• Bu konu 1 izleyen ve 0 yanıt içeriyor.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #26023
    Anonim
    Pasif

    Yakup: Yusuf’un İmanı

    Size esenlik olsun.

    Son paylaşımımızda, İbrahim’in torunu olan Tanrı peygamberi Yakup hakkında bilgi edindik.
    Tanrı’nın Yakup’a nasıl İsrail adını verdiğini gördük.
    Yakup aldatan anlamına gelir, ama İsrail’in anlamı Tanrı ile egemenlik süren’dir.
    Şimdi Yakup’un iki adı vardı: Yakup ve İsrail.
    İsrail, aynı zamanda Tanrı’nın İbrahim, İshak ve Yakup’un soyundan meydana getirmeyi vaat etmiş olduğu yeni ulusun da adıydı.
    Yakup’un on iki oğlu vardı. Bu on iki oğuldan İsrail – Kurtarıcı’nın geleceği ulus – meydana geldi.

    Yakup’un on iki oğlunun adlarını biliyor musunuz?
    Ruben, Şimon, Levi, Yahuda, Zevulun, İssakar, Dan, Gad, Aşer, Naftali, Yusuf ve Benyamin.
    Bugün Yakup’un oğulları hakkındaki çekici öyküyü okumaya başlıyoruz..
    Özellikle Yakup’un on birinci oğlu olan Yusuf’un harika öyküsü üzerinde duracağız:

    Tevrat’ın Yaratılış kitabının otuz yedinci bölümünü okuyoruz.

    Kutsal Yazılar şöyle der:
    Yakup soyunun öyküsü: Yusuf on yedi yaşında bir gençti. Babasının karıları Bilha ve Zilpa’dan olan üvey kardeşleriyle birlikte sürü güdüyordu.
    Kardeşlerinin yaptığı kötülükleri babasına ulaştırırdı.
    İsrail Yusuf’u öbür oğullarının hepsinden çok severdi. Çünkü Yusuf onun yaşlılığında doğmuştu. Yusuf’a uzun, renkli bir giysi yaptırmıştı.
    Yusuf’un kardeşleri babalarının onu kendilerinden çok sevdiğini görünce, ondan nefret ettiler. Yusuf’a tatlı söz söylemez oldular.
    (Yaratılış 37:2-4)

    Yusuf doğru bir çocuk olarak yetişmiş ve doğruluğu benimsemişti.
    Yusuf, hem Tanrı’ya hem de günaha hizmet edemeyeceğini biliyordu.
    Yusuf, yüreğini Tanrı’ya sunmuştu, O’na iman etmişti.
    Her türlü haksızlığa ve kötülüğe karşıydı.
    Bu nedenle doğruluğu seviyor ve kötülükten nefret ediyordu.
    Büyükbabası İbrahim gibi Yusuf da Tanrı’nın, Adem’in soyunun günahları uğruna ölmek için dünyaya gelecek olan Kurtarıcı ile ilgili vermiş olduğu vaatlere inandı.
    Tanrı, Yusuf’u doğru saydı, çünkü Yusuf Tanrı’nın sözüne inandı.
    Babasının sevgisini kazanmış ve yüreğinde özel bir yer edinmişti.
    Kardeşleri ise ondan nefret eder olmuşlardı.

    Yusuf bir düş gördü. Bunu kardeşlerine anlatınca, ondan daha çok nefret ettiler.
    Yusuf, «Lütfen gördüğüm düşü dinleyin!» dedi,
    «Tarlada demet bağlıyorduk. Ansızın benim demetim kalkıp dikildi. Sizinkilerse, çevresine toplanıp önünde eğildiler.»
    Kardeşleri, «Başımıza kral mı olacaksın? Bizi sen mi yöneteceksin?» dediler. Düşlerinden, söylediklerinden ötürü ondan büsbütün nefret ettiler.
    Yusuf bir düş daha görüp kardeşlerine anlattı. «Dinleyin, bir düş daha gördüm» dedi, «Güneş, ay ve on bir yıldız önümde eğildiler.»
    Yusuf babasıyla kardeşlerine bu düşü anlatınca, babası onu azarladı: «Ne biçim düş bu?» dedi, «Ben, annen, kardeşlerin gelip önünde yere mi eğileceğiz yani?»
    Kardeşleri Yusuf’u kıskanıyordu, ama bu olay babasının aklına takıldı.
    (Yaratılış 37:5-11)

    Yusuf, Tanrı’dan ilk çağrıyı almıştı. Rüyasında buluşmuştu O’nunla.
    Rüyasında mesajlar alıyor ve gelecekle ilgili görümler görüyordu.
    İmanı ile Tanrı onun yaşamında etkindi.
    Düşleri, kardeşleri ve babası tarafından doğru bir şekilde yorumlanmasına karşın, kabul görmemişti.
    Gençti yusuf. Düşleriyse gelecekte nelerin gerçekleşeceğinin habercisiydi.
    Tanrı planlarını açıklamıştı, Yusuf’laydı.
    Yusuf bu olaylardan sonra, kardeşleri tarafından iyice kıskanılır olmuştu.
    Kardeşleri yabancılaşmış ve benimsemez olmuşlardı, dışlanmaktaydı Yusuf.

    Bir gün Yusuf’un kardeşleri babalarının sürüsünü gütmek için Şekem’e gittiler.
    İsrail Yusuf’a, «Kardeşlerin Şekem’de sürü güdüyorlar» dedi, «Gel seni de onların yanına göndereyim.» Yusuf, «Hazırım» diye yanıtladı.
    Babası, «Git kardeşlerine ve sürüye bak» dedi, «Her şey yolunda mı, değil mi, bana haber getir.» Böylece onu Hevron Vadisi’nden gönderdi. Yusuf Şekem’e vardı.
    Kırda dolaşırken bir adam onu görüp, «Ne arıyorsun?» diye sordu.
    Yusuf, «Kardeşlerimi arıyorum» diye yanıtladı, «Buralarda sürü güdüyorlar. Nerede olduklarını biliyor musun?»
    Adam, «Buradan ayrıldılar» dedi, «’Dotan’a gidelim’ dediklerini duydum.» Böylece Yusuf kardeşlerinin peşinden gitti ve Dotan’da onları buldu.
    Kardeşleri onu uzaktan gördüler. Yusuf yanlarına varmadan, onu öldürmek için düzen kurdular.
    Birbirlerine, «İşte düş hastası geliyor» dediler,
    «Hadi onu öldürüp kuyulardan birine atalım. Yabanıl bir hayvan yedi deriz. Bakalım o zaman düşleri ne olacak!»
    Ruben bunu duyunca Yusuf’u kurtarmaya çalıştı: «Canına kıymayın» dedi,
    «Kan dökmeyin. Onu şu ıssız yerdeki kuyuya atın, ama kendisine dokunmayın.»
    Amacı Yusuf’u kurtarıp babasına geri götürmekti.
    (Yaratılış 37:12-22)

    Yusuf babası İsrail’in sürekli yanındaydı. Zamanlarını birlikte geçiriyorlardı.
    Birgün babasından bir görev aldı ve kardeşlerini kontrol etmek için evden uzaklaştı.
    Babalarının ilgi odağı haline gelen Yusuf’u kıskanan ve ondan kurtulmak isteyen kardeşlerinin planları hazırdı.
    Ama kardeşi Ruben bu planı bozacaktı.
    Yusuf’un ölümünü engelleyecekti.

    Yusuf yanlarına varınca, kardeşleri sırtındaki renkli uzun giysiyi çekip çıkardılar ve onu susuz, boş bir kuyuya attılar.
    Yemek yemek için oturduklarında, Gilat yönünden bir İsmaili kervanının geldiğini gördüler. Develeri kitre, pelesenk, laden yüklüydü. Mısır’a gidiyorlardı.
    Yahuda, kardeşlerine, «Kardeşimizi öldürür, suçumuzu gizlersek ne kazanırız?» dedi,
    «Gelin onu İsmaililer’e satalım. Böylece canına dokunmamış oluruz. Çünkü o kardeşimizdir, aynı kanı taşıyoruz.» Kardeşleri kabul etti.
    Midyanlı tüccarlar oradan geçerken, kardeşleri Yusuf’u kuyudan çekip çıkardılar, yirmi gümüşe İsmaililer’e sattılar. İsmaililer Yusuf’u Mısır’a götürdüler.
    (Yaratılış 37:23-28)

    Yusuf’u kuyuda ölüme terketmeyi planlamışlarken, karşılarında gördükleri kervana yirmi gümüşe sattılar.
    Yüreklerindeki kardeş katili yargısını yok etmek istiyorlardı.
    Kendilerini bu olayıdan soyutlamış olacaklarını düşünüyorlardı.
    Kardeşe duyulan nefret, kıskançlık, çekememezlik ve sevgisizlik nelere sebep oluyordu.
    Günah yaşamlarını esir almıştı.

    Kuyuya geri dönen Ruben Yusuf’u orada göremeyince üzüntüden giysilerini yırttı.
    Kardeşlerinin yanına gidip, «Çocuk orada yok» dedi, «Ne yapacağım şimdi ben?»
    Bunun üzerine bir teke keserek Yusuf’un renkli uzun giysisini kanına buladılar.
    Giysiyi babalarına götürerek, «Bunu bulduk» dediler, «Bak, bakalım, oğlunun mu, değil mi?»
    Yakup giysiyi tanıdı, «Evet, bu oğlumun giysisi» dedi, «Onu yabanıl bir hayvan yemiş olmalı. Yusuf’u parçalamış olsa gerek.»
    Yakup üzüntüden giysilerini yırttı, beline çul sardı, oğlu için uzun süre yas tuttu.
    Bütün oğulları, kızları onu avutmaya çalıştılarsa da o avunmak istemedi. «Oğlumun yanına, ölüler diyarına yas tutarak gideceğim» diyerek oğlu için ağlamaya devam etti.
    (Yaratılış 37:29-35)

    Ruben bilmiyordu kardeşinin satıldığını.
    Yusuf’u seviyordu ve o kuyuda yoktu, şaşkındı, üzülmüştü.
    Babalarına bir açıklama yapmaları gerekmekteydi. Gerçeği söyleyemezlerdi.
    Yaşamları boyunca doğru olmayan işlerle uğraşan kardeşlere başka bir yalan söylemek hiçte zor gelmemişti.
    Plan hazırdı. Yusuf’un giysilerini, kestikleri teke kanına bulayıp babalarına göstereceklerdi.
    Başka söze gerek kalmayacaktı çünkü.
    Kendilerini olaydan soyutlamış ve olayın dışında tutmuş olacaklardı böylece.
    Babaları asla onlardan şüphelenmeyecekti. Kurnazca bir yalandı.

    İsmaililer Yusuf’u Mısır’a götürmüştü. Firavunun görevlisi, muhafız birliği komutanı Mısırlı Potifar onu İsmaililer’den satın almıştı.
    RAB Yusuf’la birlikteydi ve onu başarılı kılıyordu. Yusuf Mısırlı efendisinin evinde kalıyordu.
    Efendisi RAB’bin Yusuf’la birlikte olduğunu, yaptığı her işte onu başarılı kıldığını gördü.
    Yusuf’tan hoşnut kalarak onu özel hizmetine aldı. Evinin ve sahip olduğu her şeyin sorumluluğunu ona verdi.
    Yusuf’u evinin ve sahip olduğu her şeyin sorumlusu atadığı andan itibaren RAB Yusuf sayesinde Potifar’ın evini kutsadı.
    Evini, tarlasını, kendisine ait her şeyi bereketli kıldı.
    Potifar sahip olduğu her şeyin sorumluluğunu Yusuf’a verdi; yediği yemek dışında hiçbir şeyle ilgilenmedi. Yusuf güzel yapılı, yakışıklıydı.
    Bir süre sonra efendisinin karısı ona göz koyarak, «Benimle yat» dedi.
    Ama Yusuf reddetti. «Ben burada olduğum için efendim evdeki hiçbir şeyle ilgilenme gereğini duymuyor» dedi, «Sahip olduğu her şeyin yönetimini bana verdi.
    Bu evde ben de onun kadar yetkiliyim. Senin dışında hiçbir şeyi benden esirgemedi. Sen onun karısısın. Nasıl böyle bir kötülük yapar, Tanrı’ya karşı günah işlerim?»
    Potifar’ın karısı her gün kendisiyle yatması ya da birlikte olması için direttiyse de, Yusuf onun isteğini kabul etmedi.
    (Yaratılış 39:1-10)

    Tanrı, Yusuf ile “yürüdü”, çünkü Yusuf Tanrı ile “yürüdü”.
    Yusuf doğruluğu kutsal saydı. Yaşamında doğruluğu benimsedi ve çevresine yansıttı.
    Tanrı, Yusuf aracılığıyla yaptığı işleri, bulunduğu yerleri bereketli kıldı, kutsadı.
    Yusuf doğruluğu sevdi ve kötülükten nefret etti.
    Yusuf bir köleydi ve efendisi onu herşeyden sorumlu kılmıştı. Yetki vermişti.
    Efendisinin kadını, Yusuf’u arzuluyor ve onunla yatmak istiyordu.
    Kadın efendisinin kadınıydı. Asla bu teklifi onaylayamazdı.
    Günahla bir bağı olamazdı. Geçici zevklerin ardından gidemezdi.
    Efendisinin karısı onun kendisi ile yatmasını istediği zaman, Yusuf’un onu reddetmesinin ve ona ‘Nasıl böyle bir kötülük yapar ve Tanrı’ya karşı günah işlerim?’ diyerek karşılık vermesinin nedeni buydu.

    Bir gün Yusuf olağan işlerini yapmak üzere eve gitti. İçerde ev halkından hiç kimse yoktu.
    Potifar’ın karısı Yusuf’un giysisini tutarak, «Benimle yat» dedi. Ama Yusuf giysisini onun elinde bırakıp evden dışarı kaçtı.
    Kadın Yusuf’un giysisini bırakıp kaçtığını görünce, uşaklarını çağırdı. «Bakın şuna!» dedi, «Kocamın getirdiği bu İbrani bizi rezil etti. Yanıma geldi, benimle yatmak istedi. Ben de bağırdım.
    Bağırdığımı duyunca giysisini yanımda bırakıp dışarı kaçtı.»
    (Yaratılış 39:11-15)

    Potifar’ın karısı Yusuf’a “benimle yat” dediğinde bu ayartıcı teklif karşısında Yusuf doğru seçimi yaptı. Onunla beraber olmadı.
    Ayrıca Yusuf böyle ayartıcı bir teklife nasıl karşılık vereceğini de iyi biliyordu.
    Düşünmeden bu teklifi geri çevirmişti.
    Hemen oradan koşarak uzaklaşmış ve günahtan kaçmıştı.
    Potifar’ın karsı onu yakalamak istediyse de Yusuf kaçmaya devam etti.
    Kabanının bile orada kalmasına aldırmamıştı.
    Ardına bakmamıştı. Olayı analiz etmemişti.
    Hemen oradan uzaklaşmıştı.

    Her an bizlerde ayartılmalarla iç içe yaşamaktayız.
    Ayartılma ile yüz yüze geldiğinizde ne oluyor nasıl bir tepki veriyorsunuz?
    Kaçmak çoğu zaman ayartılamaya karşı verilebilecek en iyi tepkidir.
    Özellikle de eğer siz karşı karşıya olduğunuz ayartılmanın, sizin dayanma gücünüzü aşacağını biliyorsanız en iyi tepki kaçmaktır.

    Efendisi eve gelinceye kadar Yusuf’un giysisini yanında alıkoydu.
    Ona da aynı şeyleri anlattı: «Buraya getirdiğin İbrani köle yanıma gelip beni aşağılamak istedi.
    Ama ben bağırınca giysisini yanımda bırakıp kaçtı.»
    Karısının, «Kölen bana böyle yaptı» diyerek anlattıklarını duyunca, Yusuf’un efendisinin öfkesi tepesine çıktı.
    Yusuf’u yakalayıp zindana, kralın tutsaklarının bağlı olduğu yere attı. Ama Yusuf zindandayken
    RAB onunla birlikteydi. Ona iyilik etti. Zindancıbaşı Yusuf’tan hoşnut kaldı.
    Bütün tutsakların yönetimini ona verdi. Zindanda olup biten her şeyden Yusuf sorumluydu.
    Zindancıbaşı Yusuf’un sorumlu olduğu işlerle hiç ilgilenmezdi. Çünkü RAB Yusuf’la birlikteydi ve yaptığı her işte onu başarılı kılıyordu.
    (Yaratılış 39:16-23)

    Yusuf günahtan keyif alamadı, çünkü yüreği Tanrı’ya aitti.
    Günahın geçici zevklerinin tadını çıkartmaktansa, zindanda acı çekecekti.
    Tanrı’ya güveniyordu, imanına güveniyordu.
    Günahın esiri olmayacak ve kutsallığına gölge düşürmeyecekti.
    Tanrı’ya yüreği ile inanan ve tapınan kişi, Tanrı’nın sevdiğini sevecek ve Tanrı’nın nefret ettiğinden nefret edecektir.
    Tanrı, Yusuf iman ettiği için onun günahlarını bağışladı ve onun yüreğini günahı yenmek ve kötü bir dünyada doğru bir yaşam sürdürebilmek için gerekli olan arzu ve güç ile doldurdu.

    Kutsal Yazılar bu konuda şunları yazar:
    “Hiç kimse iki efendiye kulluk edemez. Ya birinden nefret edip öbürünü sever, ya da birine bağlanıp öbürünü hor görür.” (Matta 6:24)
    “Çünkü doğruluk ile fesadın, ışık ile karanlığın ne paydaşlığı olabilir?” (2.Korintliler 6:14)
    “Tanrı ışıktır; O’nda hiç karanlık yoktur. O’nun ile paydaşlığımız var deyip de karanlıkta yürürsek, yalan söylemiş, gerçeğe uymamış oluruz.” (1.Yuhanna 1:5, 6)

    Tanrı’ya gerçekten ait olan kişiler, Tanrı Sözü’ne inanırlar ve bu Söz’e itaat etmek isterler.
    Ama Tanrı’ya ait olmayanlar günah tarafından kontrol edilirler.
    Bu kişiler, dinin dış şekline sahip olabilirler, ama düşüncelerini, yüreklerinin niyetlerini, sözlerini ve yaptıkları işleri günah kontrol eder.
    Günahı yenmeye niyetlenebilirler, ama bunu yapacak güçleri yoktur, çünkü günah onlardan daha güçlüdür.
    Yüreklerinde, Tanrı’nın O’nun Sözü’ne inanan ve O’nun ön gördüğü kurtuluş yolu kabul eden herkese verdiği Tanrı’nın Kutsal Ruhu’nun gücüne sahip değildirler.

    Tanrı, Gücü aracılığı ile yüreğinizi yeniledi mi?
    Yüreğinizi tüm günahtan temizleme gücüne sahip olan Kurtarıcı ile ilgili İyi Haber’i kabul ettiniz mi?
    Yoksa hala günahın egemenliği altında mı yaşıyorsunuz?

    Kutsal Yazılar şöyle der: “Tanrı’ya yaklaşın, O da size yaklaşacaktır. Ey günahkarlar, ellerinizi günahtan temizleyin. Ey kararsızlar yüreklerinizi paklayın..Rab’bin önünde kendinizi alçaltın, sizi yüceltecektir.” (Yakup 4:8, 10)

    Kutsal Yazılar üzerinde bulunan şu ayet üzerinde düşünürken Tanrı sizi bereketlesin:
    “Tanrı ışıktır; O’nda hiç karanlık yoktur. O’nun ile paydaşlığımız var deyip de karanlıkta yürürsek, yalan söylemiş ve gerçeğe uymamış oluruz.” (1.Yuhanna 1:5, 6)

    Sevgiyleeeeeee

1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.