• Bu konu 1 izleyen ve 0 yanıt içeriyor.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #26245
    Anonim
    Pasif

    4 – Günah ve Kurtuluş kavramları
    Kutsal Kitap der ki: “Allah insanı doğru yarattı; fakat onlar çok düzenler aradılar” (Vaiz 7:29). İlk atamız Âdem, yenmesi yasaklanmış olan iyilik ve kötülük bilme ağacından yediği an Tanrı’nın ona söylemiş olduğu uyarı gerçekleşti: “ondan yediğin günde mutlaka öleceksin” (Tekvin 2:17). Bu acı olay bizi etkiledi mi? Yoksa “her koyun kendi bacağından asılır” sözünde olduğu gibi hiç etkilemedi mi? Kuran’a göre bu olayın bizi etkilediği yoktur.
    Ama Kutsal Kitap’a göre bu ilk günah bizi çok etkilemiştir. Orada durumumuz şöyle açıklanır:
    “Günah bir insan yoluyla, ölüm de günah yoluyla dünyaya girdi. Böylece ölüm bütün insanlara yayıldı. Çünkü hepsi günah işledi…
    Yazılmış olduğu gibi:
    ‘Doğru olan kimse yok, bir kişi bile yoktur.
    Anlayan kimse yok,
    Tanrı’yı arayan kimse yok.
    Hepsi yoldan saptılar,
    birlikte yararsız oldular.
    İyilik eden yok, bir kişi bile yoktur…’
    Hiç ayrım yoktur. Çünkü herkes günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldı.” (Romalılar 5:12; 3:10-23)
    Kutsal Kitap’a göre insanlığın babası tarafından işlenen ilk günah her insanın yüreğine günah tohumunu ekti. Âdem’in bütün oğulları günaha eğilimlidir. Tanrı’nın kutsallığı önünde kendi yüreğini dürüstçe araştıran kişi şöyle itiraf etmek zorundadır: “İçimde iyiyi yapmaya istek var, ama güç yoktur. İstediğim iyi şeyi yapmıyorum, istemediğim kötü şeyi yapıyorum” (Romalılar 7:18-19). Aramızda düşünceleri tamamen temiz olan var mıdır? Hangi birimiz kimsenin görmediği anlarda yaptıklarımızın başkaları tarafından bilinmesini ister?
    Dünyanın durumuna bakınca insanlığın perişanlığı ortadadır. Hiçbirimiz Cennet Bahçe’sinde doğmayız artık. Yaşam zorluklarla doludur. Her kıtada doğal felâketler, kıtlıklar ve hastalıklar yüzünden binlerce insan ölmektedir. Dünya tarihi, insanların birbirlerine karşı düşmanlık tarihidir. Dünyanın halifesi olarak ona boyun eğmesi gereken hayvanlar insanı parçalayıp öldürürler. Herkes ölüme maruz kalmaktadır. İnsanlık üzerindeki ruhsal karanlık, insanları kör edip Tanrı’yı bulmak için binbir dini arayışa sokmuştur.
    Bütün yaradılış İsa Mesih’in ikinci gelişini, yani Tanrı’nın eski çağlardan beri peygamberlerinin ağzından bildirdiği gibi, her şeyin yeniden düzenleneceği zamanı büyük özlemle bekliyor. Çünkü Âdem’in günaha düşüşü ile birlikte “yaradılış amaçsızlığa teslim edilmiştir… bütün yaradılışın inleyip doğum ağrısı çektiğini biliriz” (Romalılar 8:20-22).
    İsa Mesih hariç, peygamberler dahil olmak üzere tüm insanlar günahlıdır. İşlediğimiz bu günahlar ve içinde yaşadığımız suçlar bizi kutsal Tanrı’dan ayırmıştır. “Sizinle Allah’ınız arasına fesatlarınız ayrılık koydu, ve suçlarınız O’nun yüzünü sizden gizledi de sizi işitmiyor” (Yeşaya 59:2). Âdem, meyveden yediği zaman fiziksel olarak hemen ölmediyse de ruhsal olarak öldü. Yani yaşam kaynağı olan Tanrı’dan kopup ayrıldı. Üstelik gövdesinden kopan bir dal nasıl solarsa, insan da fiziksel ölüme mahkûm kaldı.
    V. Bölüm’de göstereceğimiz tapınak örneğinde Tanrı, günahlı insanın Kendisine yaklaşması için bir yol hazırlamıştır. Bu kurtuluş yolu Kutsal Kitap boyunca açıkça bildirilir. İsa Mesih, Tanrı’nın herkes için atadığı tek Kurtarıcı’dır. O günahlara karşılık ölerek dünyayı Tanrı’yla barıştırdı. Ölümden dirilmiş olarak, Kendisine inanan kişiye, Tanrı’nın karşılıksız armağanı olarak sonsuz yaşam veriyor. Onların günahlarını bağışlatan kurban olup sürekli şafaat ederek onları tamamen kurtarıyor. Bu kurtuluş, kutsal ayetlerle şöyle özetlenir:
    “İşte, tek bir suç (Âdem’in günahı) bütün insanların mahkûmiyetine yol açtığı gibi, bir doğruluk eylemi (İsa’nın kendisini herkes için fidye olarak sunması) de bütün insanlara yaşam veren aklanmayı sağladı. Bir adamın (Âdem) sözdinlemezliği yüzünden birçoğu günahkâr kılındığı gibi, yine bir adamın (İsa Mesih) söz dinlemesiyle birçoğu doğru kılınacaktır.” (Romalılar 5:18-19)
    İşte, Tanrı’nın başlangıçtan beri öngördüğü, insanları günahtan kurtarış budur. Mesih İnanlıları kurtulmak için değil, kurtuldukları için iyi işler yaparlar. Ama bu kurtarışta bizim iyi işlerimizin hiç katkısı yoktur:
    “Merhameti bol olan Tanrı bizi çok sevdiği için, suçlarımızdan ötürü ölü olduğumuz halde, bizi Mesih’le birlikte yaşama kavuşturdu. … İman yoluyla, O’nun lütfuyla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı’nın armağanıdır. Kimse övünmesin diye iyi işlerin sonucu değildir. Çünkü biz, Tanrı’nın önceden hazırladığı iyi işlerin yolunda yürüyelim diye Mesih İsa’da yaratılmış olarak Tanrı’nın eseriyiz.” (Efesliler 2:4-10)
    “Tanrı’nın bütün insanlara kurtuluş sağlayan lütfu ortaya çıkmıştır… Bu arada, mübarek ümidimizin gerçekleşmesini, ulu Tanrı ve Kurtarıcımız İsa Mesih’in yücelik içinde gelmesini bekliyoruz. Mesih, bizi her suçtan kurtarmak, arıtıp kendisine ait ve iyilik etmekte gayretli bir halk yapmak için kendini bizim uğrumuza feda etti.” (Titus 2:11-14)
    Kuran’a gelince durum çok farklıdır. İlk önce görüyoruz ki Kuran, “Allah’ın insanlara yaratılışta verdiği (fitra) dîn”den söz ediyor (Bkz. Rûm/30:30). Birçok yorumculara göre bu ayet, her bir insanın müslüman olarak doğduğu anlamına gelmektedir. “Her can ölümü tadacaktır…”, fakat bu kesinlikle Âdem’in işlediği suçla ilgili olmadan Allah’ın insanları ölümlü kılmasından kaynaklanır (Bkz. Enbiyâ/21:34-35; Tîn/95:4-5).
    Kuran’a göre insanların, işledikleri günahları silmek için sevap kazanmaları gerekir: “Doğrusu iyilikler kötülükleri giderir” (Hûd/11:114). Kuran’da kesin kurtuluş kavramı yoktur (Arapçası “naja” olan “kurtuluş” sözcüğü yalnız bir kere bulunur: Mü’min/40:41). Ancak kişi tövbe edip hayırlı işler yaparak cennete gitme ihtimalini arttırmaya çalışır:
    “Ancak tövbe eden, inanıp yararlı iş işleyenlerin, işte Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir.” (Furkân/25:70)
    Böylece Müslümanlar değişik hayırlı işleri yaparak günahlarının bağışlanacağını ummaktadırlar. Örneğin bazı kesimlerce Allah adını anıp, söyleyerek yapılan zikir adındaki ibadete çok önem verilir. Kuran’da şöyle der: “…ezan okunduğu zaman Allah’ı anmaya koşun… Allah’ı çok anın (zikredin) ki saâdete (kurtuluşa) erişesiniz” (Cuma/62:10). Ebû Hüreyre, Muhammed’in şöyle söylediğini naklediyor:
    “Bir kimse her namazın arkasından otuz üç kez Sübhânallah otuz üç kez Elhamdülillâh ve otuz üç kez Allahüekber der de yüz sayısını Lâ ilâhe illâllah vahdehü lâ şeriykeleh lehülmülkü ve lehülhamdü ve hüve alâ külli şey’in kadiyr diyerek tamamlarsa onun günahları deniz köpüğü kadar çok olsa da mutlaka bağışlanır.”4
    Ama günahın esasında ne olduğu, nereden kaynaklandığı ve insanları nasıl etkilediği konularında Kuran fazla bir şey söylemez. Büyük ve küçük günahlardan söz edilir: “Size yasak edilen büyük günahlardan kaçınırsanız, kusurlarınızı örter ve sizi şerefli bir yere yerleştiririz” (Nisâ/4:31; Bkz. Necm/53:31-32). Ama bunların ne oldukları üzerinde sayısız yorumlar vardır. 5
    Aslında günah o kadar önemli bir sorun değildir. “İçinizden kasdederek yaptıklarınız bir yana, yanılmalarınızda size bir sorumluluk (günah) yoktur” (Ahzâb/33:5). Önemli olan kelimei şahadeti getirmek, Müslüman olmaktır. Çünkü “Allah bağışlayandır, acıyandır”. Her sûrenin başında zaten “Bismi’llâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm” (yani “merhamet eden, acıyan Allah’ın isminde”) yazar.
    Günahların Allah tarafından bağışlanması için verilen bazı şartlar vardır. Örneğin:
    1. Allah’ın peygamberine itaat etmek (Â’li İmran/3:31; Ahkâf/46:31; Hadîd/57:28; Nûh/71:3-4)
    2. İslâm’a dönmek, namaz kılmak, zekât vermek, vb. (Tevbe/9:5; Hucurât/49:14)
    3. Hayırlı işler yapmak (Bakara/2:271; Tagabûn/64:17; Tevbe/9:100). Bu kavramın çarpıcı bir örneği şudur:
    “Eğer Allah’a güzel bir ödünç takdîminde bulunursanız, onu sizin için kat kat yapar ve sizi bağışlar. Allah, şükran karşılığını verendir; Hâlim’dir.” (Tagabûn/64:17)
    Kutsal Kitap’taki kurtuluş planında, Tanrı’nın mutlak adaleti ve büyük lütfu buluşmaktadır. “İnayet ve hakikat kavuştular; salâh ve selâmet öpüştüler!” (Mezmur 85:10). Mesih’in çarmıhtaki ölümüyle Tanrı adaletinin gerektirdiği gibi dünyanın günahlarını cezalandırdı (günahın ücreti ölümdür). Mesih gönüllü olarak bizim günahlarımızı yüklendi, Tanrı’nın gazabına uğrayıp öldü. Aynı olayda Tanrı’nın bize olan sevgisini kanıtladı. Biz Tanrı’yı sevmiş değildik, ama O bizi sevdi ve Mesihini günahlarımızı bağışlatan kurban olarak dünyaya gönderdi:
    “Herkes günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldı. İnsanlar, İsa Mesih’te olan kurtuluşla, Tanrı’nın lütfuyla, karşılıksız olarak aklanırlar. Tanrı Mesih’i, kanına olan imanla günahların bağışlanması için kurban olarak sundu ve böylece adaletini gösterdi. Bunu, adil kalmak ve İsa’ya iman edeni aklamak için kendi adaletini göstermek amacıyla yaptı.”
    (Romalılar 3:23-26)
    Halbuki Kuran’da lütuf ve gerçek buluşmuyor, doğruluk ve selamet öpüşmüyor. Allah, bir günahkârı bağışlamak için ya Kendi yasalarını ilga eder ya da işlenen suçu cezasız bırakarak geçer. Ne Bedel, ne Aracı ne de Kefaret vardır. Aksine Kuran’da İsa’nın çarmıhta ölmediği yazılıyor:
    “Bu, bir de inkârlarından Meryem’e büyük bir iftirâda bulunmalarından ve ‘Meryem Oğlu İsâ Mesîh’i – Allah’ın elçisi – öldürdük’ demelerinden ötürüdür. Oysa onu öldürmediler ve asmadılar, fakat onlara öyle göründü. Ayrılığa düştükleri şeyde doğrusu şüphededirler, bu husustaki bilgileri ancak sanıya uymaktan ibârettir, kesin olarak onu öldürmediler, bilâkis Allah onu kendi katına yükseltti.” (Nisâ/4:156-158)
    İşte günahtan kurtuluş konusunda esas farklılık budur. Bütün Kutsal Kitap’ın tanıklık ettiği Mesih’in Tanrı Kuzusu olarak çarmıhta ölmesi, Kuran’da yer almamaktadırı hatta inkâr edilmektedir.
    5 – Şeytan kavramı
    Tanrı’ya inananların düşmanı olan İblis (Şeytan) her ne kadar hem Kutsal Kitap’ta hem de Kuran’da bulunuyorsa da, bu zatın ortaya çıkışı ve gücü ile ilgili bazı önemli farklılıklar vardır.
    Kuran’a göre Allah meleklere “Âdem’e secde edin” diye emretti (Bakara/2:34). Melekler secde ettiler fakat İblis “cinlerdendi, Rab’binin emrinden (dışarı) çıkıp”, Âdem’e secde etmeyi reddettiği için inkârcı oldu (Bakara/2:34; Kehf/18:50). Buna karşın Kutsal Kitap en üstün meleklerden biri olan Şeytan’ın Tanrı gibi olmak istediği için cennetten kovulduğunu bildirir (Bkz. Yeşaya 14:12-17; Hezekyel 28:11-19). Rab ona şöyle seslendi:
    “Ey parlak yıldız, seherin oğlu (İblis, Lusifer), göklerden nasıl düştün!… nasıl yere yıkıldın! Ve kendi yüreğinde derdin: Göklere çıkacağım, tahtımı Allahın yıldızları üzerine yükselteceğim… bulutların yüksek yerleri üzerine çıkacağım, kendimi Yüce Allah gibi edeceğim. Fakat ölüler diyarına, çukurun en derinine indirileceksin.” (Yeşaya 14:12-17)
    İnsanı “meleklerden biraz aşağı” yaratmış olan Tanrı, meleklere, insana secde etmelerini buyurmaz (Bkz. Mezmur 8:4-8; İbraniler 2:6-8). O, kimseyi Kendisinden başka hiçbir varlığa ibadet ettirmez.
    İkinci önemli farklılık Kuran’ın, “Şeytan’ın hilesi zayıftır” demesindedir (Nisâ/4:76). Çünkü Kutsal Kitap’a göre Şeytan, yalanın babası olan Ayartıcı’dır (Matta 4:3), bu sapık dünyanın şimdiki “egemeni” ve “bu çağın ilahı”dır (Yuhanna 12:30; II. Korintliler 4:4) ve “tüm dünyayı saptıran o eski yılandır” (Esinleme 12:9). Yani onun hilesi hiç de zayıf değildir.
    Fakat burada belirtmemiz gereken bir gerçek vardır: Kutsal Kitap’a göre insan, işlediği günahların suçunu Şeytan’a yükleyemez. Şeytan’ın çok güçlü olmasına rağmen Kitap’ın dediği gibi, “Herkes, kendi kötü arzularıyla sürüklenip aldanarak ayartılır. Sonra arzu gebe kalınca günah doğurur. Günah olgunlaşınca da ölüm getirir” (Yakup 1:14-15).
    İsa’nın dünyaya gelmesinin amaçlarından biri İblis’in yaptıklarına son vermek, onları çözüp dağıtmaktı (I. Yuhanna 3:8). Bunu özellikle çarmıhta ölüp, ölümden dirilerek yaptı. İnsanları kurtarmak için Tanrı’nın etkili Sözü olan İsa Mesih,
    “ölüm gücüne sahip olanı, yani İblis’i, ölüm aracılığıyla etkisiz hale getirmek üzere onlarla aynı insan yapısını aldı. Bunu, yaşamları boyunca ölüm korkusu yüzünden köle olmuş olanların hepsini özgür kılmak için yaptı.” (İbraniler 2:14-15)
    Bu nedenle İsa, müjdeleme görevini sürdürürken hep Şeytan’ın yardımcıları, kötü ruhlarla karşılaşıyordu. Onlar O’nu hemen tanırdı, şöyle bağırırlardı: “Ey Nasıralı İsa, bizden ne istiyorsun? Bizi mahvetmeye mi geldin? Senin kim olduğunu biliyorum, Tanrı’nın Kutsalısın sen!” (Markos 1:24). O da onları tam yetkiyle azarlayarak kovardı.
    Kuran’a göre Şeytan ilk insan çiftinin ayağını kaydırttığında, Allah Âdem ile Havva arasına düşmanlık koydu (Bakara/2:36). Fakat Kutsal Kitap olayı çok farklı açıklıyor. Âdem’le Havva günah işledikten sonra Tanrı, her ikisine ve Şeytan’a ayrı ayrı seslenip, ayrı ayrı ceza verdi. Şeytan’a şöyle konuştu:
    “Seninle kadın arasına, ve senin zürriyetinle onun zürriyeti arasına düşmanlık koyacağım; O senin başına saldıracak, ve sen onun topuğuna saldıracaksın.” (Tekvin 3:15)
    Bu ayette insanlığın bütün tarihi özetleniyor. Düşmanlık erkek ile kadın arasında değil, Şeytan ile İnanlılar arasındadır. Kadının zürriyeti olan Mesih, çarmıhtaki zaferiyle Şeytan’ın başına ölümcül bir darbe indirdi. Aynı zaman Şeytan, Yahuda’yı Mesih’e ihanet ettirerek, Yahudi din liderlerinin yüreklerini kıskançlıkla ve gerçekten nefretle doldurup İsa’yı çarmıha gerdirterek İsa’nın “topuğuna saldırdı.” Fakat İsa, ölümden dirilerek Şeytan’ı tümüyle yendi.
    Bu nedenle Mesih İnanlıları da Mesih sayesinde Kötü olanı yenmiş bulunuyor. Artık kendilerini şer güçlerinden korumak için çeşitli muskalar, tılsımlar ve boncuklara başvurmazlar. Onların içlerindeki Tanrı’nın Ruh’unun, Şeytan’dan çok üstün olduğunu bilerek ve Tanrı’ya sığınarak İblis’e karşı dururlar, o da onlardan kaçar (I. Yuhanna 4:4; Yakup 4:7).
    6 – İbâdet kavramı
    Türkçe “İbâdet” sözcüğü aslında Arapça “abd” (köle) sözcüğünden türemiştir. Kuran’a göre insan ancak bunun için yaratılmıştır (Zâriyât/51:56). Kuran’daki ibadet (Tanrı’ya tapma ve kulluk etme) kavramı, insanın Allah’la olan bir ilişkisinden çok, vermesi gereken bir hizmet, ödemesi gereken bir borcu içeriyor. Kelime-i şehadet’ten başka ibadet, dört temel koşulu yerine getirmekle gerçekleşir: bedenle yapılan namaz ve oruç, malla yapılan zekât ve hem beden hem de malla yapılan hac. Bunlar farzdır (Nisâ/4:103) ve hadise göre ibadetin kesintisizi hayırlıdır. 6
    Ayrıca Kuran’a göre, Allah adını söyleyerek yapılan “anma” ve “söyleme” anlamındaki zikir, ibadetlerin en büyüğüdür (Ankebut/29:45). Besmele çekmek gibi âdetler ve tasavvuf tarikatlarının sayısız zikir biçimleri bundan kaynaklanırlar.
    Kutsal Kitap’a gelince Tanrı’nın inananlardan en çok istediği sevgidir: “Tanrın olan Rab’bi bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün aklınla ve bütün gücünle sev!” (Markos 12:30). Her şeyden önce Tanrı’yla içli dışılı bir ilişkidir. İbadetin her hangi bir şekli olmayıp Tanrı’ya “ruhsal kurbanlar” sunmak olarak tanımlanır:
    “Kendinizi Tanrı’ya diri, kutsal, O’nu hoşnut eden kurbanlar olarak sunmanız için Tanrı’nın merhameti uğruna size yalvarırım. Ruhsal tapınışınız budur. Bu çağın gidişine uymayın; Tanrı’nın iyi, hoş ve mükemmel isteğinin ne olduğunu ayırt etmek için düşüncenizin yenilenmesiyle değişin.” (Romalılar 12:1-2)
    “Bu nedenle İsa’nın aracılığıyla Tanrı’ya sürekli övgü kurbanlarını, yani O’nun adını açıkça anan dudakların meyvesini sunalım. İyilik yapmayı ve sizde olanı başkalarıyla paylaşmayı unutmayın. Çünkü Tanrı bu tür kurbanlardan hoşnut olur.”
    (İbraniler 13:15-16)
    “Allah’ın kurbanları kırılmış ruhtur.” (Mezmur 51:17)
    “Böylece, Tanrı’nın kutsal ve sevgili seçilmişleri olarak yürekten sevecenliği, iyiliği, alçakgönüllülüğü, sabır ve yumuşaklığı giyinin. Birbirinize hoşgörülü davranın. Eğer birinizin ötekinden bir şikâyeti varsa, Rab’bin sizi bağışladığı gibi, siz de birbirinizi bağışlayın. Bunların hepsinin üzerine yetkin birliğin bağı olan sevgiyi giyinin. Mesih’in esenliği yüreklerinizde hakem olsun. Bir bedenin üyeleri olarak bu esenliğe çağrıldınız. Şükredenler olun! Mesih’in sözü tüm zenginliğiyle içinizde yaşasın. Tüm bilgelikle birbirinize öğretin, öğüt verin, mezmurlar, ilahiler ve ruhsal ezgiler söyleyerek yüreklerinizde şükranla Tanrı’ya nağmeler yükseltin. Söylediğiniz ve yaptığınız her şeyi Rab İsa’nın adıyla, O’nun aracılığıyla Baba Tanrı’ya şükrederek yapın!”
    (Koloseliler 3:12-17)
    Bununla birlikte Mesih İnanlıları hem şahsen, hem toplulukça dua eder, Tanrı’nın Sözünü okur ve dinler, Rab’bin Sofrası denen kutlamayı yapar, sadaka verir, oruç tutar, ilahiler söyler (Bkz. Matta 6:1-18; Elçilerin İşleri 2:42; I. Korintliler 11:17-34). Ama burada vurgulamak istediğimiz nokta şudur ki, bedenle veya malla yapılan ibadet esas önemli olan değildir. Çünkü Tanrı şekilci değildir. Yüreğe bakan Tanrı, “kendisine ruhta ve gerçekte tapınanları arıyor” (Yuhanna 4:23-24). Gerçeği bilmek istemeyen kişinin ibadeti kabul edilmez. “Kim şeriatı (Rab’bin Sözünü) dinlemekten kulağını çevirirse, onun duası da mekruhtur.” (Süleymanın Meselleri 28:9) Yani Tanrı’nın Sözü olan Kutsal Kitap’ı dinlemek istemeyen kişinin duaları ve ibadetleri Rabbe iğrenç gelir.
    Bu nedenle Tanrı’nın kabul edeceği ibadet, gösteriş için insanların gözü önünde yapılmaz. Yaptığımız doğru işler (örneğin: sadaka vermek, dua etmek, oruç tutmak) gizlilik içinde yapılmalıdır. Bu konuda İsa Mesih öğrencilerine şöyle buyurdu:
    “Dua ettiğiniz zaman ikiyüzlüler gibi olmayın! Onlar, herkes kendilerini görsün diye havralarda ve caddelerin köşe başlarında dikilip dua etmekten zevk alırlar. Size doğrusunu söyleyeyim, onlar ödüllerini almışlardır! Siz ise, dua edeceğiniz zaman odanıza girip kapıyı örtün ve gizlide olan Babanıza dua edin. Gizlilik içinde yapılanı gören Babanız da sizi ödüllendirecektir. Dua ettiğinizde, putperestler gibi boş sözler tekrarlayıp durmayın. Onlar, söz kalabalığıyla seslerini duyurabileceklerini sanırlar. Siz onlara benzemeyin! Çünkü Babanız, nelere gereksinmeniz olduğunu daha siz O’ndan dilemeden önce bilir.”
    (Matta 6:5-8)
    Son olarak şunu belirtmemiz yerinde olur: Kutsal Kitap’a göre insan ibadet etmekle kurtulmaz, yüreğini temizleyemez. Ancak yüreği Mesih’in kurbanı ve aracılığı sayesinde temizlenmiş bulunan bir kişi, Tanrı’yı hoşnut edecek şekilde tapınabilir:
    “Sonsuz Ruh aracılığıyla kendini lekesiz olarak Tanrı’ya sunmuş olan Mesih’in kanının, diri Tanrı’ya kulluk edebilmeniz için vicdanınızı ölü işlerden temizleyecektir… Buna göre yüreklerimiz kötü vicdandan arınmış olarak… imanın verdiği tam güvenceyle, yürekten bir içtenlikle Tanrı’ya yaklaşalım.” (İbraniler 9:14; 10:22)

    7 – Dünyanın sonu ile cennet/cehennem kavramları
    Bu konuda, hepsinde olduğu gibi Kutsal Kitap ile Kuran arasında bazı önemli ortak noktalar vardır. İkisi de bu dünyanın sonundan ve bir yargı gününden söz eder. İkisi de her insanın ölümden dirilip Tanrı’ya hesap vereceğini sık sık söyler. İkisi de insanların sonsuza dek ya acı çekecek ya da huzur içinde yaşayacak oldukları bir cehennem ile cennetten bahseder. Yine de bazı esas farklılıklardan söz etmemek mümkün değildir.
    1) Kuran’a göre Allah, herkesin cehenneme uğrayacağına dair karar vermiştir: “Sizden cehenneme uğramayacak yoktur. Bu Rabbinin, yapmayı üzerine aldığı kesinleşmiş bir hükümdür” (Meryem/19:71). Ayrıca bazılarının daha sonra cehennemden çıkabilecekleri ima edilmektedir (Bkz. En’am/6:128; Hûd/11:106-107). Kutsal Kitap’ta durum farklıdır. Mesih sayesinde kurtulanlar cehenneme asla uğramayacak ve cehenneme girenler oradan asla çıkmayacaktır. (Bkz. Danyel 12:1-2; Matta 25:46; Esinleme 14:9-11; Ayrıca daha ayrıntılı bilgi için bkz. V. Bölüm, s. 206-207)
    2) Kuran’a göre cennetin erkeklere yönelik zevklerinden biri cinsel ilişkilerdir: “Onları iri siyah gözlü hurilerle eşlendiririz” (Duhân/44:54; bkz. Bakara/2:25; Nisâ/4:57; Yâsin/36:55-56; Saffat/37:48-49; Sâd/38:52; Rahmân/55:54-56; , Vakıa/56:22-24; v.b.). Kutsal Kitap ise cennette ne seksin ne de evliliğin olmayacağını açıkça belirtir:
    “Ne Kutsal Yazıları ne de Tanrı’nın gücünü biliyorsunuz. Yanılmanızın nedeni de bu değil mi? İnsanlar ölümden dirilince ne evlenir ne evlendirilir… Bu çağın insanları evlenip evlendirilirler. Ama gelecek çağa ve ölülerin dirilişine erişmeye layık görülenler ne evlenir, ne evlendirilir. Bir daha ölmeleri de söz konusu değildir. Çünkü meleklere benzerler ve dirilişin çocukları olarak Tanrı’nın çocuklarıdırlar.”
    (Markos 12:24-25; Luka 20:34-36)
    Aslında bu konuya daha kapsamlı açıdan bakmak gerekir. Kuran’daki cennet kavramı mü’minlere, cinsel ilişkiler dışında daha birçok bedensel zevk vaat etmektedir: “Doğrusu o gün cennetlikler eğlenceyle meşguldürler. Onlar ve eşleri gölgeliklerde, tahtlar üzerine yaslanmışlardır. Orada meyveler ve istedikleri onlarındır” (Yâ-sîn/36:55-57). “Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kâseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar” (Vâkıa/56:17-21). “Orada… içenlere zevk veren şarap ırmakları… vardır” (Muhammed/47:15). Kısacası Kuran’a göre dünyada haram olan bir sürü şey cennette yapılacaktır.
    Kutsal Kitap’ta cennet hakkında çizilen resim bundan oldukça farklıdır. Orada Rab’bin huzurunda ruhsal sevinç söz konusudur. “Varlığınla beni sevinçle dolduracaksın” (Mezmur 16:11). Tanrı’yla birlikte olmanın yüceliği ve O’nun ev halkı olarak Kendisine günah engeli olmaksızın tapınmak, hizmet etmek Mesih İnanlısının ümididir: “Kurtarıcımız tek Tanrı… sizi kendi yüce huzuruna büyük sevinç içinde lekesiz olarak çıkaracak güçtedir” (Yahuda 24). Mesih İnanlıları olarak “Tanrı’nın vaadine göre, doğruluğun barınacağı yeni gökleri ve yeni yer yüzünü bekliyoruz” (II. Petrus 3:13).
    Dirilmiş olan İnanlılar, yüce ruhsal, çürümez, görkemli bedenler alacaklardır (I. Korintliler 15:42-44). Şimdiden Tanrı’nın çocukları olarak kendisine karşı savaştığımız günahın varlığından kurtulmayı ve Rab’bi görmeyi arzuluyorlar. “Mesih göründüğü zaman O’na benzer olacağımızı biliyoruz. Çünkü O’nu olduğu gibi göreceğiz” (I. Yuhanna 3:2).
    3) İstikbal kimindir? Kutsal Kitap’a göre her şeyin Mesih’in ikinci gelişine bağlıdır. O büyük görkem içinde bütün melekleriyle birlikte, kendi halkını yanına almaya ve dünyayı yargılamak için dönecektir (Bkz. I. Selanikliler 4:13-18; II. Selanikliler 1:6-8). Ölüler O’nun sesini işitince mezarlarından çıkacaklar (Yuhanna 5:28). Dirilerle ölüleri yargılayacak olan O’dur (II. Timoteyus 4:1). Sonsuzluklar boyunca egemenlik sürecek olan O’dur. Göklerin Egemenliğine kimin gireceği konusunda karar verecek O’dur (Matta 7:21-23; 25:31-46). Hatta Tanrı, “zaman dolunca gerçekleştireceği tasarıya göre, yerdeki ve gökteki tüm varlıkları Mesih’te birleştirecek” (Efesliler 1:10). Tanrı’nın bu görkemli tasarısı Kuran’da yoktur.
    8 – Tanrı’nın Egemenliği (Düzeni)
    Bazen Müslüman arkadaşlarımız İncil’i, dünyayı düzenleyecek bir şeriatı getirmemekle suçluyorlar. Gerçekten de İncil’de onların alıştıkları türde bir şeriat yoktur. Bu yüzden Tanrı’nın Kutsal Kitap’ta açıklanan çağlar programını bilmeyene bu büyük bir eksiklik olarak gelebilir.
    Tanrı kendi Egemenliğini bütün yeryüzünde kuracağına söz vermiştir: “Kendimle and ettim: Her diz önümde çökecek, her dil bana and edecek, diye söz ağzımdan çıktı ve geri dönmez” (Yeşaya 45:23). Yeryüzündeki bütün krallıkları yok edip ebedi bir krallık kuracak (Bkz. Danyel 2:44

1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.