• Bu konu 4 izleyen ve 3 yanıt içeriyor.
4 yazı görüntüleniyor - 1 ile 4 arası (toplam 4)
  • Yazar
    Yazılar
  • #26608
    Anonim
    Pasif

    TANRININ BİZDEN İSTEDİĞİ : –

    Tanrı’nın bizden istediği, çok ama çok yüksek bir kutsallık standardı vardır. Bunu görüp, anlayıp, imanla sarılmazsak, dünyalılardan hiçbir farkı olmayan, benlikte yaşayan imanlılar olarak kalırız. Bu standart, İsa Mesih’in kendisidir. Bunu anlamak insana, “Vay be” dedirtiyor.

    *** “Çünkü Tanrı, önceden bildiği kişileri, Oğlu’nun benzerliğine dönüştürmek üzere, önceden belirledi” (Rom.8:29).

    Bu standarta insan bırakın ulaşmayı, yanından bile geçemiyor. O zaman ne yapmalı? Soru halâ karşımızda duruyor: Tanrı’nın o zaman bizden istediği nedir? Bizi Oğlu gibi yapabilmesi için, bizlerin yapabileceği birşey var mı?

    *** “YÜREĞİMİZ BİZİ NE ZAMAN SUÇLARSA, Tanrı’nın önünde onu yatıştıracağız. Çünkü Tanrı, yüreğimizden daha büyüktür ve herşeyi bilir. Sevgili kardeşlerim, yüreğimiz bizi suçlamazsa, Tanrı’nın önünde cesaretimiz olur, O’ndan ne dilersek alırız. Çünkü O’nun buyruklarını yerine getiriyor, O’nu hoşnut eden şeyleri yapıyoruz” (1.Yuh.3:20-22).

    İşte büyük sır. İşte bizden istenen tek şey: “Bana gel ve Ben’de kal”. “Ama nasıl?” dersen, sadece: “Günahlarını aramıza sokma. Kutsal Ruhu üzme. Günahta barındığın müddet, Kutsal Ruh’da barınamazsın; O da sende barınamaz. Düşmüşsen, hemen kalk; tövbe et. Kutsal Ruh geri gelsin. Her zaman ışıkta yürü. Yüreğinde tövbe etmediğin hiçbir günah olmasın.”

    Rab’bin gözlerinin içine bakarak, “Ya Rab, Sen de biliyorsun ki, bildiğim tüm günahlardan döndüm, tövbe ettim ve artık yüreğimde barındırdığım veya vicdanımı rahatsız eden, tövbe etmem gereken aleyhimde hiçbirşey bilmiyorum. Ama Sen Ey Rab’bim, yüreğimden daha büyüksün. Ara yüreğimi Rab ve bana söyle. Tövbe etmemi istediğin birşey varsa, hemen ve hiç tereddütsüz ederim” diyebilmeliyiz. Hem de hepimiz.

    Bu, bize düşen görevdir. Bunu yaparsak, Rab da kendi üstüne düşeni yapacaktır. Yani, bizim görevimiz, Eyüp gibi olmamızdır. Eyüp Tanrı değildi, Tanrı’nın Oğlu gibi de değildi. Ama vicdanı temizdi. Yani suçsuzdu. “YÜREĞİMİZ BİZİ NE ZAMAN SUÇLARSA ….”. Ama Eyüp’ün yüreği onu suçlamıyordu. Herhangi bir günahta barınmıyordu. “Tövbe et” deseniz, “Tamam da, hangi günahtan?” diyecek. Rab da onu suçlamadı. Aslında, onu suçlayanları suçladı. Ve Rab, onun için, “KUSURSUZ DOĞRU BİR ADAMDIR. Tanrı’dan korkar, kötülükten kaçınır” dedi (Eyüp 1:8).

    Ama, Rab’bin istediği, çok daha üstün bir kutsallıktır. Rab’bin kendi kutsallığı. Her gün, her an değişmekte ve O’nun gibi olmaktayız. Ama sadece O’nda kaldığımız müddet. Günahta barındığımız müddet değil. Düşsek de hemen kalkmalıyız, tövbe etmeliyiz ve yeniden Kutsal Ruhu almalıyız. Çünkü bizi, Mesih gibi yapacak olan, O’nun Ruhu’ndan başka biri değildir.

    Ama, bu sözlere birileri çıkıp hemen, “Sen kendi iyi işlerinle kurtulmaya çalışıyorsun kardeş. Halbuki kurtuluş Rab’bin lütfudur” diyebilir ve genelde diyorlar da. Ama bence bu öğreti bir hatadır. Çünkü yapmamız gereken tüm şeyleri yapsak bile, bu bizlere kurtuluş getirmez:-

    “Hanginizin çift süren, ya da çobanlık eden bir kölesi olur da, tarladan dönüşünd ona, ‘Çabuk gel, sofraya otur’ der? Tersine ona, ‘Yemeğimi hazırla, kuşağını bağla, ben yiyip içerken, bana hizmet et. Sonra sen yiyip içersin’ demez mi? Verdiği buyrukları yerine getirdi diye, köleye teşekkür eder mi? Siz de böylece, size verilen buyrukların HEPSİNİ yerine getirdikten sonra, ‘Biz değersiz kullarız; SADECE YAPMAMIZ GEREKENİ YAPTIK’ deyin.” (Luka 17:7-10). Yani “Bunları yapmakla, kurtuluşu hak ettik” demeyin, çünkü sadece görevinizi yaptınız. Bu gün, komşunun tüm camlarını kırmadım diye, kimse gelip de bana ödül vermez. Yapmam gerekeni yaptım.

    “İyi de, nereye kadar? Benim yapmam gereken, nereden başlar ve nerede biter?

    “Kutsal Yasa’yı, ya da peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmak için geldiğimi sanmayın (maalesef birçoğu düpedüz veya dolaylı olarak bunu öğretmektedir). Ben geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim. Size doğrusunu söyleyeyim, yer ve gök ortadan kalkmadan, her şey gerçekleşmeden, Kutsal Yasa’dan ufacık bir harf, ya da bir nokta bile yok olmayacak. Bu nedenle, bu buyrukların en küçüğünden birini kim çiğner (Vay be!) ve başkalarına öyle öğretirse (Pastörler Dikkat!), Göklerin Egemenliği’nde en küçük sayılacak. Ama bu buyrukları kim yerine getirir ve başkalarına öğretirse, Göklerin Egemenliği’nde büyük sayılacak. Size şunu söyleyeyim: Doğruluğunuz din bilginleriyle, Ferisiler’inkini aşmadıkça, Göklerin Egemenliği’ne ASLA GİREMEZSİNİZ!” (Matta 5:17-20). (Yine ‘Vay Be’ mi diyelim yoksa, ‘Hadi canım! Mübalağa ediyordur’ mu diyelim?)

    Gördüğümüz gibi, ‘Nereye kadar?’ın cevabı: Noktası ve virgülüne kadardır. Hiçbir günah, günahçık değildir. Günahçıkta bile barınmamamız lâzım. Noktasız, lekesiz, tertemiz olmamız lâzımdır. Bakın Rab, Ferisiler’e ve din bilginlerine ne diyor:

    “Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Siz nanenin, dereotunun ve kimyonun ondalığını verirsiniz de, Kutsal Yasa’nın daha önemli konularını, – adaleti, merhameti, sadakatı – ihmal edersiniz. Ondalık vermeyi ihmal etmeden, asıl bunları yerine getirmeniz gerekirdi. Ey kör kılavuzlar! Küçük sineği süzer ayırır, ama deveyi yutarsınız!” (Matta 23:23-24).

    Rab’bin sözleri çok nettir. “Küçüklere boş verin, büyük işleri halledin” demiyor. “Küçükleri de ihmal etmiyeceksiniz, büyükleri de” diyor.

    Ben üstüme düşeni yaptığım müddet (ki bu zor değildir), iki şey kesindir:
    *** Rab içimdedir ve beni, kendisi gibi yapmaktadır. Hem de her yönden.
    *** Rab dualarımı duyar ve O’ndan ne dilersem, alırım.

    Bu, her gün yaşayan Tanrı ile birlikte yaşamaktır. Çok güzeldir. Bu, “2000 yıl ölüp dirilen ve cennete giden Rab ile bir gün karşılaşacağız” değil, O’nunla günlük hayatta, imanla şimdi yaşamaktır. Çünkü O, 2000 yıl evvel yaşadıklarını, şimdi bizlere yaşatır ve bu da, O’nu anlamamıza ve daha yakından tanımamıza neden olur. Ve her gün Tomas gibi, “Rab’bim ve Tanrım” demek zorunda kalırız.

    Herşey bizim. Sadece ve yeter ki, bilerek, isteyerek hiçbir günahta barınmayalım. Bilmediğimiz, farkına varmadığımız birşeyi Rab’bimiz, kendi istediği zaman ve şekilde bize bildirir.
    Herkese Esenlikler Dilerim.

    #33916
    Anonim
    Pasif

    Dilinize ve yüreğinize sağlık, Bugün pazar kiliseden geldik ve bugünkü bu yazınızla “Sanki ikinci bir ibadet” gibi bereket aldık,

    Tanrı yüreğinizi bereketlesin

    #33920
    Anonim
    Pasif

    Mesih’e iman ederek kurtulmuş olanların hepsi Kutsal olmaya çağrılmışlardır. Tanrı diyor: ’Kutsal olun çünkü ben kutsalım’.

    İsa Mesih Matta 6:33’de şöyle díyor: ‘Siz önce O’nun egemenliğinin ve O’ndaki doğruluğun ardından gidin, o zaman size tüm bunlar da verilecektir.’

    Bir hristiyanın genel ve her şeyi kapsayan hedefi Tanrı’ya itaat etmek olmalıdır. Bunu yaptığımızda Tanrı’yı hoşnut ederiz. Eğer Tanrı bizlere ‘Kutsal olun!’ diyorsa, buna itaat edip kutsal bir yaşam sürmeliyiz. Mükemmel olamayız, çünkü mükemmel olan tek kişi rabbimiz İSA MESİH’tir. Hatalarımız olur, zaman zaman günaha da düşebiliriz, ama yapmamız gereken şey hemen İsa Mesih’e gitmek, günahlarımızı pişmanlık duyarak itiraf edip tövbe etmektir. Bunu yaptığımızda da Tanrı hoşnut olur, bizi sevgiyle kucaklar, bağışlar. O zaman daha güçlü bir şekilde ayağa kalkar, yaşadıklarımızdan ders çıkarmış ve birşeyler öğrenmiş olarak yolumuza devam ederiz.

    İsa Mesih bizlere ‘Tanıklarım olacaksınız!’ demiştir. O’nun tanıkları, öğrencileri, izleyicileri olmak büyük bir sorumluluktur. O’nun öğrencileriysek O’nu örnek almalıyız. İsa Mesih’in yaşamı doğrulukla parlıyordu. Babasınn kendisinden hoşnut olduğu kusursuz, lekesiz Kuzu’ydu İsa Mesih.. O’nun tanrılığını örnek almamız mümkün değildir, ama O’nun itaatini, Babası’nı hoşnut etmek için tam adanmışlığını örnek alabiliriz. Yuhanna 4:34’te İsa Mesih şöyle diyor:

    ‘Benim yemeğim, beni gönderenin isteğini yerine getirmek ve O’nun işini tamamlamaktır’ dedi.

    Bizler de sevgili kardeşler, Tanrı’ya itaat etmeliyiz, O’nun isteğinin ne olduğunu araştırmalıyız. Kutsal bir yaşam yaşamazsak, Tanrı’nın tanıkları olabilir miyiz? Mesih’e yaraşmayan günahlı bir yaşam sürersek, dünyaya, kurtulmamış olanlara nasıl örnek olabiliriz, nasıl Mesih’i yansıtabiliriz? Bu nedenle düzenli olarak kiliseye katılmak, Kutsal Kitap’ı okumak, Tanrı Sözü’nü öğrenmek, dua etmek imanda büyümemiz için hayati önem taşır. Ruhsal olarak büyürüz, gelişiriz. Tanrı’nın Sözleri’ni okuyarak alçakgönüllü olmayı, affetmeyi, günahtan kaçınmayı, sevmeyi, başkasını kendinden üstün görmeyi, başkalarının haklarına saygı göstermeyi öğreniriz. Tanrı’nın Kutsal Ruh’unun bizde çalışmasına izin verirsek, O bize yardım eder, hatalarımızı gösterir, uyarır ve bizleri değiştirir.

    [QUOTE Kemal Basarandan alıntı]Ben üstüme düşeni yaptığım müddet (ki bu zor değildir), iki şey kesindir:
    *** Rab içimdedir ve beni, kendisi gibi yapmaktadır. Hem de her yönden.
    *** Rab dualarımı duyar ve O’ndan ne dilersem, alırım.[/quote]


    Sevgili Kemal Başaran’ın da dediği gibi Rab içimizdedir, ona itaat edip izin verdiğimizde bunu O yapacak, bizleri değiştirecek, kendisine benzer kılacaktır. Dua edip bizdeki kötü, işe yaramaz yönlerimizi kaldırması ve değiştirmesini istemeliyiz. Rabbimiz’in kulakları dualarımıza her an açıktır. Cesaretle, olduğumuz gibi, tüm zayıflıklarımızla, günahlarımızla Rab’be yaklaşalım.

    Sevgilerimle

    #34034
    Anonim
    Pasif

    Sayın Kemal Başaran çok önemli bır konuya değinmişsiniz. Isa izleyicilerinin yaşam tarzı, dünyevilerin merceği altındadır. Gözleri daima ‘Mesih’e aitim’ diyen kişileri izler. Onlara iyi örnek olmalıyız. Ateist ya da diğer inançta olan insanlar, Hrıstıyanlık denince, geleneksellesmiş, ama Tanrı öğretilerini öğretmeyen ve uygulamayan kiliseleri ve yasamlarında Mesıh olmayan, istedikleri gibi yaşayan ismen hristiyanları baz alıyorlar.. Bu durum doğal olarak İsa’nın adına leke getirmektedir. Bu yüzden biz Mesih izleyicileri olarak dünyaya karsi büyük sorumluluk altındayız.

    Saygılarımla

4 yazı görüntüleniyor - 1 ile 4 arası (toplam 4)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.