ANASAYFA Forum DİNLER, MEZHEPLER, İNANÇLAR… Roma Katolikliği Protestanlarla Katolikler Arasindaki 10 Fark

  • This topic has 2 izleyen and 1 yanıt.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #24049
    klaus
    Yönetici

    Katolikler gerçekten de Hıristiyan mı? Katolik teolojisi Kutsal Yazılarla uyuşuyor mu? Katolik doktrini, Kutsal Yazılar’a göre tutarlı bir öğreti değildir. İşte, bu sebeple Kutsal Kitap’la uyuşmaz. Bu çalışmamızda Katolik öğretisiyle Kutsal Kitap öğretisi arasındaki on farka değinerek aradaki uçurumu göstereceğim. Eğer Katoliklik Kutsal Kitap’tan değilse, o zaman gerçek Hıristiyanlığı da temsil edemez.

    15 Ağustos 2000 yılında Türkiye Episkoposlar Konferansı adına, Mgr. Louis Pelatre tarafından onaylanan ve Dominik Pamir’in Fransızca’dan Türkçe’ye “Katolik Kilisesi’nin Din ve Ahlak İlkeleri” olarak çevirmiş olduğu Katolik Kateşizmi’nden alıntılar yapacağım. Aynı zamanda, Roma Katolik Kilisesi’nin resmi öğretileri olarak kabul edilen bu kitabı Kutsal Kitap öğretileriyle karşılaştıracağım. Ayrıca Fransızca’dan Türkçe’ye çevrilmiş olan bu çevirideki bir çok ayrıntı, aynı çevirinin 1994’te ABD basılmış olan İngilizce Katolik Kateşizmi’yle uyuşmamaktadır.

    1. Meryem:Ortak-Arabulucu ve Göklerin Kraliçesi

    Katolik Görüşü:

    “Onun içindir ki, Meryem Ana’ya (kutsal Bakire) Kilise’de avukat, yardımcı, yardıma koşan, arabuluculuk yapan diyorlar.” Sayfa 245, #969.

    “Tanrı tarafından ilk günahın (orijinal günah) her türlü zararından muaf tutulan lekesiz Bakire, yeryüzündeki yaşamını tamamladıktan sonra, günahı ve ölümü yenen Rablerin Rabbi Oğluna daha uygun olabilmek için ruhu ve bedeniyle göğe çıkarıldı, Rab tarafından evrenin Kraliçesi olarak yüceltildi.” sayfa 244, # 966

    Kutsal Kitap Görüşü:

    Avukat-Savunucu

    “Kim suglu çıkaracak? Ölmüş, üstelik dirilmiş olan Mesih İsa, Tanrı'nın sağındadır ve bizim için aracılık(savunuculuk) etmektedir.” (Romalılar 8:34; ayrıca İbraniler 7:25)

    “Yavrularım, bunları size günah işlemeyesiniz diye yazıyorum. Ama içimizden biri günah işlerse, adil olan İsa Mesih bizi Baba'nın önünde savunur' ( Yuhanna 2:1 ).

    Aracı

    “Çünkü tek Tanrı ve Tanrı'yla insanlar arasında tek aracı vardır. O da insan olan ve kendisini herkes için fidye olarak sunmuş bulunan Mesih İsa'dır.(1 Timoteus 2:5).

    “Bu nedenle, çağrılmış olanların vaat edilen sonsuz mirası almaları için Mesih yeni antlaşmanın aracısı oldu. Kendisi onları ilk antlaşma zamanında işledikleri suçlardan kurtarmak için fidye olarak öldü” (İbraniler 9:15 ).
    .
    Yardımcı

    “İşte Tanrı benim yardımcımdır, Tek desteğim Rab'dir” (Mezmur 54:4).

    “Ben de Baba'dan dileyeceğim. O sonsuza dek sizinle birlikte olsun diye size başka bir Yardımcı, Gerçeğin Ruhu'nu verecek. Çünkü O aranızda yaşıyor ve içinizde olacaktır” (Yuhanna 14:16-17 ).

    Göklerin Kraliçesi

    “Çocuklar odun topluyor, babalar ateş yakıyor, kadınlar Gök Kraliçesi'ne pide pişirmek için hamur yoğuruyor. Beni öfkelendirmek için başka ilahlara dökmelik sunular sunuyorlar.” Yeremya 7:18

    “Tersine, yapacağımızı söylediğimiz her şeyi kesinlikle yapacağız: Gök Kraliçesi'ne buhur yakacak, atalarımızın, krallarımızın, önderlerimizin ve kendimizin Yahuda kentlerinde, Yeruşalim sokaklarında yaptığımız gibi ona dökmelik sunular dökeceğiz. O zamanlar bol yiyeceğimiz vardı, her işimiz yolundaydı, sıkıntı çekmiyorduk' (Yeremya 44:17).

    Gözlemler:

    Katolikler’in Meryem’e vermiş oldukları bazı ünvanlar sadece ve yalnızca Tanrı’ya aittir. Kutsal Kitap insanlar için sadece ve yalnızca tek aracı olduğunu söylüyor. Bu aracı da Mesih İsadır(Solus Christus). Kutsal Kitap’taki bu gerçeklere rağmen, Romalı Katolikler ikinci bir kişiyi aracılık görevine yükselterek Kutsal Yazılar’ı yalanlamış ve aksini söylemiş oluyorlar.

    Katolikler, İsa Mesih’in annesine putperestlerin tanrıçası olan “Göklerin Kraliçesi” ünvanını veriyorlar. Tanrı, “Göklerin Kraliçesi” ünvanından tiksiniyor, çünkü Tanrı’nın yanında oturan ve O’nunla birlikte evrene hükmeden bir kraliçe söz konusu bile değil. İsa Mesih tektir. “Çünkü Kuzu, rablerin Rabbi, kralların Kralı'dır” (Vahiy 17:14, 19:16).

    Katolikler’in Meryem’e gösterdikleri ilahi saygı Kutsal Yazılar’a hem yabancıdır, hem de bu davranış biçimi Kutsal Yazılar tarafından lanetlenmiştir. Rabbimiz İsa Mesih’in, annesi Meryem’le ilgili özel yorumlara veya durumlara vermiş olduğu cevaba bakınız:

    “İsa'nın annesiyle kardeşleri O'na geldiler, ama kalabalıktan ötürü kendisine yaklaşamadılar. İsa'ya, “Annenle kardeşlerin dışarıda duruyor, seni görmek istiyorlar” diye haber verildi. İsa haberi getirenlere şöyle karşılık verdi: “Annemle kardeşlerim, Tanrı'nın sözünü duyup yerine getirenlerdir' (Luka 8:19-21).

    İsa bu sözleri söylerken kalabalığın içinden bir kadın O'na, “Ne mutlu seni taşımış olan rahme, emzirmiş olan memelere!” diye seslendi. İsa, “Daha doğrusu, ne mutlu Tanrı'nın sözünü dinleyip uygulayanlara!” dedi' (Luka 11:27-28).

    2. Meryem’in Tamamen Günahsız Doğması ve Bedensel Olarak Göğe Alınması

    Katolik Görüşü:

    “…Tanrı’nın lütfu sayesinde Meryem ömrü boyunca her türlü kişisel günahtan uzak kaldı.” Sayfa130, #493

    “Tanrı Havva’nın soyundan gelen Bakire Meryem’i Oğlu’nun annesi olarak seçti. O “Lütufla dolu”dur, “Kurtarıcılığın en kusursuz meyvesidir”: Döllenmiş olduğu andan itibaren ilk günahın lekesinden muaf tutulmuş ve ömrü boyunca kişisel bir günah işlememiştir.” Sayfa 133, # 508

    “…Lekesiz Bakire…Oğluna daha uygun olabilmek için ruhu ve bedeniyle göğe çıkarıldı, Rab tarafından evrenin Kraliçesi olarak yüceltildi.” sayfa 244, # 966

    Kutsal Kitap Görüşü:

    “Çünkü herkes günah işledi ve Tanrı'nın yüceliğinden yoksun kaldı' ( Romalılar 3:23).

    “Yazılmış olduğu gibi: “Doğru kimse yok, tek kişi bile yok' (Romalılar 3:10).

    “Her yaşayan can benimdir. Babanın canı da, çocuğun canı da benimdir. Ölecek olan, günah işleyen candır' (Hezekiel 18:4 ).

    (Meryem Konuşuyor): “…Ruhum, Kurtarıcım Tanrı sayesinde sevinçle coşar..” (Luka 1:47).

    Not: Meryem günahsız olsaydı, bir kurtarıcıya ihtiyacı olmazdı.

    Gözlemler:

    Vatikan, Meryem’in günahsız bir şekilde doğmuş olduğu reklamını yapıyor. Meryem’in günahsız olarak doğduğunu ve günahsız olarak yaşadığını iddia ediyorlar. Meryem günahsız olarak yaşadığından, bedensel olarak da ölemeyeceğini ileri sürüp, Meryem’in bedensel ve ruhsal olarak göklere alındığını söylüyorlar.

    Fakat Kutsal Kitap çok açık bir şekilde bu öğretiyi reddediyor ve Rab İsa Mesih’ten başka hiç kimsenin günahsız olarak doğmadığını söylüyor. Aynı zamanda, Kutsal Kitap günahkarların ölmek zorunda olduğunu söylüyor. Günahkarlar ölmek zorundadırlar ve bu durum Meryem için de geçerlidir. O halde Meryem’in bedensel ve ruhsal olarak ölmemiş olduğunu ve göğe alınmış olduğunu söylemek yanlıştır ve putperestliktir.

    Bazı Katolik teologlar, herkesin tamamen günahkar olmadıklarını kanıtlayabilmek için ilginç açıklamalarda bulunuyorlar. Herkesin günahkar olduğunu, fakat yine de bu duruma bazı istisnaların olduğunu ileri sürerek ölü doğmuş ve kürtaj edilmiş bebekleri bu duruma örnek olarak gösteriyorlar. Ölü olarak doğmuş veya kürtajla öldürülmüş olan bebeklerin günahsızlığını iddia ederek Meryem hakkında ileri sürdükleri günahsızlık (istisna olarak) iddiasını savunmaya çalışıyorlar.

    Ne yazık ki, Kutsal Kitap hiçbir istisnaya yer vermiyor. “Mesih’in dışında herkes günahlıdır” ifadesi herkesi kapsamaktadır. Bu kavram, ölü olarak doğmuş veya kürtajla öldürülmüş olan bebekleri de kapsar.

    “Nitekim suç içinde doğdum ben, Günah içinde annem bana hamile kaldı” ( Mezmur 51:5 ).

    Bebekler günah içerisinde doğmuşlardır ve bilinçli bir şekilde itaatsizlik edene kadar bu günahtan sorumlu tutulmazlar. Ama herkes orijinal günahtan dolayı yargılanacaktır. Bebekken ölmüş olanlar bile günahlı benliklerinden dolayı yargılanacaklar. Zaten ölmüş olmaları bile günahlı olduklarını gösterir, çünkü günahın ücreti ölümdür. Mezmur 51:5 herkesin günahkar bir doğayla doğmuş olduğunu gösteriyor. İşte bu nedenle doğruluk yerine günahı seçmemiz doğaldır. Bu öğretiye orijinal günah öğretisi diyoruz. Herkes Adem’in günahından dolayı günahkar sayılmıştır (Romalılar 5:12).

    Katolik Kilisesi de bebeklerin günahkar bir doğayla doğmuş olduklarını öğretir. İşte bu nedenle, temizlenebilmeleri için vaftiz olmaları gerektiğini öğretir. (Bkz. Katolik Kilisesi’nin Din ve Ahlak İlkeleri, Vaftiz Maddesi)

    Meryem’in günahsızlığını açıklamaya çalışan başka bir Katolik yaklaşımı da Luka 1:28’i ve Luka 1:48’i kullanmaya çalışır:

    “Ve melek içeri girerek, ona şöyle dedi: Selam, Lütufla Dolu Olan, Rab seninledir: sen kadınlar arasında en bereketli olansın… Ve yüksek bir sesle yakararak şöyle dedi: Kadınlar arasında en bereketli olan sensin ve senin rahmindeki meyve bereketlidir.” Douay-Reims Çevirisi (Katolik öğretisine uyarlanmış İncil çevirisi).

    “Lütufla dolu” kavramı, Grekçe “kekaritomene” kelimesinden gelir. Bu kelimenin kökeni “lütfedilen”, “lütfa eren” anlamına gelen “karito” kelimesidir. Katolikler’in çevirisine göre Meryem’in lütufla dolu olması, Meryem’in günahsızlığının göstergesidir. Aynı şekilde, “bereketli” olarak çevrilen “eulogeo” kelimesi hem Meryem için, hem de Mesih için kullanıldığından, Katolikler Meryem’in günahsızlığını ileri sürerler. Meryem’i, günahsız olan oğlu İsa Mesih’e denk tuttuklarından Meryem’i günahsız saymaktadırlar.

    Eğer bu iddialar doğruysa, tüm Hıristiyanlar da günahsızdır, çünkü onlar da lütufla dolu olarak bereketlenmiştir:

    “Öyle ki, sevgili Oğlu'nda bize bağışladığı yüce lütfu övülsün' (Efesliler 1:6).

    “O zaman Kral, sağındaki kişilere, ‘Sizler, Babam'ın kutsadıkları (bereketledikleri- eulogeo), gelin!' diyecek. ‘Dünya kurulduğundan beri sizin için hazırlanmış olan egemenliği miras alın!” (Matta 25:34).

    Meryem’in günahsız doğumuyla ilgili Kutsal Kitap’tan bir destek bulmak kesinlikle olanaksızdır.

    Katolikler, Meryem’in ölmeden bedensel olarak göğe alınmış olduğunu savunmak için Vahiy 12:1-6’yı kanıt olarak göstermektedirler:

    “Gökte olağanüstü bir belirti, güneşe sarınmış bir kadın göründü. Ay ayaklarının altındaydı, başında on iki yıldızdan oluşan bir taç vardı. Kadın gebeydi. Doğum sancıları içinde kıvranıyor, feryat ediyordu. Ardından gökte başka bir belirti göründü: Yedi başlı, on boynuzlu, kızıl renkli büyük bir ejderhaydı bu. Yedi başında yedi taç vardı. Kuyruğuyla gökteki yıldızların üçte birini sürükleyip yeryüzüne attı. Sonra doğum yapmak üzere olan kadının önünde durdu; kadın doğurur doğurmaz ejderha çocuğu yutacaktı. Kadın bir oğul, bütün ulusları demir çomakla güdecek bir erkek çocuk doğurdu. Çocuk hemen alınıp Tanrı'ya, Tanrı'nın tahtına götürüldü. Kadınsa çöle kaçtı. Orada bin iki yüz altmış gün beslenmesi için Tanrı tarafından hazırlanmış bir yeri vardı.”

    Buradaki çocuğun Mesih olduğu açık gibi görünüyor (Vahiy 19:15; Mezmur 2:9). Bu gerçekten yola çıkan Katolikler, kendi doktrinlerini desteklemek için, burada göksel görkemle giyinmiş kadının Meryem olduğu sonucuna varıyorlar.

    Buradaki ayetleri dikkatlice incelediğimizde, Katolikleri’nin yorumunun yanlış olduğunu görüyoruz. Ne yazık ki, yaptıkları yorum Kutsal Yazılar temel alınarak değil, Katolik gelenekleri ve bu geleneklerden ortaya çıkan ön yargılar temel alınarak yapılmıştır. Bu ayetleri dikkatli bir şekilde incelediğimizde Kutsal Yazılar’ın buradaki kadının Meryem olduğu fikrini çürüttüğünü görüyoruz. Kutsal Kitap’a göre bu ayetlerde bahsedilen kadın İsraildir:

    “Yusuf bir düş daha görüp kardeşlerine anlattı. “Dinleyin, bir düş daha gördüm” dedi, “Güneş, ay ve on bir yıldız önümde eğildiler.” Yusuf babasıyla kardeşlerine bu düşü anlatınca, babası onu azarladı: “Ne biçim düş bu?” dedi, “Ben, annen, kardeşlerin gelip önünde yere mi eğileceğiz yani?” (Yaratılış 37:9-10).
    (Not: Yusuf’un on iki değil de, on bir yıldız görmüş olmasının sebebi on ikinci yıldızın kendisi olduğundan dolayıdır. On bir yıldız, on ikinci yıldız olan Yusuf’un önünde eğildiler.)

    “Doğum vakti yaklaşan gebe kadın Çektiği sancıdan ötürü nasıl kıvranır, feryat ederse, Senin önünde biz de öyle olduk, ya RAB. Gebe kaldık, kıvrandık, Rüzgardan başka bir şey doğurmadık sanki. Ne dünyaya kurtuluş sağlayabildik, Ne de dünyada yaşayanları yaşama kavuşturabildik.” (Yeşaya 26:17-18 (bkz. Hoşea 2:1-23).

    Kadının İsrail olduğunu kanıtlamak için son olarak Vahiy 12:6’ya bakalım:

    “Kadınsa çöle kaçtı. Orada bin iki yüz altmış gün beslenmesi için Tanrı tarafından hazırlanmış bir yeri vardı.”

    Rabbimiz İsa Mesih’in Yahudi izleyicilerine söylemiş olduğu şu sözlere dikkat edelim ve bu sözleri yukarıdaki sözlerle karşılaştıralım:

    “Peygamber Daniel’in sözünü ettiği yıkıcı iğrenç şeyin kutsal yerde dikildiğini gördüğünüz zaman -okuyan anlasın- Yahudiye’de bulunanlar dağlara kaçsın' (Matta 24:15-16).

    Bu ayetlerden de anladığımız gibi, Meryem hiçbir zaman Şeytan’dan kaçarak çöle, dağlara sığınmamıştır (orijinal metinde Şeytan’dan “Ejderha” diye bahsedilmektedir). Son zamanlarda Mesih karşıtı gelip zulümlere başladığında Yahudiler’in başına gelecek olan budur (Sadece ve yalnızca Kutsal Yazılar’a önem veren anlasın!-okuyan anlasın-).

    (Not: Bazıları bu ayeti Roma Ordusu’nun İ.S. 70 yılında Yeruşalim’e gelip Tapınağı yıkması olarak görüyor; Yahudilikten Hıristiyanlığa geçmiş olan birçok kişi Galile Denizi’nin yakınlarındaki küçük bir kasaba olan Pella’ya kaçmışlardır.)

    Ayrıca, The New Catholic Encyclopedia (Yeni Katolik Ansiklopedisi- Basım: 1967, Cilt 7, Sayfa: 378-281) adlı Katolik ansiklopedisi, yapmış olduğu açıklamalarla Meryem’in günahsız doğmuş olduğu öğretisinin Kutsal Yazılar’a dayanmadığını itiraf ediyor:

    “…Meryem’in günahsız doğumu Kutsal Yazılar’da öğretilmemektedir… İlk Kilise Babaları Meryem’in her Hıristiyan gibi kutsal olduğuna inanıyorlardı, ama Meryem’i günahsız saymıyorlardı… Bu inancın tam olarak ne zaman ortaya çıkmış olduğu hakkında tam bir tarih vermek mümkün değil, fakat Meryem’in günahsızlığı inancı 8. ve 9. yüzyılda öğretilmeye ve savunulmaya başlanmıştır… [1854’te Papa 9. Pius bu doktrini tanımlamıştır] ‘En Bereketli Bakire Meryem anne rahminde döllendiği andan itibaren orijinal günahın lekesinden korunmuş ve günahtan etkilenmemiştir.’”

    Oxford Üniversitesi’nde kilise tarihi profesörü olan J.N.D. Kelly’ye göre Ireneaus, Tertulyan ve Origen gibi Kilise Babaları Meryem’in günah işlediğine ve hatta Mesih’ten şüphe bile duymuş olduğuna inanmışlardır. (Early Christian Doctrines, İlk Hıristiyan Doktrinleri, sayfa 493)

    Ünlü Katolik teologlarından Ludwig Ott bile şu itirafta bulunuyor: “Kilise’nin ne Grek Babaları, ne de Latin Babaları Meryem’in “Günahsız Olarak Doğmuş” olduğu öğretisini benimser. Hatta bu öğretiye karşı çıkmışlardır. Onlara göre Meryem herkes gibi günahlıydı.” (Ludwig Ott, Fundamentals of Catholic Dogma,- Katolik Öğretisinin Temelleri- Basım:1960, sayfa 201)

    Meryem’in “Günahsız Olarak Doğmuş” olduğu öğretisine karşı çıkan kilise babalarının listesi oldukça kabarıktır: Agustin, Chrysostom, Eusebius, Ambrose, Anselm, Thomas Aquinas, Bonaventure, Kardinal Cajetan ve Papa Büyük Gregory ve Papa 3. Innocent. (Papalar arasında görüş ayrılığına dikkat edin!).

    Ludwig Ott ayrıca şu konunun altını da çiziyor: “Meryem’in ölmeden bedensel olarak göğe alınmış olduğu fikri ilk olarak beşinci/altıncı yüzyıllarda yazılmış olan “Transitus Söylevleri’nde” ortaya atılmıştır. Gerçek olduğu şüpheli, hatta uydurmalarla dolu bir yazı olma ihtimali olan bu söylevler, o zamanlarda imanlılara teşvik olmak maksadıyla yazılmıştır. Bu söylevlerin amacı, gerçekleri anlatmak değil, imanı güçlendirmek olduğundan bir çok efsanevi konudan sanki gerçekmiş gibi söz etmektedir.” (Ludwig Ott, Fundamentals of Catholic Dogma,- Katolik Öğretisinin Temelleri- Basım:1960, sayfa 209-210)

    Bu “Transitus Söylevleri”(transitus narrative) Anadolu’nun Dede Korkut hikayelerine ve Ergenekon Destanı’na benzemektedir. Transitus söylevleri ortaya çıktığı sıralarda Roma’nın Papası olan Gelasius bu söylevleri lanetlemiştir!

    Katolik ilahiyatçı Ludwig Ott’a göre, her Katolik ilahiyatçı Meryem’in ölmeden göğe alınmış olduğuna inanmaz ve Meryem’in de diğer ölümlüler gibi “geçici olarak öldüğünü” ileri sürerler. (Ludwig Ott, Fundamentals of Catholic Dogma,- Katolik Öğretisinin Temelleri- 1960, sayfa.207).

    Aslında, Meryem’in ölmeden bedensel olarak göğe alınmış olduğu doktrini 1950 yılında Papa XII. Pius tarafından resmen Roma Katolik Kilisesi’nin öğretisi olarak kabul edilmiştir. Bu öğreti 1950’de önce resmi Katolik öğretisi değildi. Mesih’ten sonra neredeyse yirmi yüzyıl geçtikten sonra böyle bir karar almayı gerekli görmüşlerdir!

    3- Daimi Bakire

    İsa Mesih’in doğumundan sonra Meryem’in bakire olarak kaldığı doktrini Kutsal Kitap’ta öğretilmemektedir. Matta 1:25’te şunu okuyoruz: “Ama oğlunu doğuruncaya dek Yusuf ona dokunmadı. Doğan çocuğun adını İsa koydu.”

    Burada kullanılan “dek, kadar” kelimesi için kullanılmış olan Grekçe kelime “eos ou” keşimesidir. “Eos ou” kelimesi burada kullanılan temel fiilin sona erdiğinin ve durumun değişip artık farklı bir durumun ortaya çıkmış olduğunun göstergesidir.

    İncil’den iki örnek, bu durumu çok daha açık bir şekilde anlamamızı sağlayacaktır:

    “Dağdan inerlerken İsa onlara, “İnsanoğlu ölümden dirilmeden (dirilene kadar-eos ou) gördüklerinizi kimseye söylemeyin” diye buyurdu' (Mt. 17:9 ).

    Rab, görünümünün değişmiş olduğunu kimseye anlatmamaları konusunda Petrus’u, Yakup’u ve Yuhanna’yı uyarmıştı(ayet 1-8). Fakat, Mesih dirilip göğe alındıktan sonra, kime isterlerse söyleyebilirlerdi. (bkz. 2 Petrus 1:16-18).

    “Ben de Babam'ın vaat ettiğini size göndereceğim. Ama siz, yücelerden gelecek güçle kuşanıncaya dek(eos ou) kentte kalın.” Luka 24:49

    Tanrı’nın vaat etmiş olduğu Kutsal Ruh’u aldıktan sonra İsa’nın öğrencileri kentte kalmamışlardı. Bundan sonra İsa’nın kendilerine buyurduğu gibi Yeruşalimden, Yahudiye’ye, Samiriye’ye ve dünyanın dört bir bucağına kadar gidip İsa Mesih’in Kurtuluş Müjdesini anlatmışlardır. (bkz. Elçilerin İşleri 1:8)

    Doğal olarak eos ou kelimesi, durumun sonunda değişeceği ve aynı kalmayacağı anlamına geliyor.

    İşte, Matta 1:25’te Meryem bakire olarak doğum yaptıktan sonra, Yusuf’un Meryem ile cinsel olarak birlikte olduğu açıklanmaktadır.

    Luka 2:6’daki açıklamaya göre Meryem’in ilk oğlu İsaydı. Meryem Beytlehem’e vadıktan sonra ilk oğlunu dünyaya getiriyor: “Onlar oradayken, Meryem'in doğurma vakti geldi ve ilk oğlunu doğurdu.” Eğer Meryem’in tek oğlu olmuş olsaydı, o zaman Luka 2:6 “tek oğlunu doğurdu” derdi. Demek ki, Meryem’in İsa’dan sonra doğurduğu başka çocukları da vardı.

    Aslında Kutsal kitap İsa’nın kardeşlerinin olduğunu da söylüyor:

    “Marangozun oğlu değil mi bu? Annesinin adı Meryem değil mi? Yakup, Yusuf, Simun ve Yahuda O'nun kardeşleri[Grekçe: adelfoi] değil mi? Kızkardeşlerinin[Grekçe: adelfai] hepsi aramızda yaşamıyor mu? O halde O'nun bütün bu yaptıkları nereden geliyor?” (Matta 13:55-56).

    “Bundan sonra İsa, ., kardeşleri ve öğrencileri Kefarnahum'a gidip orada birkaç gün kaldılar” (Yuhanna 2:12).

    “Bu nedenle İsa'nın kardeşleri O'na, “Buradan ayrıl, Yahudiye'ye git” dediler, “Öğrencilerin de yaptığın işleri görsünler… Kardeşleri bile O'na iman etmiyorlardı… Ne var ki, kardeşleri bayramı kutlamaya gidince, kendisi de gitti. Ancak açıktan açığa değil, gizlice gitti” (Yuhanna 7:3,5,10).

    “Öbür elçiler gibi, Rab'bin kardeşleri ve Kefas gibi, yanımızda imanlı bir eş gezdirmeye hakkımız yok mu?”

    “Öbür elçilerden hiçbirini görmedim, yalnız Rab İsa'nın kardeşi Yakup'u gördüm.” Galatyalılar 1:19

    Bazı Katolik ilahiyatçıları bu ayetlerle ne yapabileceklerini bilemediklerinden bu ayetlerde bahsedilen “erkek kardeş”, “kız kardeş” gibi kelimeleri “akraba” şeklinde açıklamaya yeltenmişlerdir. “Bu kişiler İsa’nın kuzenleridir” diyorlardı. Bazı Katolik ilahiyatçıları halâ bu yorumu savunmaktadır. Fakat, Katolikler’in saygı duyduğu “The New Catholic Encyclopedia” (Yeni Katolik Ansiklopedisi), Grekçe adelfoi ve adelfai kelimelerinin anlamını şöyle açıklıyor: “Grekçe orijinalinde adelfoi ve adelfai aynı kandan gelen erkek ve kız kardeşler anlamına gelir. Grekçe konuşulan dünyada yaşayan kişilerin İncil’de kaleme aldıkları bu kelimeler Grekçe bilenlerin anlayacağı bir dilde aynı anneden gelen kardeşliği anlatmışlardır. İ.S. 4. yüzyılın sonlarına doğru (İ.S. 380) Helvidius, bugün elimizde bulunmayan bir eserinde Meryem’i çok çocuklu bir anne olarak ve diğer çok çocuklu annelere örnek olması için annelerin annesi olarak göstermiştir. Aziz Jerome, Meryem’in daimi bekarlığıyla ilgili Kilise’nin geleneksel inancından yola çıkarak Helvidius’a karşı bir yazı yazıp (İ.S. 380) bu görüşün halâ Katolikler arasında rağbet gördüğünü söylemiştir.” (Cilt. IX, sayfa 337).

    Eğer İncil yazarlarının bahsettikleri kişiler İsa Mesih’in “akrabaları” olmuş olsaydılar, o zaman Luka 21:16’da akraba anlamına gelen Grekçe suggenon kelimesi kullanılırdı.

    Ünlü Yahudi tarihçi Flavius Josephus Mesih’in en azından bir erkek kardeşi olduğunu ve bu kardeşinin de herkes tarafından çok iyi tanındığını yazıyor:

    “O (Ananus) yargıçlar konseyini toplayıp, Mesih olarak tanınan İsa’nın erkek kardeşi Yakup’u ve diğerlerini yargıçların önüne çıkarttı. Onları Yasa’yı çiğnemekle suçlayıp taşlanma cezası verdirtmek istedi. Fakat şehirdeki konsey çok açık görüşlü ve Yasa’yı çok iyi bilen kişilerden oluştuğundan Ananus’un hareketinden hoşlanmadılar ve Ananus böyle bir şeyi bir daha yapmasın diye onu krala şikayet ettiler.” (Antiquities-Eski Zamanlar-, Bölüm 20. sıralar 9-1, sayfa 200-20).

    Ne yazık ki, geleneksel öğretilerine bağlılığı Kutsal Yazılar’ın üzerinde tutan Katolik düşünürleri, Meryem’in İsa’nın doğumundan sonra bakire olmadığına ve İsa’nın Meryem’den doğmuş kardeşlerinin bulunduğuna inanmamaktadırlar. Bu görüşlerini destekleyici hiçbir kanıtları olmamasına rağmen, görüşlerini duygusal bir şekilde açıklamaya devam edegelmektedirler. Vatikan’ın yetiştirdiği ilahiyatçıların bu konuda yapabildikleri tek savunma şudur: İncil’de hiçbir yerde bu çocuklar için “Meryem’in çocuklarıdır” ifadesi veya “Meryem bu çocukların annesidir” ifadesi kullanılmamaktadır. İşte bu yüzden, bu kişilerin İsa’nın kuzenleri olduğu veya Yusuf’un daha önceki evliliğinden olan çocukları oldukları sonucuna varmaktadırlar. Tabii ki, Yusuf’un daha önce evlendiği konusu hayali bir bir konudur ve aslı yoktur.

    Eğer kullandıkları mantık buysa, aynı mantığı kullanarak bu çocukların babasının Yusuf olmadığını ileri sürebiliriz. Çünkü, İncil’de hiçbir yerde bu çocuklar için “Yusuf’un çocukları” veya “Yusuf bu çocukların babasıdır” ifadesi kullanılmamaktadır. Ortaya attıkları görüş açıkça non-sequitor olduğundan ve kendilerini geleneklerinin vardığı sonuca ulaştırmadığından, koskoca Katolik düşünürlerinin içine düştükleri mantıksal safsata herkesin gözleri önündedir.

    4- Araf

    Katolik Görüş:

    “Tanrı’nın dostluğu ve nuru içinde ölenler, ama henüz tam olarak arınmamış olanlar, ebedi esenliklerini garanti altına almış olmalarına karşın, Cennet mutluluğuna girmek için gerekli kutsallığı elde etmek amacıyla öldükten sonra bir arınmadan geçerler.” Sayfa 258 #1030

    “Cehennemliklerin azaplarından tamamen farklı olan seçilmişlerin bu son arınmasına Kilise Araf demektedir…” sayfa 258, #1031

    “Bazı küçük günahlar için yargılamadan önce arındırıcı bir ateşten geçileceğine inanmak gerekir, çünkü Gerçeğin kendisi olan Kişi, Kutsal Ruh’a küfür eden ne bu dünyada ne de öbür dünyada bağışlanmayacaktır, diyor (Mt. 12,31). Buradan bazı günahların bu dünyada, bazılarının da öbür dünyada bağışlandığı gerçeğini çıkarabiliriz.” Sayfa 258, #1031

    Kutsal Kitap Görüşü:

    Kutsal Yazılar’a göre Tanrı’nın armağanı göklerin egemenliğinde sonsuz yaşamdır. Mesih’e iman edenler Mesih’in kanıyla aklandıklarından, yaşam armağanına sahip olanların hiçbirisinin yeni bir aklanma işleminden geçmesine gerek yoktur. Araf diye bir yerin varlığını ima etmek, Mesih’in çarmıhta günahlarımız için dökmüş olduğu kanı küçümsemekten ve yetersiz kılmaktan başka bir şey değildir.

    “İsa şarabı tadınca, “Tamamlandı!” dedi ve başını eğerek ruhunu teslim etti.” Yuhanna 19:30

    “İşte, tek bir suçun bütün insanların mahkûmiyetine yol açtığı gibi, bir doğruluk eylemi de bütün insanlara yaşam veren aklanmayı sağladı.” Romalılar 5:18

    “… bir doğruluk eylemi (İsa Mesih) de bütün insanlara yaşam veren aklanmayı sağladı.” Romalılar 5:18

    “Böylece şimdi O'nun kanıyla aklandığımıza göre, O'nun aracılığıyla Tanrı'nın gazabından kurtulacağımız çok daha kesindir.” Romalılar 5:9

    “Böylece Mesih İsa'ya ait olanlara artık hiçbir mahkûmiyet yoktur.” Romalılar 8:1

    “Ama Mesih, gelecek iyi şeylerin başkâhini olarak ortaya çıktı. İnsan eliyle yapılmamış, yani bu yaratılıştan olmayan daha büyük, daha yetkin çadırdan geçti. Tekelerle danaların kanıyla değil, sonsuz kurtuluşu sağlayarak kendi kanıyla kutsal yere ilk ve son kez girdi.” İbraniler 9:11-12

    “Oysa Mesih günahlar için sonsuza dek geçerli tek bir kurban sunduktan sonra Tanrı'nın sağında oturdu… Çünkü kutsal kılınanları tek bir sunuyla sonsuza dek yetkinliğe erdirmiştir.” İbraniler 10:12,14

    “…Oğlu İsa'nın kanı bizi her günahtan arındırır.” 1 Yuhanna 1:7

    Gözlemler:

    Katolikler şu ifadelerle görüşlerini desteklemeye devam ediyorlar:

    “Eğer bir kişi, aklanma lütfunun alındığını, tövbe edenlerin suçlarının silinip sonsuz ceza borçlarının tamamen kaldırıldığını ve göklerin krallığına girmeden önce, ne bu dünyada ne de Araf’ta geçici bir cezanın olmayacağını söylüyorsa lanet altındadır (sonsuza dek lanetlenmiştir).” Trent Konseyi Başkanlığı, Aklanma Üzerine Hüküm, İ.S. 1547, Kanon 30.

    Roma Katolik Kilisesi’ne göre, kurtuluş için Tanrı’nın lütfunun yeterli olduğunu ve inanlının korunduğunu söylemek sapkınlıktır! (Bu makalenin yedinci maddesine bkz.)

    Araf öğretisi sadece Kutsal Kitap’a karşı olan bir öğreti değil, fakat aynı zamanda bazı Grek ilahiyatçıları tarafından Grek paganizminden alınmış bir öğretidir. Araf konusuyla ilgili aşağıdaki alıntılar “Dictionary of the Christian Church” (Hıristiyan Kilisesi Sözlüğü) adlı kitaptan alınmıştır.” Sayfa 797, 814.

    Tertulyan (İ.S. 160-220) Ölüler için dua eden ilk ilahiyatçılardan olmasına rağmen, ölüler için dua etmenin Kutsal Yazılar’a dayanmadığını itiraf etmiştir.

    İskenderiyeli Klement (İ.S. 150-220) Ölüm yatağında yatanların gelecek yaşam için yataklarının, arındırıcı ateşle kutsanmasından bahsediyor. Üçüncü yüzyılın başlarındaki kilisede, vaftiz sonrası işlenen günahların sonuçları üzerine tartışmalar çıkmıştı. Bu tartışmalar sonucu ortaya atılan bir görüş “ölümden sonra araf terbiyesi” görüşüydü. Bu görüş Klement zamanında İskenderiye, Mısır’da ortaya atılmıştı.

    Agustin (İ.S. 354-430) Yaşamdan sonra acı çekerek aklamayı öğretiyordu. Araf kavramı, Agustin ve Büyük Gregory’nin etkileriyle Batı’ya (İtalya) ve Batı Afrika’ya yayılmış oldu.

    Büy|k Gregory (İ.S. 540-604) İ.S. 590-604 arasında Roma piskposuydu, yani Roma’nın Papası’ydı. Araf öğretisinin Batı dünyasına yayılmasını sağlayarak, bu öğretiyi popülarize atmiş ve geliştirmiştir.

    Platon (Eflatun) (İ.Ö. 427-347) Orfeus öğretmenlerinden bahsetmiştir, “Bu kişiler zengin adamın kapısına üşüşürler, ve ellerinde büyük bir gücün bulunduğuna ikna etmeye çalışırlar. Bu gücün göklerden geldiğini ve bu güç sayesinde kurbanlar kesip özel dualar ettiklerini iddia ederler. Bu kurbanlar ve özel dualar sayesinde, bir kişinin atalarının ve ölmüş akrabalarının işlediği suçların yerini almış olduğunu söylerler… Bu öğretinin sırları, bizleri gelecek dünyanın acılarından kurtarır. Eğer bu suçlarla ilgili bir şey yapılmazsa ölüler çok feci bir sonla cezalandırılırlar.” Man and His Gods (İnsan ve Tanrıları), Sayfa 127

    Yeni Katolik Ansiklopedisi (The New Catholic Encyclopedia) şöyle diyor: “Sonuç olarak, Katolik Araf doktrini Kutsal Kitap’a değil, geleneklere dayandırılır.” (XI. Cilt, Sayfa 1034).

    “Kilise Cennet ve Cehennem’le ilgili orta noktayı desteklemek için gelenekleri temel almıştır.” (U.S. Catholic, ‘ABD’li Katoliklerin çıkardığı bir dergi’, Mart, 1981, Sayfa 7)

    5- Heykeller (İkonalar)

    Katolik Görüşü:

    “Kiliselerimizde ve evlerimizde bulunan dinsel resimler Mesih’in gizine olan inancımızı uyandırmak ve onu beslemek içindir. İsa’yı gösteren İkona(heykel) ve esenlik eserleri aracılığıyla aslında bizler İsa’ya tapıyoruz. Tanrı’nın Annesi’ni, azialeri ve melekleri gösteren ikonalar(heykeller) aracılığıyla da onlarda gösterilen kişilere saygı gösteriyoruz.” Sayfa 297, #1192

    Kutsal Kitap Görüşü:

    “Kendine yukarıda gökyüzünde, aşağıda yeryüzünde ya da yer altındaki sularda yaşayan herhangi bir canlıya benzer put yapmayacaks}n. Putların önünde eğilmeyecek, onlara tapmayacaksın. Çünkü ben, Tanrın RAB, kıskanç bir Tanrı'yım. Benden nefret edenin babasının işlediği suçun hesabını çocuklarından, üçüncü, dördüncü kuşaklardan sorarım.” Mısır’dan Çıkış 20:4,5

    “Tanrınız RAB'bin nefret ettiği dikili taş (heykel) dikmeyeceksiniz.” Yasanın Tekrarı 16:22

    “Ama şimdi size şunu yazıyorum: Kardeş diye bilinirken fuhuş yapan, açgözlü, putperest, sövücü, ayyaş ya da soyguncu olanla arkadaşlık etmeyin, böyle biriyle yemek bile yemeyin.”

    1 Korintliler 5:11

    “Öyleyse ne demek istiyorum? Puta (heykele) sunulan kurban etinin bir özelliği mi var? Ya da putun (heykelin) bir önemi mi var? Hayır, yok! Dediğim şu: Putperestler kurbanlarını Tanrı'ya değil, cinlere sunuyorlar. Cinlerle paydaş olman}zı istemem.” 1 Korintliler 10:19-20

    “Şunu kesinlikle bilin ki, fuhuş yapanın, pisliğe düşkün olanın ya da putperest demek olan açgözlü kişinin, Mesih'in ve Tanrı'nın Egemenliği'nde mirası yoktur.” Efesliler 5:5

    Gözlemler:

    Tanrı’nın Sözüne göre, heykele tapmak (putperestlik) açıkça cinlere tapmaktır. Buna rağmen bazı Katolikler kendilerini savunmak için, Tanrı’nın bile antlaşma sandığının yanına ve Süleyman’ın tapınağına keruv şeklinin konulmasına izin verdiğini ve buna putperestlik demediğini ileri sürerler. (bkz. Mısırdan Çıkış 25:1-22; 1 Krallar 6:23-38). Tanrı, Eski Antlaşma’da Musa’ya ve Süleyman’a bu şekilleri yapmasını söylemiştir, fakat aynı zamanda hiç kimsenin bu şekillere değer vermemesini de istemiştir. Tanrı, Musa’yla Süleyman’ı bir kereliğine mahsus olmak şartıyla bu şekilleri yaptırmakla görevlendirmişti, fakat Kilise’ye bir kereliğine bile, hiçbir zaman böyle bir görev vermemiştir. Ayrıca Yahudiler hiçbir zaman Keruv şekillerinin önünde diz çökmemişlerdir. Buna rağmen Katolikler kiliselerine yerleştirdikleri her heykelin önünde diz çökmektedirler.

    Sonuç olarak, tarihte bir ara Roma Katolik geleneklerinden bazı gelenekler bile putlara veya şekillere tapınmaya karşıydı. Katolikler’in düzenlemiş olduğu Frankfurt Konseyi’nde şöyle yazıyor:

    “Kilise babalarında veya peygamberlerde heykellere, putlara tapınıldığını görmüyoruz. İlk Kilise şekillerin önünde dua edilmesini ve heykelden putlara tapınılmasını yasaklamıştır. Epifanus ve Agustin de Sidonlular arasında yaygın olan heykellere ve şekillere dua etmeyi sapık öğreti olarak tanımlamışlardır.”

    6- Papaza Günahları İtiraf Etmek

    Katolik Görüşü:

    “Papaza günahları itiraf etmek Tövbe sırrının temel bir bölümünü oluşturur.” Sayfa 354, #1456

    “Tanrı’yla ve Kilise’yle barışmak isteyen kişi, daha önce itiraf etmediği ve iyi bir vicdan muhasebesinden sonra anımsadığı bütün ağır günahlarını papaza itiraf etmelidir.” Sayfa 362, # 1493

    Kutsal Kitap Görüşü

    “Günahımı açıkladım sana, Suçumu gizlemedim. “RAB'be isyanımı itiraf edeceğim” deyince, Günahımı, suçumu bağışladın.” Mezmur 32:5

    “…. Tanrı'dan başka kim günahları bağışlayabilir?”Markos 2:7

    “Ama günahlarımızı itiraf edersek, güvenilir ve adil olan Tanrı günahlarımızı bağışlayıp bizi her kötülükten arındıracaktır.” 1 Yuhanna 1:9

    Gözlemler:

    Roma Katolik Kilisesi’nin doktrinini yalanlayan Kutsal Kitap, sadece ve yalnızca Tanrı’nın günahları bağışlayacağını ve günahların sadece Tanrı’ya itiraf edilmesi gerektiğini açıklıyor. Katolik ilahiyatçıları Yuhanna 20:22-23’ü ileri sürerek buna karşı çıkıyorlar:

    “Bunu söyledikten sonra onların üzerine üfleyerek, “Kutsal Ruh'u alın!” dedi. “Kimin günahlarını bağışlarsanız, bağışlanmış olur; kimin günahlarını bağışlamazsanız, bağışlanmamış kalır.”

    Bu ayetlere kendi geleneklerinin önyargısıyla bakan Katolik ilahiyatçıları, bu ayetlerin Roma Katolik Kilisesi’nin otoritesini güçlendirdiğini iddia etmektedirler. Katolik ilahiyatçılarına göre Katolik Kilisesi’nin yetkisi ve Papalık kurumu Matta 16:18-19’da Kaya olarak tanımlanan Elçi Petrus’tan gelmektedir. İşte bu nedenle Katolik Kilisesi, Papa’dan almış olduğu yetkiyle günahları bağışlayabileceğini iddia eder.

    Tarihsel gerçeklere göre, Papalık kurumunun Elçi Petrus’tan Roma’daki bir otoriteye akrarılmış olduğu iddiası uydurma bir taht kavgasından başka bir şey değildir (Ayrıntılar için 8. Madde’ye bkz.). Yetkisine temel arayan Papalık kurumunun Petrus’un halefi olduğu iddiası düzmeceden ibarettir. İkinci olarak, günahların bağışlandığını söylemek Kutsal Ruh’un yönlendirişiyle gerçekleşen bir şeydi. Günahları İsa’nın Elçileri değil, Kutsal Ruh’un kendisi bağışlıyordu. Elçiler kendi keyiflerine göre “günahlarını bağışlıyorum” diyemezlerdi. Tanrı’dan başka kimse günahları bağışlayamaz.

    Yuhanna 20:22-23’ün orijinal Grekçesine baktığımızda, günahların bağışlanması kararının Tanrı tarafından verilmiş olduğunu görüyoruz. Bu ayetlerin Grekçe yapısı, günahların önce Tanrı tarafından bağışlandığını ve sonra da Kutsal Ruh tarafından elçilere açıklandığını ima ediyor.

    “Kimin günahlarını bağışlarsanız, bağışlanmış olur (zaten bağışlanmıştır); kimin günahlarını bağışlamazsanız, bağışlanmamış kalır (zaten bağışlanmamıştır).”

    Burada kullanılan geçmiş zamana dikkat edin. Elçilerin ilanından önce günahlar zaten bağışlanmıştır. Elçiler, sadece Tanrı’nın bağışladığı günahların affedilmiş olduğunu ilan edebilirlerdi. Kutsal Ruh, Tanrı’nın bağışlamamış olduğu kişilerin kimler olduğunu elçilere gösteriyordu. Bu karar elçilerden değil, Kutsal Ruh’un yönlendirmesinden geliyordu.

    “Çünkü konuşan siz değil, aracılığınızla konuşan Babanız'ın Ruhu olacak.” Matta 10:20

    “Ruhsal kişilere ruhsal gerçekleri açıklarken, Tanrı'nın lütfettiklerini insan bilgeliğinin öğrettiği sözlerle değil, Ruh'un öğrettipi sözlerle bildiririz.” 1 Korintliler 2:13

    Elçiler’in açıklad}ğı Kurtuluş Müjdesi’ne iman edenlerin günahları zaten bağışlanm}ştır. Bu Müjde’yi reddedenlerin günahları ise bağışlanmamıştır. İşte Kutsal Ruh, Elçilere bu gerçeği açıklamıştır.

    “Petrus onlara şu karşılığı verdi: “Tövbe edin, her biriniz İsa Mesih'in adıyla vaftiz olsun. Böylece günahlarınız bağışlanacak ve Kutsal Ruh armağanını alacaksınız.” Elçilerin İşleri 2:38

    Kutsal Yazılar’daki bu öğreti Katolik sisteminin tam tersidir. Çünkü hiç kimse İsa’nın elçilerine gidip günahlarının affedilmesini istememiştir. Kutsal Yazılar’da hiç kimse günahlarının elçiler tarafından affedilmiş olduğunu iddia etmemiştir. (bkz. Markos 2:2-12; Luka 7:36-50)

    7- İşlerle Kurtuluş

    Katolik Görüşü

    “Kilise Yeni Antlaşma’daki Kilise sırlarının inanlıların esenliği(kurtuluşu) için gerekli olduğunu söyler.” Sayfa 283, # 1129.

    Not: Türkçe’ye “inanlıların esenliği” olarak çevrilmiş olan kelime, orijinalinde “inanlıların kurtuluşu” olarak geçmektedir.

    Kutsal Kitap Görüşü

    “İman yoluyla, lütufla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı'nın armağanıdır. Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir.” Efesliler 2:8-9

    “Ama Kurtarıcımız Tanrı iyiliğini ve insana olan sevgisini açıkça göstererek bizi kurtardı. Bunu doğrulukla yaptığımız işlerden dolayı değil, kendi merhametiyle, yeniden doğuş yıkamasıyla ve Kurtarıcımız İsa Mesih aracılığıyla üzerimize bol bol döktüğü Kutsal Ruh'un yenilemesiyle yaptı.” Titus 3:4-6

    “Tanrı insanları İsa Mesih'e olan imanlarıyla aklar. Bunu, iman eden herkes için yapar. Hiç ayrım yoktur. Çünkü herkes günah işledi ve Tanrı'nın yüceliğinden yoksun kaldı. İnsanlar İsa Mesih'te olan kurtuluşla, Tanrı'nın lütfuyla, karşılıksız olarak aklanırlar.” Romalılar 3:22-24

    “Yine de insanın Kutsal Yasa'nın gereklerini yaparak değil, İsa Mesih'e iman ederek aklandığını biliyoruz. Bunun için biz de Yasa'nın gereklerini yaparak değil, Mesih'e iman ederek aklanalım diye Mesih İsa'ya iman ettik. Çünkü hiç kimse Yasa'nın gereklerini yaparak aklanmaz.” Galatyalılar 2:16

    Gözlemler:

    İnsanın günahları iyi işlerinden fazla olduğundan, insan kurtuluşunu iyi işleriyle kazanamaz. İşte bu nedenle, İsa Mesih günahlarımız uğruna çarmıha gitmek üzere yeryüzüne gelmiştir. Rab İsa Mesih, insanlar Tanrı’nın önünde aklansınlar diye çarmıhta günahlarımızı üzerine yüklenerek, bizim için kanını dökmüştür. Kurtuluş Tanrı’nın armağanıdır. Kurtuluşu imanla kabul edenlerin hepsi bu armağana karşılıksız sahip olmuşlardır.

    Gerçek iman kurtarır. Kurtaran iman ise insanları iyi işler yapmaya ve kutsallaşmaya yönlendirir.

    “Çünkü Tanrı'nın bütün insanlara kurtuluş sağlayan lütfu ortaya çıkmıştır. Bu lütuf, tanrısızlığı ve dünyasal arzuları reddedip şimdiki çağda sağduyulu, doğru, Tanrı yoluna yaraşır bir yaşam sürebilmemiz için bizi eğitiyor. Bu arada, mübarek umudumuzun gerçekleşmesini, ulu Tanrı ve Kurtarıcımız İsa Mesih'in yücelik içinde gelmesini bekliyoruz. Mesih bizi her suçtan kurtarmak, arıtıp kendisine ait, iyilik etmekte gayretli bir halk yapmak üzere kendini bizim için feda etti.” Titus 2:11-14

    “Çünkü biz Tanrı'nın yapıtıyız, O'nun önceden hazırladığı iyi işleri yapmak üzere Mesih İsa'da yaratıldık.” Efesliler 2:10

    “Öyleyse kardeşlerim, Tanrı'nın merhameti adına size yalvarırım: Bedenlerinizi diri, kutsal, Tanrı'yı hoşnut eden birer kurban olarak sunun. Ruhsal tapınmanız budur.” Romalılar 12:1

    “Aynı biçimde, ulakları konuk edip değişik bir yoldan geri gönderen fahişe Rahav da bu eylemiyle aklanmadı mı? Ruhsuz beden nasıl ölüyse, eylemsiz iman da ölüdür.” Yakup 2:25-26

    Gerçekten de kurtulmuş olan bir kişi doğal olarak yaşamında iyi işler sergilemeye başlayacaktır. Başka bir deyişle, iyi işlerle kurtulmuyoruz, yaptığımız iyi işler kurtulmuş olduğumuzun göstergesidir.

    Not:

    (Katolikler’in de hakkını vermeden geçmeyeceğim. Roma Katolik Kilisesi’ne göre aklanmanın temelinde, Tanrı tarafından kişinin içine aşılanmış olan ve kişinin iyi işler yapmasını sağlayan karşılıksız lütuf vardır.)

    Roma Katolik Kilisesi’ne göre, Tanrı’nın karşılıksız lütfunun aşılanması vaftiz aracılığıyla olur ve kişiyi orijinal günahından arındırarak Tanrı’nın önünde aklamış olur. Buna rağmen, Vatikan kurtulmuş olanların kötü bir günah işlediklerinde aklanmalarını kaybedebileceklerini öğretmektedir. Katolikler’in Trent Konseyi’nin 15. Bölümünün altıncı kısmında şöyle diyor:

    “Her ölümcül günahla lütuf kaybolmuş olur, fakat iman yerinde kalır. İnsanları iyi sözlerle kandıran ince fikirli bazı kurnazlara karşı aklanmanın sadece itaatsizlikle değil, aynı zamanda, iman kaybolmasa da, ölümcül günahlarla da kaybedilebileceğini göstermek gerekir. Bu nedenle, evlilik dışı ilişkide bulunanlara, zina edenlere, homoseksüellere, yalancılara, hırsızlara, başkasının malına göz dikenlere, küfürbazlara, başkalarından zorla para toplayanlara ve diğer ölümcül günahları işleyenlere karşı kutsal yasa doktrinini savunarak ilahi lütfun da yardımıyla Mesih’in lütfundan ayrıldıkların}, kurtuluşlarını kaybettiklerini söylemeliyiz.”)

    İşte bu sebeple, Romalı Katolikler tarafından lütuf, kurtuluşu garantiye almadan, inanaları güçlendiren bir metod olarak görülür.)

    8- Papa: Mesih’in Vekili

    Katolik Görüşü

    “Nitekim, Papa’nın Kilise üzerinde Mesih’in Vekili ve bütün Kilise’nin Çobanı olarak her zaman serbestçe uygulayabileceği yüce ve evrensel tam yetkisi vardır.” Sayfa 227, #882

    “Episkoposlar kurulunun lideri Papa, bütün inanlıların doktoru ve çobanı olarak kendi görevi gereği bu yanılmazlık yetkisini kardeşlerini imanda pekiştirmek amacıyla- iman ve ahlakla ilgili doktrinin bir noktasını, kesin bir kararla resmen beyan ederek kullanır. (…). Kilise’ye vadedilmiş yanılmazlık yetkisi Petrus’un halefi ile birlik içinde iken özellikle de bir Ökümenik Konsil’de yüce yetkisini kullanan episkoposlar birliğinde de vardır. Kilise, Yetkili Kurulu’yla birlikte “bir şeyin Tanrı tarafından açınlanmış” ve Mesih’in bir öğretisi olduğunu ileri sürüyorsa, böylesi tanımlamaları “imana olan itaat içinde benimsemek gerekir”. Bu yanılmazlık Tanrısal Vahyin emanetinin kendisine kadar uzanır.” Sayfa 229, # 891

    14. yüzyılda yaşamış olan Papa Boniface bir Papalık Fetvası’nda (Unam Sanctum) şöyle diyor:

    “Bundan dolayı şunu kesinikle ilan ediyoruz, tanımlıyoruz ve ifade ediyoruz ki; insanların kurtuluşu için Roma’nın ruhani önderine (Papa’ya) tabi olmaları şarttır. Papa’ya itaat etmeyen kurtulamaz.”

    Kutsal Kitap Görüşü:

    Öğretmen Kutsal Ruhtur:

    “Ama Baba'nın benim adımla göndereceği Yardımcı, Kutsal Ruh, size her şeyi öğretecek, bütün söylediklerimi size hatırlatacak.” Yuhanna 14:26

    “Ne var ki O, yani Gerçeğin Ruhu gelince, sizi tüm gerçeğe yöneltecek…” Yuhanna 16:13

    “Ben de Baba'dan dileyeceğim. O sonsuza dek sizinle birlikte olsun diye size başka bir Yardımcı*, Gerçeğin Ruhu'nu verecek.” Yuhanna 14:16

    “İnsanın düşüncelerini, insanın içindeki ruhundan başka kim bilebilir? Bunun gibi, Tanrı'nın düşüncelerini de Tanrı'nın Ruhu'ndan başkası bilemez.” 1 Korintliler 2:11

    Gözlemler:

    Gerçek Hıristiyanların yüreğinde yaşayan Papa değil, Kutsal Ruhtur. Gerçek Hıristiyanları yönlendiren, onlara doğruyu yanlışı öğreten ve sonsuza dek kilisesiyle birlikte olacak olan Papa değil, Kutsal Ruhtur! Tanrı’nın sonsuz hikmetini Papalık kurumu değil, sadece Tanrı’nın Kutsal Ruh’u açıklar. Tanrı’nın yazılı Sözü olan Kutsal Kitap’ı Mesih dönene dek Kilisesini kutsal tutmak üzere Kilisesine veren Papa değil, Kutsal Ruhtur.

    En Yüce Yetki İsa Mesih’e Aittir:

    “İsa yanlarına gelip kendilerine şunları söyledi: “Gökte ve yeryüzünde bütün yetki bana verildi. Bu nedenle gidin, bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin; onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'un adıyla vaftiz edin; size buyurduğum her şeye uymayı onlara öğretin. İşte ben, dünyanın sonuna dek her an sizinle birlikteyim.” Matta 28:18-20

    İsa Mesih yeryüzündeki tüm yetkiyi elinde tutmaktadır ve bu gücü hiçbir zaman elinden bırakıp insanın günahından doğan Papalık kurumuna devretmemiştir. Kutsal Kitap’ta hiçbir yerde Mesih’in yetkisini bırakıp, bu yetkiyi bir başkasına devrettiği yazmamaktadır. Mesih’in yetkisi ne bir kişiye, ne de bir kuruma devredilmiştir.

    Papa, kendisinin Kilise’nin patronu olduğunu kanıtlayabilmek için bir sürü girişimlerde bulunulmuştur. Mesih’in halkının başının Papa olduğu görüşünü haklı çıkarmaya çalışan bir çok Roma Katolik ilahiyatçısı, Papa’nın yetkisini Elçi Simun Petrus’tan devraldığını iddia etmektedirler. Roma’nın ilk ruhani Papası’nın İsa’nın elçilerinden birisi olan Elçi Simun Petrus olduğunu iddia eden Romalı Katolikler Papalık kurumunu bu iddiayla kanıtlamaya çalışmaktadırlar. Hatta Simun Petrus’tan günümüze kadar Roma’nın papazlarını sıralayarak Papalık kurumunun elçisel bir kökene sahip olduğunu ve büyük yetkilere sahip olduğunu kanıtlamaya çalışmaktadırlar.

    Bu iddia aşağıdaki sebeplerden dolayı problemli bir iddiadır:

    1. Pavlus, Yahudi olmayanlara gönderilmişti. Simun Petrus’un görevi ise Kurtuluş Müjdesi’ni Yahudiler’e duyurmaktı. “Tam tersine, Müjde'yi sünnetlilere* bildirme işi nasıl Petrus'a verildiyse, sünnetsizlere bildirme işinin de bana verildiğini gördüler. Çünkü sünnetlilere elçilik etmesi için Petrus'ta etkin olan Tanrı, öteki uluslara elçilik etmem için bende de etkin oldu.”( Galatyalılar 2:7-8). Simun Petrus aynı zamanda Yahudi olmayanlara da Kurtuluş Müjdesini açıklamıştır (bkz Elçilerin İşleri 8:14-17, 10:9-48). Fakat Simun Petrus’un esas görevi Kurtuluş Müjdesi’ni İsrail milletine anlatmaktı.

    2. Simun Petrus’un ilk mektubunun Roma’da yazılmış olması, bu tartışmada bir önem taşımıyor. Çünkü mektup Babil’de(Mezopotamya’da) yazılmıştır. “Sizler gibi seçilmiş olan Babil'deki kilise ve oğlum Markos size selam ederler.” (1 Petrus 5:13). Yahudi Ansiklopedisi (Encyclopedia Judaica), Tevrat çalışmalarından bahsederken, İ.S. birinci yüzyılda halâ “ünlü Babil akademilerinin” varlığından söz eder. Simun Petrus’un bu akademilere gidip Kurtuluş Müjdesini vaaz etmiş olması mümkündür. Bu akademilerde Yahudiler bulunduğundan ve Simun Petrus’un görevinin, İsrail milletine Müjde’yi duyurmak olduğundan Babil’e gitmesi doğaldır. O zamanlarda Babil’de bir kilisenin kurulmuş olduğu da kesindi. 1 Petrus 5:13 ayeti bu durumu kesin bir gerçek olarak veriyor. Fakat, bazı Roma Katolik ilahiyatçıları burada geçen Babil kelimesinin aslında şifreli bir anlam taşıdığını ve Babil’in aslında Roma anlamına geldiğini iddia ediyorlar. Tabii ki bu iddiaların hiçbir kanıtı yoktur. Kutsal Kitap’ı kendi geleneklerine göre yorumlayıp, kendi çıkarlarına uydurmaya çalışmaktadırlar.

    3. Romalı Katolikler’in üniversitelerinden birisi olan Notre Dame Üniversitesi’nin eski ilahiyat profesörlerinden ve katolikliğin Cizvit mezhebinden olan Prof. Dr. John Mckenzie kitabından şöyle diyor: “Kilise yetkisinin zincirleme olarak bir kişiden diğerine geçmesi konusunda tarihsel bir kanıt bulunmamaktadır.” (The Roman Catholic Church, Roma Katolik Kilisesi, [New York, Basım: 1969], Sayfa 4)

    The New Catholic Encyclopedia (Yeni Katolik Ansiklopedisi), şöyle diyor:

    “…Papalık kurumunun başlangıcı ve gelişimiyle ilgili elimizde bulunan belgeler yok denecek kadar az ve karmaşık olduğundan hiçbir kanıttan söz edemeyiz…” (I. Cilt, Sayfa 696 [1967])

    4. Papalar}n evlenmelerine izin verilmez, günkü ettikleri yeminle evlilik hakları ellerinden alınmıştır. Bu nedenle yaşamları boyunca bekar kalmak zorundadırlar. Bu durum, Simun Petrus’un Roma’nın ilk Papası olduğu iddiasının uydurma olduğunu kanıtlıyor, çünkü Simun Petrus evliydi:

    “Simun’un kaynanası ateşler içinde yatıyordu…” Markos 1:30

    5. Kilise tarihiyle ilgili elimizde bulunan belgeler Simun Petrus’un Roma’da çarmıha gerilmiş olduğunu açıklamaktadırlar. Fakat Roma’daki kilisenin Petrus tarafından kurulmuş olduğuna dair elimizde hiçbir belge bulunmamaktadır. Bu konuyla ilgili ilginç olan başka bir nokta da Pavlus’un Romalılara göndermiş olduğu mektupta herkese selam söylerken bir tek Petrus’a selam konusu geçmiyor (Romalılar 16:3-16). Eğer Petrus’un Roma’da olduğunu bilecek olan birisi varsa, o da Pavlus olurdu. Demek ki, Petrus’un Roma Kilisesi’nin ilk Papası olduğu iddiasının temelleri çürük! Roma Katolikleri’nin biraz daha uydurma belge hazırlayıp bunu kanıtlamaya çalışması gerekir… Yoksa Papalık elden gidiyor, ona göre!!!

    6. Kutsal Kitap Petrus’un Yakup ve Yuhanna’yla birlikte Yeruşalim Kilisesi’nin temel direği olduğunu söylemektedir. Kutsal Kitap bu açıklamayı hiçbir zaman Roma Kilisesi için yapmamaktadır!(Bkz. Elçilerin İşleri 15:4-29; Galatyalılar 2:9)

    7. İlk kilise hiçbir zaman Roma Papazı’nın (Papa) Kilise üzerindeki evrensel yetkisine inanmamıştır. İlk kiliselerdeki inanlılar her kilisenin kendi kendisini Kutsal Ruh’un yönlendirmesiyle, kurumsal yönetimden bağımsız olarak yönetmeleri gerektiği ayrıcalığına inanıyorlardı. Bu gerçeği İznik Konseyi’nin altıncı Kanonunda açıkça görüyoruz:

    Mısır, Libya ve Pentapolis’teki eski adetler devam etsin çünkü bütün bu yerlerden sorumlu olan İskenderiye Papazıdır. Aynı şekilde Roma Papazı’nın da sorumlu olduğu yerler farklıdır. Bununla birlikte, Antakya’da ve diğer illerde buylunan kiliseler de kendi kendilerin yönetme ayrıcalığına sahiptirler. (İ.S. 325)

    Seksen yıl sonra Kartaca Konseyi’nde Cyprian şöyle demiştir:

    “Hiçbirimiz kendimizi papazların papazı olarak ilan etmiyoruz. Hiçbirimiz despotluk edip diğer papazları zorla kendimize itaat ettirmeye çalışmıyoruz. Çünkü her papaz kendi özgürlüğüne ve gücüne göre doğruyu ve yanlışı yargılama gücüne sahiptir ve kendisi başkasını yargılayamayacağı gibi başka papazlar tarafından da yargılanamaz.”

    35. Elçisel Kanon şöyle der (Tarih: 2.-5. yüzyıllar arasında):

    “Her ülkenin piskoposu o ülkedeki baş piskoposu bulup başkanları yapmalıdırlar. Başkanlarının yönlendirmesiyle hareket etmelidirler. Her ülkenin başkanı kendi ülkesinden ve o ülkeye bağlı olan yerlerden sorumludur, başkalarının ülkesine karışamaz. Herkesin görüşü alınmadan bir şey yapmasına da izin vermeyin. İşte bu şekilde aranızda eşitlik sağlanmış olacak ve Tanrı Mesihle Kutsal Ruh’ta yüveltilmiş olacak.”

    8. Bir gün İsa’nın öğrencileri, aralarında en üstün kişinin kim olduğunu tartışırken, İsa en üstün kişinin başkalarına hizmet eden kişi olduğunu söylemiştir. İsa’nın öğrencilerinin başı Petrus muydu? Onların Papası Petrus muydu? Eğer öyle olsaydı İsa Mesih bunu çok açık bir şekilde belirtirdi. Petrus’un diğerlerinden üstün olduğuna işaret eden hiçbir kanıt yok elimizde. (Matta 20:20-28)

    9. En önemlisi, Petrus’un hiçbir zaman kendisini tüm Kilise topluluğunun başı olarak tanımlamamış olmasıdır. Petrus kendisini şöyle tanımlıyor: “Bu nedenle aranızdaki ihtiyarlara, onlar gibi bir ihtiyar, Mesih'in çektiği acıların tanığı, açığa çıkacak olan yüceliğin paydaşı olarak rica ediyorum. (1 Petrus 5:1)

    10. Petrus’un ilk Piskopos veya Papa olduğu fikri 2. ve 3. yüzyıllara kadar ortaya bile atılmamıştır. Oxford Üniversitesi’nde tarih profesörlüğü yapmış J.N.D. Kelly şöyle diyor:

    “İkinci ve Üçüncü yüzyılların sonlarına doğru, gelenek Petrus’u Roma’nın ilk Piskoposu olarak belirlemiştir. Bu doğal bir gelişmeydi. Öncelikle yerel kilise presbuterosları(ihtiyarlar heyeti) tarafından atanan bir piskopos yerel bir kilisenin yönetimini oluşturuyor ve her kilise tek piskoposla yönetiliyordu. Bütün kiliseleri tek çatı altında birleştiren bir kurum yoktu. Elçilerin öğrencileri de dahil, ilk kilisedeki herkes tüm kilisenin başının Mesih olduğunu ve Mesih’i temsilen kimsenin tüm kiliseleri yönetemeyeceğini söylüyorlardı. Bütün bu itirazlara rağmen, İkinci yüzyılın sonlarına doğru Roma’da inatla Papalık kurumu başlatıldı.” (The Concise Dictionary of Christianity – Kısa Hıristiyanlık Sözlüğü- , Sayfa 6)

    Not: Grekçe’de episkopos “gözetmen” anlamına gelir.

    Bütün bu kanıtlar, Papalık Kurumu’nun “Elçisel Miras” olduğu iddiasının aslında doğru olmadığını ve tamamen sahte olduğunu göstermektedir. Kilise tarihine göre, Papalığın, Petrus’tan aktarılmış olan “Elçisel Miras” olduğu teorisi yalandır.

    9- Bebek Vaftizi

    Katolik Görüşü

    “İnsan düşmüş ve asli günah lekesiyle kirlenmiş bir insan doğasıyla doğar, çocukların da karanlıkların gücünden kurtulmak ve her insanın çağrıldığı Tanrı çocuklarının alanına götürülebilmeleri için Vaftizle yeniden doğmaya hakları vardır. Esenlik lütfunun minnettarlığı özellikle bebek vaftizinde kendini gösterir. Aileler çocuklarını doğumlarından az sonra vaftiz ettirmezlerse onları Tanrı’nın çocukları olma gibi paha biçilmez lütuftan mahrum bırakmış olacaklardır.” Sayfa 309 #1250

    “Küçük çocukları vaftiz etmek Kilise’nin çok eski geleneklerinden biridir. Gerçekliği II. Yüzyıldan beri açıkça kabul edilmiştir.” Sayfa 309, # 1252

    Kutsal Kitap Görüşü

    “Havranın yöneticisi Krispus bütün ev halkıyla birlikte Rab'be inandı. Pavlus'u dinleyen Korintliler'den birçoğu da inanıp vaftiz oldu' (Elçilerin İşleri 18:8).

    “Onun sözünü benimseyenler vaftiz oldu….” (Elçilerin İşleri 2:41).

    “Ama Tanrı'nın Egemenliği ve İsa Mesih adıyla ilgili Müjde'yi duyuran Filipus'un söylediklerine inandıkları zaman, erkekler de kadınlar da vaftiz oldular' ( Elçilerin İşleri 8:12).

    “Petrus onlara şu karşılığı verdi: “Tövbe edin, her biriniz İsa Mesih'in adıyla vaftiz* olsun. Böylece günahlarınız bağışlanacak ve Kutsal Ruh armağanını alacaksınız' (Elçilerin İşleri 2:38).

    Gözlemler:

    “Katolik Kilisesi’nin Din ve Ahlak İlkeleri” adlı Katolik ilmihalinin de açık bir şekilde belirttiği gibi, ikinci yüzyıla kadar bebek vaftizi kilisenin kabul ettiği bir gelenek değildi. Bir Kilise tarihçisi şöyle diyor: “İlk üçyüz yıl içerisinde kilise toplulukları birbirlerinden bağımsız bir şekilde varlıklarını sürdürmüşlerdi. Bu topluluklar hiçbir hükümet tarafından desteklenmemekteydi. Yunanistan’da ,Suriye’de ve Afrika’da ilk yüzyıldan beri var olan birçok kilise toplulukları vaftiz olan binlerce yetişkinden söz ederken İ.S. 370’lere kadar hiçbiri bebek vaftizinden söz bile etmemektedir.” (J. M. Carroll, The Trail of Blood, -Kan İzleri- Sayfa 13)

    Kutsal Kitap’a göre vaftiz olacak bir kişinin tövbe edip günahlarının bağışı için İsa Mesih’i Rabbi ve Kurtarıcısı olarak kabul etmesi gerekirdi. Bir bebek tövbe edip günahlarının bağışı için İsa Mesih’i Rabbi ve Kurtarıcısı olarak kabul edebilecek durumda değildir.

    Bebek vaftizini kanıtlamak için verilen ayetlerden olan Elçilerin İşleri 16:31-34’te Pavlus ve Silas Romalı zindancıyla ilgili şöyle diyor: “Onlar, “Rab İsa'ya iman et, sen de ev halkın da kurtulursunuz” dediler. Sonra kendisine ve ev halkının hepsine Rab'bin sözünü bildirdiler. Gecenin o saatinde zindancı onları götürüp yaralarını yıkadı. Sonra hem kendisi hem ev halkı hemen vaftiz oldu. Pavlus'la Silas'ı evine götürerek sofra kurdu. Tanrı'ya inanmak, onu ve evindekilerin hepsini sevince boğmuştu.”

    Zindancının ailesinden vaftiz olanlar arasında bebeklerin de olabileceği farzedilmektedir. Farzedilen bir noktadan yola çıkarak bir doktrin oluşturulamaz. Bu ayette bu konuda sessizlik vardır ve sessizlikten doktrin oluşturmaya kalkarsanız yanlış sonuçlara varmaya mahkumsunuz.

    34. ayete göre vaftiz olan herkesin sevinç içerisinde olduklarını görüyoruz. “…Tanrı'ya inanmak, onu ve evindekilerin hepsini sevince boğmuştu…”

    Bebekler, Tanrı’ya olan inançlarından dolayı sevince boğulamayacaklarından, bu ayette bebeklerin vaftiz olmadıkları gerçeğini görüyoruz. Bu ailede vaftiz olanların hepsi gerçekten de Tanrı’ya iman etmiş yetişkinlerden oluşmaktaydı. İşte bu yüzden, vaftiz olduktan sonra “Tanrı'ya inanmak, onu ve evindekilerin hepsini sevince boğmuştu.”

    ( Not: Katoliklerin de hakkını vermeden geçmeyelim. İkinci yüzyıl kilisesinin bebekleri vaftiz etmiş olması, bebek vaftizinin uygulandığına kanıt olarak verilebilir. Elçilerden hemen sonra kilisenin böyle bir hataya düşmüş olması çok zor gibi görünüyor. Ayrıca, Yeni Antlaşma’nın neden sadece iman eden yetişkinlerin vaftizinden bahsettiğini şu şekilde açıklayabiliriz: İlk olarak iman edenler Yahudilikten ve paganizmden gelen kişilerdi. Bu kişilerin vaftizlerinden bahsedilmektedir. Bu kişiler ilk inanlı nesil olduklarından çocuklarının vaftiz edilmesinden bahsedilmemiş olması da doğaldır. Yeni Antlaşma yetişkinlerin vaftizinden bahsettiğinden, daha sonra çocukları olmuş olan bu ilk neslin çocuklarını vaftiz ettirmiş olmaları ihtimalinin varlığından söz edebiliriz. Bebeklerinin vaftiz olmasını reddedenlerle ilgili elimizde bulunan ilk kayıtlar aslında İ.S. 327 yılında başlıyor. Bu durum yukarıda alıntısını yaptığım J. M. Carroll’ın “İ.S. 370’lere kadar hiçbiri bebek vaftizinden söz bile etmemektedir” sözüyle çelişmektedir. Evet, bebek vaftizi konusu tartışmaya açık bir konudur ve dogmatik olarak taraftarı veya karşıtı şeklinde tartışamayız. Kesin dogmatik kural olarak ifade edilebilecek olan bir şey varsa, o da vaftizin yeniden doğuşu veya orijinal günahtan aklanmayı sağlamadığı gerçeğidir).

    Bebek vaftizinin zorunluluğunu açıklamaya çalışan Katolik ilahiyatçıları Yeni Antlaşma’dan başka alıntılara da başvurmaktadırlar:

    “İsa ona şu karşılığı verdi: “Sana doğrusunu söyleyeyim, bir kimse yeniden doğmadıkça Tanrı'nın Egemenliği'ni göremez.”… İsa şöyle yanıt verdi: “Sana doğrusunu söyleyeyim, bir kimse sudan ve Ruh'tan doğmadıkça Tanrı'nın Egemenliği'ne giremez.” Yuhanna 3:3,5

    Katolik iddiası: Mesih, Tanrı’nın çocuğu olup yeni doğuşumuzu sağlayacak olan Kutsal Ruh’u almak için suyun (vaftizin) zorunlu olduğunu söylüyor.

    Hıristiyanların bu iddiaya iki şıklı cevabı:

    1) Bu ayete ilk baktığımızda, su kelimesinin anne rahmindeki doğal döllenmeyle ilgili olduğunu söyleyebiliriz.Yuhanna 3:6 bu yorumu destekliyor: “Bedenden doğan bedendir, Ruh'tan doğan ruhtur.” İşte bu nedenle bu ayetler doğal doğumla ruhsal doğumu karşılaştırmaktadır.

    2) Bu ayete daha geniş açıdan baktığımızda, Kutsal Kitap’ta kullanılan su kavramının, Tanrı’nın Sözü’nün arındırıcı yenilemesinden bahsetmek için kullanılmış olduğunu görürürüz. Aşağıdaki ayetler de buna örnektir:

    “…Bunu doğrulukla yaptığımız işlerden dolayı değil, kendi merhametiyle, yeniden doğuş yıkamasıyla ve Kurtarıcımız İsa Mesih aracılığıyla üzerimize bol bol döktüğü Kutsal Ruh'un yenilemesiyle yaptı. Öyle ki, O'nun lütfuyla aklanmış olarak umut içinde sonsuz yaşamın mirasçıları olalım' (Titus 3:5-7).

    “Size söylediğim sözle siz şimdiden temizsiniz' (Yuhanna 15:3) .

    “Ey kocalar, Mesih kiliseyi nasıl sevip onun uğruna kendini feda ettiyse, siz de karılar}nızı öyle sevin. Mesih kiliseyi suyla yıkayıp tanrısal sözle temizleyerek kutsal kılmak için kendini feda etti' (Efesliler 5:25-26 ).

    Tanrı’nın Sözü’nü kabul etmemizle suyla yıkanıp temizlenerek içimizde yaşayan Kutsal Ruh tarafından ruhsal olarak kutsal kılındık. Pavlus bile, birçok kişiyi vaftiz etmemiş olmakla övünüyor ve esas önemli olanın İsa Mesih’in Kurtuluş Müjdesi’ni anlatmak olduğunu söylüyor. (bkz. 1 Korintliler 1:14-17; Romalılar 10:9-10, 13-15, 17). Eğer yeni yaşama geçmek için vaftiz zorunlu olmuş olsaydı, Pavlus bu şekilde konuşmazdı. Vaftiz olmamız zorunludur, fakat kurtuluşumuz vaftize bağlı değildir. Kurtuluşumuz sadece ve yalnızca Tanrı’nın lütfuna bağlıdır (Sola Gratia). Sadece ve Yalnızca imanla aklanırız (Sola Fide). İşte bu nedenle, ne vaftiz, ne de gelenekleri yerine getirme çabaları bizi aklayabilir.

    “Petrus onlara şu karşılığı verdi: “Tövbe edin, her biriniz İsa Mesih'in adıyla vaftiz olsun. Böylece günahlarınız bağışlanacak ve Kutsal Ruh armağanını alacaksınız' (Elçilerin İşleri 2:38).

    Günahların bağışı için vaftizin şart olduğu iddia edilmektedir. Petrus’un bu ayetlerde ne dediğini anlamak için metne daha ayrıntılı bakmamızda fayda var. Petrus, Mesih’i herkesin önünde inkar etmiş olan Yahudilere ve Mesih çarmıhtayken O’nunla alay etmiş olan Yahudiler’e Mesih’in kurtuluş Müjdesini anlatıyor. İşte bu nedenle Petrus onlara sadece tövbe çağrısında bulunmakla yetinmiyor, fakat aynı zamanda O’nun adıyla vaftiz olup Mesih’i gerçekten de yüreklerine almış olduklarını göstermelerini istiyor.

    #28194
    Anonim
    Pasif

    BU KONUDA SİZE ŞU CEVABI VEREBİLİRİM

    Katolik Kilisesi’nin papanın yanılmazlığına dair öğretisi genellikle Kilise dışındaki diğer topluluklar tarafından yanlış anlaşılmaktadır. Kendilerini “Kitap Ehli Hristiyan” olarak adlandıran tüm Protestanlar her nedense papanın “yanılmazlık” karizması ile “günahsız, mükemmel olma” yı hep birbirine karıştırırlar. Papa hakkında böyle bir şeyi biz de kabul ediyor veya edebilir değiliz çünkü onlara göre Katolikler papanın günah işlemediğine veya işleyemeyeceğine inandığını sanırlar. En azından karşı çıkmaktan çekinen kimi diğer topluluklar da, papanın böyle bir hakka veya özeliğe sahip olması gerektiğini ancak bu güce muska vari bir şekilde sahip olduğunu düşünürler.

    Papanın yanılmazlığına dair inancın yanlış ele alındığını belirtmiştik, bu yüzden bu yanılmazlığın ne olup ne olmadığını tam olarak ele almamız gerekir. Yanılmazlık günah işlememek değildir. Aynı şekilde yalnızca papaya ait bir karizma da değildir. Gerçekten de yanılmazlık yalnızca papa değil tüm tinsel bir birlik içerisinde dinsel bir doktrini bir var olan bir gerçek gibi öğreten tüm episkoposlarda vardır. Bu durumu Kilise’ye dair bahşettiği “Sizi dinleyen beni dinlemiş olur” (Lk.10:16) ve “Yeryüzünde bağlayacağınız her şey gökte de bağlanmış olacak” (Mt.18:18) şeklinde Havarileri’ne ve dolayısıyla onların halefleri olan episkoposlara bir söz veren İsa’nın kendisinde görmekteyiz.

    II. VATİKAN’NIN AÇIKLAMASI

    II. Vatikan Konsülü yanılmazlık doktrinini şu şekilde ifade etmiştir : “Episkoposlar kişisel olarak yanılmazlık imtiyazına sahip olmasalar da, yine de Mesih’in doktrinini yanılmaz bir şekilde bildirebilirler. Bu böyledir ve bundan dolayı episkoposlar; ahlakın ve inancın yapısının nasıl olması gerektiğini öğretirken kesin olarak aynı noktada uzlaşmak şartıyla, Petrus’un halefleri sıfatıyla bağlı oldukları ve Petrus vasıtasıyla sahip oldukları kendi aralarındaki birliğe olan bağlılıklarını, dünyanın dört bir yanına dağılmış olsalar da devam ettirirler. Bu yetkinin nasıl olduğu, evrensel Kilise’nin tinsel yönden ve inanç yönünden yargı ve öğretilerini ifade ettikleri ekümenik bir konsülde bir araya geldiklerinde daha net bir şekilde ortaya çıkar. Bundan dolayıdır ki tanımlamaları ve açıklamaları olması gereken inançla bir bütün oluşturmaktadır. (Lumen Gentium 25)

    Episkoposların başı olan papa özel bir yolla bu yanılmazlığa sahiptir. (Mt.16:17-19; Yhn.21:15-17) II. Vatikan’da belirtildiği gibi “yanılmazlık, papanın sahip olduğu üstün görevinde en büyük hoca ve çoban olarak tüm imanlıların inancını pekiştirmek kullandığı bir karizmadır (Lk.22:32), bu yolla nihai olarak ahlak ve inanç doktrinini eksiksiz bir şekilde, ardılı olduğu Petrus’a verilmiş olan söze o da sahip olduğundan Kutsal Ruh’un yardımıyla ilan eder.”

    Papanın yanılmazlığı, Kilise’de birden bire ortaya atılmış ve kabul edilmiş bir doktrin olmaktan ziyade zaman içerisinde daha açık bir şekilde anladığımız ancak temeli, dayanmış olduğu ilk Kilise’nin dolaylı olarak belirttiği bir doktrindir. Aslında bu doktrin Petrus ayetlerinde yatar ; bunlar Yhn.21:15-17 (“Koyunlarımı otlat…”), Lk.22:32 (“İnancın sarsılmasın diye senin için dua ettim”) ve Mt.16:18 (“Sen Kayasın…”).

    MESİH’E DAYANIR

    Mesih İsa, “tüm gerçeğe yöneltsin” diye (Yhn.16:13) Kutsal Ruh’un himayesi için söz verdiği Kilisesi’nden öğrettiklerini duyurmasını emretti (Mt.28:19-20). Bu dayanak ve Mesih tarafından verilen garanti ile Kilise ve hatta kişisel olarak Katolikler asla Mesih’in imanından düşmeyecektir (Mt.16:18, 1 Tim.3:15).

    Hristiyanlar Papa’nın önderliğini ve Kilise’nin otoritesini daha iyi bir şekilde öğrenmeye başladıkça papanın yanılmazlığını daha net anlamaya başladılar. İman anlayışındaki bu gelişme aslında ilk Kilise’de daha belirgindir. Bir örnek verecek olursak Kartacalı Kyprianus, 256 yılları civarında yazdığı bir yazısında bu yönde bir soru sorar ; “Sapkınlar, Apostolik (Havarisel, havarilere dayanan) inanca dayanan ve hiçbir yanlışın asla gelemeyeceği Petrus’un o büyük mevkisine mi karşı gelmeye cesaret edecekler? (Mektuplar 59 [55], 14). Bu inancı Agustinus beşinci yüzyılda en özet şekilde “Roma konuştu, dava karara bağlandı” diyerek belirtir (Vaazlar 131, 10).

    BİR KAÇ AYDINLATMA

    Yanılmaz bir beyan – ister bu beyanı tek başına papa tarafından, ister ekümenik bir konsül tarafından ve ister yüzyıllar boyu süre gelen Kilise’nin yetkisi altında bir öğretimle yapılsın – genellikle bazı doktrinsel sorunlar gündeme geldiği zaman yapılır. Katoliklerin tamamına yakını, hemen hemen bütün doktrinlerin hiçbirinden şüphe duymaz.

    Kateşizme şöyle bir baktığımızda çok sayıda doktrin dikkatimizi çeker ama bu doktrinlerin çoğu resmi papalık beyanı değildir ama aslında Kilise’nin olağan öğretisine dahil olan veya ekümenik bir konsül tarafından yanılmaz bir beyanla beyan edilmiş kimi konulara ilgili bu beyanlardan bir kısmına dair, ikircilik yaratmaksızın ihtimalle bir papanın bir veya daha fazla yanılmaz beyanı bulunmaktadır.

    Bazıları bu noktada skandallar içerisinde yaşamış bir papanın nasıl olup da yanılmaz olduğunu sorarlar. Doğru görünen bu itiraz elbette ki, yanılmazlık ile kusursuzluğun birbirine karıştırılmasından kaynaklanmaktadır. Bir papanın hiç günah işlemeyeceğine veya önderi olduğu diğerlerine kötü örnek olmayacağına dair bir garanti yoktur. (Doğruyu söylemek gerekirse ne mutlu ki tarih boyunca papalıkta çok çok büyük bir oranda garantisi olmayan bu kutsallık gözlenmiştir, “kötü papalar”gelmişse de çok nadir olarak o mevkii de bulunmuşlardır.)

    Kimileri diğerleri ile ters düşecek olursa bir papada yanılmazlığın nasıl bulunacağını merak ederler. Bu da yine, ahlaka ve inanca dair resmi öğretiye dinsel bir başvuruda kendini gösteren yanılmazlığın, disiplin ve yönetim kararları veya ahlak ve inanca dair resmi nitelik taşımayan emirlerde de bulunduğuna dair yanlış inanıştan kaynaklanır. Bir papanın kişisel teolojik düşünceleri yanılmaz değildir, yanılmaz olan Mesih’ten süre gelen değişmez ve şaşmaz olan öğretiye ait, dinsel beyanlarıdır.

    Genel olarak yanılmazlık konusuna dair yanlış anlamalar mevcuttur, genelle aynı şekilde düşünmeyen Protestanlar ve Müjdeciler bile sıklıkla yanılmazlığın anlamının, bilinmesi ihtiyacı duyulan gerçekleri daha doğru öğretmek için papalara verilmiş bir lütuf olduğunu düşünürlerse de, bu düşünceye de tam olarak doğru denemez. Çünkü yanılmazlık, ne papaya neyin doğru olduğu noktasında yardım eder ne de papaya gerçeğin ne olduğunu “esinler”.

    PETRUS YANILMAZ DEĞİL?

    Papaya dair yanılmazlık noktasında Protestanların en çok üzerinde durdukları ve hoşlarına giden Kutsal Kitap örneği, Petrus’un Antakya’da İsrail’den gelen orada bulunan Yahudileri gücendirmemek için putperest kökenli Hristiyanlarla yemek yemeği reddetmesidir. (Gal.2:11-16) Bundan Pavlus da onu azarlar. Bu şimdi papalık yanılmazlığının olmadığını mı göstermekte? Tam olarak değil. Petrus’un hareketi disipline dair bir konuydu, yoksa ahlak veya inanca dair değil. Çünkü oraya Yahudiler gelene kadar yemek yiyordu. Dahası sorun Petrus’un yaptıklarıydı, öğrettikleri değil. Pavlus, Petrus’un doğru inanca ve öğretiye çok iyi bir şekilde sahip olduğunu itiraf eder (Gal.2:15-16). Buradaki örnekte ahlak ve inanca dair bir beyanda bulunup, öğretisel bir şey yapmamaktadır.

    Protestanlar bile kabul etmelidir ki Petrus bir şekilde yanılmazlığa sahipti çünkü Petrus’un Yeni Ahit’te iki adet mektubu bulunduğunu unutmamalıdırlar. Sonuçta Antakya’daki davranışları hem sahip olduğu yanılmazlık ile çelişmiyor, ne de genel yanılmazlığa zıt bir durum teşkil ediyor.

    Tarihe dönersek, belirli “papa hataları”nın Kilise tarafından kritiğinin yapıldığını görürüz. Papa Liberius, Vigillius ve Honorius’un tartışmaları gerçekten de üç davaya dönüştü. Davalar hemen tam da istedikleri gibi tüm yanılmazlık karşıtı papa muhaliflerinin davasına döndü. Protestanların favori davası Papa Honorius’a ait olandır. Onun, inancımıza aykırı bir görüş olan, Mesih’in iki öze (hem ilahi hem insan) değil de, bir tek (ilahi) öze sahip olduğuna dair – tüm ortodoks Hristiyanların inandığı şekilde – bir inancı (Monotelitizm) öğrettiğini söylerler.

    Detayları burada yok ama I. Vatikan’da, yanılmazlığın betimlenmesi konusundaki beyanda, genel hatlarıyla hiçbir davanın bu konuya karşıtlık oluşturmadığına dair not düşmek yeterli olacaktır. (cf. Pastor Aeternus 4).

    “Kitap Hristiyanları” tarafından papanın yanılmazlığı konusunun reddi nedeni Mesih’in göze görünür bir Kilise kurmadığı düşüncesidir, bunun anlamı başları papa olan episkoposların hiyerarşisine inanmazlar.

    Ayrı bir bölüm konusu olan Kilise’nin göze görünür yapısının neler olduğunu ayrıntılı bir şekilde bu konu içerisinde anlatmaya yer yok ama Yeni Ahit’in bize gösterdiği şekilde havarilerin Mesih’ten aldıkları talimatlarla kendilerinden sonra gözle görünür bir organizasyon kurduklarını ve daha ilk yüzyıllardaki tüm Hristiyan yazarların – daha doğrusu Protestanlar ortaya çıkana kadar neredeyse tüm Hristiyanların – Mesih’in kurup devam ettirdiğine inandığına dair birkaç noktaya değineceğiz.

    Bu eski inancın bir örneği Antakyalı İgnatyus tarafından veriliyor. Yaşamış olduğu ikinci yüzyılda İzmir’deki kilisede yazdığı mektupta “Episkopos her nerede görünürse, Katolik Kilise’de bulunan Mesih İsa orada görünmüş gibi halk da orada olsun” (İzmirlilere Mektup 8, 1, [İ.S.11] ).

    Eğer Mesih böyle bir organizasyon kurduysa, kendisi dünyadan ayrıldıktan sonra öğretisini değişik yollarla bütünüyle koruyan bu tanımlamanın da devamlılığını hiç şüphesiz sağlayacaktır.

    Mesih’in mesajının muhafazasının ve devamlılığının; tümüyle Kilise’ye ait olup özünde Mesih tarafından liderler olarak atanmış olan episkoposlar – (özel olarak) papa – yoluyla ve yanılmazlık lütfu ile garantiye alınması, episkoposların ardılları oldukları havariler tarafından gerçekleştirilmiştir.

    Papanın öğreti hataları bütünüyle Kilise’nin kendi mutlak varlığına bağlı olan bu karizma ile Kutsal Ruh tarafından korunmaktadır. Eğer Mesih söz vermiş olduğu gibi cehennemin kapıları Kilisesi’ne karşı duramayacaksa, bunun için, büyük bir hataya düşüp Mesih’ten uzaklaşması riskinden tamamen korunmuş olması lazımdır. Bunun böyle olduğu, kurtuluşla ilgili olan meselelerde sağlam bir şekilde kendini ispat etmektedir.

    Elbette ki bu yanılmazlık; kişisel olarak bir papanın, gerçeğe dair öğretideki “ihmalkarlığına” veya günahsız olacağına veya yalnızca insan aklı yoluyla alınan disiplin kararlarına dair bir garanti içermemektedir. Ama papa, Kilise’nin temel amacını oluşturan kurtuluşla ilgili olarak talimatlarıyla dosdoğru öğretmelidir.

    Korunan Mesih inanlıları, üzerine Mesih’in öğretisinin kaynağı olan gerçeğin yükseldiği sağlam bir kayaya güvenebilmelidir. Ve bu da, bu yanılmazlığın neden var olduğunun nedenidir.

    Matta 16:18b deki ayette cehennemin kapılarının Kilisesi’nin karşısında duramayacağını Mesih söylediğinden, Kilisesi de varlığını asla yitirmeyecek demektir. Ama eğer Kilise sapkın öğretilerle Mesih’ten dönecek olsaydı, Mesih’in Kilisesi olmasını gereken Kilise varlığını devam ettiremeyecekti. Bundan dolayıdır ki Kilise, gerçeğe inanma yolunda beyanlarıyla sapkınlık öğretme imkanına sahip değildir. Bu aynı gerçek Havari Pavlus’un ifadesinde de Kilise, “gerçeğin direği ve dayanağı” dır (1 Tim.3:15). Kilise bu dünyadaki dinsel gerçeğin dayanağı olduğundan, Tanrı kendi sözcülerine sahiptir. Mesih İsa’nın havarilerine söylemiş olduğu gibi “Sizi dinleyen beni dinlemiş olur, sizi reddeden beni reddetmiş olur. Beni reddeden de beni göndereni reddetmiş olur.” (Lk.10:16)

2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.