• Bu konu 1 izleyen ve 0 yanıt içeriyor.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #26043
    klaus
    Anahtar yönetici

    İLYAS

    İlyas’ ın Tanrının gözünde ayrı bir yeri vardı. Zira İlyas’ ı daha ölmeden göğe yanına almıştır. İlyas da beni çok etkiledi tıpkı diğer peygamberler gibi. Sizinle paylaşmak istedim.

    İlyas, Gilat’ ın Tişbe kentinde yaşardı. Tişbe, doğuda Gilyat bölgesindedir. İlyas güçlü bir Tanrı adamıydı. Tanrıya tam olarak güvenmişti. İsa incilde ondan bahseder ve İlyas’ ın sadece Sayda bölgesinin Serafat kentinde bulunan dul bir kadına gönderildiğini söyler. (Luka 4:24-26)

    İlyas İsrail kralı Ahav zamanında yaşar. Ahav Samiriyede 22 yıl krallık yapar. Kendisinden önceki bütün krallardan daha çok kötülük yapmıştır. Sayda kralının kızı İzebel ile evlenmişti. Ve karısının ilahı Baal için, Samiriyede bir tapınak ve içine sunak yaptırmıştı ! Ayrıca Aşera putu da yaptırmıştı ! (1.krallar 16:29-33) Bu durum Tanrıyı, kendisinden önceki tüm İsrail krallarından daha çok öfkelendirdi. Rab en sonunda İlyas’ a, Ahav’ a iletmesi için mesaj verir.

    1.krallar 17: 1
    Gilat’ın Tişbe Kenti’nden olan İlyas, Ahav’a şöyle dedi :
    “Hizmet ettiğim İsrail’in Tanrısı yaşayan RAB’bin adıyla derim ki, ben söylemedikçe önümüzdeki yıllarda ne yağmur yağacak, ne de çiy düşecek.”

    İlyas mesajı iletir iletmez, Rabbin buyruğu üzerine Şeria ırmağının doğusundaki Kerit vadisi’ ne kaçıp gizlenir. Ve Tanrının kendisine söylediği gibi dereden su içip, kargaların kendisine getirdiği et ve ekmekle beslenir. Ancak ülkede yağmur yağmadığı için kuraklık vardır ve dere de kurur. İlyas Rabbin buyruğu üzerine Sayda yakınlarındaki Serafat kentine gider kendisine yiyecek sağlayacak dul bir kadını bulmak üzere. Tanrı da, o kadına İlyas’ a yiyecek vermesini önceden buyurmuştur.(17:9) Ama bu kadın Tanrının halkından değildir ! çok ilginç değil mi ?
    Serafat, Sur ile Sayda kenti arasındadır. Bulunduğu yerden Serafat’a 50 veya 60 km’ lik yürüş mesafesi vardı. İlyas yola koyulur, o yabancı dul kadını bulur. Kadın oldukça fakirdir, oğluyla yaşar ve evinde sadece bir avuç un ve azıcık yağı kalmıştır. İlyas kadından kendisine ekmek getirmesini isteyince kadın ;” Senin Tanrın yaşayan Rab’ bin adıyla ant içerim ki hiç ekmeğim yok ” der. Bu kadın onu Tanrı adamı olarak kabul edip, onun Rabbinin adıyla ant içer !
    O zaman İlyas kadına, kendi Tanrısına güvenmesini ama önce kendisine elinde son kalan malzemelerle küçük bir pide yapıp getirmesini ister. Sonra da oğlu ve kendisi için de pide yapmasını ister. Ve kadına der;

    17: 14 İsrail’ in Tanrısı RAB diyor ki, ” Toprağa yağmur düşünceye dek küpten un, çömlekten yağ eksilmeyecek.”

    Bu aşamada kadının tutumu gerçekten çok önemli. Kadın İlyas’ a güveniyor, kendi mantığına göre akılsızca oldğu halde ! Elinde kalan son erzağını da kullanıyor. Bu, kadın için önemli bir adımdı. Tabi sonrasında Tanrı verdiği sözü tutar ve bu evi bereketler. Çömlekten un ve yağ hiç eksik olmaz.

    Bir gün kadının oğlu gittikçe ağırlaşan kötü bir hastalığa yakalanır ve ölür (17:17-24) Kadın İlyas’ a sitem eder; İlyas’ ın, Tanrısına, kadının günahlarını hatırlattığını ve cezalandırıldığını düşünür. İlyas, çoçuğu alıp yatağına yatırır ve şöyle der;

    ” Ya RAB Tanrım, neden yanında kaldığım dul kadının oğlunu öldürerek ona bu kötülüğü yaptın ? ” (17:20-22)

    İlyas üç kez çocuğun üzerine kapanıp RAB’ be dua etti. RAB İlyas’ ın yalvarışını duydu. Çocuk dirilip yeniden yaşama döndü.
    Bakın İlyas’ ın Tanrının eliyle yapmış olduğu mucizeler, İsa’ nın mucizelerini hatırlatır. Ekmeğin çoğalması ve çoçuğun dirilmesi gibi ! İsa da üç somun ekmekle beş bin kişiyi doyurmuştu ve ölüleri diriltmişti.

    İlyas Tanrıya tam bir güven içinde ve kutsal ruhun doluluğu ile yalvarmıştı. Kadının çoçuğu dirilince kadın Tanrıya iman eder.

    Kuraklığın 3. yılında Samiriye’ de kıtlık iyice şiddetlenmişti. Tanrı, İlyas’a tekrar Ahav’ a gitmesini ve artık kuraklığın biteceğini söylemesini ister. İlyas yola koyulur. Bu arada Ahav, huzuruna Ovadya’ yı çağırtır. Ovadya; Tanrıdan çok korkan doğru bir adamdı. Ahav’ ın yardımcısıydı. İzebel, Tanrının peygamberlerini öldürdüğünde, Ovadya, yüz peygamberi yanına alıp, ellişer ellişer mağaralara gizlemiş ve erzak taşımıştı (18:4) Belki de içten içe gizlice imanlı biriydi ! Kral, ondan ülkedeki su kaynaklarını araştırmasını ister zira kuraklık had safhadadır. Ovadya bunun üzerine yola koyulur. O sırada Samireyeye gelen İlyas ile yolda karşılaşır. İlyas’ ı görünce tanır ve hemen yüzüstü yere kapanır. İlyas ona krala gitmesini ve kendisinin geldiğini söylemesini ister. Ovadya kraldan korksa da gene de gider. Ovadya olanları krala anlatınca, kral Ahav, İlyas ile konuşmaya gider. Kral ona ” İsrail’i sıkıntıya sokan adam sen misin ? ” diye sorar. Çok komik değil mi ? Kendisi Tanrısının önünde, karısının putlarına taparak İsrail’ i ne hale getirdi acaba!

    18:17-19 İlyas’ ı görünce, ” Ey İsrail’i sıkıntıya sokan adam, sen misin ? ” diye sordu.
    İlyas, ” İsrail’i sıkıntıya sokan ben değilim, seninle babanın ailesi İsrail’ i sıkıntıya soktunuz ” diye karşılık verdi,
    ” RAB’bin buyruklarını terk edip Baallar’ ın ardınca gittiniz.
    Şimdi haber sal: Bütün İsrail halkı, İzebel’ in sofrasında yiyip içen Baal’ın dört yüz elli peygamberi ve Aşera’ nın dört yüz peygamberi Karmel Dağı’ na gelip önümde toplansın.”

    Çok ilginç değil mi ? Baal’ ın 450 adet, Aşera’ nın 400 peygamberi varmış ! Ama Ovadya’ nın sakladığı 100 peyamberi de hesap edersek toplam 950 peygamber var !

    Herkes toplanır. İlyas halka konuşur,” Daha ne zamana kadar böyle iki taraf arasında dalgalaıp duracaksınız? ” der. ” Ya Tanrıyı, ya Baal’ ı takip edin ” der. (18:20-21)

    İlyas, Rabin peygamberi olarak yalnız kendi kaldığını ama Baal’ ın 450 peyhamberi olduğunu söyler ve şunu teklif eder; Her iki taraf odunları yığıp üzerine boğa kesip etlerini koyacak ve herkes kendi ilahlarına seslenip bu odunları yakacak bir ateş isteyecekti. Ne ilginç bir test ! Herkes hazırlığını yapar.

    Tabiki Baal’ ın peygamberleri bütün gün yüksek sesle bağırıp çılgınca hareketler yapsa da hiç bir şey olmaz. İlyas onlarla epeyce alay eder. Sonra İlyas herkesin öne gelip kendisine yaklaşmasını ister. Belki de olayı herkes yakından görsün ister. İlyas eline 12 adet taş alır, bu 12 oymağı simgeliyordu. Sanki İlyas, neden şu an 12 değiliz ? der gibiydi. Taşlarla bir sunak yapar, etrafına hendek kazar, sunağın üzerine odunları ve onun da üzerine boğanın etlerini koyar. Dört küp su alır ve odunların üzerine döker. Tam üç kez bu işlemi yapar. Yani tam 12 küp su. Her yer su olur. Sonra Tanrıya dua eder (18:36-38) O anda gökten Tanrı’ nın ateşi düşer ve her yer yanar. Taşları, toğrağı yakıp hendekteki suyu kurutur.
    Halk olanları görünce yüzüstü yere kapanır ” Rab, Tanrıdır, Rab Tanrıdır ! ” der.

    İlyas baal’ ın bütün peygamberlerinin öldürülmesini buyuru ve öldürür. İlyas sonra krala eve gitmesini söyler, kendisi de Kamel dağı’ na çıkar ve Tanrının göndereceği yağmuru bekler. Uzaklarda ufacık bir bulut görünce krala haber yollar. Daha yağmur yağmadan haber yollar ! ne büyük bir iman değil mi ? Daha sonra İlyas, Rabbin gücüyle dağdan inip, Yizreel’ e kadar koşar ! Bu inanılmaz birşey zira mesafe 30-35 km kadardır ! Ahav daha yoldayken onun önüne geçer hayal edebiliyor muyuz ?

    Kral Ahav tüm olanları karısı İzebel’ e anlatır. İzebel de öfkeyle İlyas’ ı öldürtmek için and içer. Bunu duyan İlyas korkuyla kaçıp çöle saklanır! Biz insanoğlu ne kadar zayıf oluyoruz bazen hemen imandan düşüveriyoruz. İlyas onca mucizeden sonra bile kaçabiliyor. Ve oda tıpkı Yunus gibi çölde söleniyor; ” Ya Rab yeter artık canımı al..” diye.
    Fakat herşeye rağmen mehametli ve sevgi dolu Tanrımız onu da meleği aracılığı ile çölde besler (19:5-7) İlyas Tanrının isteği üzere yola koyulur. Kırk gün kırk gece yürüyerek Tanrı dağı Horev’ e gelir. Tanrı onu orda görünce ” Burada ne yapıyorsun ? ” diye sorar. Sanki Tanrı bilmiyor ! İlyas da olanları anlatır ve ” Yalnızca ben kaldım, beni de öldürmek istiyorlar ” der. Tanrı ona dağa çıkmasını ve önünden geçeceğini söyler. İlyas dağa çıkar ve Tanrıyı bekler. Tanrı güçlü bir rüzgar, deprem ve ateş yolar ama hiçbirinin içinde değildir. Ama ateşten sonra, onca korkunç belirtiden sonra sevgi dolu yumuşak bir ses duyar. İlyas’ a ; ” Burada ne yapıyorsun İlyas ? ” diye sorar. Tanrı tekrar sorar, sanki bilmiyor gibi ilginç. İlyas cüppesiyle yüzünü örter ve olanları tekrar anlatır en baştan. Bu sefer Tanrı ona bir görev verir. Gidip bazı kralları meshetmesini ister. Ve kendi yerine geçecek olan Elişa’ yı mesh etmesini ister. İlyas, Elişa’ ya gider onu yerine atar.
    (2.krallar 2.bölüm)

    İlyas’ ı Tanrı yanına alır daha İlyas ölmeden. Kasırga içinde ateşten atlı bir araba yollar İlyas’ a ve İlyas göklere alınır.

    Gerçekten etkileyici değil mi ? Özellikle şu ayet beni etkiledi ;
    İlyas, Tanrıya sürekli isyan eder, kendisinin yalnız kaldığını, ölmek istediğini söyler. Ama Tanrı ona;

    19: 18 Ancak İsrail’ de Baal’ ın önünde diz çöküp onu öpmemiş yedi bin kişiyi sağ bırakacağım.”

    Bakın demek ki tam yedi bin gizli imanlı varmış ! Ama İlyas doğal olarak bunları göremediği için kendini yalnız hisseder. Bu gizli imanlılar belki de korkudan ortalıkta kendini belli etmemiş olabilir. Kimbilir?

    Günümüzde bizlerde bazı sıkıntılar yaşadığımız zaman, kendimizi yalnız hissederiz. Sanırız ki bu tür sorunlar sadece bizde var. Halbuki dünyada, sırf Mesih’ in adından dolayı çile çeken bir çok insan var. Bu kardeşlerimizi hatırlayıp, dualarımızda yer verelim lütfen.

    Tanrıda ve sevgide kalabilmemiz dileğiyle..

    Esenlikle kalın.

1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.