• Bu konu 2 izleyen ve 1 yanıt içeriyor.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #26821
    Anonim
    Pasif

    TANRI KAVRAMI : –

    Tanrı’yı tamamen anlamak, okyanusları bir bardağa sığdırmaya çalışmak gibidir. Sınırlı, sınırsızı kavrayabilir mi? Bir karınca, bir insanı anlayabilir mi? İşte bu yüzdendir ki, Rab’bin bizlere ‘kendi hakkında’ vermiş bilgilerin haricinde, insanoğlunun, Tanrı hakkında başka hiçbir bilgisi yoktur.

    Yani Tanrı, kendisini bir nebze olsun tanıtmasaydı, insanların tümü, hâlâ karanlıklar içerisinde dolaşıyor, kendilerini ilâh olarak tanıtan, daha yüce varlıkların, yani cinlerin köleleri olmuş olacaklardı. Nitekim de öyle olmuş, tüm uluslar, tarih boyunca putlara (yani cinlere) tapmışlardır.

    Bu arada Tanrı, bir ulus aracılığı ile kendisini dünyaya tanıtmaya karar vermiş ve bu sebeple de, İbrahim oğlu, İshak Oğlu Yakup’u seçmiştir. Yakup’a, ‘İsrail’ adını Tanrı’nın kendisi vermiştir ve bu ulustan, yani İsrailoğulları’ndan gelecek biri ile (İsa Mesih), tüm dünya uluslarını bereketleyeceğini ve kurtuluşun bu yüzden sadece Yahudiler’den olduğunu söylemiştir.

    İşte bu yüzdendir ki, tüm peygamberler Yahudi’dirler. Tanrı hakkındaki tüm hakikî bilgiler, Yahudi peygamberlere bildirilenlerden ibarettir. Başka hiçbir yerde, Tevrat, Zebur ve İncil dışında, Tanrı’nın Kutsal Ruhu’nun esinlemesi ile yazılan ve Tanrı’nın kim olduğu ve nasıl biri olduğu hakkında bilgi veren, herhangi bir kitap yoktur. Yalnız, yazılı olan bu bilgiler, İsa’ya kadardı. Yani İsa’ya kadar, “Ben Yaşayan Tanrı hakkında bilgi edinmek istiyorum” diyen herkes, ancak Tevrat, Zebur ve İncil’den faydalanabilirlerdi.

    İsa’dan sonra, yani O’nun ölüp, dirilip, göklere alınışından sonra, herşey değişti. O’na iman eden herkes, daha önce sadece peygamberlerin alabildiği Kutsal Ruh’u almaya başladılar. Kutsal Ruh, İsa’nın Ruhu’dur. Kutsal Ruhu alanlar da, artık ikinci el, okuyarak elde edilen bilgiyle değil de, Rab’le direk temas kurmuş oldular ve O’nu yakından tanıdılar. Bu bilgi, hiç sarsılmayan Ruhsal Bilgi’dir. O’nu biliyoruz, çünkü o içimizde yaşıyor. Tevrat, Zebur ve İncil’in tüm öğretisinin amacı ve özeti budur. Pavlus, “Sizlere bir sır açıklıyacağım” deyip de, bu sırrın “içinizdeki Mesih” olduğunu bildiriyor.

    Mesih’in Ruhu’nu alanlar, işte kurtulacak olan onlardır. Çünkü günahların affedilmesi yeterli değildir. İçimizdeki kötü benliğin de gitmesi ve yerine yepyeni, tertemiz ve Matta 5,6 ve 7. Bölümleri yerine getirebilecek bir ruhun gelmesi gereklidir. Yoksa, ne kadar affedilsek de, değişmeyen yürek, ayni günahları işlemeye devam edecektir. Dünyayı cehenneme çevirdiğimiz gibi, kısa sürede, cenneti de cehenneme çevirebiliriz.

    İsa Mesih, bu yüzden beden aldı. Bizleri günaha düşürebilen herşeye, O da tâbi oldu. Korku, şiddet, dehşet, şehvet, onur, gurur, hakaret vs. Tanrı, beden almadan, bunlara tâbi olamazdı. Ama Şeytan’ın insanları provoke edip, günaha düşürdüğü tüm şeyler karşısında Mesih, ölümüne direndi ve hiç düşmedi. Günah işlemedi. Şeytan O’nu düşürmek için var gücüyle uğraştı, ama başarılı olamadı. Ve şimdi de, bu ‘Fatih’, bu asla yenilmeyen Ruh, İsa’nın ruhu, şimdi herkesin de kalbinin kapısını çalıyor. “Aç kapıyı geleyim. Seni değiştireyim. Bu sefer, senin bedeninde de galip geleyim. Korkma, çünkü ben korkuyu yendim. Bundan böyle seninleyim. Kendine değil, Bana güvenle yaşa. Çünkü, tek galip gelen benim. Başkası da yok ve olmayacak. Tek kurtarıcı benim. Kalbinde bana yer ver. Sana hayat vereceğim” diyor.

    Yaşayan Tanrı’yı bu dünyada bilmek, onunla dost olmak, dosttan da öte, O’nunla ‘Bir Ruh’ olmak, O’nu tanımak, O’nun sevgisiyle yaşamak, artık Şeytan’a değil, O’na ait olmak, sabah, öğlen, akşam, uyurken, uyanıkken O’nunla birlikte olmak, O’nun sevgi dolu varlığını her zaman hissetmek, sevgisi, adaleti ve kutsallığının derinliği ve görkemi karşısında adeta nefessiz kalmak …. Bunlar güzel gelmiyorsa, böyle bir yaşamı özlemiyorsa insan, “Bunun için herşeyimi veririm” demiyorsa yürek, o zaman Hristiyanlık sizin için değildir. Çünkü İsa’yı seven, Tanrı’yı da sever. O’nu sevmeyen veya sevemeyen, Tanrı’yı da sevmez ve sevemez. Bunu ben değil, Kutsal Kitap söylüyor. Ama İsa derken, Kuran’dakini değil, İncil’dekini sevmelisiniz. O “Diriliş Benim” diyen isa’yı. “Günahları affeden Benim” diyen, “Yol, Gerçek ve Yaşam Ben’im”, “Ben ve Baba biriz”, “İbrahim’den evvel Ben varım” diyen, herşeyi yaratmış olan, “Alfa ve Omega” olan ve herkesi yargılayacak olan İsa’dan bahsediyoruz. Kendini bile kurtaramayan hiçbir insanoğlu, peygamber de olsa, diğerlerini hiç kurtaramaz. Ancak Tanrı kurtarır ve kurtarmıştır da.

    Tanrı kavramı, Tanrı bilgisinden bahsediyorduk. Ruh bilgisini söze dökmek çok zor. Ruhunda O’nu biliyorsun ve bu bilmenin sevinci ile hergün coşuyorsun, ama O’nu bilmeyenler, O’nu kafa bilgisi ile kavramaya çalışıyorlar. Şunu anlamak gerekiyor ki, tatmin edici bir kafa bilgisi sunulsa veya sunulabilse dahi, bu bilgi Tanrı’yı şahsen bilme konusunda hiçbir işe yaramaz. Çünkü bu, ‘Tanrı’yı bilmek’ değil, ‘Tanrı hakkında bilmek’ olur. Tanrı’yı bilmek, ancak İsa’ya kalbinin kapısını açmakla gerçekleşir. Kafa bilgisi kurtarmaz, İsa’yla bütünleşme, ‘Bir Ruh Olma’ kurtarır.

    Tabii ki ‘Tek Tanrı’ vardır. Ama önce, birileri çıkıp da, bu ‘tek Tanrı’yı izah etsin bakalım. Tek olan bu Tanrı, ayni anda, seni de dinliyor, beni de. Afrika’dakini, Amerika’dakini, Avusturalya’dakini, aydaki astronotu, denizaltındaki dalgıcı, yeraltındaki maden çalışanını; hepsini dinliyor. İstediğine cevap veriyor. Hem de ayni anda. Cevap verirken, sis bulutlarıyla otları, ağaçları suluyor. Arjantin’deki ıssız dağların en üst kısımlarındaki, varlığını kimsenin bilmediği ve umursamadığı, 2 yapraklı bir otun üzerinde ağını örmüş olup da, av bekleyen örümceği de düşünüyor. Hem orda, hem burda nasıl olabiliyor? Kaç tane Tanrı vardır? Ateşte, yanan çalıda Musa’ya konuşurken, ya da ondan sonra, Sina Dağına tüm görkemi ile inerek, İsrail milletine hep birlikte hitap ederken, gökte veya başka bir yerde, Tanrı kalmamışmıydı? Tanrı’nın kaç tane ağzı vardır ki, ayni anda birçok kişi ile konuşabiliyor? Kaç gözü var ki, herşeyi görebiliyor? Veya kaç kulağı vardır?

    Musa’ya Kutsal Ruhu’nu veriyor ve Musa peygamberliklerde bulunuyor. Yani ‘Tanrı Ağzıyla’ konuşuyor. Yani, o zaman iki tane mi Tanrı oluverdi? Yoksa, Tanrı o zaman ruhsuz mu kalmıştı? Kalmışsa, ölmemişmiydi? Her şeye can veren Ruh değil mi? Bu da yetmezmiş gibi, Musa’nın çok yorulduğunu görünce, ona verdiği Ruh’unun bir kısmını geri aldı ve 70 tane, başka İsrail önderlerine dağıttı. Tanrı Ruhu’nu alan bunlar da, birden Musa gibi peygamberlikte bulundu (Çölde Sayım 11:25). 72 tane Tanrı mı oldu şimdi? Tanrı bu insanların ağızlarını kullanarak konuşuyor! Tanrı Ruhu nasıl bölünür ve her bölüm, her bölünen parça, yine nasıl Tanrı olabiliyor? Bir Tanrı’dan kaç tane Tanrı çıkar?

    Dediğim gibi, okyanusları bardağa sığdırmaya çalışıyoruz. Ama Tanrı, herşeyi kavrayamayacağımızı biliyor ve bu yüzden de iman etmemizi istiyor ve üstelik, insan düşüncesinin kendisine (Tanrı’ya) düşman olduğunu söylüyor. Tanrı’sal konulara düşmanca yaklaşıp, ruhumuzda var olan, Tanrı’nın kendisinin koymuş olduğu bilgiyi bile inkâr ediyor. İncil, “Görülen şeylerin, görünmeyenlerden var edildiğini imanla anlıyoruz” diyor. Einstein, bu yazılandan 2000 yıl sonra geldi ve E=MC karesi formülü ile, bunu doğruladı. Yani görünmeyen enerjinin maddeye dönüşebildiğini ispatladı. Ama 2000 yıl evvelki zavvallıları düşünün. Onlar Atomik Enerji’den ne anlarlardı? İlle de insan kafasının alabileceği mantıkî bir cevap beklerseniz, burda olduğu gibi, 6000 yıl beklemek zorunda kalabilirsiniz. Alternatif ise, Tanrı’nın bizlere hakikî peygamberleri sayesinde bildirmiş olduğu ve defalarca güvenilir olduğunu gördüğümüz Kelâmı’na inanmaktır.

    Kutsal Kitap, ‘Tek Tanrı’dan bahsediyor. Ama bu ‘Tek Tanrı’ hep ‘Üçlü-Birlik’ olarak geçiyor. Bunu kabul etmek lâzım. Kabul etmemek, ‘Akıllılık’ değildir. Tanrı’ya sınırlama getirmedir. İnsanoğlu bile üçlü birliktir. Body, Soul & Spirit’tir (Beden, Benlik, Ruh). “İnsanoğlu sadece bedendir” demek, niye daha akıllılık olsun? Bu görüş, niye daha doğru bir görüş olsun? “Bunlar 3 Tanrı’ya tapıyorlar” diye puan almaya çalışanlara defalarca söyledik. “Tek Tanrı’ya inanıyoruz” dedik. Bir kişinin, bir insanın sadece bedenden veya sadece ruhtan ibaret olduğunu ileri sürmek, bence ruhsal cehalettir. Mükemmel olmayan misaller verebiliriz. Meselâ: Güneş = Fiziki Yapı (beden) + Isı + Işık. Işık, ısı değildir. Isı da, beden değildir. Biri olmasa, diğeri de olmaz ama bu üçü bir bütünü oluşturur. Yine meselâ: Su, Buz, Buhar. Bunlar ayni şeyin, üç farklı ifadesidir. Su buhara, buhar suya dönüşebilir. Birleşebilir, ayrışabilir ama sonunda hep aynidir ve birdir.

    Tanrı’ya imanla yaklaşın. O’na teslim olun. Gerisini O’na bırakın. O tüm yükünüzü alır ve sizi her kötülükten korur. “İman eden kurtulacaktır” diyor Rab. Çok düşünenler değil. Seni yaratana güven. Havuzun derin sularına atla. Havuza, sığ tarafından girme. İman bunu gerektiriyor. Sen artık senin koruyucun değilsin. Tanrındır. Rab bereketlesin.

    #34779
    Anonim
    Pasif

    Evet… Tanrı aşkındır. Her tür sayısallık yaklaşımı varlığının özü hakkında en ufak bir fikir bile veremez aslında. Tanrı mekan gibidir, her yerde vardır ve hiç bir yerde de yoktur, aynı zamanda. Bir toz zerresinde de tüm bütünlüğüyle mevcuttur, tüm Kainat’ta da. Toz zerresindeki varoluş miktarı ise tüm Kainat’taki varoluş miktarı ile aynıdır. Hem vardır, hem de yoktur. Hem çoktur hem de yoktur.

    Hristiyanlık’ta Tanrı birdir deniyorken tüm varlığın çağlama kaynağının bir olduğu ifade edilir… Tanrı’nın özü ifade edilmez. Tanrı’nın özünün sayısallıkla bir alakası yoktur da ondan.

    Üçlük ise Tanrı’nın özünün nesnel değil ilişkisel olduğu ile ilgilidir. Tanrı bir ilişkidir, bir nesne değildir. Özünün ilişki olduğundandır ki ‘Sevgi’dir de zaten (ilişki olmazsa sevgi nasıl olsun). Ve… dolayısıyla Kendisi’nden kaynaklanan tüm varlığın, hatta maddenin bile özünde nesne yoktur, bir ilişkiler bağı vardır. Ve bu ilişkiler bağı bir üçlü prensip üzerine kuruludur. Terazideki gibi. İki kefe ve iki kefenin işlerliğini sağlayan aralarındaki denge noktası. Sağ sol, aşağı yukarı, dişi erkek vs… ve bunların birlikteliğini, ayrılamazlığını, birbirlerine referanslılıklarını sağlayan birlik unsuru.

    Kainat bir nesneler toplamı değildir… Bir çuvaldaki tahıl taneleri gibi değildir. Kainat bir ağ gibidir, içersindeki nesne dediğimiz mevhumlar bu ağdaki düğümlerdir sadece, kendiliklerinden bir varlıkları yoktur. Ağı oluşturan ipllerin sarmalaşıp bir dört yol ağzı oluşturmalarıdır. Ve bu ağın içersinde tüm düğümler birbirlerinin uzantılarıdır. Çokturlar ama aslen birdirler de. Kainat’taki her ‘şey’ bir örgüdeki bir çile gibidir yani. Kendiliğinden otonom bir varlığı yoktur, bir bütünün bir yeri olarak vardır ancak. Başka bir şekilde ifade edilecek olsa, Evren doğası itibarıyla bir ‘cemaat’tir denebilir… bir yabancılık diyarı değildir. Ve yaratıcısı olan Tanrı’nın sevgisel özünü yansıttığındandır cemaat oluşu tabi. Elle kurulu kiliseler de bu elle kurulu olmayan, günah yasasına tabi insanların şuurlarında mitteki Atlantis misali batmış el yapısı olmayan esas kilisenin satha çıkmasına bir ortam oluşsun diye varlardır, işlevleri budur. ‘Kilise’ kelimesinin anlamı ‘çağrı yeri’, ‘birliktelik güzergahı’, ‘cemaat’tir zaten.

    Tabi tüm bu dünyevi olgulardan yola çıkılarak verilen örnekler aciz kalır neticede varlığın temel yapısının anlatılmasında ama… yardımcı olabilir şüphesiz. İnsan imkanlarını zorlar izah edebilmek için ama bir yerden sonrası Tanrı’nın bizzat vahyiyle anlaşılır.

    Rab’bın hepimizin sorularını Kutsal Ruh’unun kalplerimize esişiyle cevaplandırması dileği ile…

2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.