ANASAYFA Forum DİNLER, MEZHEPLER, İNANÇLAR… Bilim Sanat ve Bilim anlayışı.

  • Dieses Thema hat 3 Teilnehmer und 2 Antworten.
Ansicht von 3 Beiträgen - 1 bis 3 (von insgesamt 3)
  • Autor
    Beiträge
  • #27471
    Anonym
    Inaktiv

    ortaya çıkıyor, çünkü hepimizin belli bir yeteneği var. Ama herkes her sanatı öğrenmeye uygun olmasa bile bu, ortak bir enerjinin yeterli göstergesidir, çünkü herhangi bir sanata yeteneği olmayan birini bulmak güçtür. Sadece öğrenmek için değil, her sanatta yeni bir şey bulmak ya da kişinin kendinden önceki birinden öğrendiğini yetkinleştirip düzeltmesi için de enerji ve yetenek hazırdır. Platon’un, böyle bir kavrayışın hatırlamaktan başka bir şey olmadığını yanlış olarak öğretmesine bu yol açmıştır. Bunun başlangıcının insan doğasında doğuştan var olduğunu kabul etmek zorunda olmamızın iyi bir nedeni vardır. Bu kanıt aklın evrensel kavrayışına ve doğası gereği anlayışın insana aşılandığına apaçık tanıklık etmektedir. Bunun yararı o kadar evrenseldir ki, herkes bunun kendisi için, Tanrı’nın özel bir lütfu olduğunu kabul etmelidir. Doğanın Yaratanı, geri zekâlıları yaratırken bize bu lütfu bol bol vermiştir. Bunların aracılığıyla Tanrı, insan canının O’nun ışığıyla bu yeteneklerin aaafini çıkarması gerektiğini belirtmektedir. Bu ışık herkes için o kadar doğaldır ki, kuşkusuz O’nun herkese cömertçe verdiği karşılıksız bir armağandır! Sanatların bulunuşu veya sistematik aktarımı ya da birkaç kişiye özgü olan içsel ve daha yetkin sanat bilgisi ortak bir sezginin yeterli kanıtı değildir. Dinine bağlı olan ve olmayan herkese ayırım gözetmeden bahşedildiği için bu, haklı olarak doğal armağan sayılmaktadır.

    #36628
    Anonym
    Inaktiv
    Doğa Tanrı�nın sanatıdır.��Sir Thomas Browne, hekim, 17. yüzyıl.

    L. Da Vıncı, Rembrandt, van Gogh gibi isimler milyonlarca kişi tarafından bilinmektedir. Yaptıkları tabloların orijinallerinden birini hiç görmemiş olsanız bile, bu adamları büyük sanatçılar olarak tanıyorsunuzdur. Onların sanatı, kendilerini bir anlamda ölümsüzleştirdi.
    Bugün bile, bakan kişinin imgelemini etkileyen gizemli bir gülümsemeyi, etkileyici bir portreyi veya doğadaki güzelliğin bir parçasını onlar tuval üzerinde yakaladılar. Aramızda yüzyıllar olsa da, etkisinde kaldıkları şeylerden biz de etkileniyoruz.

    Sanatçı veya sanat eleştirmeni olmayabiliriz, ama yine de sanatsal mükemmelliği algılayabiliriz. Yapıtına hayranlık duyduğumuz sanatçı gibi, biz de güzelliği görebilme yetisine sahibiz. Renk, biçim, desenler ve ışığa karşı duyarlılığımızı olağan bir şey olarak görsek de, bu yaşamımızın bir kısmıdır. Kuşkusuz evimizi, göze hitap eden eşya veya resimlerle süslemek isteriz. Zevkler değişik olmakla birlikte, güzelliğe karşı bu duyarlılık insanların çoğunda bulunan bir armağandır. Ayrıca, bizleri Yaratıcımıza yaklaştırabilen bir armağandır.
    Güzellik Armağanını düşünün…Güzelliği görebilme yetisi insanları hayvanlardan ayıran birçok özellikten biridir. Summa Artis�Historia General del Arte adlı esere göre �insan, estetik yeteneği olan hayvan olarak tanımlanabilir.� Hayvanlardan farklı olduğumuz için, doğaya farklı bir açıdan bakıyoruz. Bir köpek güzel bir günbatımını takdir eder mi?

    Bizi kim böyle yarattı? Kutsal Kitabın açıkladığı gibi, �Allah insanı kendi suretinde yarattı, onu Allahın suretinde yarattı.� (Tekvin 1:27) Burada söylenmek istenen şey, ilk ana-babamızın sima olarak Tanrı�ya benzedikleri değildir. Aslında, Tanrı onları Kendisinde bulunan niteliklerle donatmıştır. Bunlardan biri, güzelliği takdir edebilme yetisidir.
    İnsan beyni, güzelliği akıl almaz bir süreç sonucunda algılar. İlk olarak, duyularımız dikkatimizi çeken sesler, kokular, renkler ve nesne biçimleri hakkındaki bilgiyi beynimize iletir. Oysa güzellik, sadece etrafımızda olup bitenleri bildiren elektrokimyasal tepilerin toplamından çok daha fazlasını kapsar. Bir ağacı, çiçeği ya da kuşu, bir hayvanın gördüğü gibi görmüyoruz. Bu nesneler bize doğrudan pratik bir yarar sağlayamasa da, onlardan zevk alıyoruz. Beynimiz onların estetik değerinin farkına varmamızı mümkün kılıyor. Bu yeti, duygularımızı etkileyip yaşamımızı zenginleştirir.

    Birçok kişi için, güzelliği görebilme yetisi, zekâ sahibi yaratıkların Kendi sanatından zevk almalarını isteyen sevgi dolu bir Yaratıcı�nın varlığına açıkça işaret ediyor. Güzelliği görebilme yetimizi sevgi dolu bir Yaratıcı�ya atfetmek ne kadar mantıklı ve doyurucudur. Kutsal Kitabın açıkladığı gibi, �Allah sevgidir� ve sevginin özü paylaşmaktır. (I.*Yuhanna 4:8; Resullerin İşleri 20:35) yaratıcı sanatını bizimle paylaşmaktan sevinç duydu. Başyapıt niteliğindeki bir müzik parçası hiçbir zaman dinlenmeseydi veya muhteşem bir resim hiçbir zaman görülmeseydi, güzellikleri kaybolurdu. Sanat paylaşmak ve zevk almak üzere yaratılıyor; izleyiciler olmadan anlamsız olurdu. Evet, Tanrı güzel şeyleri bir amaca yönelik yarattı�paylaşmak ve zevk almak üzere. Üstelik, ilk ana-babamızın yuvası, �zevk� anlamına gelen Aden isimli geniş bir cennet parkıydı. Tanrı yalnızca yeryüzünü sanat eserleriyle doldurmakla kalmayıp insanlığa bunu fark edip takdir etme yeteneğini de verdi. Ayrıca, bakılacak ne kadar çok güzellik var! bazen doğa, ilginç ve verimli bir evren üretmek için sanki özel bir çaba gösteriyormuş gibi görünüyor. tanrı, bizi evreni inceleyip ondan zevk alma yetisiyle yaratmak için �özel bir çaba� gösterdiğinden bu evreni ilginç ve verimli buluyoruz.

    Doğal güzelliğin kabul görmesinin ve onu taklit etme arzusunun, mağara sanatçılarından İzlenimcilere kadar bütün kültürlerde görülmesine şaşmamak gerek. Binlerce yıl önce, kuzey İspanya�da yaşayan insanlar Altamira mağaralarında (Cantabria) canlı hayvan portreleri çizdiler. Yüz yılı aşkın bir süre önce, İzlenimci ressamlar atölyelerinden çıkıp bir çiçek tarlasındaki renk parıltılarını veya suyun üzerindeki değişen ışık desenlerini yakalamaya çalıştılar. Küçük çocuklar bile güzel şeyleri gayet net biçimde fark edebiliyorlar. Dahası, onların çoğu, kendilerine kâğıt kalem verilirse, hayal güçlerini ele geçiren her şeyi çizmeyi severler.

    Bugün, birçok yetişkin kendilerini etkileyen güzel bir görüntüyü anımsamak için fotoğraf çekmeyi yeğler. Üstelik fotoğraf makinesi olmadan da, zihnimiz belki de onlarca yıl önce gördüğümüz güzel görüntüleri anımsayabilir. Açıkça görüldüğü gibi, Tanrı bizi, enfes şekilde bezediği yeryüzü yuvamızdan zevk alma yetisiyle yarattı. (Mezmur 115:16) Oysa, Tanrı�nın bize güzelliği görebilme yetisini vermesinin bir başka nedeni daha var.

    �Onun Nitelikleri Açıkça Görülüyor�

    Doğadaki sanatsal ustalığa duyduğumuz takdiri derinleştirmek, eserlerini her tarafta gördüğümüz Yaratıcımızı tanımamıza yardım edebilir. Bir keresinde İsa takipçilerine, Galile�nin her tarafında yetişen kır çiçeklerine yakından bakmalarını söyledi. Şöyle dedi: �Kır zambaklarının nasıl büyüdüklerine iyi bakın; ne çalışırlar, ne de iplik eğirirler; size derim: Süleyman bile, bütün izzetinde bunlardan biri gibi giyinmiş değildi.� (Matta 6:28,*29) Önemsiz bir kır çiçeğinin güzelliği, bize Tanrı�nın insan ailesinin gereksinimleri konusunda duyarsız olmadığını hatırlatabilir.

    Ayrıca, İsa bir insanın �meyvaları�na, yani işlerine göre değerlendirilebileceğini söylemişti. (Matta 7:16-20) O halde, Tanrı�nın yarattığı eserlerin bize O�nun kişiliği hakkında bilgi vermesini beklemek akla yakındır. �Dünyanın yaratılışından beri açıkça görülebilen niteliklerinden� bazıları nelerdir?�Romalılar 1:20. Mezmur yazarı şöyle haykırdı: �Ya RAB, işlerin ne çoktur! Onların hepsini hikmetle yaptın.� (Mezmur 104:24) Tanrı�nın hikmeti, yerin bitki örtüsü ve hayvanları için kullandığı renklerden bile ayırt edilebilir. Renk, ruha ve gözlere çok zevk veriyor. Göze ve ruha hoş gelen uyumlu ve karşıt renkler her yerde var. Bununla birlikte, hikmetli tasarımın çarpıcı bir kanıtı olan yanardöner�parlak gökkuşağı�renklerinin yarattığı efektler belki de en göz alıcı olanlardır.

    stripe-tailed-hummingbird-07E119.jpg

    Yanardöner renkler özellikle kolibrilerde görülebilir. Tüylerini o kadar parıltılı kılan nedir? Eşsiz üst tüylerinin üçte biri güneş ışığını ayrı ayrı gökkuşağı renklerine kırar; tıpkı bir prizmanın yaptığı gibi. Kolibriler için sıkça kullanılan, yakut, safir ve zümrüt gibi isimler bu mücevhere benzer kuşları süsleyen parlak kırmızı, mavi ve yeşil renkleri tarif eder. Hummingbirds isimli kitabında, Sara Godwin şöyle soruyor: �Bu zarif yaratıkların muhteşem sevimlilikleri bir amaca hizmet eder mi?� Şöyle yanıtlıyor: �Bilimin saptadığı kadarıyla, izleyenin gözünü kamaştırmaktan başka, yeryüzünde hiçbir amacı yoktur.� Kuşkusuz, hiçbir sanatçı asla böyle renkler kullanmamıştır!

    Tanrı�nın eserlerindeki çeşitlilik hemen göze çarpan bir olgudur. Bitkilerin, kuşların, hayvanların ve böceklerin çeşitliliği şaşırtıcıdır. Sadece on dönümlük tropikal bir orman 300 değişik ağaç türü ve 41.000 böcek türü içerebilir; üç kilometrekarelik bir alan 1.500 tür kelebek barındırabilir; ve bir tek ağaç 150 tür böceğin meskeni olabilir! Aynı zamanda, nasıl ki birbirine tam benzeyen iki kişi yoksa, aynı şey meşe ağaçları veya kaplanlar hakkında da söylenebilir. Sanatçılar arasında önem verilen bir nitelik olan özgünlük doğanın ayrılmaz bir parçasıdır.
    Doğal olarak, doğadaki sanatın yalnızca birkaç yönü üzerinde kısaca durduk. Onu daha yakından izlemekle, Tanrı�nın kişiliğinin daha birçok özelliğinin farkına varabiliriz.

    esenlikle

    #36806
    klaus
    Verwalter

    Ïğèâåò! èíòåğíåò ìàãàçèí ñóìîê îò ïğîèçâîäèòåëÿ ñóìêè áèğêèí èíòåğíåò ìàãàçèí ëåòíÿÿ ñïîğòèâíàÿ îáóâü èíòåğíåò ìàãàçèí èíòåğíåò ìàãàçèí ÿğêîé îáóâè gabor îáóâü èíòåğíåò ìàãàçèí furla êîïèè ñóìêè èíòåğíåò ìàãàçèí îáóâü òàøè îğòî èíòåğíåò ìàãàçèíû èíòåğíåò ìàãàçèí èòàëüÿíñêîé îáóâè ñêèäêè îáóâü êóïèòü rieker èíòåğíåò ìàãàçèí ñóìêè áğåíäîâûå ïîääåëêè èíòåğíåò ìàãàçèí ñóìêè kipling èíòåğíåò ìàãàçèí îáóâü áîëüøèõ ğàçìåğîâ èíòåğíåò ìàãàçèí ñóìêè èç òêàíè èíòåğíåò ìàãàçèí ìàãàçèí èíòåğíåò äåòñêèõ òîâàğîâ îáóâü ñâàäåáíûå ñàïîãè èíòåğíåò ìàãàçèí îáóâü êóïèòü èíòåğíåò ìàãàçèí ìóæñêàÿ ñóìêè æåíñêèå èíòåğíåò ìàãàçèí ìîñêâà îáóâü èç òóğöèè èíòåğíåò ìàãàçèí ìîëîäåæíûå ñóìêè ìóæñêèå èíòåğíåò ìàãàçèí áàãàæíûå ñóìêè èíòåğíåò ìàãàçèí òóìáà äëÿ îáóâè èíòåğíåò ìàãàçèí íåìåöêàÿ æåíñêàÿ îáóâü èíòåğíåò ìàãàçèí íàéê èíòåğíåò ìàãàçèí åêàòåğèíáóğã ñàïîãè çàìøåâûå èíòåğíåò ìàãàçèí èíòåğíåò ìàãàçèí ñìîëåíñê îáóâü êàïèêà äåòñêàÿ îáóâü èíòåğíåò ìàãàçèí äèñêîíò èíòåğíåò ìàãàçèí ñóìêè îáóâü äëÿ äåâî÷åê èíòåğíåò ìàãàçèí ğåïëèêè îáóâè èíòåğíåò ìàãàçèí îáóâü rieker èíòåğíåò ìàãàçèí äåòñêàÿ îáóâü èíòåğíåò ìàãàçèí òîïîòàì èíòåğíåò ìàãàçèí ñïîğòèâíîé îáóâè reebok èíòåğíåò ìàãàçèí ñóìîê õàğüêîâ êåäû íàéê èíòåğíåò ìàãàçèí èíòåğíåò ìàãàçèí ôóòáîëüíîé îáóâè èíòåğíåò ìàãàçèí ñóìîê äëÿ íîóòáóêîâ ãó÷÷è ñóìêè èíòåğíåò ìàãàçèí îáóâü sahab èíòåğíåò ìàãàçèí ïåğâûé èíòåğíåò ìàãàçèí îáóâè îáóâü äëÿ ñîáàê èíòåğíåò ìàãàçèí îáóâü lacoste èíòåğíåò ìàãàçèí çàğóáåæíûé èíòåğíåò ìàãàçèí îáóâè æåíñêèå ñóìêè èíòåğíåò ìàãàçèí èòàëèÿ èíòåğíåò ìàãàçèí àäèäàñ íàéê èíòåğíåò ìàãàçèí îáóâè êëàñíî ñóìêè êàğëî ïàçîëèíè èíòåğíåò ìàãàçèí minimen äåòñêàÿ îáóâü èíòåğíåò ìàãàçèí

    èíòåğíåò ìàãàçèí îáóâè şíè÷åë
    îíëàéí èíòåğíåò ìàãàçèí îáóâè
    îáóâü èíòåğíåò ìàãàçèí ğîññèÿ
    èíòåğíåò ìàãàçèí îáóâè ua
    èíòåğíåò ìàãàçèí îáóâè â ìèíñêå

    îáóâü èíòåğíåò ìàãàçèí ïğàäà
    èíòåğíåò ìàãàçèí îáóâè â áåëàğóñè
    ñóìêè íà êîëåñàõ èíòåğíåò ìàãàçèí
    îáóâü louboutin èíòåğíåò ìàãàçèí
    èíòåğíåò ìàãàçèí ñóìîê óôà

Ansicht von 3 Beiträgen - 1 bis 3 (von insgesamt 3)
  • Du musst angemeldet sein, um auf dieses Thema antworten zu können.