ANASAYFA Forum HRİSTİYAN YAŞAMI VE UYGULAMALARI İnsan İlişkilerinde AFFETMEK Konusu Yargılama/Affetme üzerine bazı mülâhazalar.

  • Bu konu 4 izleyen ve 8 yanıt içeriyor.
9 yazı görüntüleniyor - 1 ile 9 arası (toplam 9)
  • Yazar
    Yazılar
  • #26072
    Anonim
    Pasif

    – Başkasını yargılamayın ki, siz de yargılanmayasınız.
    – Başkasını nasıl yargılarsanız, siz de aynı yoldan yargılanacaksınız. Hangi ölçekle ölçerseniz, size de aynı ölçek uygulanacak.
    – Sen neden kardeşinin gözündeki çöpü görürsün de kendi gözündeki merteği farketmezsin?
    – Senin gözünde mertek varken nasıl olur da kardeşine, `İzin ver de gözündeki çöpü çıkarayım’ dersin?
    – Seni ikiyüzlü! Önce kendi gözündeki merteği çıkar, o zaman kardeşinin gözündeki çöpü çıkarmak için daha iyi görürsün.
    – Kutsal olanı köpeklere vermeyin. İncilerinizi domuzların önüne atmayın. Yoksa bunları ayaklarıyla çiğnedikten sonra dönüp sizi parçalayabilirler.
    Matta 7/1-6

    İncil’deki bu ayetlerin ne anlama geldiği hususunu düşündüm. Aslında bu bölüm İsa Mesih’in, ‘Bağışlayın ki bağışlanasınız’ emri ile bir bütünlük arz ediyor.

    Evvelâ, ‘Bizler başkalarını yargılama hakkına sahipmiyiz ?’ sorusuna cevap aramamız gerekiyor. Bunu basit bir misâlle arz edeyim. Aynı öğretmen ile beşinci sınıfa kadar gelen bir öğrenci düşünelim. Hattâ, bu çok sevdiğimiz bir arkadaşımızın çocuğu olabilir. Misâfirliğe gitmişizdir. Çocuğu ders çalışırken görür, önce bir ‘Aferin’ dedikten sonra hemen imtihân etmeye başlarız. O esnâda sorduğumuz soruyu çocuk bilemiyebilir. Ancak aldığımız tepkiye göre hemen bir ‘Not’ verip; ‘Yahu bizim zamanımızda eğitim-öğretim çok daha iyi idi. İlkokul beşinci sınıfta öğrendiklerimizi, şimdi lise tâlebesi dahi bilmiyor.’ deyiveririz.

    Şimdi biz ne yaptık ?

    Küçük çocuğun aldığı eğitimi tek soruyla ölçmeye kalktık. Halbuki klâsik yazılı sınav da bile ortalama on soru ile ölçme değerlendirme yapılır. Bu değerlendirme de o ana kadar çocuğa/talebeye verilenlerle ilgilidir. Biz ise eğitimcinin emek verip, zaman harcayarak ve defalarca sorular sorarak çözemediklerini tek soru ile halletmişizdir. Aslında çocuk sorulanı bilse de, bilmese de bir şey değişmez. Çünki o tâlebenin durumunu en iyi bilen beş yıl boyunca kendisine emek veren öğretmenidir.

    Şu hâlde bizler kendimizi başkaları hakkında yargı da bulunma haddine sahip olarak görmemeliyiz. Biz ancak insan hayatındaki kimi gelişmelerin, davranışlara yansıyan sonuçları ile karşılaşırız. Bu karşılaştığımız şeyleri ortaya koyan sebepleri; davranışı o gerçekleştiren şahsın ruhsal ve eğitimsel durumunu; hattâ iman durumunu bilemedikçe; o davranışları ne doğru algılamamız, ne de doğru tahlil etmemiz mümkündür.

    İblis’in en büyük tuzaklarından birisi de bizleri başkalarının yanlışlarına yöneltmesidir. Gariptir ki; başkalarının yanlışlarını sayıp dökerken hissettiğimiz hazzın trilyon da birini, başkaları bizim yanlışlarımızı ortaya koyarken almayız.

    Doğrular ve yanlışlar bellidir. İstisnâi durumlar dışında, bunun ‘Sana/bana’ göresi olmaz. Tanrı’nın yasası herkesi bağlar. O zaman neden başkalarının davranışlarını kolayca eleştirip, yanlışlarını ortaya döküp sayarken, iş kendimize gelince rahatsız oluruz ?

    İmanlı burada kendi samimiyetini derhal sorgulamalı ve kendisine bir çeki düzen vermeye gayret etmelidir. Bizler zayıflıkları olan varlıklarız. Bazen nefsimize, bazen şeytana uyup zor durumlara düşebiliriz. Ama aklımız başımıza geldiğinde, hemen tövbe edersek Yüce Tanrı zayıflıklarımıza vererek merhameti ile bizi bağışlayacaktır.

    Fakat davranışlarımızda ki ilkesizliğin, çifte standardın, halk dili ile riyâkârlığın mâzereti yoktur. İkiyüzlülük tamamen şeytani bir davranıştır.

    Evvela kendi sormluluklarınızıın bilincinde olarak, kendi davranışlarımızı Yüce Tanrıyı hoşnud edecek hâle detirmeye çalışarak; çevremizde gördüğümüz insanların hatâlaını da, eskilerin deyimi ile ‘Lisân-ı Münâsip’ le aktarmaya, onları incitmeden gücendirmen uyarmaya çalışmak gerekiyor. Bu; yargılama değil, yardımcı olmaktır. Yargılama; başkalarının davranışlarına bakarak, ‘Ben bunları yapmıyorum’ deyip kendimizi daha üstün görmektir.

    Kardeşler şunu unutmayalım. Üstünlük ancak tek olan Yüce Tanrı’ya aittir. İblis’in ayağını kaydıran da içindeki üstünlük duygusu olmuştur. Gerçek imanlı, Tanrı’nın yüceliğini idrâk etmeye çalışır. Kendisinde bulunan tüm güzel hâl ve davranışların Tanrının yardımıyla gerçekleştiğini, tek başına kaldığında Şeytan’a yem olacağını bilir. Kendisinde gururlanmasına sebep olacak hiç bir hasletin olmadığının farkındadır.

    Biz kendi hatâlarımızla uğraşmalı, evvelâ kendimizi yola koymalı değilmiyiz ?

    İncil’de belirtildiği gibi; kendimiz ‘Kör’ isek, başkalarına nasıl klavuzluk edebiliriz ?

    Yukarıda ki ayetlerde geçen diğer önemli kavram ‘kardeş’ kavramıdır.

    Pastör sn. Turgay ÜÇAL’ın bir vaazinde ki şu sözlerini hatırlıyorum.

    – İnsan kardeşlerim.

    – İman kardeşlerim.

    Demek ki Hristiyanlıkta kardeşlik hususunda ki ayrım sadece bir gerçeği belirtme noktasında ortaya çıkıyor. İmansız olanlar, ya da başka dinlere inananlar ‘Düşman-Kefere’ olarak görülmüyor. Hattâ İsa Mesih’i taniyıp kurtuluşa ermesi gereken ‘İnsan kardeşler ‘olarak algılanıyor. Şu halde ‘Yargı’ mevzusu bunlar için de geçerli olmaldır.

    Bir öğrencisini beş yıl boyunca okutup eğiten öğremen, o öğrencisi hakkında yargıda bulunma hakkına sahiptir. Çünki, emek harcamış ter dökmüş, eğitmeye çalışmıştır. Ama Yüce Tanrı’nın lütfu ile kurtulan bizlerin başkalarını yargılaması için elimizde hiç bir delil yoktur. Çünki tıpkı gördüğümüz diğer insanlar gibi vaktiyle bizde lütfa ve kurtuluşa muhtaçtık.

    O zaman bu nokta da davranışlarımızı neye göre belirlemeliyiz ? Anlatılanlar bizi bir belirsizliğe mi itmekte ?

    Hayır…!

    Elbette çevremizdeki insanları tanımalı, hayatın binbir çeşit getirileri karşısında tedbirli olmaya çalışmalıyız.. Fakat tedbirli olmak ile başkalarını yargılamak arasında ki kalın çizgiyi de görmezden gelemeyiz.

    Affetme konusunda İseviliği yeni öğrenmeye çalışan birisi olarak söyleyeceklerim, İsa Mesih imanlısı kardeşlerin inançlarına uymayabilir. Ben şimdiye kadar öğrenebildiklerimin süzgecinden geçirdiklerimle böyle düşünmektyim.

    Bir Mesih İnanlısı herkese karşı merhametl, alçakgönüllü ve elinden geldiğince yardımsever olmalıdır. Fak bu alçakgönüllük ve merhamet sınırsız değildir. Yüce Tanrı herşeye bir kural ve sınır koymuştur. Bu cümleden olarak ben sürekli insanlara zarar veren ve tüm yaşantısını buna göre programlayan; kötülük kapsından rant elde etmeye alışmış kişileri bu kötülükleri devam ettiği müddetçe affedemem. Matta 7/1-6 da belirtildiği üzere onların bu durumlarına sevinmez, üzülürüm. Doğruyu ve gerçeği bulup tövbe etmeleri için dua da ederim. Mahvolmalaını isteyemem. Çünki gerçek yargıç Yüce Tanrıdır. Ama yanlışlarına devam edip insanlara ve hatta kendilerine zulmettikleri sürece onları affetmenin bir mantıklı yönünü göremiyorum.

    Eğer şartısız koşulsuz af olsa idi; isa Mesih’e ve çağlar boyu kesilen kurbanlara, akıtılan kanlara ne ihtiyaç vardı ? Kaldı ki, bu kurutluş imkânları da ancak tövbe edenlere sunulmuştur.Hattâ İsa Mesih’i hiç tanımamış ve bilmemiş insanlar bile hayatlarını merhamet ve alçakgönüllülük üzerine kurmuşlarsa, başkalarına eziyet ve zulüm üzerinden nemalanmmışlarsa, ortalama standarta bir ahlâki yaşantı sürdürmüşlerse kurtulacaklarını anlatan Hristiyan kaynaklı bazı makaleler okumuştum. ‘Mesihe iman ettim, lütufla kurutldum.’ diyerek yan gelip yatmak bile işe yaramazken, Yüce Tanrı’nın razı olmayacağı davranışarı sergileyip, bu davranışlarında ısrar edenler için ‘Bağışladım’ demenin ben bir anlamını bulamadım.

    İsa Mesih’in emrine uyarak, üzerlerinde hakkım olan herkesi bağışladım. Ancak; pişman olup tevbe etmeleri şatıyla. Onların pişmanlık ve tövbelerinden benim haberdâr olmam gerekmiyor. Eğer tövbe etmişlerse, benim için sorun yoktur.Tanrıya isyan da ısrar eden, bu davranışlarından hiç vaz geçmeyen insanlar da bağışlanacaksa o zaman; iman etmenin, hatta iman etmekle kalmayıp Yüce Tanrı’nın koyduğu yasalar doğrultusunda bir hayat sürdürmeye çalışmanın, herşeyden önemlisi; doğru’yu yanlıştan, iyi’yi kötüden ayırmanın ne anlamı kalıyor ?

    Saygılar.

    #32536
    Anonim
    Pasif

    Quote:
    Bir Mesih İnanlısı herkese karşı merhametl, alçakgönüllü ve elinden geldiğince yardımsever olmalıdır. Fak bu alçakgönüllük ve merhamet sınırsız değildir. Yüce Tanrı herşeye bir kural ve sınır koymuştur. Bu cümleden olarak ben sürekli insanlara zarar veren ve tüm yaşantısını buna göre programlayan; kötülük kapsından rant elde etmeye alışmış kişileri bu kötülükleri devam ettiği müddetçe affedemem. Matta 7/1-6 da belirtildiği üzere onların bu durumlarına sevinmez, üzülürüm. Doğruyu ve gerçeği bulup tövbe etmeleri için dua da ederim. Mahvolmalaını isteyemem. Çünki gerçek yargıç Yüce Tanrıdır. Ama yanlışlarına devam edip insanlara ve hatta kendilerine zulmettikleri sürece onları affetmenin bir mantıklı yönünü göremiyorum.


    Çok değerli A’raf kardeşim,
    Bağışlama konusu Hristiyan inancının temel öğretişlerinden en önemlilerinden biridir. Tanrımız sevecen, merhamet eden, çok acıyan ve bağışlayan bir Rab’dir.

    Bağışlama konusunda benim Kutsal Kitap anlayışıma göre, bize kötülük eden herkesi bağışlamalıyız. Çünkü İsa Mesih İncil’de Matta 6:14’te şöyle der:

    ‘Başkalarının suçlarını BAĞIŞLARSANIZ, göksel Babanız da sizin suçlarınızı bağışlar. Ama siz başkalarının suçlarını BAĞIŞLAMAZSANIZ, Babanız da sizin suçlarınızı bağışlamaz’.

    Sanırım bu ayeti yorumlamaya gerek yok, çünkü ayet apaçık anlaşılmaktadır. Bize karşı kötülük eden ya da suç işleyen kişi imanlı ise, önce onunla konuşurum, bana karşı yaptığı şeyin günah olduğunu ve bundan tövbe edilmesi gerektiğini tatlı bir dille anlatırım. O kişi hem kardeşinden hem de Rab’den özür dilemelidir. Bunu yapmazsa, bu onun sorunudur. Ben onu kalpten bağışlarım, Tanrı’nın onun yüreğinde işlemesi için dua ederim, ama günahında devam ediyorsa onunla samimiyeti keserim. Bunu yapmam o kişiyi affetmiyorum anlamına gelmez. Rab onunla uğraşacak, gerekeni yapacaktır.

    Eğer iman etmemiş birisi bize karşı kötülük ederse, canımızı, yüreğimizi acıtır, bize zarar verirse ne yapmalıyız? Onu affetmemeli miyiz? Rab bize bunu mu öğretiyor? Affetmeyin mi diyor? Ben böyle bir ayet görmedim Kutsal Kitap’ta.

    Geçen yıl bir markete girdim, cebimdeki cüzdanım markette çalındı. Kasaya gittim, elimi cebime attım cüzdanımı çıkarmak için, baktım cüzdan yok! İçinde de tam 300 Euro ve bir de bozuk bir sürü para vardı ve o parayla bir ödeme yapacaktım. Öyle zor geldi ki bana, çaresizlik içerisinde ağlamaya başladım sessizce. Sonra dua etmeye başladım, cüzdanımı çalan hırsızı affetmem için Rab’den güç istedim ve o kişinin iman etmesi, gerçek yaşayan diri Rabbi tanıması ve kurtulması için dua ettim. Biraz sonra yüreğimde Tanrı’nın esenliğini hissettim ve huzurla doldum. Eskiden olsa sürekli o kişi için beddua ederdim. Ama hamdolsun ki Rab beni değiştirdi, bağışlayabiliyorum, bana kötülük edenler için dua edebiliyorum.

    Rab diyor: ‘Öc benimdir, düşmanın acıkmışsa onu doyur, susamışsa ona su ver. Bunu yapmakla onun başı üzerine ateş korları yığarsın.’

    Sevgilerle

    #32538
    klaus
    Anahtar yönetici
    Quote:
    ARAF
    Hattâ İsa Mesih’i hiç tanımamış ve bilmemiş insanlar bile hayatlarını merhamet ve alçakgönüllülük üzerine kurmuşlarsa, başkalarına eziyet ve zulüm üzerinden nemalanmmışlarsa, ortalama standarta bir ahlâki yaşantı sürdürmüşlerse kurtulacaklarını anlatan Hristiyan kaynaklı bazı makaleler okumuştum.

    İsa Mesih’i hiç tanımamış olmak derken ne anlamalıyız?Bir Müslüman İsa Mesih’i duydu Kuranda anlatıldığına göre, ancak İncildeki manasıyla inanmıyor.Şimdi bu kişi Mesih’i gerçek anlamda tanımış oluyor mu? Yoksa onu tanımamamışlar arasında mı olmuş oluyor?

    Dua ile

    #32539
    Anonim
    Pasif

    Sn. Hanımefendi,

    Bu mesaj bir cevap verme veya kendi düşündüğüm hususların sizin ifâde ettiklerinizden daha doğru olduğu iddası taşımaz.

    Bir mevzûyu münâkaşa etmek, o husus da bilinmeyenlerin öğrenilmesini sağlayan en güzel yöntemdir. Bilmediğimiz noktaları araştırma, öğrenme ihtiyâcı doğurur içimizde…

    Hristiyanlık konsunda henüz bir şeyler ileri sürecek veya insanlara faydalı olacak nokta da değilken; kendim yürümeyi öğrenememişken, yürüyebilen insanların neler yapabildikleri konusunda fikir beyân etmem tuhaf olur. Sâdece şu an için öğrenebildiklerimi ve doğru olduğuna inandığım düşüncelerimi paylaşıyorum. Yazdıklarım/yazacaklarım beni bağlar. Hristiyanlık inancını anlatan bir iddiâ niteliği taşımaz. Aslında tüm bunları siz biliyorsunuz. Her mesaj da belirtme gereği duyma sebebim, bu forum’da ki mesajlarımın bazı sayın üyeler tarafından okunması ihtimâli üzerine, beni bir ‘ Bilir kişi’ sanmamaları içindir.

    Evvelâ örnek verdğiniz o ayetin insanları bağışlama noktasında teşvik edici bir anlam taşıdığını düşünüyorum. Ayetler anlaşılmaya ve yorumlanmaya çalışılırken, mantığı ve insanın içinde bulunduğu şartlar; o âyetin kutsal kitaptaki diğer âyetlerle anlamsal/mantıksal bağlantıları da hesap edilmelidir diye düşünmekteyim.

    Bu yüzden, adağını sunağa getirdiğinde, orada kardeşinin sana karşı bir şikâyeti olduğunu hatırlarsan, adağını orada, sunağın önünde bırak, git, önce kardeşinle barış; sonra gel, adağını sun. Senden davacı olanla, daha yoldayken çabucak anlaş. Yoksa o seni yargıca, yargıç da gardiyana teslim edebilir; sonunda da hapse atılabilirsin. Sana doğrusunu söyleyeyim, son kuruşu ödemedikçe oradan asla çıkamazsın. Matta 5/24-26

    Dikkat edilirse burada kusurlu olan imânlılara çok mühim bir uyarı yapılmaktadır. Tanrıya adak ve dua bile insanı başkalarına karşı işlediği suçtan kurtaramıyor. İsa Mesih burada toplumsal barışı sağlayacak önemli bir noktaya işâret etmiş. Tanrıya yalvarmeden evvel, git kardeşinle barış emrini vermiş. İnsanlar, ” Nasıl olsa bunlar ‘Tanrı emri’ deyip beni bağışlayacak..” düşüncesine kapılırsa o toplumda düzeni sağlamak mümkün olmaz. Sizin dediğiniz husus ancak İsa Mesih’e gönülden bağlanan ve hayatının her anını buna göre tânzim etme gayretinde olan insanlar üzerinde etki gösterir. Zâten bunlar da kolay kolay bırakın büyük günahlar işlemeyi, kimseleri incitmemek için hassasiyet sâhibi olan insanlardır.

    Unutulmamalıdır ki, herkes aynı imân düzeyinde değildir.

    Bağışlama ile alâklı İncil’den örnekler vereceğim.

    Yaşantınıza dikkat edin! Kardeşiniz günah işlerse, onu azarlayın; tövbe ederse, bağışlayın.
    Günde yedi kez size karşı günah işler ve yedi kez size gelip, `Tövbe ediyorum` derse, onu bağışlayın.
    (Luka 17:3-4).

    Başka bir ayette de,

    Eğer kardeşin sana karşı günah işlerse, ona git, suçunu kendisine göster. Her şey yalnız ikinizin arasında kalsın. Kardeşin seni dinlerse, onu kazanmış olursun. 1Ama dinlemezse, yanına bir ya da iki kişi daha al ki, söylenen her şey iki ya da üç tanığın sözüyle doğrulansın. Eğer kardeşin onları dinlemek istemezse, durumu inanlılar topluluğuna bildir. İnanlılar topluluğunu da dinlemek istemezse, onu bir putperest ya da vergi görevlisi yerine koy.

    Bakınız burada bir Mesih İmanlısının kendisi gibi imalı olan kardeşini hangi durumda affetmesi gerektiğini gayet açık ve net anlatıyor. İnsanların bilmeden ve farkında olmadan işledikleri günahlar konusunda sizinle hemfikirim. Adam yaptığının günah olduğunun farkında değildir ki, gelip özür dilersin… Bu biraz su götürür.

    Ama hiç kimse ben yaptığım zulümün farkında değilim diyemez. Bu sebeple bir imânlının bağışlama konusunda nasıl bir tavır sergilemesi husunda çizgiler net bir şekilde belirlenmelidir.

    Burada verdiğiniz örnekte cüzdanınızı çalana karşı merhametli olmak için kendinizi zorladığınızı, İncil’de ki emre uymak için çaba sarfettiğinizi yazmışsınız.Bu çaba takdire şâyândır. Ancak ayetleri yorumlarken kimini olduğu gibi alıp, kimini de analitik yaklaşımla bir mantık süzgecinden geçirdikten sonra ‘Burada ki emri şöyle anlamalıyız’ dersek İncil’i okuyup anlamada bir standart meydana getirmiş olmayız.

    Bakınız, ne demişsiziniz…!

    @Suna 12660 wrote:

    Yine, İsa’nın şu sözleri söylediğini görmekteyiz:
    ‘Ama ben size diyorum ki, kötüye karşı direnmeyin. Sağ yanağınıza bir tokat atana öbür yanağınızı da çevirin’ (Matta 5:39).

    Bu sözler, eğer birisi kızımızı kaçırırsa ona oğlumuzu da mı vermemiz gerektiğini mi söylüyor bizlere? Sanmıyorum!

    Yorum yaparken ayetten belki de ilk anlaşılacak olan hususu belirtip, böyle anlaşılmaması gerektiğine vurgu yapmışsınız. Çünki ilgili ayetlerin devamında,

    Size karşı davacı olup mintanınızı almak isteyene abanızı da verin.

    emri vardır. Yani ‘Kızını kaçırana, oğlunu da ver’ gibi anlaşılabilecek bir durum. Ama öyle anlamıyorsunuz. Çünki ayetin devamında;

    Sizi bin adım yol yürümeye zorlayanla iki bin adım yürüyün. Sizden bir şey dileyene verin, sizden ödünç isteyeni geri çevirmeyin.

    denilerek insanlar merhametli olmaya, sorunları halletmek için şiddet kullanmamaya dâvet edilmektedir.

    Yani bu ayetlerden hiç kimse ‘Suratına tokat atıp paltonu alana ceketinide ver’ diye bir anlam çıkarmaz. Okunduğunda belki de ilk akla gelen şeylere itibar edilmez.

    Baba, onları bağışla. Çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar’ (Luka 23:34).

    Bağışlama konusunda sizin ileri sürdüğünüz düşünce bu ayete dayanıyor. Halbuki İsa Mesih çarmıha gerilmesine sebep olan; Vali Platus’un bile merhamete glip Şabat günü nedeniyle affetme önerisine karşı çıkarak İsa’nın yerine bir kâtili isteyen Ferisiler için bakın ne diyor.

    – Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Göklerin Egemenliğinin kapısını insanların yüzüne kapıyorsunuz; ne kendiniz içeri giriyorsunuz, ne de girmek isteyenleri bırakıyorsunuz!
    – Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Tek bir kişiyi dininize döndürmek için denizleri ve kıtaları dolaşırsınız. Dininize döneni de kendinizden iki kat daha cehennemlik yaparsınız.
    – Vay halinize kör kılavuzlar! Diyorsunuz ki, `Tapınak üzerine ant içenin andı sayılmaz, ama tapınaktaki altın üzerine ant içen, andını yerine getirmek zorundadır.’ 17Budalalar, körler! Hangisi daha önemli, altın mı, altını kutsal kılan tapınak mı?
    -Yine diyorsunuz ki, `Sunak üzerine ant içenin andı sayılmaz, ama sunaktaki adağın üzerine ant içen, andını yerine getirmek zorundadır.’
    – Ey körler! Hangisi daha önemli, adak mı, adağı kutsal kılan sunak mı?
    – Öyleyse sunak üzerine ant içen, hem sunağın hem de sunaktaki her şeyin üzerine ant içmiş olur.
    – Tapınak üzerine ant içen de hem tapınak, hem de tapınakta yaşayan Tanrı üzerine ant içmiş olur.
    – Gök üzerine ant içen, Tanrı’nın tahtı ve tahtta oturanın üzerine ant içmiş olur.
    – Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Siz nanenin, anasonun ve kimyonun ondalığını verirsiniz de, Kutsal Yasa’nın daha önemli yönleri olan adalet, merhamet ve sadakati ihmal edersiniz. Ondalık vermeyi ihmal etmeden esas bunları yerine getirmeniz gerekirdi.
    – Ey kör kılavuzlar! Küçük sineği süzer ayırır, ama deveyi yutarsınız!
    – Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Bardağın ve çanağın dışını temizlersiniz, ama bunların içi açgözlülük ve taşkınlıkla doludur.
    – Ey kör Ferisi! Sen önce bardağın ve çanağın içini temizle ki, dıştan da temiz olsunlar.
    – Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Siz dıştan güzel görünen, ama içi ölü kemikleri ve her türlü pislikle dolu badanalı mezarlara benzersiniz.
    -Dıştan insanlara doğru kişilermiş gibi görünürsünüz, ama içte ikiyüzlülük ve kötülükle dolusunuz.
    -Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Peygamberlerin mezarlarını yaparsınız, doğru kişilerin türbelerini donatırsınız.
    – Atalarımızın yaşadığı günlerde yaşasaydık, onlarla birlikte peygamberlerin kanına girmezdik’ diyorsunuz.
    – Böylece, peygamberleri öldürenlerin torunları olduğunuza siz kendiniz tanıklık ediyorsunuz.
    – Haydi, atalarınızın başlattığı işi bitirin!
    – Sizi yılanlar, sizi engerekler soyu! Cehennem cezasından nasıl kaçacaksınız?
    – İşte bunun için size peygamberler, bilge kişiler ve din bilginleri gönderiyorum. Bunlardan kimini öldürecek, çarmıha gereceksiniz. Kimini havralarınızda kamçılayacak, kentten kente kovalayacaksınız.
    – Böylelikle, doğru kişi olan Habil’in kanından, tapınakla sunak arasında öldürdüğünüz Berekya’nın oğlu Zekeriya’nın kanına kadar, yeryüzünde akıtılan her doğru kişinin kanından sorumlu tutulacaksınız.
    – Size doğrusunu söyleyeyim, bunların hepsinden bu kuşakiar sorumlu tutulacaktır. Matta 23/13-36

    İsa Mesih, kendisini çarmıha yollayanlar hakkında bu kadar söz söyleyip, daha sonra da, “Baba onları affet. Ne yaptıklarını bilmiyorlar” demez. Çünki, Matta 23. bölümde İsa Mesih’in anlattıklarını dikkatli okuayanlar, Ferisilerin ne yaptığını iyi bildiklerini görmektedir. Bu söz belki de orada görevli askerler için söylenmiştir. Çünki o askerler İsa Mesih’i iyi tanıyamamış olabilirler. Bir de verilen emre uymaktaydılar.

    Sonuç: Ben yeni öğreniyorum. Öğrenebildiklerimden harketle ancak bunları anlayıp kabul edebiliyorum. Zaten Yüce Tanrı’nın affettiği kim var ve benim de bu kişilerden bazıları üzeinde hakkım var ise onları affetmişimdir. Ama Tanrı’nın bu hususda kesin emrini bilmeden ve ortaya bir ölçü koymadan İncildeki bir-iki ayetten yola çıkarak herkesi affetme gibi bir sonuca ulaşamıyorum.

    “Bağışlayan bağışlanacak” emrini günahta ısrar etmeyen, yaptığından pişman olup tövbe edenleri bağışlamak şeklinde anlıyorum.

    Diğerleri için de, ıslâh olmaları amacıyla dua edebilir, onların da kurtulmalarını ve iyiliklerini isteybilirim. Bu ayrı bir husus.

    Ancak herkesin iyiliğini istemek ve bunun için dua etmek ayrı; ortaya bir ölçü koymadan önüne geleni ‘Bağışladım’ demek ayrı bir husustur bana göre.

    Saygılar.

    #32543
    Anonim
    Pasif
    MUM;13125 wrote:
    İsa Mesih’i hiç tanımamış olmak derken ne anlamalıyız? Bir Müslüman İsa Mesih’i duydu Kuranda anlatıldığına göre, ancak İncildeki manasıyla inanmıyor.Şimdi bu kişi Mesih’i gerçek anlamda tanımış oluyor mu? Yoksa onu tanımamamışlar arasında mı olmuş oluyor? Dua ile

    Sevgili Mum,
    İncil’de anlatılan İsa Mesih ile Kur’an’da anlatılan İsa peygamber aynı kişi değildir. Çünkü İncil’de anlatılan İsa Mesih, beden almış sonsuz Tanrı’dır, Rab’dir. O’nun dünyamıza geliş amacı, insanlığın kurtuluşu için kendini kefaret olarak ölüme vermesidir. İsa Mesih, gökteki yüceliğini, görkemini bir tarafa iterek beden aldı, dünyamıza geldi. Neden? Senin ve benim günahlarımızın bedelini haç üzerinde ödemek için. İsa Mesih bunu yaptı.. çarmıha gerilerek kanını akıttı ve tüm dünyanın günahının bedelini o haçta ödedi. Ama ölüm O’nu altedemedi, üç gün sonra görkemle dirildi ve göğe yükseldi. İSA MESİH DİRİDİR ve YAŞIYOR sevgili Mum. İncil’deki İsa Mesih budur. Bugün yaşıyan, insanları günahlarından arındıran, onlara sonsuz yaşam veren, yaşamları değiştiren, ölümcül hastalıkları iyileştiren ve mucizeler yapan bir RAB’dir İSA MESİH. Dünyanın sonunda, tüm dünyayı yargılamak için görkemli bir şekilde tekrar gelecektir.

    Kur’an’da sözü edilen sıradan bir peygamber değildir O. İncil’deki İsa Mesih’i kabul etmeyenler tabii ki gerçek İsa Mesih’i tanımamışlardır.

    #32544
    Anonim
    Pasif
    MUM;13125 wrote:
    İsa Mesih’i hiç tanımamış olmak derken ne anlamalıyız?Bir Müslüman İsa Mesih’i duydu Kuranda anlatıldığına göre, ancak İncildeki manasıyla inanmıyor.Şimdi bu kişi Mesih’i gerçek anlamda tanımış oluyor mu? Yoksa onu tanımamamışlar arasında mı olmuş oluyor?

    Dua ile

    Sn.MUM

    Alıntıladığınız paragraf Hristiyanlığı araştırırken öğrenebildiklerimden derlenmiştir. Hristiyanlara ait bir inanç açıklaması değildir. Bu sebeple beni bağlayan düşüncelerimdir.

    Yanlış aklımda kalmadı ise bir yazınızda dinleri araştırdığınızı belirtmiştiniz. Zâten sorduğunuz sorudan da bu anlaşılıyor. Sizin de çok yi bildiğiniz gibi; İncil’deki İsa Mesih ile Kur’an ın anlattığı ‘Hz. İsa’ aynı kişiler olarak görünmüyor. Eğer öyle olduğuna inanılsa idi, bu gün Hristiyanların tamamına yakını müslüman olurdu.

    Ben, İslâm’ı tartışmaya açaçak tek lâf etmem. Fakat sorduğunuz mevzûya kendimce yeterli düzeyde cevap vermiş olmak için, bir hususa dikkat çekmek istiyorum.

    Quote:
    Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü’minler de (iman ettiler). Her biri; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: “Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz.” Şöyle de dediler: “İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır.” Bakara 285

    İşte bu ‘İşttik ve itaat ettik’ anlatımını ben hiç anlayamadım. Okumadığım tefsir kalmadı. Mantıklı bir açıklama göremedim. Çünki insan işiterek değil, işittklerini akıl/mantık ve de en önemlisi gönül süzgecinden geçirerek imân eder. Ondan sonra itaat eder.

    Yani önce imân, sonra itaat gelir. Eğer ‘Hele bir itaat edelim de; zamanla anlar, öğrenir ve imân ederiz.’ diyen, imân ile münâfıklık arasındaki çok ince çizginin üzerinde duruyor demektir.

    Bu çizgi imân da henüz samimiyete gelememişler için ‘İnce’ dir. Gerçek imanlılar için ‘İmân-imansızlık’ arasında bırakın çizgiyi, kalın ve aşılmaz duvarlar vardır.

    Aklı ve mantığı din için ölçü almış değilim. Böyle yapılırsa, dinden üstün görülür ve anlayamadığımız her şeyi bâtıl görme hatâsına düşeriz.

    Akıl ve mantık dini anlama ve yorumlamada bir ölçü değil, ancak araç olabilir.

    Esâsen benim Mesih imanlısı olmamı sağlayan, İncil’de ki şu âyetlerdi.

    Quote:
    – Ne mutlu ruhta yoksul olanlara!
    Göklerin Egemenliği onlarındır.

    – Ne mutlu yaslı olanlara!
    Onlar teselli edilecekler.

    – Ne mutlu yumuşak huylu olanlara!
    Onlar yeryüzünü miras alacaklar.

    – Ne mutlu doğruluğa acıkıp susayanlara!
    Onlar doyurulacaklar.

    – Ne mutlu merhametli olanlara!
    Onlar merhamet bulacaklar.

    -Ne mutlu yüreği temiz olanlara!
    Onlar Tanrı’yı görecekler.

    -Ne mutlu barışı sağlayanlara!
    Onlara Tanrı oğulları denecek.

    -Ne mutlu doğruluk uğruna zulüm görenlere!
    Göklerin Egemenliği onlarındır. Matta5/3-10

    Burada benim anladığım şey, bu niteliklere sahip olanlar ya İsa Mesih’i tanıma mutluluğuna kavuşarak imanlı olur ve kurtulur; ya da böyle bir imkân eline geçmese de, dünuya da iken bâzı insâni standartlara uyarak yaşadığı için yine kurtulur.

    Ama bir insan dünya dolusu iyilikte bulunsa, İslâm inancına göre Kur’an a imân etmedikçe tüm yaptıkları boşa gider.

    Bir Hristiyan arkadaşın mesajında okumuştum. Müslümanlar içerisinde olup da İsa Mesih’i Kur’an dan öğrenen, Hristiyanların bildiği şekliyle öğrenme fırsatı olmayan ve fakat; hayatını haksızlık ve zulüm ederek geçirmemiş dürüsr bir hayat sürdürme gayreti içerisinde olmuş insanların da yargıdan kurtulacaklarını yazmıştı.

    Diğer taraftan bence ‘Mesih’e imân etim, kurtuldum’ diyerek yine hayatını bildiği gibi yaşayan insanlar, gerçekte imân etmemiş; ileride ‘olması muhtemel bir öteki dünya’ için akıllarınca bir tedbir almış olurlar ki; bunun arka plânında, İslâmi literâtür’de ki anlatımı ile ‘Münâfıklık’ yatar.

    Pastör Sn. Turgay ÜÇAL bir vaazinde şöyle dedi.

    Quote:
    “RAB, İsraillileri Mısır’dan karşılısız kurtardı. Ama sonra onlara nasıl hayat sürmeleri gerektiği hususunda standart koydu; on emri verdi.”

    Kurtuluş, Yüce Tanrı’nın bir lütfudur. Karşılıksız olarak verilir. O’nun Tanrı-insan ve insan-insan ilişkileri için koyduğu standartlara uymamız da, bizim imânımızdaki samimiyeti gösterir.

    Saygılar.

    #32568
    klaus
    Anahtar yönetici

    Teşekkürler Suna ve Araf

    Ben de Westmınster Uzun İlmihal de şunu okumuştum

    60. Müjde’yi asla duymamış ve bu nedenle İsa Mesih’i bilmeyen, O’na inanmayan kimseler doğanın ışığına göre yaşamakla kurtulabilirler mi?

    Müjde’yi asla duymamış olmalarından ötürü,[256] İsa Mesih’i tanımayan[257] ve O’na inanmayan kimseler, yaşamlarını doğanın ışığına[258] ya da ikrar

    ettikleri inancın yasalarına uygun bir şekilde yapılandırmaya ne denli özen gösterseler de[259] kurtulamazlar;[260] yalnızca kilisesinin –(ki, O’nun

    bedenidir) Kurtarıcısı olan[261] Mesih’ten başka her hangi bir yerde kurtuluş yoktur.[262]

    Bu konuda kesin bir görüş yok mudur?

    Bilgi verir misiniz

    #32582
    Anonim
    Pasif
    MUM;13171 wrote:
    Teşekkürler Suna ve Araf

    Ben de Westmınster Uzun İlmihal de şunu okumuştum

    60. Müjde’yi asla duymamış ve bu nedenle İsa Mesih’i bilmeyen, O’na inanmayan kimseler doğanın ışığına göre yaşamakla kurtulabilirler mi?

    Müjde’yi asla duymamış olmalarından ötürü,[256] İsa Mesih’i tanımayan[257] ve O’na inanmayan kimseler, yaşamlarını doğanın ışığına[258] ya da ikrar

    ettikleri inancın yasalarına uygun bir şekilde yapılandırmaya ne denli özen gösterseler de[259] kurtulamazlar;[260] yalnızca kilisesinin –(ki, O’nun

    bedenidir) Kurtarıcısı olan[261] Mesih’ten başka her hangi bir yerde kurtuluş yoktur.[262]

    Bu konuda kesin bir görüş yok mudur?

    Bilgi verir misiniz

    Sevgili Mum

    Kutsal Kitap’ta sanirim size yardim edecek bir bölüm buldum.

    Kutsal Yasa’yi bilmeden günah isleyenler Yasa olmadan da mahvolacaklar.Yasa’yi bilerek günah isleyenlerse Yasa’yla yargilanacaklar.Cünkü Tanri katinda aklanacak olanlar Yasa’yi isitenler degil,yerine getirenlerdir.Kutsal Yasa’dan yoksun uluslar Yasa’nin gereklerini kendiliklerinden yaptikca,Yasa’dan habersiz olsalar bile kendi yasalarini koymus olurlar.Böylelikle Kutsal Yasa’nin gerektirdiklerinin yüreklerinde yazili oldugunu gösterirler.Vicdanlari buna taniklik eder.Düsünceleriyse onlari ya suclar ya da savunur.Yaydigim Müjde’ye göre Tanri’nin,insanlari gizlice yaptiklari seylerden ötürü Isa Mesih araciligla yargilayacagi gün böyle olacaktir. Romalilar 2,12-16

    Sevgiler

    #32756
    Anonim
    Pasif
    Â’raf;13127 wrote:
    Bir mevzûyu münâkaşa etmek, o husus da bilinmeyenlerin öğrenilmesini sağlayan en güzel yöntemdir. Bilmediğimiz noktaları araştırma, öğrenme ihtiyâcı doğurur içimizde..

    Quote:
    Çok haklısınız, zaten forum sayfamız bunun için.. Birbirimizle fikir alışverişi yapmak, bilmediğimiz noktaları araştırmak ve öğrenmek için.

    Â’raf;13127 wrote:
    “Bağışlayan bağışlanacak” emrini günahta ısrar etmeyen, yaptığından pişman olup tövbe edenleri bağışlamak şeklinde anlıyorum.

    Diğerleri için de, ıslâh olmaları amacıyla dua edebilir, onların da kurtulmalarını ve iyiliklerini isteybilirim. Bu ,ayrı bir husus.

    Ancak herkesin iyiliğini istemek ve bunun için dua etmek ayrı; ortaya bir ölçü koymadan önüne geleni ‘Bağışladım’ demek ayrı bir husustur bana göre. Saygılar.

    ‘Başkalarının suçlarını bağışlarsanız, göksel Babanız da sizin suçlarınızı bağışlar. Ama siz başkalarının suçlarını bağışlamazsanız, Babanız da sizin suçlarınızı bağışlamaz’ (Matta 6.14-15) diyor İsa.

    Rab İsa bizlere burada, başkalarını bağışladığımız takdirde bizim de günahlarımızın da Tanrı tarafından bağışlanacığını belirtmektedir. Bağışlamadığımız zaman BAĞIŞLANMAYACAĞIZ.. Bize karşı birisi kötülük yapabilir, ama o kişi bizden özür dilemese bile bizim yapmamız gereken tek şey bağışlamak olmalıdır. O kişiyi bağışlamamakla bir nevi ondan öc almış oluyoruz.

    ‘Sevgili kardeşler, kimseden öc almayın; bunu Tanrı’nın gazabına bırakın. Çünkü şöyle yazılmıştır: ‘Rab diyor ki, ‘Öc benimdir, ben karşılık vereceğim’ (Romalılar 12:19).

    İsa Mesih kendisine işkence edenler, alay ederek yüzüne tükürenleri ve çarmıha gerenleri affetti. Onlar kendisinden özür dilemediler. ‘Baba, onları bağışla, çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar’ diyerek yüksek sesle dua etti (Luka 23:34).

    Bizler karşımızdaki kişiyi affettiğimizde, Tanrı o kişinin yüreğinde işlemeye başlar. Bazıları da yüreklerini sertleştirerek günahlarında devam ederler, işte o zaman Tanrı öyle kişilerle uğraşacak ve gerekeni yapacaktır. Biz bağışlayalım, ama yargıyı Rab’be bırakalım.

    Sevgilerimle

9 yazı görüntüleniyor - 1 ile 9 arası (toplam 9)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.