• Bu konu 1 izleyen ve 0 yanıt içeriyor.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #26659
    Anonim
    Pasif

    Tanrı’yı Es-Geçmek: –

    İman ettikten birkaç yıl sonra, kilisemize misafir bir pastör gelmiş ve ‘Kutsal Ruhu ve armağanlarını alma’ konusunda, çok heyecan verici bir vaaz vermişti. O kadar ikna olmuştum ki, toplantının sonunda, yanına sokulup bu armağanları alma konusunda, benim için dua etmesini istemiştim. Kendi pastörümü bu konularda yetersiz buluyordum.

    Misafir pastör, o an, daha konuşmam bile bitmeden, hiç beklemediğim ve hiç istemediğim birşey yaptı. Yanımdan ayrılıp, dua isteğimi, pastörümle paylaştı. Pastörüm dönüp de bana bakınca, yüzüm utançtan kıpkırmızı olmuştu. Kendimi, İsa’yı inkâr eden Petrus gibi hissettim. Benim davranışım, hem beni ve hem de her iki pastörü, zor durumda bırakmıştı. Ben düşünmeden, saygısızlık etmiş, pastörümü es geçmiş, onu küçük düşürmüştüm.

    Bu olayı hiç unutmadım. Pastörümün de çok üzüldüğünü anladım. Sadece kendimi düşünmüş ve kendimi başkalarının yerine koymamıştım. “Sen bu konuları pek bilmiyorsun. Sana güvenim yok. Bu yüzden direk başkalarıyla görüşüyorum” gibi bir mesajdı o pastörüme. Tabii, daha sonra öğrendim ki, bu misafir pastörde de yokmuş ki versin. Sadece ateşli bir konuşmacıymış. Kutsal Kitab’ın da dediği gibi, o bir “Susuz Kuyu” veya “Yağmursuz Bulut” idi. Geldi, geçti.

    Herşeylerini kocalarından alması ve öğrenmesi gereken kadınlar da, kocalarını küçük düşürerek, onları es geçerek, “Sen bu konuları pek bilmiyorsun. Sana güvenim yoktur. Bu yüzden direk başkalarıyla konuşuyorum” mesajını veriyorlar ve Tanrı’sal düzeni bozuyorlar. Erkeğin başı nasıl İsa ise, kadının başı da erkektir. Başlar es geçilirse, Tanrı düzenine isyan etmiş oluruz.

    Başka dinlerdeki öğretiler, aslında Tanrı’yı es geçmeye davetiyedir. Tanrı Kral’dır. Egemendir. Öç O’na aittir. Adaleti o sağlar. Herkes bu egemenlikte, kendi isteğini yapamaz. “Saldıranlara saldır. Sana zarar vereceklere, sen de zarar ver. Onların yüreklerine korku sal” gibi öğretiler; Tanrı’ya “Sana güvenmiyorum. Bu konularda adil davranmıyorsun. Kendi öcümü kendim alacağım. Bana yapılmak istenenin, beş beterini ben onlara yapacağım” gibi bir cevap olur.

    Dünya düzeninde bile bunu yapamazsın. Ailenden birini öldürdü diye, gidip de o adamı öldüremezsin. Karına tecavüz eden kişinin karısına tecavüz edemezsin. Ülkenin yasaları altındasın. Tanrı’nın egemenliğinde de, Tanrı’nın yasaları altındasın. O’nun egemenliğini hiçe sayıp, adaleti kendi anlayışına göre gerçekleştirmek, Tanrı’ya hakarettir. İsyandır. Tanrı’yı es geçmektir. Bize yapılan hakaret veya saldırıları Tanrı’nın adaletine bırakmak ise, hakikî ‘Teslimiyet’tir. Hakikî secde budur. “Sen ne yaparsan yap Tanrım, adaletine güveniyorum” demektir.

    Hakikî güzellik burdadır. Canımızı ve haklarımızı, adil olan Tanrı korur. Onun krallığında, O’nun egemenliğinde yaşıyoruz. “Sevgili kardeşler, kimseden öç almayın; bunu Tanrı’nın gazabına bırakın. Çünkü şöyle yazılmıştır: ‘Rab diyor ki, öç benimdir, ben karşılık vereceğim’. Ama düşmanın acıkmışsa doyur, susamışsa su ver. Bunu yapmakla onu utanca boğarsın. Kötülüğe yenilme, kötülüğü iyilikle yen” (Rom. 12:19-21).

    Bu yüce öğreti; ‘düşmanlarını öldürmeyi farz kılan, kötülüğe kötülükle cevap veren, düşmanların lânetlenmesini buyuran’ öğretilere ne kadar ters düşer. Tanrı’nın egemenliğine boyun eğmiş, O’nun adaletine güvenen, bunları yapar mı? Herkes, adaleti, kendi anlayış ve yorumuna göre, kendi eline aldığında, dünya cehenneme dönmez mi? Bu anlayışla, hepimiz cennete alınsak, orayı da kısa zamanda cehenneme çevirmezmiyiz? Ama, Rom.12:19-21, dünyayı bile cennete çevirmeye yeterlidir.

    İsyan isyandır. Hafif bir mesele değildir. Adamın Tanrı’ya isyanı, kadının kocasına isyanından farklı değildir. Kocayı es geçmek, Tanrı’yı es geçmektir. Kadın, erkeğin egemenliğine verilmiştir. Hiçbir zaman erkeğe egemen olmamalıdır. Erkek de Tanrı’nın egemenliğindedir. Bu pozisyondan feragat etmek, ‘sevgi göstermek’ değildir; Tanrı’ya isyan etmektir.

    Melekler, insanlardan çok daha yüce varlıklardır. Ama Tanrı’nın egemenliğindeki görevleri, ‘kurtarılacak olanlara’ hizmet etmektir. Bunu yapmayan melek, Tanrı’ya isyan etmiş olur. Böyle olmasına rağmen, kim bir meleğe buyruk verebilir ki? Tanrı es geçilip, doğrudan, hizmetimizde olduğu söylenen bir meleğe, birileri buyruk verebilir mi? Biz isteklerimizi önce Tanrı’ya bildirir ve O da gerekirse meleklere buyruk verip yardıma yollar. Kadın da, bütün istek ve ihtiyaçlarını eşine (efendisine) bildirmelidir. Onu es geçmemelidir. Bu Rab’bi hoşnut eder. Sara da ayni şeyi, İbrahime yaptı. Ona ‘Efendim’ diye hitap etti. Bugün ayni şeyi yapan kadınlar, ‘Sara’nın Çocukları’ olurlar. Adaleti kendi ellerine almayıp da, herşeyleri ile Tanrı’ya teslim olanlar ise ‘Tanrı’nın Çocukları’ olurlar.

    Rab Hepimizi Bereketlesin.

1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.