• Bu konu 2 izleyen ve 1 yanıt içeriyor.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #26723
    Anonim
    Pasif

    Tanrı Neye Benzer?
    (Dr. Billy Graham)

    ‘Tanrı’nın derinliğini bulabilir, sonuna erebilir misiniz?’(Eyüp 11:7).

    Tanrı kimdir? Nasıldır? Var olduğundan nasıl emin olabiliriz? Var olmaya ne zaman başladı? O’nu tanıyabilir miyiz? Bu soruları herkes kendi kendine sessizce ya da yüksek sesle sormuştur. Çünkü çevremizdeki dünyaya bakıp da yarattıklarına hayran olmamak mümkün değildir!

    Her gün yaşam mucizesi, ölüm gizemi, çiçek açan ağaçların görkemi, yıldızlarla dolu gökyüzünün yüceliği, dağların ve denizin büyüklüğü ile yüz yüze geliyoruz. Tüm bunları yapan kimdir? Her şeyin düzgün bir şekilde yerinde durmasını sağlayan yer çekimi yasasını kim kavrayabilir? Güne, geceye ve mevsimlerin düzenli oluşumuna hükmeden kimdir? Evrenin tükenmezliğine ne demeli? Birinin yazmış olduğu gibi: ‘ Var olan her şey şimdi var ya da geçmişte vardı, ya da hep var olacak’ ifadesine gerçekten inanabilir miyiz?

    Tek uygun yanıt, tüm bu şeylerin ve daha fazlasının üstün bir Yaratıcı’nın işi olduğudur. Nasıl bir kol saatinin yapıcısı varsa, aynı şekilde öncesize benzer evrenimizin de büyük bir yapıcısı vardır. Bu yapıcıya ‘TANRI’ deriz. Adı, tüm insan soyunun tanıdığı bir addır. Küçük bir çocukken , O’nun adını solumuşuzdur. Kutsal Kitap, hakkında konuştuğumuz, kendisine ilahiler söylediğimiz, ‘tüm bereketlerin kendisinden kaynaklandığı’ Tanrı’nın, bu dünyayı yaratan ve biz insanları üzerine yerleştiren Tanrı olduğunu bildirir. Tanrı’nın yasaları tarafından yönetilmeyen bir evrende uzayı keşfetmemiz gerçekleşemezdi.

    Bilgelikte Benjamin Franklin’den aşağı kalmayan bir adam şöyle demişti: ‘Uzun zamandır hayattayım ve yaşamım uzadıkça, Tanrı’nın insanların yaşadığı olayları yönettiğine ilişkin daha ikna edici kanıtlar görmekteyim.’

    Blaise Pascal isimli bir başka bilge şöyle demişti: ‘Eğer insan Tanrı için yaratıldıysa neden Tanrı’ya karşı geliyor?’ Çözemediğimiz bilmece budur.

    Ama ‘O kimdir?’ , ‘Nerededir?’ diye sorabilirsiniz. Var olduğunu biliyoruz. Büyük sıkıntı ve denenme saatlerimizde O’nu çağırırız. Bazılarımız, uyandığımız her an O’nun düşünceleriyle dolmamıza izin vermeye çalışırız. Diğerleri O’na inanmadıklarını, O’nun var olmadığını söylerler. ‘Bana O’nu açıkla, belki Tanrı’yı kabul ederim’ diyenler de bulunur. Dünya tarihinin bu çok önemli noktasında, Tanrı’nın neye benzediğini merak edenler için açıkça belirtilmiştir:

    Tanrı, İsa Mesih gibidir. İsa, nasıl Tanrı’nın görüntüsü olarak insanlığa gelip de Kurtarıcımız olduysa, aynı şekilde cennete döndüğünde, imanlılar da konut kurması ve imansız bir dünya önünde Mesih’in görüntüsü olarak yaşamlarını sağlaması için Kutsal Ruh’u gönderdi.


    Eğer böyle hissediyorsanız, tüm yaşamınız boyunca Tanrı hakkında işitmiş ve konuşmuşsanız, ama O’na iman edebilmeniz için size Tanrı’yı açıklayacak birini beklemişseniz, Kutsal Kitap’ın O’na ilişkin bize verebileceği tanımın ne kadar somut olduğunu araştıralım.

    #34293
    Anonim
    Pasif

    Tanrı hiç bir şeye benzemez. Niyesine gelince ise Tanrı’nın bir ‘şey’ olmadığındadır. Tanrı halkolunmuşlar, yaradılmışlar kategorisinde değildir. Sınırsızdır. İşte bu yüzden Tanrı’nın ‘mekanı’ (tabiri caizse) mutlak hiçliktir. Ve nasıl ki sadece mutlak hiçlik her yerde varolabiliyorsa… nasıl ki zaman mekan birimlenmelerine tabi olmayıp bir santimetrelik bir mekan birimiyle, bin kilometrelik bir mekan biriminde eşit ölçüde varolabiliyorsa Tanrı’da öyledir hiç bir yerde yoktur ama, aynı zamanda her yerde vardır. Tamamen güçsüzdür ve tam da o sebepten dolayı herşeye muktedir olandır. Tanrı’nın varlığı aklı tümden aşan varlığın sırlar sırrıdır.

    6.-7. yüzyıl büyük Bizans mistik ve düşünürü aziz Maksimus bu mutlak aşkınlığı ifade etme amacıyla ‘Tanrı hakkında var olmadığını söylememiz var olduğunu söylememizden daha isabetlidir’ şeklinde cürretkar bir deyişte bulunmaya kadar varmış. Zaten kilise tarihinin illahiyat kelamında Tanrı’yı bilmenin biri ‘apofatik’ biri ‘katafatik’ denen iki yolunun bulunduğu öğretisi vardır. Biri ‘eksiltici’, biri de ‘artırıcı’ yoldur. Birinde Tanrı’nın ‘ne olmadığı’ ile ilerlenir, birinde ise Tanrı’nın ‘ne olduğu’ ile yani sıfatlarının sayımı ile. Her iki yol da meşrudur ama tabi neticede Tanrı’nın özü tümden tanımlanamaz, isimlendirilemez ve aşkın kalır.

    Tevekkeli değil, Türkiye’nin yakın tarih şair ve mistiklerinden büyük üstad Neyzen Tevfik şiirlerinin toplandığı iki kitabından birini ‘Hiç’ diye adlandırmış. İşte kendisi gibi derin varlıksal sorunlanışı olan insanlar, bu sorunlanışın ızdırabını yaşayanlar (ikinci kitabının ismi de ‘Azab-ı Mukkades’), hep bu aşkınlık gerçeği etrafında dolaşır olmuşlar, o mutassavufların mum etrafında dönen pervane benzetmeleri misali.

    Ama bugün Pazar günü de… nüktelendirelim bahsimizi:

    Bektaşinin biri camide hocanın vaazını dinliyormuş. Hoca Tanrı’nın aşkınlığından söz açmışmış, ‘Tanrı o değildir bu değildir’ diye ilerletiyormuş bahsi… Bu ‘eksilticilik’ epey ilerlediğinde, dahası olmaz bir noktaya geldiğinde bektaşi arka sıralardan derin bir iç çekmiş ‘hoca’ demiş ‘Tanrı yok diyeceksin ama dilin varmıyor’… :-)))

    İşte mistik içerikli Bektaşi fıkrasında da mülhidlik yok elbet ama nükteli bir şekilde bu şurdaki bahsimizle ilgili bir gerçek anlatılmak istenmiş.

2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.