarlanırken içimde işittiğim o sesle, tesir alanına girdim ve ayıktım! İNCİL okumak, bana zevkli olmağa başladı! Dahası da var: İsa, sanki benim anlayışım oluyor! Onu bu hali ile de fark ediyorum. İNCİL’de yazılı sözlerinin sesini de işittim! Daha da işitmek istiyorum. Çünkü onun sesi ve söyleyişinde benliğimi susturan ve kıran bir hakimiyeti ve kudreti var! Onun varlığı ile birleştiğimiz zaman gerçek özgürlüğü, yani artık istediğimiz gibi hareket etmediğimizi fark ederiz! Onun Ruhu ile dolduğumuz zaman bedene, yani benliğe fırsat olmayacağı, vaat olarak İNCİL’de garanti ediliyor (Rom.8:9; Galatya 5;13).

    Mesih İsa ile birleştiğimiz zaman, artık, bedene fırsat olmaz! Bu,Mesih İsa’da Hayat Ruhunun kanunudur!(Rom.8:2). Nasıl oluyor bu iş? Yani, istediğimiz şeyleri yapmayalım diye Kutsal Ruh, içimizde olmalıdır!(Galatya 5:16,17).

    Umarım ki, B_Yılmaz kardeşin de, bu kurtuluş yolu dikkatini ve ilgisini çeker: İsa, bizim için dirilmiş! İsa; halen çalışıyor! Ölülere umut bağlayanlar, kendileri de ölecekler ve ölüler diyarına gidecekler. Kitabı Mukaddes’de ve özellikle İNCİL’de okuyoruz ki, ölümde ve ölüler diyarında umut yoktur! Korkunç bir şey! Ama İsa, göklerde saklı umudumuzdur! Mesih İsa’nın ölümüne vaftiz olanlar, ölümden dirilmiş İsa’nın hayatı ile günden güne tazeleneceklerdir! (Rom.5:10). Amin.

    Sevgili Viran dede kardeşim. Keşke yüz yüze geleydik de, bu konuları konuşaydık. Size bunları yazdım; başınızı ağrıttıysam beni bağışlayın. İsa’nın şu umut verici vaadini sonuç olarak yazıyorum:

    “Ve bu ağıldan olmayan başka koyunlarım var ki, onları da getirmeliyim, benim sesimi işitecekler; ve tek sürü, tek çoban olacak” (Yuhanna 10:16).

    Amin.

    #35542
    Anonim
    Pasif

    TANRI’nın RUH’u, İSA MESİH’i arayan her yürekle ve MESİH’i tanımış tüm kardeşlerimle,birlikte olsun.

    Önce,Jerry Brıdges’in’ kitab’ından alıntıladığım yazıyı sizle paylaşmak,
    istiyorum.

    Çifci,son analizde kendi dışındaki güçlere(tabiatın güçlerine) tamamen bağlı olduğunu bilerek tarlasını sürer,tohumu eker,toprağı gübreler ve ona bakar.Tohumun büyümesine kendisinin neden olamıyacağını ve ekinlerin büyümesi ve hasada hazır hale gelmesi için yağmuru kendinin yağdıramayacağını ve güneş açmasını sağlayamayacağını bilir.
    Başarılı bir hasat ve bu şeyleri kendisine vermesi için,Tanrı’ya bağımlıdır.Tarlasını sürmek,tohumu ekmek,gübrelemek ve tarlaya bakma konusunda sorumluluklarını yerine getirmezse,sezon sonunda ürün elde etmeyi ümit edemiyeceğini bilir.Bir bakıma Tanrı ile ortak gibidir.
    Çifçilik, Tanrı ile çifçinin ortak işidir.Çifçi,Tanrı’nın yapması gereken işi yapamaz.Tanrı’da çifçinin yapması gereken işi yapmayacaktır.

    Süleymanın Özdeyişlerinde derki,

    “Çalışan değerli bir servet kazanır.Çalışkanın istekleriyse tümü ile yerine gelir.Sül Özd 12.27 ve 13:4

    Okumadan,Tanrı sözünü anlamadan,çalışmadan, ekmeden insan nasıl Kutsal Ruh’la paydaşlık yaşayabilirki.?
    Yaşamında SÖZ’e emek vermeyen,Kutsal Ruh’un sesini işitmeyi bile bilmeyen, ruhtan kaynaklanan ateş tüm bedenini sarmamışsa,hangi birimiz Tanrı’sal vahiden söz edebiliriz ki.?

    Öncelikle Tanrı Sözü olan Kutsal Kitabi okumalı ve Tanrı’nın bizden isteklerini algılamalıyız.Bu ister Kilisede Müjdeyi paylaşan bir pastörle,yada Kutsal Kıtab Öğretmenlerinden, aldığımız bir eğitimle fark etmez.Önce öğrenmeliyiz.Kutsal yaşamın kaidellerini kurallarını öğrenmeliyiz öğrendiklerimizi de, öğretmeliyiz.Tanrı SÖz’ünü ekmek, ve Tanrı ile paylaşım yaşamak istiyorsak,
    Sadece ben imanlıyım Halleluya.İsa Mesih Rab ve kurtarıcıdır ,demek yetmiyor.RAB bize diyor ki,

    ” Gökte ve yeryüzünde bütün yetki bana verildi . Bu nedenle gidin , bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin,size buyurduğum her şeye uymayı onlara öğretin.İşte ben,dünyanın sonuna dek her an sizinle birlikteyim.”
    Matta 28:18.19

    Tanrı’sal vahiler,görünümler,Kutsal Ruh’u almış her insana,gelir.Peki Kıtabı öğrenmemiş,yolu daha bilmeyen,süt içenlere,olğun inanlılar,ve Kutsal Kıtabı bilenler olarak güç ve destek olma,yol gösreme,TANRI’ dan alınan güç, destek ile sağlanmıyormu.?
    TANRI’sal güç,Kutsal Ruh,Tanrı sözü değilmi.?
    Bu gün bu sitede ne yapıyoruz.Paylaşım yapıyoruz,neyi paylaşıyoruz. TANRI’sal Sözü,Müjde’yi paylaşıyoruz.Bana ekinlenleri,ben başka kardeşlere veriyorum,verdiğim kardeşlerde,ona ekilenleri başka kardeşlere vereceklerdir.TANRI’sal tohum,ekilmiş,gübrelenmiş,bakilmiş olarak ürün’ünü TANRI’sal güçle birlikte bereketleyecektır.

    Gerçek sevgiyle,sabırla,sevkatle,ve herzaman kardeşlerimizi teşvik etmeyi amaçlayarak,bilgi’yi Kutsal Kıtab’ın sağlam zemininde, inşa ederek..onları bina yada ürün veren bir ,tarlaya dönüştürebiliriz.
    Onların cesaretlerini kırarak ve eleştirerek değil.

    Barnaba’ya cesaret verici adı takılmıştı.Bu Elçil İş, 4:36 da geçer. Barnaba,eleştirip,insanları yermedi,kendinden genç öğrencilerin yanında durup onları teşvik etti.Pavlus ve Markos’u yüreklendiren barnabaydı.Elçilerin işleri :26.27 ve 15:39. bu konu anlatılır.
    Herkesi candan ve yürekten RAB’be bağlı kalmaya özendirdi.Elçilerin İşl 11:23.24 .

    Kutsal kıtab’ımızda bir ayet vardır.derki” Demekki iman haberi duymakla,duymakta,MESİH’le ilğili sözün yayılması ile olur.

    Yayma,cesaretine sahip olanlara külp katma TANRI isteği dışındadır.
    Kabul ediyorum ,günah işleme eğilimi hepimizde var.Pavlus bile “Ben iyi olanı yapmak isterken,içimde hep kötülük vardır.”Rom 7:21 der.
    Bizlerde günah işleme eğilimi var olabilir,ama Kutsal Ruh arzumuzu içimizde muhafaza eder, bu arzu bizi sarar.Ruh’un günahla mücadelesi her zaman vardır.Şeytan’ın saldırıları sürekli olacaktır.ve en büyük silahlarından biri de cesaretleri kırma,moral bozma’dır.
    Yakup kendi kötü arzularımızla sürüklenip ayartıldığımızı söyler..

    “Herkes kendi arzularıyla sürüklenip aldanarak ayartılır.”
    Yakup 1:14

    Aden bahçesinde günah’a düşüşten beri, insanlar Tanrısal istekten çok,kendi isteklerinin bencil eğolarının sesini dinlemişlerdir.Pavlus “Ayakta durduğunu sanan sakınsın düşmesin.”der1 Kor 10:12 Ayette.
    Rab İsa Mesih’fte bizlere,”Uyanık durup dua edin ki,ayartılmayasız.”
    diyor Matta 26:41 de,evet yapmamız gereken dua etmek.Tanrı ile olan bağı güçlendirmektir.

    Ürün’ü ekme mücadelesini veren kardeşler bilir.Şeytan hiç bir boş aralığı gözden kaçırmaz ,her an tetiktedir.Düşünce’ye,yüreğe girmek için zayıf anları bekler.
    Pavlus mektuplarında,Ruh’u kirleten şeylerden bahseder,
    “Düşmanlık ,çekişme,kıskançlık,öfke,bencil tutkular”

    Bizler acaba bedenin çirkin günahlarından kendimizi koruduğumuz gibi, ruh’un günahlarından da kendimizi koruyabiliyormuyuz.?
    Kontrol edilemez kıskançlık,içimizde eğemenliğinin Kralığını kurmuşsa,gurur,onun yardımcı prensi ise,eleştiri, yergi,kolluk kuvvet olarak takviye güçse.Ruh’un Ruhsal Savaşını Tanrı İman’ı ve Tanrı SÖZ’ü kazanabiliriz.mücadelemizideki güç, TANRI’sal güçtür.

    Yapılanları yanına birakmama,Şöyle dermiyiz acaba..?
    “Eh ..ben senin yanına bunu bırakırmıyım.”
    yaptığını yanına bırakmama duygusu da öfke ve kin’in yakın akrabasıdır.Misilleme..Kısasa kısas mı .”Ya.. iyide biz bunları geride birak madıkmı.bu da neyin nesi” Bize ne diyor,inandığımız Kutsal Kıtab,
    biz neyin eğitimini aldık,Canını İSA MESİH için veren Pavlus ne diyor.

    “Sevgili Kardeşler,kendi öcünüzü kendiniz almayın,bunu Tanrı’nın gazabına bırakın.çünkü şöyle yazılmıştır. RAB diyorki,

    “Öç benimdir,kötülüğün karşılığını ben vereceğim”Rom 12:9
    Bize ne öğrettiler.Kutsal Kıtap eğitmenlerimiz,Pastorumuz,olğun İnanlı Abimlerimiz ve Kutsal Kıtap’ta bize Konuşan Petrus,Rab’bimiz hakkında ,

    “Kendisi sövüldüğü zaman sövgüyle karşılık vermezdi.Elem çektiğinde kimseyi tehtit etmez,ama davasını adaletle yargılayan Tanrı’ya bırakırdı.”
    1 Petrus.2:23.

    Tanrı’yı, hoşnut eden düşüncelere sahip olmak için, her gün Dua edelim.
    İmam ve Kutsallık,ayrılmaz bir biçimde birbiri ile bağlantılıdır.TANRI’nın buyruklarına itaat için önce bu buyruklara inanmamız,İman etmemiz gerekir.
    “İman olmadan TANRI ‘yı hoşnut etmek imkansızdır.”
    İbraniler 11:6

    RAB’bimizin güç ve merhameti inanlı her kardeşle olsun.Amin.

    #35544
    Anonim
    Pasif

    ‘Şimdi ise, 70 yaşlarında ihtiyarım.’

    Abim, Rab yetmiş değil yüzyetmiş sene yaşatsın… bereketini üzerine yağdırsın… hep öyle güzel tefekkürler içersinde yaşayıp, bizle de paylaş e mi… :-)

    ‘Kitabı Mukaddes’i ve özellikle de, İNCİL’i iştahla okuyorum!’

    Amiiiiiin……… zaten Kitab-ı Mukkaddes’in yegane sahih okunuş şekli iştahlı okuyuştur… İştahsız okuyuşlar hiç bir işe yaramaz… Hatta bazen yarar vereceğine zarar bile verir. ‘Tanrı içtenlikle, güleryüzlülükle vereni sever’ der Paulus mektuplarının bir yerinde… Ne olacaksa iştahla, zevk ve şevkle olmalı… Öyle olmayacaksa hiç olmasın daha iyi…

    Dediklerine bir itirazım yok… sadece o vahiy mevzusunu biraz açayım dedim, zira bu terimin etrafında epey vesvese dolaşır, ta eski zamanlardan beri, de ondan…

    Sevgiler, saygılar, esenlikler…

    #35545
    Anonim
    Pasif

    Sevgili Viran dede kardeş;

    Sizinle kelamı paylaşmak kolay oluyor. Umarım ki, yazdıklarımla sizi incitmedim. Çünkü Rab’den aldığım esinler, o kadar alçak gönüllü geliyorlar ki, onlarla hatalarımı görürken, eleştiri olup olmadıklarını hiç fark etmiyorum! Ruh’un esinleri, ya da vahiyleri, her ne ise, ne kadar nazik, hassas ve alçak gönüllü oluyorlar! Onları aldığım zaman içimde Rab sevinci ve hamdı oluyorlar! Gerçek İNCİL böyle mi geliyor diye düşüncelere dalıyorum bazen. Çünkü Pavlus şöyle der:

    “Ben onu insandan almadım, ve öğretilmedim; fakat İsa Mesih’in vahyiyle aldım” demiş! (Galatya 1:12).

    Pavlus’un bu tanıklığı, Rab İsa’nın, “Tesellici, Kutsal Ruh, o size her şeyi öğretecek, ve size söylediğim her şeyi hatırınıza getirecektir.” Sözü ile ilişkili gibi görünüyor bana. Bu da, İNCİL ile ilgili olarak dikkatimi ve ilgimi çeken bir saptama! (Yuhanna 14:26).

    Ama onları izah ederken benliğim mi, işe karışıyor nedir? Kusuruma bakma kardeşim; Rab İsa Mesih gibi alçak gönüllü olamıyorum! İşte bu nedenle İNCİL’de yazılı “benliğe fırsat olmasın diye özgür olmağa çağrılıyoruz” konusu dikkatimi, ve ilgimi çekiyor (Galatya 5:13, 16,19).

    İşte bu konu, bana umut ışığım oldu! Belki sizin de ilginizi bu konu çekmiştir. Çünkü bazı kardeşler arasında yaşadığımız sorunların kökünde kırılmamış benlik ve tepkileri yatıyor. Sizi yaralar gibi yazdıysam, sizde bu tepkiyi görmedim. Kanaatim o ki, özgür kardeşlerle Kelam paylaşmak kolay oluyor! Hem de, bana teşvik edici oluyor.

    Viran dede kardeşim; yazdığınız yazılarda “ sahih “ kelimesini sık sık kullanmışsınız! Örneğin: “ Kitab-ı Mukaddes’in yegane sahih okunuş şekli “ şeklindeki ifadeyi benimseyerek kullanmışsınız! Bu ifade, çok derin bir şey gibi… Yazarak paylaşmak isterseniz severek okurum. Öyle fark ediyorum ki, boş değilsiniz.

    Rab, sizi bereketlesin.

    #35534
    Anonim
    Pasif

    Cesaret kırmak ,eleştirmek ne kadar kolay öyle değilmi.Benlik’ten kaynaklanan bunlarmı,yoksa,yapıcı uyarılar ve teşvik mi.?

    “Tanrı’nın bize lütfettiklerini bilelim diye,bu dünyanın ruhunu değil,TANRI’dan gelen RUH’u aldık.Ruhsal kişilere ruhsal gerçekleri açıklarken,TANRI’nın lütfettiklerini insan bilgeliğinin öğrettiği sözlerle değil,Ruh’un öğrettiği sözlerle bildiririz.”
    1 Korint 2:12


    TANRI ile ne zihin nede bedenlerimiz aracılığı ile ilişki kurabiliriz.O’nun la ilişki kurmamızı sağlayan ruhlarınızdır.Benlikle yaşayan kişi,TANRI’sal gerçekleri anlamaz ve TANRI RUH’u ile ilğili var olan gerçekleri kabul etmez, çünkü duydukları,ona saçma gelir.Bizler, benliklerimizi üstümüzden sıyırıp atmasaydık bu gün İSA MESİH ve TANRI’sal gerçeklere hala,kapalı,ve gerçeği inkar edenlerden olurduk.O sizin kırık benlik dediğiniz olgu kimde yok ki, siz kurtulabildinizmi..?
    Bizler günah’ın karanlıklarından Bizi ezen köleliğini boyundurluğundan, İSA MESİH’e iman ederek kurtulduk.
    İSA MESİH Bize,

    “Eyer sözüme bağlı kalırsanız,gerçektenöğrencilerim olusunuz.”dedi
    ve ardındanda kendi gerçeğini açıkladı.,

    “Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacak”dedi.”
    Yuh 8:31

    İSA MESİH’i RAB ve Kurtarıcı kabul ettim ve ben Karanlığın kölesi olmadığımı biliyorum.RAB’bin adına övgüler olsun.

    Not:Turgay ve Kayram,la ,hala görüşüyormusunuz.?

    Esenlik RAB bin Özgür çocukları ile olsun.Amin.

    #35549
    Anonim
    Pasif

    Ben, iki çok sevdiğim, saydığım kardeşlerimin arasına girmek istemiyorum; yalnız tüm samimiyetimle, her ikinizin de doğruları söylediğinizi ve bunları da çok güzel ifade ettiğinizi belirtmek istiyorum.

    Bence aranızda bir fark varsa, o da şudur (yanlışsam affedin): ‘Ruhsal Öğretim’ ve ‘Ruhsal Öğretim Farkındalığı’.

    Şimdi isterseniz bu arapçayı biraz açıklayayım. Rab’be iman eden herkes Ruhsal öğretim alır ama bunun Ruhsal (Göklerden) olduğunu fark etmez. Kendi düşüncesi zannedebilir. Petrus, “Sen Tanrı Oğlu Mesih’sin” dediğinde Rab’bimize, ona bunu Baba’nın bildirdiğine dair en ufak bir bilgisi yoktu. Ta ki Rab açıklayana kadar. Bütün iman edenlerde, hatta iman edişlerinde bile, Kutsal Ruh aktifdir. Kutsal Ruh’suz kimse iman edemez.

    Öte yandan, bu Ruhsal Yolda bir müddet ilerlediğimizde, tüm ‘Hakikî Bilgilerin’ ancak vahiy yoluyla (Kutsal Ruh’la) geldiğinin FARKINDA OLMAYA BAŞLARIZ. Bu bilgiler, hayat değiştiren bilgilerdir ve direk ruhumuzadır. Direk Tanrı’dan bizedir. Öyle ki, İncil’i hiç okumamış bile olsak, onu tekrar yeniden (veya en azından bazı bölümlerini) yazabilirdik. Ayni Pavlus veya Petrus gibi. Onlar, biryerlerden okuyarak yazmadılar. Rab’bin yüreklerine Kutsal Ruh’la yazdıklarını, kağıda döktüler.

    Ben buna ‘Kafa Bilgisi’ ve ‘Ruh Bilgisi’ derim. İlk iman ettiğimde, tabii ki iman etmemi sağlayan Kutsal Ruh Öğretisiydi (yani vahiydi). 7-8 yıl müjdecilik yaptım. Ama önceleri bilgi eksikliğim vardı. Tecrübeli Yahova Şahidi, Müslüman, Evrimci, Ateist vs. ile bilgide pek baş edemezdim. Hırslanıp çok kitap okumuştum (7 yıl boyunca, haftada 7-10 kitap). Bu sürenin sonunda bilgim, herkese ‘Hodri Meydan’ diyecek şekilde arttı. Ama bu sefer Rab bana başka bir şey gösterdi. Kafa bilgim artmıştı ama bardağımdaki ‘Yaşam Suyu’ seviyesi, hâlâ 7-8 sene evvelki seviyesinde idi. Bir damla bile artmamıştı. Kafa bilgisi ve Ruhsal Bilgiyi ayırt etmeye başlamıştım.

    Bugün bile tanıdığım İlâhiyat Diplomalı, hatta ilahiyat doktor ve profesörü olan papazlar var (meselâ bulunduğumuz yerdeki Anglican papazı). Adam İncil’e bile inanmıyor. Kurtulmuş değildir. Sosyal aktivitelerle meşguldür. İnsan bilgisi yalnız başına, kesinlikle kurtaramaz. Ama her ikisi de gereklidir. (Meselâ: İsa’nın iki ayrı soy kütüğünü izah edebilme çalışmaları kafa bilgisini artırabilir, ama bardaktaki Yaşam Suyu seviyesini değiştirmez).

    Öte yandan, Galatyalılar 2:20’yi dilediğin kadar oku, ezberle. Kutsal Ruh bunu açmadıkça, ruhuna vahiy yoluyla bildirmedikçe, bu sana arapça gibi olacaktır. “Çünkü ben Tanrı için yaşamak üzere, Yasa aracılığı ile, Yasa karşısında öldüm. Mesih’le birlikte çarmıha gerildim. Artık ben yaşamıyorum. Mesih bende yaşıyor. Şimdi bedende sürdürdüğüm yaşamı, beni seven ve benim için kendini feda eden Tanrı Oğlu’na imanla sürdürüyorum.”
    Bir insan ne kadar zeki veya bilgili olursa olsun, Kutsal Ruh vermedikçe bunu anlayamaz.

    Umarım yardımcı olabilmişimdir. Rab hepinizi bereketlesin. Her birimiz, Rab’bin bize verdiklerini hürce paylaşalım. Bu zaten görevimizdir.

    Sevgiler ve Esenlikler.

    #35551
    Anonim
    Pasif

    Saba hemşirem;

    Ne oldu size öyle? Yazılarınızla beni şaşırttınız. Bu son yazınızda saldırı hedefiniz olduğuma artık şüphem kalmadı. Hayretler içindeyim! Halbuki bazı yazılarınızı okurken ne kadar benimsemiştim. Şimdi ise, şu yazdıklarınızla hedefiniz olmuşum! Ne oldu ?

    Yazdığım yazılar içinde sizi incitenleri ekrana getirir misiniz? Tek tek onları ekrana getiriniz ve paylaşalım. Cesaretinizi kıracak sözler yazdığımı sanmıyorum. Ama onları tarif ederken, algıladığım gibi açıklayamamış olabilirim. Cesaret kırmak için değil, sizlere cesaret vermek amacı ile yazdım o yazıları. Ama, başka ne yapabiliriz ki? Çünkü ben de, sizler gibi zayıflıklarla kuşatılmış biriyim. Fakat sizin isim vermeden yazdığınız imalı yazılardan ve sonunda, “Turgay ve Kayram’la hala görüşüyor musunuz?” sorusu beni kastettiğinizi anlamama yardımcı oldu. Gene de, yanılıyor muyum acaba?

    Yazdığınız yazılarda tarif ettiğiniz “cesaret kırıcı, eleştiri, yergi, kolluk kuvvet, yaptığını yanına bırakmama duygusu, öfke, kin, misilleme, öç alma gibi ifadeleri içeren yazılarınızı üzülerek okudum. Bunları yazdığınız için beni yaraladığınızı hiç düşündünüz mü acaba? Ne ise, canınız sağ olsun. Ama yine de, sizden ricam şu: Sizi bu kadar üzen ve yaralayan şeylerim her ne ise, lütfen, bu ekrana getir ve onu anlayalım. Belki Rab, bize yol olur ve bir hata varsa, onu görürüm ve sizden özür dilerim.

    Saba hemşirem; Zihninizi işgal eden ve sizi üzen o düşünceler, yazdığım paylaşım yazılarının üzerine gelmişlerse, Rab’den değildirler. Çünkü esinle aldığım şeyleri sizlerle paylaşmış ve bereket alacağınızı düşünerek yazmıştım. Yazdığım o şeylerle önce ben hatalarımı gördüm ve moral bozukluğu değil, fakat içimde hakikat sevgisini ve sevincini duyarak yazdım. Çünkü benim de, sıklıkla cesaretimi kıran düşünceler geliyor aklıma! Onlarla düşündükçe ne kadar çok elemler çektim! Fakat Ruh esini gelip onunla düşünmeğe başlayınca, hemen ayıkıyorum ve değişiyorum! Pavlus’un, “salah ile ayılın” dediği söz var ya, sıkıntılarımda kötü düşüncelerden ayılmam da, işte öyle oluyor! (1.Korint. 15:34).

    Şunu anlıyorum ki, tecrübeli Pavlus, “Rabbin fikrini kim bildi?” sorusunu bizlere sorduktan sonra şöyle eklemiş: “Fakat Mesih’in fikri bizdedir” (1.Korint.2:16). Kurtarıcımız ve Yapıcımız Rab İsa Mesih’in ismine hamdederim ki, onun Ruh esinleri ile düşünürken, hasımlarım karşısında Rabbin önüme koyduğu sofranın bu olduğunu ve ondan beslendiğimi fark ediyorum (Mezmur 23:5). Pavlus’un bizim için Rabbe duası şöyledir: “Mesih İsa’da olan düşünce sizde de olsun” (Filipi 2:13).

    Yazdığınız o yazılardan dolayı, bana da, kötü olan varlıktan düşünce saldırıları oldu. Benliğim, öfke duyguları ile kabarmağa ve cevap vermeğe kışkırtıldım. Ama şize yönelmedim ve öfke duygularımın dinmesini, sönmesini beklemeği yeğledim. Yine de, Viran dede’ye benliğimin kırılması dileği ile bir şeyler yazmak istedim. Amacım, bana sakinlik ve huzur veren Mesih esinlerini başkaları ile paylaşmak. Ama görüyorum ki, aldığım esinlere benlik de karışmış! Sizlerle paylaşmak istediğim şey de, bu idi, yani benlik engelidir. Yazdıklarımla İNCİL’i yayma cesaretine sahip olanlara kulp mu takmışım? Paylaştığım esinlerle size kulp takma fikri asla zihnime girmedi ve Ruh esininin olduğu yere kötü fikirler giremezler. Rab İsa, insanı kirleten şeylerin başında kötü düşüncelere işaret etmiş (Matta 15: 19). İşte bunun içindir ki, Kurtarıcımız ve yapıcımız Rab İsa Mesih, bizi teselli etsin, yardım etsin, öğretsin ve İNCİL’de yazılı sözlerini hatırımıza getirsin diye Kutsal Ruhu’nu bize göndermiştir.

    Çiftçi ve ektiği tohum meselinde aldığım bir bereketi sizlerle paylaştım; bilgi yarışmasına girmedim. Rab İsa’nın, “işitecek kulakları olan işitsin” sözünün hepimiz için bir vaat sözü olduğunu bildirmek istedim. Düşünebiliyor musun Saba hemşirem? Rab İsa Mesih’in sesini işiteceğiz diye vaat altındayız! Bu, hepimiz için çok daha farklı olacak ve bizi de, eskisinden daha farklı yapacaktır. O yazılarımı lütfen bir daha oku ve yine de, seni yaralayacak, cesaretini kıracak sözler bulduysan tek tek yaz; onları anlatayım. Petrus, ‘eğer biri söylüyorsa, Allah’ın vahiylerine göre söylesin;’ diyerek bizi teşvik etmiş! (1.Petrus 4:11). Bunu, Pavlus, söyle açıklamış: ‘Fakat eğer başka bir oturana bir keşif olursa, birincisi sussun. Çünkü hepiniz birer birer peygamberlik edebilirsiniz, ta ki hepsi öğrensinler, ve hepsi teşvik olunsunlar;’ (1.Korint.14:30,31).

    Gerek Petrus ve gerekse Pavlus, Kutsal Ruh esinleri üzerinde hakim olan iradenin Allah iradesi olduğuna hemfikirdirler. Petrus, bunu daha açıkça şöyle ifade etmiş:

    ‘Çünkü peygamberlik asla insanın iradesiyle gelmemiştir, fakat insanlar Kutsal Ruh tarafından sevk olunarak Allah’tan söylediler’ (2.Petrus 1:21).

    Kutsal Ruh, bir şeyi ruhumuzda açıklarken ne kadar da, sevinçli oluyoruz! Okuduğumuz İNCİL, bize böyle canlı oluyor! Bu esine uyarak paylaşmalarımız, asla cesaret kırıcı olmayacaktır. Kutsal Ruh esinlerine uymakla, benliğimize ve benlik arzularımıza asla fırsat olmaz. Biz, bu özgürlüğe çağrılıyız! (Galatya 5:13,16,17). Hatta o paylaşımlarımdan birinde, yeni bir şeyin farkına vardığım zaman içimde sevinç yaşayarak ve anlayarak ve inanarak İNCİL’de yazılı şu sözü ilan ettim:

    ‘Mesih İsa’da Hayat Ruhu’nun kanunu’ işte budur! (Rom. 8:2).

    Nasıl oluyor, Allah’ın üzerimizde icra ettiği bu iş? Yani, benlikten, bencil arzularımızdan, bencil tutkularımızdan nasıl özgür ediliyoruz ‘Mesih İsa’da hayat Ruhu’nun kanunu’ ile? Bunun cevabı, İNCİL’de yazılı şu sözle açığa çıkıyor: ‘Lakin eğer Allah’ın Ruhu sizde duruyorsa, siz bedende değil, fakat Ruh’tasınız’ (Rom.8:9).

    Harika bir haber! Kutsal Ruh, üzerimize gelince güç ve hakimiyet alıyoruz! Böylece, benlik, bencillik ve benlik isteklerine artık fırsat olmuyor! İşte bu sevincimi sizlerle paylaşmak istemiştim. Yazdıklarımın yanlış anlamalara sebep olacağını hiç düşünmemiştim! Ama benim açıklamalarım, aldığım esinler gibi aynı güçte bildiri olmuyor maalesef! Bunun içindir ki, resul Yuhanna, “insanların tanıklığını kabul ediyorsak, Allah’ın tanıklığı daha büyüktür” demekte ne kadar haklıymış meğer! (1.Yuhanna 5:9).

    Biliyor musun Saba hemşirem? İnsanların tanıklıkları, Allah’ın tanıklığı gibi halis olmuyor! Bazen de, tanık olmadığımız şeyleri, sanki tanıkmışız gibi söyleyiveriyoruz işte! Sonuçta, başımıza dertler açıyoruz. “Bunları insansal bilgeliğin öğrettiği söz ile değil, ancak ruhsal şeyleri ruhsal sözlerle birleştirerek Ruh’un öğrettiği söz ile söylüyoruz” demiş Pavlus! (1. Korint. 2 : 13). Ruhsal şeyler oluyor ve görünüyorlar! Çünkü Rab İsa, Tarsuslu Saul (Pavlus)’a göründüğü zaman, ‘hem gördüğün şeyler, hem sana görüneceğim şeyler’ demiş! (Res.İşl. 26:16). İsa’nın Pavlus’a görünen şeyler olması, Kutsal Ruh’un bize açıklamaları ile anlayabileceğimiz harika Ruh tanımlamaları, ya da, Ruh tanıklıklarıdır. Bunları birbirimize kendiliğimizden anlatamayız. Cismani fikirli olanlar, bunları anlar mı?

    Ne ise, yazım uzadı galiba! Kısa kesmek zorundayım.

    Turgay ve Kayram’la uzun zamandır, görüşemiyorum.

    Rab, sizi bereketlesin.

    #35560
    Anonim
    Pasif

    ‘Öyle ki, İncil’i hiç okumamış bile olsak, onu tekrar yeniden (veya en azından bazı bölümlerini) yazabilirdik. Ayni Pavlus veya Petrus gibi. Onlar, biryerlerden okuyarak yazmadılar. Rab’bin yüreklerine Kutsal Ruh’la yazdıklarını, kağıda döktüler.’

    İşte… Kemal abi… sen de kendi sözlerinle kabul ediyorsun… Kilise’nin Yeni Ahit metinlerinden evvel de varolduğunu… Dolayısıyla ‘sola scriptura’ diye bir saplantıya da gerek olmadığını resmen ilan ediyorsun… :-))) Aslında şöyle bir oturup birbirimizi dinlesek, kimbilir ne gibi hiç beklenmedik konularda anlaşacağız… :-)

    Sevgili İmif-1940 abim, ‘sahih’ derken ‘olması gibi gereken’ anlamında demek istiyorum. Tanrı’ya iştah ile yaklaşılır sadece… Vazife olsun diye yaklaşılmaz. Rab sevgisi bir nev’i aşktır… ve aşkların en enginidir. Sufiler’in ‘zorla olmaz, aşkla olur’ diye bir sözleri vardır… İşte bu dediğimize işaret eden bir sözdür…

    Sufiler Müslümandır ama ne yapsın adamcağızlar… Yeni Ahit metinlerine pratikte hiç ulaşamayacakları bir zaman ve mekanlarda gönülleri ve ellerinden geldiğincesini yapmışlar… Herkesi seven Yüce Tanrı hiç bir çocuğunu terketmez… hardal tohumu kadar iyi niyet görse.

    Bir Rabia el Edevviye’ye, mesela, kim ‘sen Hristiyan değilsin, cehennemliksin’ diyebilir ki? Tanrı korusun bu tür takıntı ve saçmalıklardan…

    Sevgiler…

    #35561
    Anonim
    Pasif

    Çok Sevgili Viran Dede,

    Tanrı’nın verdiği bir vahiy, başkasına veya daha sonra verilen bir vahiye zıt olamaz, ters düşemez. Çünkü Rab, ebediyen aynidir. Değişmezdir. Bu yüzden, kardeşlerimiz olan bu çok değerli havarilerin yazdıklarının ‘Tanrı Esinlemesi’ olduğuna inanıyorsak eğer; bundan sonra, sana, bana veya herhangi bir başkasına, onlara verilen bir vahiye ters düşecek bir vahiy, bir öğreti olamayacağını kabul etmeliyiz.

    Bu yüzden ‘Sola Scriptura’ diyoruz. Tek otorite, tek doğruluk cetveli, tek öğretici ve tek doğrulayıcı olarak sadece elimizdeki Kutsal Kitab’ı kabul ediyoruz. Bana da, sana da gelen bir vahiyi hepimiz değerlendirirken, işte bu doğruluk cetveline bakmalıyız. “Tanrı bana ölmüş babamın ruhuna tapmamı söyledi” derse birileri meselâ; Kutsal Kitap’ta böyle bir anlayışa hiç yer verilmezken, hakiki bir imanlı bunu hemen “Sahte veya Şeytan’dan” diye kesip atmalıdır. Bu “Sevgisiz ve Yargılayıcı” olarak değerlendirilse bile… Tek Otorite, ‘Sola Scriptura’ olmalıdır. Masallar, efsaneler, gelenekler, hadisler değil.

    Meselâ sizin sık sık yazılarınızda belirttiğiniz ve son mesajınızda da yer alan, “kimlerin kurtulup kurtulamıyacağını kimsenin bilemiyeceği” düşüncesi, ne kadar doğrudur? Kutsal Kelâma uyuyormu bu düşünce? Müjdecilik yapmanın ne anlamı var? Belki adam kurtulmuştur zaten? Hergün boşuna mı ölüyoruz? Kıbrıs’ın veya Türkiye’nin Canavarı ile boş yere mi güreşiyoruz? Biz de yiyelim, içelim. Keyfe bakalım. Niye cefa çekiyoruz ki? Kimin kurtulup kurtulamıyacağına biz mi karar vereceğiz? Ve bir de Sayın Viran Dede, buna “saçmalık” diyorsunuz.

    Ben ise ‘Sola Scriptura’ diyorum. Kişileri yargılamam. Öğreti ve düşünceleri yargılarım. Onu da sadece Kutsal Kelâm doğrultusunda. ‘Sola Scritura’da hemfikir olabilsek, bu konuda da hemen hemfikir olur, yanlış olduğunuzu anlardınız. Çünkü Kutsal Kelâm’da “Kimlerin kurtulacağını kimse bilemez” diye bir öğretiye yer yoktur.

    Ben sadece bilmek ‘isteyene’ düşüncelerimi sunmak istiyorum. Kimseyle tartışmak, yargılamak, polemiğe girmek istemiyorum. Umudum, birilerinin kurbanını hemen sunakta bırakıp, “Ben kurtuldum mu? Doğru yoldamıyım?” diyerek Yaşayan Rab’bin yanına koşup sormasıdır. “Aç olanlar doyurulacaktır”. Toklarla uğraşamam.

    Rab Seni bereketlesin. Sevgi ve Saygılar.

    #35565
    Anonim
    Pasif

    ”’Tanrı bana ölmüş babamın ruhuna tapmamı söyledi’ derse birileri meselâ”

    Kemal abi, kim inanıyor ki zaten bu gibi şeylere… Neyse ama… ben düşüncelerimi paylaştım… Herkes kendi takdiri ile karar verir. Neticede herşey Rab’bın elinde nasılsa. Niyetleri bilen O, bildiğince hareket eder…

    Sevgiler…

15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 15)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.