ANASAYFA Forum DİNLER, MEZHEPLER, İNANÇLAR… Roma Katolikliği İncile Dayalı Protestanlarla Katolik ve Ortodokslar Arasıdaki Farklılıklar Nelerdir?

Bu konu 4 yanıt ve 4 izleyen içeriyor ve en son  Anonim tarafından 9 yıl 2 ay önce tarihinde güncellendi.

5 yazı görüntüleniyor - 1 ile 5 arası (toplam 5)
  • Yazar
    Yazılar
  • #26878

    Anonim
    İncile Dayalı Protestanlarla Katolik ve Ortodokslar Arasıdaki Farklılıklar Nelerdir?
    (Pastör Sarkis Paşaoğlu)

    Söylediğimiz gibi gerçekte Katoliklerle Ortodokslar arasında (Ermeni resuli, Süryani kadim, Kildani vs…) çok büyük bir farklılık bulunmamakta, temelde bu kiliseler hemen hemen aynı öğretisel çizgiyi takip etmektedirler. Bu üç kilise içinde öğreti ve uygulamalarıyla farklılığı hemen göze batan kilise Mesih İnanlıları veya İncili Protestanlardır. ‘Protestan‘kelimesi ‘protesto eden‘anlamına gelip, kurulu kiliselerin İncil‘den uzaklaşmış, İncile ters düşen öğreti ve uygulamalarını protesto ettiklerinden bu isim kendilerine verilmiştir. Katoliklerce uzun yıllar sapkınlar‘olarak ilan edilen Protestanlar Vatikan II Konsilinden itibaren ‘ayrı kardeşler‘ veya kardeş kilise‘ olarak görülmeye başlanmıştır.

    Aralarında bulunan farklılıklara geçmeden önce Mesih İnanlılarının Katolik ve Ortodokslarla birlik içinde olduğu şu bir kaç noktayı vurgulamamız şüphesiz yararlı olacaktır:

    – Tanrının varlığı, ebediliği, yüceliği ve üçlü-birliği, İsa Mesih‘in yaratılamayıp ebediyen var olduğu, O‘nun tam Tanrı ve tam insan olduğu.

    – İsa Mesih‘in Kutsal Ruh aracılığıyla meryem anadan mucizevi bir şekilde doğduğu, tamamen günahsız ve kusursuz olup, günahlarımız için haça gerilip öldüğü, üçüncü gün ölüler arasından bedenen dirilerek öğrencilerine göründüğü ve kırk gün sonra da diriliş bedeniyle göğe çıkması.

    – İsa Mesih‘in ikinci kez görkemle yargı için geleceği, diriliş olacağı ve inananları cennete, inanmayanları da cehenneme atacağı.

    – Kutsal Ruh‘un bir etki olmayıp üçlü-birliğin üçüncü şahsiyeti olduğu.

    – Meleklerin ve aynı zamanda Şeytan ve cinlerinin ruhi şahsiyetler olarak var olduğu.

    Kutsal Kitap‘ın Tanrı‘nın esini olduğu vs…

    Bu ortak noktaları vurguladıktan sonra şimdi Mesih İnanlılarını Katolik ve Ortodoksluktan ayıran temel öğreti ve özelliklerin ne olduğunu birlikte incelemeye geçebiliriz:

    1). DAYANILAN YETKİ KONUSUNDAKİ FARKLILIK

    Katolik ve Ortodoks kiliseleri inanç ve uygulamalarının tespit edilmesi hususunda iki temel yetkiye dayanır. Bunlar Kutsal Kitap ve Kilise gelenekleridir . Kilise gelenekleri derken kilise babalarının öğretileri, Papa‘nın öğretileri, kilise konsillerinde alınan kararlar ve kilise tarihi boyunca kiliseye sokulan öğreti, örf ve adetler anlaşılmaktadır. Katolikler, Kutsal Kitap ve bu kilise geleneklerini eşit bir şekilde Tanrı sözü olarak benimsemektedirler. Vatikan 1 ve 2 Konsilleri‘nde bu düşünce şöyle ifade edilmiştir:

    ‘Kutsal gelenekler ve Kutsal Kitap tek tanrısal bir kaynaktan ileri gelerek tek bir akımda toplanır ve tek sonuca yönelir… Kutsal Kitap ve Gelenekler eşit bir saygı ve duyguyla kabul edilip şereflendirilmelidir‘ ( Dei Verbum, 9,10).

    Hatta Kilise ve kilise gelenekleri çoğu zaman Kutsal Kitap‘tan daha üstün ve önde tutulmaktadır. Örneğin Kilise gelenekleriyle Kutsal Kitap arasında bir tezat belirdiğinde Katolik ve Ortodokslar kiliseyi ve kilise geleneğini izlemeyi tercih ederler. İncil kitaplarının kilise tarafından tespit edilip yetkilendirildiğini ileri sürerek, Kutsal Kitap‘ın yalnızca kilise tarafından yorumlanıp anlaşılacağını iddia ederler. Kilisenin dışında Kutsal Kitap‘ı doğru bir şekilde anlamak ve yorumlamak onlara göre olanaksızdır.

    Fakat bunun karşıtında Protestanlar iki değil, yalnızca tek bir yetkiyi, yani Kutsal Kitap yetkisini kabul ederler . Konsillerin, geleneğin, kilise babaları veya öğretmenlerinin değerini her ne kadar kısmen takdir etseler de bunların asla Kutsal Kitap‘a eşdeğer bir yetki veya Tanrısal söz olarak kabul edilemeyeceğini vurgularlar. İşte Mesih İnanlılarını Katolik ve Ortodokslardan ayıran temel ve ana özellik budur. Eğer herhangi bir Katoliğe veya Ortodoksa neden dolayı buna veya şuna inanıyorsun diye sorulursa genelde alınan yanıt şöyle olur:

    ‘Böyle inanıyorum çünkü kilisemiz veya papazımız böyle öğretir‘ ‘ . Oysa aynı soru bir Mesih İnanlısına yöneltildiğinde O hiç tereddüt etmeden ‘böyle inanıyorum, çünkü Tanrı‘nın sözü Kutsal Kitap böyle öğretir‘ der. Acaba bu görüşten hangisi doğru ve Tanrısal gerçeklere uygundur? Sadece Kutsal Kitap‘ın yetkisinin kabul edilmesi mi yoksa Kutsal Kitap‘a başka kaynak, gelenek ve yetkilerin de eklenip bunların eşit derecede izlenmesi mi?

    Mesih İnanlılarının yanıtı kesin ve açıktır: yani yalnızca Kutsal Yazılar‘ın yetkisi.Yalnızca Kutsal Kitap Tanrı‘nın ilham edilmiş sözü olduğundan inanç ve uygulamalarımızın tespit edilmesi hususunda yalnızca o tek ölçü olmalıdır. Kutsal Kitap‘ın yanında veya dışında başka ek bir yetkiye bel bağlamak ancak karışıklığa ve sapıklığa götürür. İsa Mesih‘in, onun elçilerinin ve ilk yüzyıl imanlılarının öğretisi daima bu doğrultuda olmuştur. Onlar inanç ve uygulamalarını kesinlikle adetler üzerine değil ama yalnızca Tanrı‘nın sözü üzerine kuruyorlardı. Örneğin İsa Mesih yeryüzündeyken dinsel adetlerin esiri haline gelmiş Ferisileri ve din bilginlerini geleneklerinden dolayı açıkça mahküm etmiş, öğrencilerini de bu insan icadı geleneklerin tehlike ve yıkımlarına karşı uyarmıştır:

    ‘Kudüs‘ten bazı Ferisiler ve din bilgileri İsa‘ya gelip şunu sordular:

    ‘Senin öğrencilerin neden atalarımızın geleneğine karşı geliyorlar? Yemekten önce ellerini yıkamıyorlar‘. İsa onlara şu karşılığı verdi: ‘Ya siz, neden geleneğiniz uğruna Tanrı buyruğuna karşı geliyorsunuz?… geleneğiniz uğruna Tanrı‘nın sözünü geçersiz kılmış oluyorsunuz. Ey ikiyüzlüler! Yeşaya‘nın sizinle ilgili şu peygamberlik sözü ne doğrudur:

    ‘Bu halk dudaklarıyla beni sayar, ama yürekleri benden uzaktır. Bana boşuna taparlar. Çünkü öğrettikleri, sadece insan kurallarıdır‘ (Mat.15:1-9).

    Bu sözlerle açıkça İsa Mesih Kutsal Yazılar‘ın geleneklerden kesin üstünlüğünü vurguluyordu. Yine başka bir fırsatta İsa Mesih kendisini deneyen Şaytan‘a üç kez ‘Yazılmıştır‘ ifadesiyle karşı koymuştur, gelenekler veya kurallar böyle öngörüyor veya diyor diyerek değil! (Mat.4:1-11).

    Elçi Pavlus da gelenekler hususunda inanlıları şöyle uyardı:

    ‘Dikkatli olun! Mesih‘e değil de, insanların geleneğine ve dünyanın temel ilkelerine dayanan felsefeyle, boş ve aldatıcı sözlerle kimse sizi tutsak etmesin‘ (Kol. 2:8).

    Başka bir bölümde de elçi Pavlus Kutsal Yazılar‘ın rolü ve yetkisi hakkında genç Timoteos‘a şunları yazdı:

    ‘Mesih İsa‘ya olan iman aracılığıyla seni bilge kılıp kurtuluşa kavuşturacak güçte olan Kutsal Yazıları da (gelenekleri değil!) çocukluğundan beri biliyorsun. Kutsal Yazıların tümü (kilise gelenekleri değil!) Tanrı esinidir ve öğretmek, azarlamak, yola getirmek ve doğruluk konusunda eğitmek için yararlıdır. Bunlar sayesinde (gelenekler değil) Tanrı adamı her iyi iş için donatılmış olarak yetkin olur’ (2.Timoteos 3:15-17).

    Pavlus ve Silas‘ın ilan ettiği bildirinin doğruluğunu Veriya‘lılar geleneklerine bakarak değil ama ellerinde bulunan Kutsal Yazılar’a bakarak kontrol ediyorlardı:

    ‘Veriya‘daki Yahudiler, Selanik‘tekilerden daha açık fikirliydiler. Tanrı sözünü büyük ilgiyle karşılayarak her gün Kutsal Yazıları inceliyor, öğretilenlerin doğru olup olmadığını araştırıyorlardı‘ (Elçi.17:11).

    Bundan başka Kutsal Kitap açık bir şekilde biz insanların kilise ve insan adetlerine göre değil ama Tanrı‘nın ve İsa Mesih‘in sözüne göre yargılanacağını vurgular:

    ‘Beni reddeden ve sözlerimi kabul etmeyen kişiyi yargılayacak biri var. O kişiyi son günde yargılayacak olan, söylediğim sözdür‘(Yuh.12:48).

    Tanrı da kilise kurallarından veya geleneklerinden değil ama kendi ‘sözünden titreyen adama baktığını‘ bildirir (Yeş.66:2).

    Kutsal Kitap‘ın yanına başka bir yetki koymak özden uzaklaşıp, sapıklıklara kaymanın temel kaynağıdır. Bu aynı zamanda bütün tarikatların da içine düştüğü tehlikeli bir tuzaktır. Bu nedenledir ki, Katolik ve Ortodoks kilise geleneklerinde kayıtlı bulunan ve Kutsal Kitap gerçekleriyle alakası bulunmayan bir yığın efsane ve hikayeler mevcuttur. Bunlar her ne kadar İncil öğretilerine ters düşse de ne yazıkki bir yığın insan bunlara Tanrı‘nın sözüymüş gibi inanır ve izler.
    Gelenekler kaygan kum gibi; ama Kutsal Kitap sarsılmaz, sabit bir kaya gibidir. Gök, yer, insan ve gelenekleri gelip geçer veya bozulur ama Rabbin sözleri ebediyen durur (Mat.24:35).

    İşte bizim geleceğimiz ve güvenliğimiz de yaşamımızı neyin üzerine kurduğumuza bağlıdır. Acaba yaşamımızı geçici ve değişken insan gelenekleri üzerine mi yoksa değişmez ebedi Tanrı sözü üzerine mi kuruyoruz?

    İlk yüzyıldaki kilisenin inanılması gereken kitapları tespit edip yetkilendirme iddiası da yanlış olup, hiç de kilise veya geleneklerin Kutsal Kitap‘tan daha değerli ve önemli kılmaz. Kilise, İncil kitabına yetki veya değer sağlamadı, ama zaten İncil‘de var olan yetkiyi ve değeri tanıdı, bir kuyumcunun önüne konulan metalın altın, gümüş veya bakır olup olmadığını tanıdığı gibi.

    Kutsal Kitap‘ın yalnızca kilise tarafından anlaşılıp yorumlanabileceği düşüncesi de Kutsal Kitap‘a göre yanlıştır. Samimi bir şekilde, dua ile ve Kutsal Ruh‘un yardımıyla Kutsal Kitap‘ı okuyanlar onun kurtuluş mesajını kolaylıkla anlayabilirler (bkz. Yuh.20:31; 2.Tim.3:15-17).

    Katolik ve Ortodoks kiliselerinin Kutsal Kitap konusunda diğer önemli bir yanılgısı da 1546‘da Protestanlara bir tepki olarak bazı sapık inançlarına destek buldukları Apokrifler olarak adlanan 14 kitapçığın Kutsal Kitap‘a eklenilmesidir. Oysa ne İsa Mesih ne öğrencileri ne ilk çağlardaki inanlılar ne de kendilerine Kutsal Kitap sağlanan Yahudiler bu yazıları hiç bir zaman Tanrısal esinli kitaplar olarak görmemiş, inanç veya uygulamalarını desteklemek için onların yetkisine başvurmamışlardır. Kutsal Kitap‘la eşdeğerde tutulup, Tanrı‘nın sözü olarak kabul edilen geleneklerin ve bu apokriflerin Kutsal Kitap‘a ve kiliseye sokulması İsa Mesih‘in şu sözlerinin açık bir ihlalidir:

    ‘Bu kitaptaki peygamberlik sözlerini duyan herkesi uyarıyorum! Eğer bir kimse bu sözlere bir şey katarsa, Tanrı da bu kitapta yazılı belaları ona katacaktır. Eğer bir kimse bu peygamberlik kitabının sözlerinden bir şey çıkarırsa, Tanrı da bu kitapta yazılı yaşam ağacından ve kutsal kentten ona düşen payı çıkaracaktır‘ (Esin.22:18-19).

    Bu temel konuda siz de şahsen bir karar almalısınız. Acaba siz Kutsal Kitap ve geleneklerden oluşan çifte yetki üzerine mi yoksa yalnızca Kutsal Kitap yetkisi üzerine mi yaşamını kuracaksınız? Seçim sizindir.
    #34997

    Anonim

    Canım Rüzgar kardeşim… İnciller’in kendilerinden evvel varolan bir cemaatte yani Kilise’de derlendiğinin (hem de çok büyük bir hassasiyetle yanaşılarak) farkında mısın? Kilise’nin en önde gelen orijinallik onayı İnciller metinlerine dayalı değildir, Ruh’ul Kudüs’ün esinine dayalıdır. Öyle olmasaydı Yeni Ahit metni diye bir metin de olmazdı elimizde. Kim hangi kıstas ile seçebilirdi orijinal olanını, ortalıkta gezinen bunca gnostik (bugünlerde genellikle ‘apokrif’ olarak bilinen) İncil olduğunu iddia eden metinler arasında… Kilise Mesih’in tarih içinde yaşayan dirilmiş vücududur zaten, bir bakıma. Nasıl yetkili olmasın ki… Uluslar havarisi olarak bilinen, yazılarının elimizdeki Yeni Ahit metninin önemli bir bölümünü oluşturan, Havari Paulus’un zamanında İnciller metin olarak yoktu bile daha. Üstelik kendisinin Hz. İsa Mesih’i bizzat tanımış olduğu da yoktu. Madem Kutsal Kitap’sız olmuyorsa, o nerden buldu tüm bu öğretide bulunacak yetkiyi… :-)

    Yeni Ahit metni öyle durup dururken gökten düşmüş bir metin değildir… bir cemaat içersindeki tanıklıklardan derlenmiş bir metindir. Pastör Sarkis Paşaoğlu diye tutturmuş gidiyorsun. Tanrı iyiliğini versin adamın ama… canım benim, inan, havarilerden bu yana Kilise tarihinde öyle kişilikler geçmiştir ki… bir Sarkis Paşaoğlu’nun ne diyeceğine takılmamız komik olur bir yerden sonra :-)))

    Kilise gelişen bir ağaç gibidir, her gelişim safhası değerli, olmazsa olmazlığı olan, dolayısıyla da kayda değer bir süreçtir. Kilise canlıdır, bir kitaba dayalı bir tekrar değildir. Ruh’ul Kudüs’ün her tarihi devirdeki esininin yönlendirimi ile hareket eder. Kitab-ı Mukaddes sadece bir dümendir… Dümeni ise öyle kaskatı tutarsan kayalara düşer parçalanırsın. Dümen gereklidir elbet ama hareketli, işlek, ‘canlı’ olması için vardır.

    Bunlar bir yana… eğer ‘peki nerde Ortodokslar’ın bugünkü havarilik geleneğini sürdürmeleri, nerde Türk insanına kendi dilinde seslenmeleri’ türünden şikayetlerin varsa… o konuda sana secde getirir, ayaklarını öperim (ciddiyim bu dediğimde)… Ama bir konu başka, öbür konu başka…

    Rab beraberinde olsun…

    #34996

    Anonim
    Viran dede;18193 wrote:
    Canım Rüzgar kardeşim… İnciller’in kendilerinden evvel varolan bir cemaatte yani Kilise’de derlendiğinin (hem de çok büyük bir hassasiyetle yanaşılarak) farkında mısın? Kilise’nin en önde gelen orijinallik onayı İnciller metinlerine dayalı değildir, Ruh’ul Kudüs’ün esinine dayalıdır. Öyle olmasaydı Yeni Ahit metni diye bir metin de olmazdı elimizde. Kim hangi kıstas ile seçebilirdi orijinal olanını, ortalıkta gezinen bunca gnostik (bugünlerde genellikle ‘apokrif’ olarak bilinen) İncil olduğunu iddia eden metinler arasında… Kilise Mesih’in tarih içinde yaşayan dirilmiş vücududur zaten, bir bakıma. Nasıl yetkili olmasın ki… Uluslar havarisi olarak bilinen, yazılarının elimizdeki Yeni Ahit metninin önemli bir bölümünü oluşturan, Havari Paulus’un zamanında İnciller metin olarak yoktu bile daha. Üstelik kendisinin Hz. İsa Mesih’i bizzat tanımış olduğu da yoktu. Madem Kutsal Kitap’sız olmuyorsa, o nerden buldu tüm bu öğretide bulunacak yetkiyi… :-)

    Yeni Ahit metni öyle durup dururken gökten düşmüş bir metin değildir… bir cemaat içersindeki tanıklıklardan derlenmiş bir metindir. Pastör Sarkis Paşaoğlu diye tutturmuş gidiyorsun. Tanrı iyiliğini versin adamın ama… canım benim, inan, havarilerden bu yana Kilise tarihinde öyle kişilikler geçmiştir ki… bir Sarkis Paşaoğlu’nun ne diyeceğine takılmamız komik olur bir yerden sonra :-)))

    Kilise gelişen bir ağaç gibidir, her gelişim safhası değerli, olmazsa olmazlığı olan, dolayısıyla da kayda değer bir süreçtir. Kilise canlıdır, bir kitaba dayalı bir tekrar değildir. Ruh’ul Kudüs’ün her tarihi devirdeki esininin yönlendirimi ile hareket eder. Kitab-ı Mukaddes sadece bir dümendir… Dümeni ise öyle kaskatı tutarsan kayalara düşer parçalanırsın. Dümen gereklidir elbet ama hareketli, işlek, ‘canlı’ olması için vardır.

    Bunlar bir yana… eğer ‘peki nerde Ortodokslar’ın bugünkü havarilik geleneğini sürdürmeleri, nerde Türk insanına kendi dilinde seslenmeleri’ türünden şikayetlerin varsa… o konuda sana secde getirir, ayaklarını öperim (ciddiyim bu dediğimde)… Ama bir konu başka, öbür konu başka…

    Rab beraberinde olsun…

    Viran dede;18193 wrote:
    Pastör Sarkis Paşaoğlu diye tutturmuş gidiyorsun. Tanrı iyiliğini versin adamın ama… canım benim, inan, havarilerden bu yana Kilise tarihinde öyle kişilikler geçmiştir ki… bir Sarkis Paşaoğlu’nun ne diyeceğine takılmamız komik olur bir yerden sonra :-))) …


    Sarkis Pasaoglu’nun yazdigi yazilarin hepsine imzami atarim.Aslinda tutmus Pastör Sarkis Pasaoglu diye gidiyorsun demissiniz ama bu konuda sadece yazan ve düsünen tek kisi Sarkis degildir.Evet dogru Kilise tarihinde gercekten cok kisilikler gelip gecmistir ve gecmeye de devam edecektir.Rab’be sadik olarak hizmet etmeye ve Kutsal Kitab’a sadik olmaya devam eden kücük,büyük taninmis veya taninmayan cok sayida inanli olmustur ve olmaya da devam edecektir.Onun icin sizin Sarkis Pasaoglu’nun ne diyecegine takilmamiz komik olur yorumunuzu anlamis degilim.Sarkis Pasaogluna kücümseyici bir tavirla yaklasacaginiza siz de karsi bir durusla yazdiklarina paragraf paragraf cevap vermeyi deneyebilirsiniz.Bu konuda rüzgar kardesimiz cevap hakki bulunmasina ragmen kendim de cevap verme konusunda borclu hissettim.

    Rab’bin lütfu ve isigi üzerimizde parlasin.

    Sevgiler.

    #35000

    Anonim

    Sevgili Kores kardeşim… Sarkis Paşaoğlu’nun dediklerine paragraf paragraf cevap vermeyi sen mesajını yollamadan evvelsinde de düşündüm ama… inan bana, bunun vakit kaybı olacağını düşündüm. Şu ana kadar forumun çeşitli ilintilerinde yazmış olduklarım bu konuda yeterince aydınlatıcı ve samimi arzusu olanı araştırmaya sevkedecek nitelikteydi.

    Vakit kaybı olacağını düşünmem ise kendilerini ‘tok’ hissedenlerin (Kemal abi’nin deyimiyle :-) söylenenleri anlamaya çalışması ve araştırması eğilimi olmadığı, tam aksine çürütme eğilimi ile okuduklarının farkına varmış olmamdan. Ama… bu şu anlığına sadece öyle. Yazılanların bir tohum olarak yeşerip yerşermeyeceği Tanrı’nın takdirinde elbet.

    Roma Katolik kilisesi gerçekten çok sorunlu bir yola sapmıştır, itirazım yok. Geçmişte sadece Protestantlar’ı değil, Ortodokslar’ı da kırımdan geçirmiş yağmalamıştır. Bu hem haçlı seferlerinden birinde olmuş, o zamanların İstanbul’u (Konstantinopolis: Konstantin’in şehri… Osmanlıca’sı Konstantiniye) korkunç bir zulme tabi tutulmuş, özellikle bir dindaştan kesinlikle beklenmeyecek sahnelere şahit olmuştur. Hem de, yakın zamanlarda, ikinci dünya savaşı sırasında Katolik Hırvatlar’dan Ortodoks Sırplar’a karşı soykırımı girişimi niteliğindeki vahşette yaşanmıştır. Ve hatta bu soykırımına girişen şahıs (Aloisius Stepinak) Katolik kilisesince ‘aziz’ de sayılmıştır yanlış hatırlamıyorsam.

    Demek istediğim, tüm bunların farkındayım ama herşeye rağmen Katolikler’e de pozitif bir niyetle yaklaşmayı isterim. Hristiyan olarak başka seçeneğim yok zira. Onlara da içlerinde, geleneklerinde gömülü kalmış has Hristiyan unsurlara hitap ederek yaklaşmayı isterim.

    Büyük Konstantin’e gelince… Çok sert karakterli, akrabalarının bile gözlerinin yaşına bakmayacak kadar katı biriymiş. Katletmiş, zulmetmiş falan ama… zaten bu gibi davranışların alışkanlık haline gelmiş olduğu Roma tahtında (bu Osmanlı imparatorluğunda da aynıdır zaten :-) kendinden önceki Roma imparatorlarının hiç düşünmemiş, yanaşmamış olduğu bir harekette bulunmuş: Hristiyanlar’ın aleyhindeki takibata son vermiş ve… hayatının sonlarında belki de kendilerini alt edemeyeceğini anlayıp Hristiyanlığı devletin resmi dini olmasına yolu açmıştır. Hristiyanlığın Roma imparatorluğunun resmi dini olması Konstantin’in zamanında bütünleşmemiş bir olaydır. Kendisinden sonra da bir çok çalkantıdan geçmiştir. Mesela Jülyen zamanında Paganlığa bir geri dönüş yaşanmıştır.

    Bizler, çoğu kez Konstantin türünden kişilikleri, uzaktan kolayca tenkit ederiz. Ama kendimiz yerlerinde olsaydık ne yapabilirdik diye hiç düşünmeyiz. Bir başka yazımda demiş olduğum gibi, o zamanın ve belirli mevkide bulunanların şartlarını hiçe sayıp değerlendirmelerde bulunuruz. Bu tamamen yanlış, isabetsiz bir yaklaşımdır. Hele bir kendimizi Konstantin’in zamanında ve mevkiinde hissedelim… bakalım, o zaman nasıl davranmış olurduk. Tarihi olayları düşündüğümüzde bu türden bir pratik uygulamazsak ‘davulun sesi uzaktan hoş gelir’ şeklindeki bir zihniyetle yatar kalkarız, kolaylıkla eleştiririz ve, neticede, hiç bir şeyi gerçek boyutlarında idrak edememiş olur boş polemiklere hayatımızı harcarız.

    Bir de ‘size pagan diyen olmadı’ demişsin… Eh, kardeşim, o halde şu soruya cevap ver lütfen, verebileceksen: Mesih inanlısı olmayan (ki Rüzgar kardeşimiz resmen bunu ima ediyor mesajlarında) nasıl nitelendirilebilir ki? Ya Pagan’dır, ya Ateist’tir, ya Deist’tir ya da… sonuçta… Hristiyan olduğunu iddia ediyor olmasına rağmen sapkın ve gerçekte ‘Tanrı’sız’ biridir. Bunlardan ziyade bir şıkkın var olmasına imkan var mıdır?

    Sevgiler…

    #34972

    Anonim

    Esenlik, lütuf, bereket Rab İsa Mesih’e iman eden kardeşlerimle olsun.
    Birkaç gündür sitemizde katolik, ortadoks ve protestan mazhepleri arasındaki kutsal kitap yorum ve uygulamaları, farklılıkları paylaşılıyor.

    Katoliklik ile Protestanlığı ayıran, temel noktalar. Temel farklılıklar.

    *..Kurtuluş

    *..Meryem ve azizler

    *..Papalık

    *..Vaftiz

    *..Kutsal Kitap yorum farklılıkları.

    *..Kutsal Kitap ve Gelenekler

    *..Sakramentler

    Temel farklılıklar:

    *..1) Kurtuluş farklılıkları
    Kurtuluş; sadece imanla mı, sakrament ile mi yoksa her ikisi ile mi..?

    Hayatın, en önemli sorusuna yanıtlar, çeşitli şekillerde olabilir.
    Örneğin. Eski Antlaşma’da Eyüp bölümünde, şu soru soruldu:
    “İnsan,Tanrı’nın önünde, nasıl doğru olabilir..?’ (Eyüp 25:4)

    Kutsal Yasa uzmanı, İsa’ya şunu sordu: ‘Öğretmenim, sonsuz yaşamı miras almak için ne, yapmalıyım..?’ (Luka 10:25)
    Ve zindancı Pavlus ve Silas’a şunu, sordu:
    “Efendiler, kurtulmak için ne yapmam gerek..?’ (Elç. İşleri 16:30).

    Bu sorulara verilen yanıt, Cennete veya Cehenneme girmemizi belirleyecektir. Sonsuza dek Cennette veya Cehennemde olmamıza neden olacak, bu soruya yanıt:

    “Martin Luther, kilisenin Sadece İman ile aklanma olmadan bir saat bile ayakta kalamayacağını söylemiştir.”

    *..Roma,Katolik Kilisesine göre Kurtuluş:

    Yüzyıllar boyunca,günahlarından dolayı, pişmanlık duyan insanlar kilisenin, Sakramentlerine, yönlendirildi ve teşvik edildi.
    Bunun nedeni de şuydu:
    Mesih İsa, ölmeden önce, kendi yetkisini kilise piskoposlarına vermişti. Özellikle de bu Roma Piskoposuydu. Böylece doğal olarak insanların günahlarını bağlayan ve çözen inanılmaz güce sahip oldular. Piskoposlarda, doğal olarak bu gücü rahiplere Sakramentleri kontrol etmeleri için aktardı.

    Katoliklere göre Kurtuluş, sadece iman ile değil, aynı zamanda iyi işlerle tamamlanmalıdır..!
    Katoliklere göre bir kişi İsa’ya iman ettiğinde imanı, tek başına tüm günahları için, yeterli değildir. İmanının Tanrı’nın tüm lütfunu alabilmesi için,kilisenin direktiflerine uymalı ve böylece Tanrı, tarafından kiliseye verilmiş olan lütfun kanalları aracılığı ile daha fazla lütfa, kavuşmalıdır. Tanrı’nın kiliseye verdiği lütfun ana merkez kanalı, Sakramentlerdir.
    Özellikle, Rabbin Sofrası (Komünyon veya Şarap Ekmek) bir Mesih İnanlısının, Mesih ve Kilise ile ilişkisinde can alıcı role sahiptir

    Tüm işlenmiş günahlar, bağışlansa bile geçici, cezaya uğrayacaktı. Geçici cezanın verildiği, yerin ismi Araf idi.
    Hristiyanlar olarak ölenler önce Araf’ta geçici cezaya uğrayacaklar ve sonra Cennete gidebileceklerdi.
    Endülüjanslar (cennetten arsa satın alma) Araf’taki süreyi kısaltmak için satılmaya başlandı. Akrabaları ölmüş olan bir çok kişi kilisenin ‘iyi işler hazinesi’nden, doğruluklar veya iyi işler satın olarak Araf’ta bulunan, akrabalarının daha az acı çekmesini ve Araf’ta kalma sürelerini kısaltmayı, amaçlayan Endülüjanslar, satın almaya başladılar. Kilise azizlerin, kurtuluşları için gerekenden fazla, doğru işlerini kendi ‘doğru işler veya iyi işler hazinesi’nde topladı.
    Toplanan bu ‘doğru ve iyi işler’ halka ölmüş akrabalarının Araf’ta daha az kalması için satılmaya başlandı. Artık Tanrısal yardım satın alınabiliyordu.

    İşte Martin Luther’i rahatsız eden noktalardan biri de Endülüjanslardı.

    Gerek bilerek veya bilmeyerek, Roma Katolik Kilisesi, kurtuluşu Tanrı’nın lütfu ve insan gücü ile birleşti. Teologlara göre tamamen Tanrı’nın lütfuna dayanmayan her öğretiş, insan gücüyle kurtuluşu öğretir.
    Katolik öğretişine göre, insan kendi doğruluğuyla iyi işler yaparak kendini kurtarmaktadır.

    *..Protestan inancında kurtuluş:

    Mesih çarmıhta öldüğünde onun son sözleri ‘tamamlandı’ idi (Yuhanna 19:30).
    Buradaki ‘tamamlandı’ kelimesinin Yunancası tetelestai dir. Yunanca’da bu kelime, ticarette paranın hesaba aktarılmasında kullanılır. Örneğin, paranın hesabınıza tam olarak yatırıldığında ‘ödeme tamamlandı’ kelimesi içinde aynı Yunanca kelime kullanılır.
    Sadece Mesih’e iman edenler için, Mesih’in çarmıhtaki ölümü tamamen yeterlidir.

    Martin Luther, kendisinin ne kadar tövbe ederse etsin, içinde günah olduğunu biliyordu. Problemin ciddiyetini, çok iyi bilen Luther bir gün Romalılar 1.bölüm 17. ayeti okudu ve gözleri açıldı:

    Tanrı’nın insanı akladığı, Müjde’de açıklanır. Aklanma yalnız imanla olur. Yazılmış olduğu gibi, ‘İmanla aklanan insan yaşayacaktır.’

    Luther’in aradığı kurtuluş, Tanrı’nın yapacağı eylem ile geçmiş, şimdiki ve gelecekteki tüm günahlarımızın bağışlanması idi.

    Nitekim aradığını Romalılar 1.bölüm 17. Ayette buldu.
    Luther aklanmanın iman ile mümkün olduğunu anladı ve aklanma, Günahlarımızı Tanrı’nın önüne getirip,bağış dilememizdir.

    Örneğin Romalılar 4.bölüm 3.ayette şöyle yazar: ‘ Kutsal Yazı ne diyor? «İbrahim Tanrı’ya iman etti ve böylece aklanmış sayıldı.»’ Buradaki sayıldı kelimesi, birinin banka hesabına, para yatırdığınızda kullanılan kelimedir.
    Yani sizin doğruluk hesabınız, Tanrı’nın huzurunda sıfır iken Mesih İsa’ya iman ettiğinizde Mesih’in doğruluk banka hesabındaki tüm doğruluk sizin hesabınıza aktarıldı.

    Pavlus şöyle yazdı:
    “Oysa çalışmayan, ama Tanrı’sızı aklayana iman eden kişi imanı sayesinde aklanmış sayılır.” (Romalılar 4:5).

    Aklanma geçmiş, şimdiki ve gelecek tüm günahlarımızı kapsar. Günahkar bir kez bağışlandığında, artık bir daha geçmişteki günahlarını hatırlamak zorunda değildir.
    Tanrı’nın huzurunda kutsal ilan edilmiştir. Artık günahkar Tanrı’ya doğruluk veya iyi işler borçlu değildir.
    Artık tamamen ve sonsuza dek doğru sayılmıştır.

    Hristiyanlar aklanmalarına rağmen günah işlediklerinde tövbe etmeleri gerektiği doğrudur (1.Yuhanna 1:9). Fakat bu tövbe Tanrı’yla birebir dostluk ilişkimizi yenilememiz içindir, kurtuluş ilişkisini yenilemek için değildir. Hala günah işlememize rağmen, Tanrı’nın huzurunda Mesih’in doğruluk giysisi üzerimizdedir.

    Aklanma kişinin geçmiş, şimdiki ve gelecek tüm günahlarını kapsadığı için, artık o kişinin Cennete gitme güvencesi olanaklı hale gelmiştir.

    Ancak, eğer Roma Katolik Kilisesinin öğretişindeki gibi kurtuluş lütuf toplamakla mümkün olsaydı, kişinin kurtuluş güvencesine sahip olması için tüm yaşamı boyunca uğraşması gerekirdi. Sadece Mesih’in çarmıhta yaptığı işe bağlı kalmakla, tamamen bağışlanma ve kabul edilme mümkün hale gelmiştir.

    Luka 18:9-14 ayetlerine bakalım:

    Kendi doğruluklarına güvenip, başkalarına tepeden bakan bazı kişilere İsa şu benzetmeyi anlattı:
    “Biri Ferisi, öbürü vergi görevlisi iki kişi dua etmek üzere tapınağa çıkmış. Ferisi ayakta dikilip kendi kendine şöyle dua etmiş:
    “Tanrım, diğer insanlar gibi soyguncu, hak yiyici ve zina edici olmadığım için, hatta şu vergi görevlisi gibi olmadığım için sana şükrederim. Haftada iki gün oruç tutuyor, bütün kazancımın ondalığını veriyorum.”

    “Vergi görevlisi ise uzakta durmuş, gözlerini göğe doğru kaldırmak bile istemiyor, ancak göğsünü döverek,”Tanrım, ben günahkâra merhamet et’ diyormuş.”

    Size şunu söyleyeyim, Ferisi’den çok, bu adam aklanmış olarak evine dönmüş. Çünkü kendini yücelten herkes alçaltılacak, kendini alçaltan ise yüceltilecektir.

    Ferisi dini liderdi ve konumu çok önemliydi. Vergi görevlisi ise o zamana göre alt tabakadan, değersiz bir kişiydi. Ferisi kendi iyi işlerini ve ne kadar doğru olduğunu Tanrı’ya anlattı ve vergi görevlisi gibi olmadığı için şükretti. Orucunu, duasını ve ondalığını (Tanrı’ya teşekkür için verilen bir miktar para, tüm kazancının 1/10’unu vermek) iyi işler olarak sıraladı.

    Fakat vergi görevlisi kendisinin günahkar olduğunu biliyordu. Kendi işlerinin herhangi birinin iyi olmadığını bildiği için Tanrı’ya tek tek sıralamadı. Bu kendisinin hiç iyi iş yapmadığı anlamına gelmemelidir. Asıl gerçek kendisinin tüm işlerinin Tanrı’nın kutsal huzurunda ‘kirli’, ‘pis’ olduğunu biliyordu ve neye ihtiyacı olduğunu da biliyordu.

    Hangisi Tanrı’nın huzurunda aklandı..?
    Tanrı’nın lütfuna yanıt olarak Ferisi’nin yaptığı iyi işler Ferisi’yi aklamadı. Vergi görevlisi aklandı çünkü.. yaptığı hiçbir iyi işin kendisini aklayamayacağını biliyordu.

    Bu benzetme Yeşaya’daki şu ayetleri de desteklemektedir:
    “Hepimiz murdar olana benzedik, Bütün doğru işlerimiz kirli âdet bezi gibi. Yaprak gibi soluyoruz, Suçlarımız rüzgar gibi sürükleyip götürüyor bizi.” (Yeşaya 64:6, Kutsal Kitap Yeni Çeviri, 2001).

    İnsanın hiçbir işi.. Tanrı’nın huzurunda aklanmamız için.. kabul edilemez. Sadece Mesih’in kendi işini imanla kabul edebiliriz ve böylece aklanabiliriz. Bunun için Romalılar 11:6’da şöyle yazar:
    “Ama bu, lütufla olmuşsa, iyi işlerle olmamış demektir. Aksi halde lütuf artık lütuf olmaz!
    Aynı şekilde yaşamın en önemli sorusuna yanıt şöyle olmuştur:

    “İman yoluyla, lütufla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı’nın armağanıdır. Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir. (Efesliler 2:8-9).

    …Kurtuluş sadece.. Mesih’e iman.. ile mümkündür.

    Esenlikle kalın.

5 yazı görüntüleniyor - 1 ile 5 arası (toplam 5)

Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.