İlk Türkçe İNCİL ve Kutsal KItap Basımı.

  • Bu konu 2 izleyen ve 1 yanıt içeriyor.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #27394
    Anonim
    Pasif

    Sevgili Closer.
    En son yazında türkçe’de oluşan dildeki yozlaşmadan bahsederek,bu varsayımın olabilirliği..? sorusunu yöneltmişsin.

    Yozlaşma olamaz.
    Neden dersen..?
    İncil’in , ilk çevirilerinin olduğu.. belgeleler bu gün mevcuttur da ondan, derim.

    Bu konu daha önceden Site’de paylaşıldı.Ben gene kısaca değinelim.
    — İncil’in ,Türkçe’ye ilk çevirisi Sultan 4. Mehmet’in baş tercümanı Ali Bey tarafından yapıldı.
    — Basılmak üzere Hollanda’ya götürüldü ama basılmadı.
    ( Bu gün hala Ali Bey’in kaleminden çıkan metin Leyden Üniversitesi Kütüphane’sindedir)
    —“Bu çeviriye dayanan ilk Türkçe Yeni Antlaşma, 1819’da 5000 nüsha olarak basıldı.
    —Tüm Kutsal Kitap ise 1827’de yayınlandı.

    —Ali Bey’in çevirisi ,Osmanlı yazısıyla yazıldı.( bu biraz arapçaya benziyormuş tarz olarak)
    — Türkçe konuşan ama Ermeni yazısını kullananlar için ayrı bir çeviri 1819 yılında basılmış.
    Bu çevirinin Yeni Antlaşma bölümü, 1831 yılında, tümü ise, 1843 yılında gözden geçirilerek yayınlanmış.(Dikkat et gözden geçirilerek yayınlanmış diyorum)
    — Yeni Antlaşma ve Mezmurlar’ın yeni bir çevirisi Osmanlı yazısıyla 1866-1868 de yayınlanmış.
    — On yıl sonra içinde yabancı uzmanlar da olan, Şükri Efendi ve Ahmed Efendi adlı iki Türk’ün ve Keyfi Efendi adlı bir Kürt’ün de bulunduğu bir kurul tüm, Kutsal Kitap’ı gözden geçirilmiş.

    ( Yozlaşma konusunu düşünürsek,devamlı yapılan incelemeler bunu hemen ortaya çıkarırdı. yanı yazılmış olan,yada daha önce yanlış yazılan neyse bu kendiliğinden ortaya çıkardı)
    — Bu çalışmalar sonuçunda , İncil, hem Osmanlı hem de Ermeni alfabesinde basılmış ve bu çeviri 1885 yılında yeniden düzenlenmiş.

    Osmanlı İmparatorluğunda, Türkçe konuşup, Yunan alfabesini kullanan, toplulukların var olduğunu, tarih’ten okuyoruz.
    —Onlar için Ali Bey’in çevirisinin Yeni Antlaşma bölümü 1826 yılında Yunan alfabesiyle yayınlanmış.
    1839 yılında da, Kutsal Kitap’ın tümü Yunan alfabesiyle yayınlanmış. 1854 ve 1871 yıllarında yeniden gözden geçirilmiş. 1884 yeni bir çeviri Yunan alfabesiyle basılmış.
    — 1905 yılında da, Osmanlı, Ermeni ve Yunan alfabeleriyle yayınlandı.

    Dil devrimi gerçekleşince, yeni alfabeyle yazılan, Kutsal Kitap çevirisi 1929 ile 1941 yılları arasında yapılan çalışmanın sonucunda bugün kullanılan çeviri gerçekleşmış.
    — 1987 yılında özel bir kurulun çalışmasıyla “Müjde” başlığı altında İncil’in çağdaş Türkçe çevirisi yayınlanmış.

    — 1988 yılının sonunda da Kitabı Mukaddes Şirketi’i İncil’in Yunancadan çağdaş Türkçeye, çevirisini yayınlamış..

    Yani elde bu kadar kanıtlar ve belgeler varken,gerçek bu kadar açıkça ortaya konulmuşsa ,Kuranda yazılı, İslamî görüşlere göre Paraklit,sözünün kullanılıp:
    “işte bakın burada, İslam Peygamberi Muhammet’ kastediliyor”
    Sözü bizim için, gerçeği yansıtmamaktadır.

    (Ki.. gerçek Parekletos olucak,Yunanca Parakletos kelimesi “Yardımcı” demektir. Bahsedilen Kutsal Ruh,tur.
    Sitede Evangelist’in verdiği bölümde,bununla ilğili bilği var.

    Esenlik, İSA Mesih Rab ve kurtarıcıdır diyen her kardeşimle olsun.halleluya

    #32280
    Anonim
    Pasif

    Saba kardeşimizin dedikleri doğrudur… Yeni Ahit’in bugünkü Türkçe çevirilerinde sadece Yunanca’dan Türkçe’ye değil Yunanca’dan İngilizce’ye ve birçok başka dile de çevrildiğinde dipnotlar gerektiren bazı detaylar vardır sadece (Latince’ye çevirisi de anlamını tam olarak veremeyen ‘Logos’, ‘Kelam’ kelimesinde olduğu gibi yani.). Dikkat edilmesi gereken detaylardır bunlar, bazı konular hakkında yanlış anlaşılmalara neden olabilirler. Ama hepsi bu… varolan çeviriler genelde sahihtir. Kaldı ki Yeni Ahit Ruh’ul Kudüs’ün insana şahsi olarak ziyareti olmasa asıl anlamı anlaşılamayacak bir metinler bütünüdür.

    ‘Paraklitos’un (insana herşeyi şahsen izah edip, şahsi tanık kılan ‘teselli verici’ anlamında bir kelime) Türkçe’ye çevirisinde de herhangi bir sorunun olduğu yoktur. Bu kelimeyle adlandırılanın Ruh’ul Kudüs olduğu da tüm Yeni Ahit metinlerinde apaçıktır. Ama Mesihi cemaatinin tarihteki ilk adımlarından beri de öyle olduğu hakkında hiç bir şüphe yaşanmamıştır. Müslümanlar’ın bu konudaki fikri kendi tezlerini meşrulaştırmaya yönelik bir uğraşıdan ibarettir. Bunu Yeni Ahit’i kendi okumuş olan, niyetinde hardal tohumu kadar paklık olan herkes anlar (asıl sorun Müslüman ülkelerde Yeni Ahit’in okunmasına bile kem gözle bakılması ve bazılarında ise yasak bile edilmiş olmasıdır… bu ülkelerde bu tür sorunlar yaşanmıyor olsaydı ordaki insanlar da bu burda denileni anlama fırsatına sahip olurlardı, hiç şüphesiz).

    Bunları Yunanca’yı da ana dil mahiyetinde bilen ve onsenelerce Mesihilik tarihini inceleyen birinin tanıklığı olarak not ediyorum… hiç kimsenin bu konuda bir şüphesi olmasın diye. Mesihiliği gelenek olarak Mesihi olan bir aile ve millete mensubiyetten dolayı da seçmiş değilim… kendi varlıksal aranışlarım sonucu insanı çıkmazından çıkarabilecek tek yol olduğuna kani oluşumdan, bir şekilde ‘elim mahküm’ olarak seçmişim. Bu insanı kendisini varlıksal çıkmazdan kurtardı diye Tanrı’ya şükrettiren mübarek bir ‘eli mahkumluk’ tabi. Demek istediğim, yaptığımın herhangi bir misyonerlik seferberliği ile yakından uzaktan hiç bir alakası yok. Sadece, bir hayat saptayışı paylaşımı. Zaten Mesihilik’te varolabilecek yegane havariliğin (tabiri caizse ‘misyon’un) bu tür bir paylaşımdan ibaret olabileceği kanısındayım… bundan başkası ideolojik tahakküm ve kültürel sömürgecilik uğraşısı olmuş olur ki, İsa Mesih’in öğretisi ve müjdesi ile hiç bir alakası varolamaz.

    Herkese esenlikler…

2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.