ANASAYFA Forum HRİSTİYAN YAŞAMI VE UYGULAMALARI Ruhsal paydaşlık Tanrı ağlarken Kilise nerede?

  • Bu konu 3 izleyen ve 2 yanıt içeriyor.
3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
  • Yazar
    Yazılar
  • #25829
    Anonim
    Pasif

    Tanrı ağlarken Kilise nerede?

    Birkaç haftadan beri Mesih Isa`nin dogusu ile ilgili vaaz veriyoruz, Evet Mesih Isa beden alip yeryuzune gelerek bizlere sonsuz hayati verdi. Onun icin hayatimiz boyunca bunu vaaz edip ve bu vaazi dinleyerek gecirsek bile, ne anlami biter, ne de derinligini tam olarak anlayabiliriz bize olan sevgisini. Gelecek hafta da tam Noel haftası olacagı için o haftada bir Dirilis vaazi verecegim Rab`bin gucu ve yardimi ile. Ama yılın bu son haftasına size ve kendime bir vizyon vermek istiyorum Agape Kilisesi olarak. Rab gelecek yıl kilisemizi aglayan ve acı ceken bir kilise yapsın diye! Belki bunu simdi duydugunuzda biraz yadırgadınız ancak biraz sonra sözlerimin hangi anlamda oldugunu anlayacaksınız. Öncelikle bir gercek yasanmıs olay anlatmak istiyorum.

    Rahibe Teresa`yi hemen hemen hepimiz biliriz degilmi? Rahibe Teresa yoksul ve kimsesiz cocuklara yardım ederken cok acılar cekiyor ve cok yoruluyor. O sıkıntı ve yorgunluk icerisinde hızlı hızlı kiliseye giderken ayagı bir tasa takılıyor ve yere düsüyor ve bütün elbisesi camura batıyor, pat diye düsüyor ve ayagı da agrımaya baslıyor, ve o anda o agrı ve üzüntu icerisinde hemen icinden `YA TANRIM NEDEN BUNA IZIN VERIYORSUN?, NEDEN BANA BUNU YAPIYORSUN? diyor.Ve o zaman Tanri yukaridan sesleniyor. BEN SEVDIKLERIME, DOSTLARIMA BöYLE YAPARIM! Ve o zaman Teresa birazda gülümsemeyle basını yukarı kaldırıp, `HIMMM ANLADIM! ONUN ICIN SENIN COK AZ DOSTUN VAR…`


    2006 yılından önce kullandıgımız binadan cıkmadan önce bir sey yapardık noelde. Kutsal Kitap`tan en güzel ve tesvik verici sözleri bulur bir kagıda yazardık ve onu bir kutunun icerisine atardık ve her kardes Noel`de Tanri`nin o sözünden olusan kagıttan bir tane alır o yıl ezberler ve o yıl o güzel sözlerin dolulugunda yasamak isterdik. Ama 2 yıldır bunu yapmadık. Belki haftaya bunu yapabiliriz. Yine o güzel sözleri bulup yazıp kutuya atabiliriz. Ama unuttugumuz birsey var. Bu dunyada yasadıgımız surece hep acılarımız olacak ve Tanrı bu acıları cekecegimizi de bize vaad etti.Evet bu dünyada da acılar olacaktır, sıkıntılar olacaktır ozellikle bu konuyu bu mutlu günde neden anlattgımı biraz sonra daha iyi anlayacaksınız.

    Bundan 2 yıl önce Türkiye Kiliseler Birliginin her yıl subat ayında düzenledigi, Pastörler ve esleri toplantısında, Degerli imanli bir Türk kardesimiz konusmacı olarak davet edilmisti ve ondan cok tesvik almıstık. O kardesimizin ismi “Tanrı aglıyordu’ kitabının da yazarı Ziya MERAL`dı.Kendisi iman ettikten sonra Filipin’lerde teoloji egitimi aldı. Daha sonra Londra’da Sosyoloji okudu ve simdi yine büyük bir Insan hakları organizasyonunda hizmet etmektedir. Bu kardes o kadar cok baskı ceken insanla karsılasmıstı ki bizlere onlarca örnek vermisti. Evet bircok imanlı baskı görüyor ve eziyet cekiyordu cünkü Mesih Isa`ya inanan her insan Rab aracılıgı ile kutsallasmıs kendi deyimimizle azizlesmistir ve bu azizlere baskılar yapılıyor.Dünya azizleri sevmez. CÜnkü azizler dünyaya günahlı oldugunu söylüyorlar.

    Dünyanın dört bir yanında Tanrı halkı acılar çekmekte ve işkenceler görmektedir. Ama bizim bunlardan haberimiz olmuyor. “Dünya azizleri sevmez, çünkü azizler dünyaya günahlı olduklarını gösterir. Bu yüzden bu azizleri ve yaşadıklarını gazetelerden televizyonlardan göremezsiniz. İnanç uğruna baskı ve zulüm gören ülkelere baktığımızda o kadar çok ki, Türkiye dünyada ilk ona bile girmiyor. Dinlediğim örneklerden sonra ben bu ülke için Tanrı’ya şükretmeye başladım. Bizden daha zor durumda olan ülkelerdeki imanlıları gördüğüm zaman ülkem için şükretmem gerektiğini öğrendim. Yapılan bir istatistiğe göre İsa’nın zamanından 19.yy kadar bilinen inançları uğruna ölen Hıristiyanların sayısı, 20.yy da öldürülen Hıristiyanların sayısından daha azmış. Kardeşimizin tanık olduğu bazı örnekleri sizinle paylaşmak istiyorum.

    Hindistan’da hizmet eden birçok kardeş yerli ve yabancı işkenceler görmektedir. Yakın zamanda 2 Pastörün eşine inançlarından dolayı tecavüz edildi. Sirilanka’da bir çocuk kampına baskın yapıldı ve orada çocuklara Hıristiyanlığı öğreten bir genç herkesin gözü önünde işkenceye tabii tutuldu. Eğer imanını ret etmezse sağ kolunu keseceklerini söylediler ama o inkâr etmedi. Ve sağ kolunu kaybetti. Daha sonra sol kolunu kestiler gene inkâr etmedi ve sonra karnını deşerek onu bağırsaklarından ağaca asarak öldürdüler ibrete âlem olsun diye. Mısır’da gecen yıllarda inancı yüzünden tutuklanmış ve çölde 2 m2 bir çukur içinde yaşam mücadelesi veren 57 yaşam mücadelesi vardi.

    Bunun gibi birçok yerlerde imanlılar acı ve elem çekmekte. Bazıları bu elem içerisinde sabırla dayanarak iman uğruna mücadele etmeye devam ediyor, bazıları imanlarından vazgeçiyor ve bazıları ise psikolojik bunalımlara girerek ruh sağlığını kaybediyor. Bu ve bunun gibi daha birçok örnekler var. Bunların hepsini sizinle paylaşmayacağım. Bu arada o ülkelerdeki sorun sadece bununla kalmıyor. Dünyada o kadar acı var ki, Afrika’da açlıktan ölen çocuklar, köle gibi satılan insanlar, para karşılığında seks yapılması için kullanılan çocuklar, vb. birçok olaylar olmakta ve bunları haberlerden duyan insanlar kısa bir süre üzüntü yaşadıktan sonra kanal değiştiriyor ve her şey yine hiçbir şey olmamış gibi devam ediyor. Birçok insan Hıristiyanlarda dâhil olmak üzere yaşanan bu olayları gördüğünde sordukları soru genelde “Tanrı nerdesin?” oluyor. Sanık kürsüsüne oturan Tanrı ve yargıç kürsüsünde oturarak yargılayan ise insan oluyor. Oysa ki olması gereken bunun tam tersidir.

    Çünkü bu acılar yaşanırken, Tanrı bir köşede oturup olup bitenlerden habersiz, uyuyan ve umursamayan bir Tanrı değildir. Hıristiyanlığın Tanrı’sı, Kutsal Kitab’ın Tanrısı o acılar içerisinde, o insanlarla birlikte o acıları yaşayan, ağlayan bir Tanrı’dır. Bu yüzden asıl sorulması gereken soru “Tanrı neredesin?” değil, Tanrı halkı olarak bu acılar içerisinde “Kilise neredesin?” olmalıdır. İnsanlar açlıktan çırpınırken, inançları uğruna öldürülüp işkence yaşarken Tanrı’da onlarla birlikte ve bu acıları yaşamakta ama kilise olarak Tanrı halkı nerede ve ne yapıyor?

    Adını hatırlamıyorum unuttum ama Ortadogu’da bir ülkede Hıristiyanların olduğu bir köye baskın yapılıyor ve kilisede onlarca kişi öldürülüyor. Bu olaydan hemen sonra oraya giden bazı kardeşler Kilisenin Pastör’ü ile birlikte durumu görünce içlerinden biri soruyor “Tanrı neredesin?” diye ama Pastör ona şöyle diyor. “Ben Tanrı’nın nerede olduğunu biliyorum. O, burada şimdi bizimle birlikte ağlıyor ve acı çekiyor ama kardeşlerimin nerede olduğunu bilmiyorum? Niye bir şey yapmıyorlar neden sessiz kalıyorlar?” diye soruyor. Bu olaylar yaşanırken kilise sustuğu için bu kardeşlerimiz kendilerini yalnız ve terkedilmiş hissediyorlar. Sadece onlar değil aynı zamanda Tanrı’da öyle hissediyor.

    Ziya kardeş tanıklığını paylaşırken bir şey söylemişti “Ben iman ettikten sonra ailem bana karşı geldi. Beni dışladılar evden uzaklaşmak zorunda kaldım. Bu yalnızlık içinde ve gördüğüm tecrübeler içinde çoğu kez vazgeçmek istedim. Ama ben bunları yaşarken beni ayakta tutan ve teşvik veren şeyin kardeşlerimin benim yanımda olduğunu görmek oldu. Bana dua ettiklerini bilmek, yazdıkları teşvikleri okumak ve benimle birlikte acılarımda ağladıklarını görmek bana güç verdi. Bu yüzden Tanrı beni bu hizmete çağırdı. Zulüm ve işkence gören imanlıların olduğu yerlere giderek bulundukları hükümete siyasi ve politik baskı yaparak bu kardeşlerimiz için mücadele ediyorum. Bazen bir şey yapamıyoruz ama yapamadığımız yerlerde sesimizi yükselterek bir şekilde o acıları yaşayan kardeşlere yalnız değilsiniz biz sizi görüyoruz, sizin için dua ediyor ve mücadele ediyoruz mesajını vermeye çalışıyoruz. Çünkü onları ayakta tutan bu oluyor yalnız olmadıklarını bilmek ve bu onlara daha çok mücadele etme gücü veriyor.

    Bu ülkelerde yaşayan insanlarında kültürleri hemen hemen Türk kültürü gibi, ilişkilerin önemli olduğu bir kültürdür. Aile ve akraba ilişkilerinin ön planda tutulduğu bir kültürdür. Eğer akrabalarınızdan biri başarılı olursa veya önemli bir şey yaptıysa, bu sadece onun değil aynı zamanda akraba ve ailesinin de gurur duyduğu ve onurlandırıldığı anlamına gelmekte. Aynı şekilde o kişilerden biri utanç verici bir şey yaptığı zaman, lekelenen sadece o kişinin onuru ismi değil, aynı zamanda aile ve akrabalarının da onurudur. Böyle bir kültürde Hıristiyan olduğun zaman, dolayısıyla insanlar sana ailenin yüz karası gözüyle baktıkları için ret ediliyorsun ve dışlanma yaşıyorsun. Böyle bir durumda olan kardeş eğer kilise tarafından da kucaklanmaz ve kendini o yere ait hissetmezse, o zaman imanda yılgınlığa düşmekte ve geri dönmektedir. Bu kardeşin kendini bir yere ait hissetmesi için orada ki kardeşlerin ona bu acılar ve yalnızlık içerisinde teşvik vermesi, dua etmesi ve destek olması gerekmektedir. O zaman bu kardeş yalnız olmadığını görecek ve güç bulacaktır.

    Genelde inancı uğruna yakalanan ve acı çeken imanlılara bunlar söylenmektedir. Bak sen yalnızsın, bırak artık bu inancı, nerede kardeşim dediğin kişiler? Sen kimsenin umurunda değilsin bu yüzden geri dön eski inancına diyerek psikolojik baskı yapıyorlar. İşte böyle durumlarda kilise sessiz kalmamalı sesini yükseltmeli ve sahip çıkmalıdır. Onların ihtiyacı içinde bulundukları durumlarda yalnız olmadıklarını bilmek, bizim sorumluluğumuzda onlara yalnız değilsiniz mesajını vermektir.

    Zorluklar içerisinde bizi imanda tutan en önemli etkenlerden birisi kardeşlerimizin bizimle olduğunu bilmektir. Acı çektiğinizde ağladığınızda kardeşlerinizin yanınızda olmasını istersiniz değil mi? İşte bu sevginin bir testidir. Tanrı’da ağlıyor ve O’da bizden yanında kalmamızı istiyor. Uyanık kalmamızı ve acılarını paylaşmamızı istiyor. Matta 26:36-46 okuyalım. Normalde biz dua ederiz Tanrı işitir ve biz O’ndan bir şeyler isteriz O verir. Genelde biz O’ndan bizimle kalmasını yalnız bırakmamasını isteriz ve O bizimle olur. Ama bu ayetlerde tam tersi oluyor. İsa öğrencilerinden Onunla birlikte kalmasını istiyor. Çünkü İsa’nın yüreği burada keder dolu ve acı çekiyor. Böyle bir durumda iken öğrencilerinden Onunla birlikte kalmalarını, ağlamalarını ve yalnızlığını paylaşmalarını istiyor. Ama öğrenciler ne yapıyor uyuyor. İsa o acı ve keder dolu yüreğiyle bahçede iken öğrencileri O’nu yalnız bırakıyor ve uyuyor.

    Tanrı’yı sevmek O’nun acısını paylaşmak ve Onunla birlikte olmak demektir. O dünyaya baktığı zaman ağlıyor. Bütün bu olanları görünce üzülüyor ve kederleniyor. Sende Onunla birlikte kederlenip üzülüyor musun? Tanrı sadece alıcı değil verici bir sevgi istiyor. Tanrı bizden O’nun acısını paylaşmamızı ve Onunla birlikte kalmamızı ve ağlamamızı istiyor. Rab ne zaman ağladı da biz Onunla birlikte olmadık, ne zaman acı çekti de biz Onunla birlikte olmadık, biz öğrenciler gibi değiliz O’nu yalnız bırakmayız diyebiliriz? Ama İsa Matta 25:41-45’te şöyle söylüyor. İsa acıkmadı, çıplak kalmadı veya hapse girmedi ama diyor ki çocuklarıma bunlar yapıldığı zaman Ben üzüldüm ve onlarla birlikte orada acı çekip ağladım, o zaman sen neredeydin? Onlar bu sıkıntıları yaşarken Sen Tanrı halkı ve kilisesi olarak neredeydin? Televizyon haberlerinden veya başka yerlerden onlara olanları duyup, izleyip üzülüyorsun ve bir şey yapmıyorsun. Ama Ben acı çekiyorum. Rab sevgisi ve doğası gereği acı çekenleri gördüğü zaman acı çeker. Kilisenin çağrısı Rab’bin bedeni olarak O’nun acılarına ortak olmamızdır. İsa dedi ki Ben gidiyorum ama siz çalışacaksınız. Benim yaptığım işlerin daha büyüklerini yapacaksınız derken bu bizim çağrımızdır. İsa dışlanmış, ezilmiş acı çeken ve günahkâr insanlara kucak açtı. Adalet ve doğruluk için mücadele etti sesiz kalmadı. Bu yüzden kilise olarak bizde sessiz kalmamalıyız. Dini, dili, milliyeti ne olursa olsun baskı görenleri acı çekenleri gördükçe bangır bangır bağırmalı adaletsizliğin ortadan kalkması için mücadele etmeliyiz. Evet, belki bazı şeyleri değiştirmek ve düzeltmek için gücümüz yetmiyor olabilir. Ama yinede bazı şeyler için kişisel olarak sesimizi çıkarıp bir şeyler yapabilmeliyiz.

    Bir adam okyanus sahilinde yürüyüş yaparken, denize telaşla bir şeyler atan birisine rastlar. Biraz daha yaklaşınca bu kişinin sahile vurmuş denizyıldızlarını denize attığını fark eder ve “Niçin bu denizyıldızlarını denize atıyorsunuz?” diye sorar. Topladıklarını hızla denize atmaya devam eden kişi; “Yaşamaları için.” yanıtını verince… Adam şaşkınlıkla ” İyi ama burada binlerce denizyıldızı var. Hepsini atmanıza imkân yok. Sizin bunları denize atmanız neyi değiştirecek ki?” der. Yerden bir denizyıldızını daha alıp denize atan kişi; “Bak onun için çok şey değişti” karşılığını verir…

    Tanrı, tarih boyunca Hıristiyanların seslerini çıkardığı yerde değişiklik yapmıştır Örnek: Köleliğin kaldırılması Nazi Almanya’sında ki Yahudi katliamı. Tanrı bizden sessiz kalmamızı istemiyor sadece Hıristiyanlar için değil Hıristiyan olmayan ama adaletsizlik olan her yerde tepkimizi koymamızı ve mücadele etmemizi istiyor. S.Meseleri 31:8 ve Mezmur 82 kendi gücümüzle pratik şeyler yapabiliriz.

    Kilisemizde ailesi tarafından dışlanmış kardeşlere teşvik ve destek vererek yalnız olmadıklarını ve onların kiliseye ait olduklarını hissettirebiliriz.

    Türkiye genelinde: Kardeşlerimiz varsa acı çeken ve zor durumda olan onlara destek göndermeli, teşvik yazıları yazmalı ve dua etmeliyiz.

    Ben iyi bir Hıristiyanım diyebilmek için Tanrı ile birlikte kalmalı ve O’nun acılarını paylaşmalısın. İsrail ordusu askerler yaralandığı zaman veya öldüğü zaman kolay kolay madalya vermez bir askere çünkü o bir asker onun görevi bu bunları yapmalı ülkesi için gerekirse ölmeli, can kurtarmalı ve savaşmalı derler. Aynı şekilde sen eşine sadık olduğun zaman, zina işlemediğin, hırsızlık yapmadan, insanlara yalan söylemeden ahlaklı yaşadığın zaman Ben iyi bir Hıristiyanım madalyayı hak ediyorum diyemezsin. Çünkü bunlar bir Hıristiyan olarak zaten senin yapman gereken şeyler. Madalya için daha çok çalışmalısın. Bazen bazı adaletsizlikleri görünce uyumak istiyoruz sesimizi çıkartmak istemiyoruz neden? Çünkü rahatımızın kaçacağını ve tepki alacağımızı düşünüyor ve korkuyoruz. Şunu unutmayın Tanrı insanlara sadece Cennet kurtuluşu değil aynı zamanda gerçek, adalet ve merhamette getirmek istiyor. Ve bunun içinde kilisesini kullanmak istiyor. Tanrı sadece sayıda büyüyen gelişen bir kilise değil adaleti arayan ve dünyaya şifa veren bir kilise kurmak istiyor. Amerikalı bir teolog şunları söylüyor. Amerika’da Hıristiyanlık büyüyor ve kiliseler güçleniyor. Ama bu gidişle hiçbir zaman Amerika’yı iyileştiremeyecekler. Çünkü kiliselerdeki genel düşünce benim imanım ve benim yaşamım düşüncesidir. Seküler bir düşünce var ben üzerine kurulmuş.

    Acılar içerisinde, sıkıntılar ve sorunlar arasında Tanrı bütün bunların içinde ve bunları yaşayan insanlarla birlikte ağlıyor. Bu yüzden Tanrı neredesin diye soramayız çünkü O’nun nerede olduğunu biliyoruz. O Orada acıların içinde ama kendimize soralım insanlar bu acılar içindeyken ben kişisel olarak neredeyim, Kilisem nerede? Getsamanide ki öğrenciler gibi İsa’yı yalnız mı bırakıyorum, yoksa bende Onunla birlikte ağlıyor muyum? Ve Tanrı ağlıyordu.

    Son benzetme
    Çok iyi bir imanlı varmış, ama genelde işleri hep ters gidermiş, işinden atılmış, evinin kiralarını ödeyemez olmuş hatta yemek bile bulamadığı zamanlar olmuş ama yinede Tanrıya şükrediyormuş devamlı, imanlı olmayan komşuları onun bu haline bakıp şaşırırlarmış ve o imansız komşusu gelip bir gün kapısını çalmış, SEN GERÇEKTEN TANRI”NIN SENİ DUYDUĞUNUMU SANIYORSUN, EĞER SENİ DUYUYORSA NEDEN SENİN ŞİMDİ YİYECEĞİN YOK? Diye adamla dalga geçiyor ama adam yinede Rab”bin benim için bir planı vardır mutlaka diye cevap veriyor, imansız komşusu gülerek evine gidiyor akşam olduğunda imanlı komşusuna acıyıp ona yiyecek vermek aynı zamanda ona Tanrı”nın onu duymadığını göstermek için bir plan hazırlıyor ve bir poşet yiyecek alıp imanlı komşunun kapısına bırakıyor ve zili çalıp saklanıyor ve imanlı adam kapıyı açtığında gözlerine inanamıyor, bir poşet yiyecek…… hemen Tanrı”ya şükrediyor bu gönderdiklerin için Rab, beni aç bırakmayacağını biliyordum diyor, O sırada saklanan imansız komşu gelerek… HAH HAH HA SEN TAM BİR APTALSIN ONU TANRI”N DEĞİL BEN GETİRMİŞTİR SANA BİR DERS VERMEK İÇİN diyor, adam biraz şaşırıyor ama o anda kendisini toparlayıp gözlerini gökyüzüne kaldırıp Tanrı”ya şöyle diyor. EVET TANRIM BENI DOYURMAK İÇİN BİR ŞEYTAN”I BİLE KULLANDIĞIN İÇİN SANA TEŞEKKÜR EDERİM.

    Evet bu bir benzetmedir, bizlerde şeytan değiliz, ama sıkıntı ve acı çeken kardeşleri teşvik etmek onların sıkıntılarını azaltmak için Tanrı uyumuyor, unutmadı ama onları bizim aracılığı ile teşvik etmeyi seçti.

    #31808
    Anonim
    Pasif

    Orhan Abi bu güzel vaazınızı yine büyük bir bereket alarak okudum. Paylaşımınız için çok teşekkür ederim; ama diğer vaazlarınızın tamamını bizimle paylaşmadığınız için size birazcık da sitem ederim :)

    Vaazınızda alıntıladığınız Matta 26:36-46 ayetlerinin hayranıyım. Çünkü bu ayetler bu güne kadar bir çok kardeşin zor günlerinde yaşam kaynağı olmuştur.

    Mesih haça gerileceğini çok önceden biliyor olsada, dünyevi olarak Mesih’in haç yolculuğu Getsamani Bahçesi’nde başlamıştı. Mesih bunun bilincindeydi. Sanırım üzüntülüydü de. İşte böyle bir anda da, Mesih en yakın dostlarını yanında görmek istiyordu ve onlardan uyumayıp, kendisini yalnız bırakmamalarını rica etmişti (Matta 26:38). Ama Mesih’in yakınları Mesih’in acısına ortak olmayıp, uyumayı seçmişlerdi ve Mesih’te onlara “I]ne yani[/I bir saat bile uyanık kalamadınız mı?” diyerek sitem etmişti (Matta 26:40).

    Ve bu olaylardan sonra da Mesih günahkarların eline teslim edilmişti (Matta 26:45).

    Yani Mesih’in yaşamış olduğu bu olay acılarının sadece başlangıcıydı (belki de en hafifiydi). Mesih haç yolunda çok daha büyük acılara maruz kalmıştı.

    Ama Mesih sonuna kadar dayanmıştı ve kazanmıştı ( Matta 24:13)

    Evet…Çok acı çekmişti, hiç hak etmediği acılarla yüzyüze gelmişti; ama insanlar işin mükafatını Mesih’in üçüncü gün dirilişiyle öğrenmişlerdi.

    Vaazınıza yürekten katılmaktayım. Kardeşler her zaman birbirine destek olmalıdırlar, doğru olanı budur. Ama ne yaparsak yapalım, ne edersek edelim, gün gelecek Mesih’in Matta 26:36-46 da başına gelenler bizim de başımıza gelecektir. Güvendiğimiz dağlara kar yağacaktır ve “kardeşim” olarak nitelendirdiğimiz insanların bizim yanımızda olmadıklarını, hatta ve hatta bize kötülük dahi yaptıklarına tanıklık edeceğiz.

    Olsun… Mesih bizi en başından uyarmıştı. Sizin de, başka bir vaazınızda, dediğiniz gibi Mesih bize hiç bir zaman bu dünyada gül bahçeleri vaat etmemişti. Acılarla her zaman yüzyüze kalacaz ve bu acılara sonuna kadar sabrettiğimizde ise kazanabilecez ( Matta 24:13).

    Yanlış anlaşılmakta istemem… Kilise olarak elbette ki zor durumda olan insanların yardımına koşmalıyız. Elbette ki kardeş kardeşe her zaman destek olmalıdır. Benim söylemek istediğim, gün gelip güvendiğimiz dağlara kar yağdığının farkına varırsak yıkılıp, tükenmemeliyiz. Çünkü Mesih Gedsamani Bahçesi’nde böyle bir şey yaşadı. Ve eğer Mesih böyle bir şey yaşamışsa, biz de yaşayabiliriz.

    Orhan Abi vaazınız için tekrar çok teşekkür ederim ve aynı zamanda, biraz utanarak, araya bir ricamı da sıkıştırmak isterim; lütfen diğer vaazlarınızıda paylaşın bizimle. Gerçekten çok bereketleniyoruz. Aslında bir tek bu yazıyı okuyan insanları bereketlemiyorsunuz. Bu yazıyı okuyanlar, bu yazılardan öğrendiklerini çevresindeki kardeşlere yayıyolar ve hiç farkında olmadan bir çok insanı bereketlemiş oluyorsunuz.

    #31815
    Anonim
    Pasif

    OrhANT kardeş yazın çok güzel ve çok bereketli .

    Yazını okuyunca gerçekten bir ders çıkardım , teşekkür ederim ;)

    vaazlerinin devamını bekliyorum

3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.