Uyuşturucu,İçki,İntihar,Ve İSA MESİH.

  • Bu konu 2 izleyen ve 2 yanıt içeriyor.
3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
  • Yazar
    Yazılar
  • #27094
    Anonim
    Pasif

    –Uyuşturucu,
    –Deprasyon,
    –İntihar eğilimin,
    –Sarhoş olana kadar içki içme,
    –Güvenilmez erkek arkadaşlarla beraber olma,ve.
    *..İSA MESİH,İle.
    –Her şeyin değişmesi…

    Bazı insanlar, fırsatları başarılı bir şekilde kavrayarak yaşam yolunda yürürler. Bizim gibiler ise, yaşam yolculuğunda tökezler durur, dengesiz ilişkiler, beklenmedik olaylar ve bağımlılıklar yüzünden acı içinde kıvranıp dururlar.

    Örneğin, ben ilk romantik gecemi, aşırı derecede sarhoş olmuş bir adamın kollarında geçirme hatasını yaptım. Tek hatırladığım şey, sızmış durumda yatarken, bir adamın omuzlarımdan beni sallayıp
    “evine gitme vakti” diye bana seslenmesiydi.

    Bir başka gece, bara sahte kimlikle girmeye çalıştığım için güvenlikle ile tartışmıştım; üç kız arkadaşımla beraber, beş şişe tekilanın dibini gördüğüm geceden sonra seyrettiğimiz filmden bir şey anlamamaya başlamıştım. Yanımızdaki kızların birisi güya içmeyecek ve bizim de sarhoş olmamızı engelliyecekti, ancak en son tuvalete gittiğimde yere düşmüş ve ayağa kalkamıyor durumda idim. Tina birisini aradı ve sonraki üç gün boyunca boş bira kolilerinin üzerinde tanımadığım kişilerle beraber oldum.

    Bunun gibi ve daha kötü olaylar başıma gelmeye devam ediyordu. Bir çok erkek benim ismimi duymuştu ve bazı gecelerin sabahında yaşananları kimse anmak istemiyordu. Ben zaten hiçbir şey hatırlamayacak kadar uyuşmuş ve kendimden geçmiş halde oluyordum.

    Ancak içimdeki boşluk büyüyen salgın hastalık gibi yayılıyordu. Yaşadığım geceler bana artık özgürlük, bireylik ve önemli olma duygusunu veremiyordu.
    Gerçekte ben aksini hissediyordum. Birisinin beni seçip beni uyuşturmasına karşı duyduğum bağımlılık olabilecek en büyük tuzaktı.

    Yeni bir hayata başlama amacıyla, erkek arkadaşım Rich ile beraber Colorado’ya taşındık. Yol boyunca düğünümüzle ilgili planlar yaptık. Ben gerçekten bu adamın beni önemsediğini düşündüm. Beraber geçirdiğimiz son altı ay boyunca halusinasyonlar görmemize neden olan haplara başlamıştık. Küçük bir ev kiralayarak hayata başladık. Rich’le aramızdaki tek sorun marihuana içmek için hangi odanın seçilecek olmasıydı! Ben ona bodrum katını söyledim çünkü kanunla bir sorun olmasını istemedim. Richard bana şöyle bir söz vermişti: eğer ben çalışıp onu üniversitede okutursam, o da mezun olduktan sonra benim için aynısını yapacaktı. Bir yandan da ondan kopamıyordum çünkü benim uyuşturucu bağlantılarım yoktu, ancak Rich’in vardı. Eğer Richard bana uyuşturucu sağlayamazsa en fazla üç ay sonra hayatla olan bağlarım kesiliyordu.

    Bana yaşamın karanlık yüzünü tanıştırmıştı ve ne yazık ki ben olan biteni kavrayamayacak kadar cahildim. İlaçlar yüzünden devamlı halüsinasyonlar görüyor, gerçek ile hayali birbirinden ayırt edemiyordum; bu görüntüler içimdeki boşluğu maskeliyordu.

    Ancak zaman geçtikçe benim aktif hayal gücüm, içimdeki boşluğu tekrar yaratmaya başladı. Bir akşam onun annesinin evinin verandasında otururken kendimi birden çok yalnız hissettim, sokaklar kapkaranlıktı içeride Richard vardı ama dışarıda kimse yoktu. Evlerin çatılarından ve karanlık sokaklardan yavaş yavaş sürünen, yaklaştıkça da kahkahaları yükselen uzun pençeli yaratıklar görmeye başladım.
    Kötü ruhlar ve şeytanlar komşu evlerinin etrafında dans etmeye başlamıştı. Beni fark etmemeleri için çıt çıkarmamaya çalışıyordum, kas katı kesilmiştim. Nefesimi tutmuş titrerken Richard geldi.

    Caddedeki yaratıkların onu görmediğini umarak sokağa baktım. Yaratıklar gecenin karanlığında yavaş yavaş kayboldu. Richard benim dikkatimi kendi üzerinde topladı ve sohbete başladık.

    Uyuşturucu yüzünden bacaklarım çöp gibi kalmıştı, hatta bacaklarımın üst kısımları birbirlerine dokunmuyordu; umutsuzca kendimi teselli etmeyi denedim. Kendi kendime güzel olduğumu ve güzel bir hayat yaşadığımı telkin etmeye çalıştım. Uyuşturucu uğruna sıska olmaya razıydım, hem bazı erkekler sıska kızları beğenirdi.

    Ancak bu ve bunun gibi mazeretler içimi kemiren bütün soruları cevaplayamıyordu. Ya uyuşturucu aldığım zaman gördüğüm halusinasyonlar durmazsa?
    Ya gelecek sefer, o yaratıklar uzaklaşmazsa?
    Ya bana saldırırlarsa?
    Eğer aklımdaki düşünceleri Richard’a açsaydım o da benden uyuşturucuyu uzak tutabilirdi, benim için uyuşturucunun ağır olduğunu ortaya atıp beni hapsız bırakabilirdi. Kötü halusinasyonlar gördüğüm anlarda içime atmayı ve bu sorunla yalnız kalmayı tercih ettim.

    Ertesi sabah, normalden erken uyandırdım ve tavana dik dik bakmaya koyuldum. Uzun zamandır ilk defa uyuşturucusuz bir andı bu benim için, kafam karman çorman değildi ve düşünebiliyordum. Normalde geceleri uyuşturucu alır ve filmlerde görülecek çılgınlıkları yapar gündüz uyurdum, ancak dün gece ilaç almamıştım.

    O sabah gözlerimi açana kadar yaşamıyor olduğumu kendi kendime itiraf ettim. Richard’ı uyandırdım ve daha fazla bu şekilde yaşamayı istemediğimi, fakülteye gideceğimi söyledim.

    Richard şaşırmıştı, beni hiç böyle kendimde ve emin görmemişti, onun beni ikna etme çabalarının hepsinden kurtuldum. Arkadaşlarımı aradım ve herkesle vedalaşmaya başladım.
    Richard’ın ailesi ise benim çok kötü bir insan olduğumu, oğullarının benim için yaptıklarından sonra gitmemin çok kaba olduğunu düşünüyorlardı.
    Beni düşüncesizlikle suçladılar.

    Washington State Üniversitesi’ne kayıt oldum. Soğuk, beton duvarlı yurt odamı asla unutamam; benim için o oda hücre 823’dü.
    Fakülte gerçekten benim yaşamımı değiştirecek miydi?
    Ben değiştireceğini düşündüm ancak açıkçası nefret ettiğim odadan daha da boştum, boş ve soğuk.

    Bunalım, içime yerleşmeye başladı ve kendimi intiharın saçağında buldum.
    Bazen sigaramın dumanını bile kıskanırdım; çünkü o duman bile benden daha özgürdü, sekizinci kattaki odamın penceresinden bağımsız bir şekilde yükseliyordu.

    Bazen son bir umut ile deri çantamı karıştırır acaba içinde bir yerlere sıkışmış uyuşturucu var mı diye umutlanırdım.
    Son bir uçuş için kıvranırdım. Sabah gelmeden önce son kez mutlu olmak isterdim. Yalvaran gözlerle çantamı karıştırıyor ancak hiçbir şey bulamıyordum.

    Bu buhran döneminden uyandıran bir hafta sonunda odaya taşınan yeni arkadaşım oldu.
    Çok tatlı bir kızdı; enerjik ve insanlarla tanışmaya hevesli birisiydi. Onun bu karakteri içimdeki üzüntümü bir az olsun bana unutturdu.

    Okulun ilk haftası kendimizi boş bira kutuları içinde bulduk, bira kutuları boşaldıkça ben içimdeki boşluğun da yok olacağını düşünmeye başladım.
    Ancak her partinin sonunda boş bira kutuları içinde uyanmak beni sıkmaya başlamıştı ve bir partide Bobbie’ye makasın var mı diye sordum.
    O kafayla tüm saçlarımı kesmiştim. Sabah uyandığımda tüm saçlarım gitmişti. Bazıları sabah pişman olacak derken, bazıları da bana hayranlıkla bakıyorlardı.
    Ben ise kendimi zafer kazanmış gibi hissediyordum.

    İki ay sonra, benim küstah ve kendini beğenmiş halim sönmüştü. Eğer birisi beni ziyaret etmeye gelseydi, beni her zamanki kıyafetimle görecekti, siyah tayt pantolonum. Zayıf olan bacaklarım bu taytla daha da ince gözükmekteydi.
    Eskiden gurur duyduğum zayıflığım artık benim bir zaafımdı. Bacaklarımın inceliği yüzünden merdivenleri çıkamaz olmuştum; eskiden futbol oynardım, bisiklete binerdim ama artık bacaklarım benim için faydasızdı. Ayaklarım bile sıskacıktı. Halı üzerinde çıplak ayakla yürümek bana acı vermeye başlamıştı. Ayaklarımın kemikleri, sert zemini tamamen hissediyordu.
    Sonunda, tuvalete gitmek bile bana zor gelmeye başlamıştı.
    Bir zamanlar dimdik olan göğüslerim artık boş torba gibi sarkıyor, eskiden parıldayan gözlerim artık neşesizce ve boş boş bakıyordu. Ses tonum çok ağır ve ciddiydi, ağzıma en çok yakışan şey, sigaraydı. Dudağımdaki piercing, o kadar ağır gelmeye başlamıştı ki, dudaklarım sarkıyordu. Burnumdaki piercing de çok farklı değildi.

    Yurt odamın penceresinden dışarı baktığımda gördüğüm tek şey güzel bir hayata yürüyen ve imkanları kucaklayan gençlerdi. Onlar hayatın bu yoluna adım atarken, ben odamın penceresinden onları seyredip, sigaramın dumanını izliyordum.

    Benim olmak istediğim şey bu muydu?
    Bütün kuvvetim nereye gitmişti?
    Eskiden ben çok güçlü birisiydim. Ama artık omuzlarım düşmüş ve bakışlarım anlamsızlaşmıştı. Gecelerim rüyasızdı ve artık çalar saatimi kurmuyordum. Akşam yemek yiyebilmek için para hesabı yapmıyordum, kirli kıyafetlerimi yıkamak benim için gereksiz bir işe dönüşmüştü. Odadaki tek enerji kaynağım ise üniversitenin verdiği buzdolabındaki küflü pizzaydı.

    Sigaramı sekizinci kattaki pencereden aşağıya attım. Rüyada gibi aşağıya düşen sigarayı izledim. Tüneğime döndüm, yatağıma oturdum. Boşluğumu, yazabildiklerimle yok edebilmek için günlüğümü karalamaya başladım.

    Anlamsız kelimeler,Hükümsüz yaratıcılık,huzursuzluk,endişe,açlık,
    işkence çekmek,sersemlemek,karmaşıklık,bilinçsizlik,körlük.

    Günlüğümü bir kenara itip yastığıma gömüldüm, kafamdaki fikirleri unutmaya çalıştım. Artık yeni fikirleri ortaya atmayı bırakın içimdeki boşluk büyüyordu.
    Bu daha ne kadar sürebilirdi?

    Diğer insanlarla olan iletişimim, aile veya arkadaşlarımdan gelen mektuplarla kısıtlıydı.

    Benim en favori mektubum, Rodney M. isimli bir vaizden geliyordu. Bu kişiye saygım sonsuzdu çünkü o, yaptığına inanıyordu.
    Ben küçükken bu vaiz üvey kız kardeşinin bebeğinin bakımını almıştı, ona sonsuz sevgisini sunmuştu.
    Ana babamı ziyarete geldiği her an Tanrı’nın sevecenliğinden, iyiliğinden ve sevgisinden konuşurdu. O konuşurken, ben de onun huzurlu yüz ifadesine saklı olan esenliğe gömülürdüm.

    Rodney’i uzun zamandır görmemiştim. Mektubunda benim nasıl olduğumu sormuştu. Aynı zamanda benim okuduğum üniversitede, tanıştığı eşinden bahsediyordu. Eğer bu taraflara gelirse beni görmek istediğini belirtmişti. Mektubun çok heyecanlı bir tonu vardı. ve onun sahip olduğu potansiyel hakkında çok ateşli ve heyecanlı konuşuyordu.

    Ben mektubuna verdiğim cevapta ise ona, artık çok heyecan verici bir yer olmadığını belirttim.
    Bana Tanrı hakkında da konuşmuştu. Ben de ona,
    ” Tanrı’nın bana önem vermediğini, hayatımın berbat olduğunu, derslerimden kaldığımı, oda arkadaşımın sevgilimi benden çaldığını” yazdım.

    Vaize,
    ” Tanrı’nın Oğlu İsa Mesih’in beni bıraktığını ve artık karanlıkta yalnız olduğumu söyledim.”
    Ancak mektubu yazarken İsa’nın ismini bir türlü doğru olarak yazamıyordum. İngilizce olarak değişil şekillerde yazsamda—
    J u s e s- J e u s u s- J e s e s?
    Hayır. Hiç birisi değildi, benim ailem Hıristiyan’dı, ben ilahi bile ezberlemiştim küçükken, hatta Kutsal Kitap’ın söylediği gibi İsa’nın beni sevdiğini biliyordum. Ama ismini bir türlü yazıyordum.

    Sonunda, oda arkadaşıma sordum ve o bana doğrusun hatırlattı:
    J E S U S. Korkunçtu.
    O yazabiliyor ama ben yazamıyordum. Benim hayatımı mahvettiğini öne sürdüğüm kişinin ismini bilmiyordum bile.
    Moralim bozuldu ve mektubu hemen gönderdim.

    O mektubu yazdıktan sonra kafamdaki karmaşıklık az da olsa dinmişti.
    Kendi üzüntüm ve yaşamım için sorumlu olmadıkları halde acaba daha kaç kişiyi suçlamıştım?
    Ya mutsuzluğumun sebebi ben isem?

    Daha önce bu olaya hiç böyle bakmamıştım. Yanlış insanları suçlayıp, yanlış kişileri mi izlemiştim?
    Onların da düşmesini bekleyip kendimi haklı mı çıkarmaya çalışmıştım?

    Onların da düşüp, onlara bakıp “ya gördün mü” demeyi mi bekliyordum?
    Eğer başkalarını suçlayamazsam, hatta ismini bile yazmayı beceremediğim Tanrı’yı suçlayamazsam geriye kim kalırdı ki.?
    Ben.?

    Sessizlik. Bir plana ihtiyaç duydum. Bildiğim bütün kaynakları tüketmiştim.
    Üniversiteyi bıraktım. Zaten ilk dönem başarısız olmuştum. Dönem Aralık’ta bitecekti ama ben okulu Kasım’da bıraktım.

    Lisedeyken çalıştığım bakımevinde yeniden çalışmaya başlamıştım. Benim konumum, hemşire asistanı olmaya yeterliydi. Yeni işim bana insanlarla iletişim kurmam için bir olanak sundu.
    Bakımevindeki yaşlılar hem benim için bir tehdit değildi, hem de aynen benim kadar sevgiye açtı. Arada bir uyuşum oluşmuştu.

    Böyle bir işi yapıyorsanız hastalarınız arasında seçim yapmamanız gerekir, ancak tüm hemşirelerin kendi favorileri vardı. Ben de duygusal olarak Helen ismindeki bir teyzeye bağlanmadan edemedim. Kendisi alzheimer hastalığına yakalanmıştı. Hastalığının son aşamalarına geldiğinde, Helen konuşamıyor, yemek yiyemiyor ve hareket edemiyordu.

    Ben kendimce Tanrı’yla bir antlaşma yaptım.

    Herhangi bir vaiz size bunu yapmamanız gerektiğini söyleyecektir. Tanrı ile anlaşma yapmak iyi bir şey olmasa da ben yaptım.
    Tanrı’ya,
    “Eğer Helen acı çekmeden kısa sürede ölürse, ben de tekrar Tanrı’yı izlemeye başlayacaktım.”

    İki hafta sonra başka bir hemşire arkadaşım bana gelip Helen’in öldüğünü söyledi.

    Bu kadar çabuk mu?
    Sigaramı söndürüp odasına gittim ancak odasına girdiğimde yüzünde bir gülümseme ile ölmüş olan Helen’i görünce şaşkınlığım geçti. Yıllar boyunca sürecek acılardan kurtulmuş ve bir anda aramızdan ayrılmıştı.
    O an aklıma Tanrı ile yaptığım anlaşma geldi.

    Benim Heather isminde iyi bir arkadaşım vardı. O da hemşireydi, aynı zamanda o da hayatını
    “neden” soruları ile doldurmuş ve cevap bulamamıştı. Çarşamba akşamı kilisede bir toplantı olacağını biliyordum, benimle gelmesini istedim çünkü bu “Tanrı” konusunu tek başıma ele almak istemedim. Can atarak kabul etti.

    Kilisenin lideri sıradan bir insandı. Tanrı hakkında heyecan duymakta ve herkesle O’nun hakkında konuşmak istiyordu.

    Onun vaazı basitti.
    “Tanrı’nın bizi ne kadar çok sevdiğini ve bizimle kişisel bir ilişkiye sahip olmayı arzuladığını söyledi. Bizim O’nun sevgisini kazanmak için Tanrı’ya verebileceğimiz hiçbir şeyimiz olmadığını bize hatırlattı.”

    Bu benim için yeni bir haber değildi, çünkü zaten benim Tanrı’ya vereceğim iyi bir işim yoktu.

    Ancak Tanrı’nın sevgisi bir kere benim kalbime kanca atmıştı ve ne yaparsam yapayım o kancadan kurtulamıyordum.

    Joe, Tanrı’nın Oğlu İsa Mesih sayesinde bağışlanabileceğimizi anlattı. İsa Mesih, çarmıhta bizim için canını vermiş olan Tanrı’nın beden almış haliydi; bunu biz O’nunla sonsuz hayatı yaşayabilelim diye yapmıştı.

    Joe akşamı basit bir duayla kapattı. Joe,dua ederken
    ” Tanrı’ya herhangi bir vaatte bulunmayın sadece kalplerinizi O’na açın ve “Tanrım ben buradayım” deyin” dedi.
    Ben bunu kabul ettim. Zaten Tanrı’ya teklif edebileceğim hiçbir şeyim yoktu. Benim kırık bir kalbim vardı, akademik kariyerim yoktu, sevgilim yoktu ancak yaşlı arkadaşlarım vardı.
    Ben hasar görmüş üründüm.
    Ancak Tanrı’nın bu durumdaki ben ile ne yapacağını merak ediyordum. Basit bir dua ettim:
    “Tanrım ben buradayım, benimle ne istersen onu yap.”

    Bir başka antlaşma yapma konusunda hevesliydim. Bir sıcaklığın ve ışığın yüreğime dolduğunu hissettim. Kendimi daha güçlü hissetmeye başladım, gözlerimi açtığımda odanın aydınlandığını gördüm.

    Gözlerimizi açmadan önce dua edenlerin ellerini havaya kaldırmaları istendi. Gözlerimi çaktırmadan açtım ve Heather’e baktım; ikimizde ellerimizi kaldırmıştık.
    Kendimi esenlik dolu, coşku dolu hissettim ve Joe’ya koşup elini sıkıp teşekkür ettim.

    Tanrı görünmezdi ve benim bu ilişkimi yazı altına almam lazımdı. Bunun cevabını 1. Selanikliler 5:24 de,

    “”Sizi çağıran Tanrı güvenilirdir ve bunu yapacaktır.”

    Artık üzerinde dikileceğim bir söz vardı. Olaylar ne kadar zorlaşırsa zorlaşsın Tanrı benim yanımda olacaktı.
    O sadık ve güvenilir olandı.
    Kutsal Kitap’ta bu vaadi yer almaktaydı. Bunlar benim uzun zamandır ayrı kaldığım vasıflardı.
    Artık kendimi korumayı denemeye ihtiyacım yoktu. Her şeyi O’na bırakacaktım.
    Tüm bu olanlarda en heyecan veren şey içimdeki boşluğun dolmaya başlamasıydı.
    Tanrı bu ayette beni asla bırakmayacağını dile getiriyordu.
    Tanrı başlamış olduğunu bitirmeye söz verdi. Bu sözü mühürlüydü.

    Akademik kariyerimi kurtarmam için yapmam gereken muazzam işler vardı. Okulu terk ettiğim dönemde not ortalamam 1.0’dı. Aslında 1.0’ı da hakketmiyordum ama sadece okula kayıt olduğum için bu notu vermişlerdi.
    Okula tekrar baş vurduğumda bahar döneminde geri gelmemi ancak ilk olarak “öğrenme merkezine” baş vurmamı ve bir şeyleri başarma imkanım olup olmadığını görmemi istediler.

    Tanrı’nın beni sevdiğini bilerek okula geri dönmek hiç de kolay olmadı. Üzerimde baskı oluştu. Artık hayatımda bir anlam ve bir amaç vardı, ancak bu bende bir baskı oluşturdu.
    Kendimi odaya kapattım ve bir hafta boyunca esrar çektim. Eskiden ölümden kaçıyordum, şimdi de yaşamdan kaçıyordum. Üzerime bir ağırlık ve karanlık çökmüştü, nefes alamıyordum.

    Acı içerisinde kıvranırken birden bir şeyi fark ettim. Artık karanlıkla ilgili düşüncelere dalmama gerek yoktu, çünkü Tanrı beni suçlarımdan özgür kılmıştı.
    Aklıma Kutsal Kitap’ta aktarılmış bir olay gelmişti.
    Bu olayda din adamları zina yapan bir kadını yargılamak istiyorlar, bu arada İsa’yı da sınamak istiyorlardı.
    Din bilginleri ve Ferisiler, zina ederken yakalanmış bir kadın getirdiler. Kadını orta yere çıkararak İsa’ya,
    “Öğretmen, bu kadın tam zina ederken yakalandı” dediler.
    “Musa, Yasa’da bize böyle kadınların taşlanmasını buyurdu, sen ne dersin?”
    Bunları İsa’yı denemek amacıyla söylüyorlardı; O’nu suçlayabilmek için bir neden arıyorlardı. İsa eğilmiş, parmağıyla toprağa yazı yazıyordu. Durmadan aynı soruyu sormaları üzerine doğruldu ve,

    “İçinizde kim günahsızsa, ilk taşı o atsın!” dedi.

    Sonra yine eğildi, toprağa yazmaya başladı.
    Bunu işittikleri zaman, başta yaşlılar olmak üzere, birer birer dışarı çıkıp İsa’yı yalnız bıraktılar. Kadın ise orta yerde duruyordu.
    İsa doğrulup ona,

    “Kadın, nerede onlar? Hiçbiri seni yargılamadı mı?” diye sordu. Kadın,
    “Hiçbiri, Efendim” dedi.
    İsa,
    “Ben de seni yargılamıyorum” dedi.
    “Git, artık bundan sonra günah işleme.”

    Kadın oradan ayrılırken iki şeyin farkına varmıştı: Tek günahkar kendisi değildi.

    İsa Mesih’in taş atmaması neden önemlidir?
    İsa Mesih tek günahsız kişidir, ancak O ilk taşı atma hakkına sahip olsa da atmamıştır.
    Sadece bir günahtı. Tanrı’nın beden almış Oğlu olan İsa Mesih mükemmeldi. O, günahları hem affetme, hem de yargılama hakkına sahiptir. İsa, günahsız olan kişinin ilk taşı atmasını söylemiştir.

    Bunun iki anlamı vardır: Din adamlarının günahkarlığı ve Kendisinin kadını bağışlaması.

    “İsa,
    “Ben de seni yargılamıyorum» dedi.
    “Git, artık bundan sonra günah işleme!»” demiştir.

    Ben de günah işlememeye çalışıyordum, ancak bazen gerçeği unutuyordum;
    Eğer İsa Mesih beni suçlamazsa, beni o zaman kim suçlayacak?

    Yaşamın hayal kırıklıkları ve beklenilmeyen yaraları yüzünden felç olmak zorunda değiliz.
    İsa Mesih aracılığı ile umudumuz vardır.

    İsa Mesih ile olan bir ilişki, kalpte olan herhangi bir hastalık için tedavidir.
    O yaşamaktadır ve bana da yaşam vermektedir.
    Ümidi daimi kılan Tanrı’nın sadakat ve güvenilirlik içeren karakteridir.

    Tanrı benim dipsiz kuyuya düşmeme izin vermiştir ki O’ndaki çözümü görebileyim.

    Hala fiziksel görünüşüm ile ilgili sorunlar yaşıyordum. Ancak Tanrı’nın beni koşulsuz olarak sevdiğine inanıyorum.
    Ben bu gerçeği kalbime kazıdım
    “Her şeye rağmen Tanrı beni sever.”

    Ben hala sigara içiyordum. Eğer tüm bağımlılıklarımı aniden kesersem ölürüm diye korkup yavaş yavaş kesmeye çalışıyordum.
    Tanrı’dan başka her şeye o kadar bağlanmıştım ki, gerçekten Tanrı’ya bağlı nasıl yaşayacağımı bilmiyordum.

    Evet, yaşam hala acı vermektedir. Ancak artık içimde boşluk ve korku ile değil sonsuz bir umut ve Tanrı’nın sevgisi ile yaşıyordum.
    İşte insanların bahsettiği Tanrı buydu. Bizim O’nunla ilişkimiz olsun diye görkemini kenara bırakan Tanrı. Sizin de bu Tanrı’yı tanımanızı isterim.

    Eğer O olmasaydı, penceremden attığım bir sigara izmartinin arkasından bu hayata veda edip ben de aşağıya atlayacaktım.
    O, sana da “Bana gel” demektedir.

    Yazanın, ismi belirsiz.
    İSA MESİH’i RAB ve KURTARICI Kabul etmiş bir İNANLI.

    Ya RAB,tüm varlığımızı ,kendi kutsallığınla yenile. Canımızı,bedenimizi,Ruh’umuzu, seni tanımanın eşsiz sevgisi ile doldur.Oğlun İSA MESİH’in ışığı ile kötülük ve karanlığı dağıtan RAB’bimiz,günah eğilimlerimizi,senin lütfunun kalplerimizde yaktığı alevin ,hiç sönmemesi için,imanımızı güçlendir,diye dua ediyoruz.
    Yüce adınla AMİN.

    #35657
    Anonim
    Pasif

    Slm,
    Bu olayları yaşıyanın adına seviniyorum, yazdıkları alkol ve madde bağımlısını iten sebepler başlangıçta psikolojiktir. Doğru, maddeyi almaya iten psikolojik sebeplerin üstesinden tabiki gelip geçer. Sıkıntı asıl maddeyİ aldıktan belirli zaman sonrası o madde bağımlılığı fizyolojik bağımlılık meydana getirmektedir. Başlangıçta psikolojik nedenlerden kullandığını artık onda fizyolojik bağımlılık yerleşmektedir. Işte bu aşamada tedavi olmazsa gerçekten kişiyi zor günler bekler, çünkü tedavisi daha da zordur. Aile çevre bir de inanç desteği eklendimi tedavinin yanında tabiki aşılamıyacak şey yoktur.

    En önemlisi bilindiği gibi herşey beyinde başlayıp beyinde bitmesidir. O düştüğü deprosyonlu durum zamanla tabii ki atlatılır. Yanlız yazıda tedaviden bahsetmemesi dikkatimi çekti. Tedavisiz yaşananların atlatılması çok zor! Kişi bir alışkanlığını bitirmesi için beyin kutuculklarına yeni bir kutu açması lazım, ama bu sadece inançla olmaz tedavi payı doğurur. Bu önemsenemez ama tedavi şart, girilen deprosyondan çıkmak belli bir zaman sonra yerine kalıcı hastalıklara bırakır. Bu da tedavinin kaçınılmaz olduğu anlamına geliyor. Çevrenizde böyle kişiler olabilir, o açıdan yazdım. İnsan, atlattım sandığı anda ani bir yaşadığı olayda patlak verebiliyor ve hastalık nüksediyor .

    Tanrı doğru yoldan ayırmasın kimseyi muhabetle kalın efendim ….

    #35658
    Anonim
    Pasif

    Sayın OkyanusKumsal.

    Yazdıklarınıza katılıyorum.Aile,çevre,inanç yanında elbetteki,tıb’bi tedavi şart diyorum.
    Yazında diyorsunki,
    “Burada tıb’bı tedaviden hiç bahsetmiyor.”haklısınız.
    Dikkat ettiyseniz,kız aile durumundan,ailesi ile olan ilişkisindende bahsetmiyor.
    Paylaşımda da kendisine destek olan, bir Vaiz’den bahsediyor.TANRI bence kız’ın kurtulması için bu anlattığı Vaiz’i ve Kilisesini kullandı.

    Gerekli olan Ruhsal desteği ve yönlendirmeyi( işin içinde uyuşturucu alışkanlığı da var) Tıb’bi tedavi konusu,telkini, eminimki kendisi ile ilğilenen görevliler tarafından yapılmıştır.TANRI’sal İşlev daha fazla olduğu için tanıklığını, bu şekilde vermiş olabilir.

    Günümüzde bile bir çok hastalığın nedeni,ruhsal depresyonlara dayanır.
    psikolojik derteklerle tedaviye gidilir.biz sanırız rahatsızlığımız fiziksel,oysa bizi sevkettikleri bölüm psikriatridir.ben çevremde bunun çok örneğini gördüm.

    Din konusunda,bizim inancımızda irade, karakter ve davranış arasındaki bağ sık sık vurgulanır.İrade,karakter ve davranışlarımızdaki
    kutsallık, ahlaksal kimliğimizi de belirler.

    TANRI’ya inanç ve yeniden ruhsal doğuşla insanlarda yenilenme gerçekleşir.Zihinler aydınlanır,daha önce göremediğimiz,fark edemediğimiz, bir çok şeyi anlamaya görmeye,fark etmeye başlarız,zihin açıktır,sevdiğimiz şeyler ve isteklerimiz,doğru olana yöneliş ve irade tamamen, ruhsal doğuştaki yenilenme ile farklı yol izler.
    Tıpkı,paylaşında yazdığım, kızdaki yöneliş gibi.

    Kutsal Kıtab ve TANRI SÖZ’ü ,bizlerdeki düşünceleri tamamen, değiştirir,yeniler,göksel değerlerin ardındaki gerçekleri ortaya çıkarır.
    Kutsal Kıtab’ta:

    “Bedenlerinizi diri,kutsal TANRI’yı hoşnut eden birer kurban olarak sunun,Bu çağın gidişine uymayın,bunun yerine TANRI’nın iyi,beğenilir ve yetkin isteğinin ne olduğunu ayırt edebilmek için düşüncenizin
    yenilenmesi ile değişin .”
    Rom 12:2

    Der.Ve

    “Bunun için TANRI’ya bağımlı olun.İblise karşı direnin,sizden kaçacaktır.”
    Yakup 4:7

    Düşünce ve duygularımızı korursak,Kutsal Ruh irade’mizi kendisine benzetmek için içimizde etkin olacaktır.

    “Çünkü kendisini hoşnut edeni hem istemeniz hemde yapmanız için sizde etkin olan TANRI’dir.”
    Filipeliler 2:13

    TANRI irade’lerimizde en çok mantığ’ımıza hitap ederken
    ,Şeytan bizleri,ve kafamızdaki sorunları daha da karmakarıştırmak,
    ve bulandırmak için,mantığımıza saldırarak sadece benliksel arzularımızı öne çıkarır.Havva örneği gibi.

    Günah bizlere, arzularımız benliksel isteklerimiz aracılığı ile saldırır.Buna engel olacak tek şey.TANRI SÖZ’ü dur.

    Kutsal Kıtab bizlere hayatlarımızı nasıl yaşamamız gerektiğine dair yol çizer,rehberlik eder,öğretisi ile,şeytanın bize geliş yöntemini ve bunun yol’ları konusunda bizi aydınlatır.ne yapmamız gerektiğini öğretir.

    Kutsal Kıtab’ımıda TANRI’ya güvenip O’na itaat eden ve bu yüzden yaşamları değişen insanların hayatlar vardır.
    İbrahim,Nuh,Davut,Danyel,Nehemya,İlyas, gibi.

    Tüm anlatılanlar,yol göstermek,uyarmak ,terbiye etmek,içindir.Bizleri kutsallık konusunda motive etmek içindir.RUH’umuzu yenilemek içindir.

    Bizlere, kendi İyi amacını yapmayı isteten ve yaptıran,TANRI’dır.

    TANRI’nın RUH’u bizleri daha kutsal yapmak,için bize Ruhsal doğuşu bahşeder,gerisi bize kalmış.
    İstersek, hayatımızda tuz ve dünyanın ışığı olarak parlayabiliriz.

    “Bu nedenle iç varlığınızın dünyasal yönlerini cinsel ahlaksızlık ,pislik,
    tutku,kötü arzu ve putperestlik demek olan açgözlülüğü öldürün.”
    Koloseliler 3:5

    Kutsal RUH’un etkisi,İSA MESİH’i arayan ve onda olan kardeşlerin yüreğinde çalışsın.AMİN.

3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.