• Bu konu 4 izleyen ve 3 yanıt içeriyor.
4 yazı görüntüleniyor - 1 ile 4 arası (toplam 4)
  • Yazar
    Yazılar
  • #26832
    Anonim
    Pasif

    PASKALYA : –

    İsa’nın çarmıhtaki ölümü ve sonraki dirilişi ile ilgili olarak kullanılan ‘Paskalya’, veya İngilizcesi ‘Passover’ aslında ‘Fısıh Bayramı’dır. Bu bayram, İsa’dan önce, aşağı yukarı 1500 yıl önce başlamış olup, İsrail’in Mısır’dan çıkışıyla ilgilidir. Köleleştirilmiş olan İsrail halkının, tüm lânetlere rağmen Mısırdan çıkışına izin vermiyen Firavun, bunun bedelini tüm Mısır halkıyla birlikte, ‘İlk Doğan Oğul’larını kaybetmekle ödemişlerdi.

    Rab’bin Musa’ya buyruğu, bu lânetten kurtulabilmeleri için, tüm İsrail halkının, her ev için bir kurban kesip, kanını evin kapısının yan ve üst sövelerine sürmeleri gerektiğiydi. “Kurban edilecek olan Fısıh Kuzusu, kusursuz olacak, bir yaşını geçmemiş erkek olacak ve hiçbir kemiği kırılmayacaktı”. Akşam üstü Ölüm Meleği tüm evleri dolaşacak, kapılarının yan ve üst sövelerinde kan olan evlere girmeyecek, onları ‘geçip gidecek’ (Passover), ama kanla işaretlenmemiş tüm evlerdeki ilk doğan erkek çocuklar ve hayvanlar ölecekti.

    Bu olay, her yıl, Rab’bin buyruğu doğrultusunda, o günü anmak için ‘Fısıh Bayramı’ olarak kutlandı. İsa Mesih’in de, ihanete uğradığı gece, havarileri ile birlikte yediği son yemek, Fısıh yemeği idi. Ve O, bizim ‘Fısıh Kuzumuz’ oldu (1 kor.5:7). Ölüm Meleği ‘geçip gitsin’ diye, bizlere dokunmasın diye, bizim için kurban edildi. Şimdi de, O’nun kanıyla işaretlenmiş olan bizlere, ‘Yok Edici’ dokunamıyor ve ancak ‘üzerimizden geçiyor’.

    İsa Mesih’in ‘Ölüm ve Dirilişi’ ile ilgili bazı kavramları, Kutsal Kitap’taki bazı ayetleri anlamaya çalışmak; Rab’bimiz Mesih’in bizler için neler yaptığını, bizlere ne armağanlar sunduğunu daha iyi anlamamıza yardımcı olacaktır. ‘Mısır’dan Çıkış’ nasıl ki kölelikten kurtarmışsa, ‘Fısıh Kuzusu’ olan Rab’bimizin ölümü ve dirilişi de kölelikten kurtarmıştır. Yalnız bu seferki Firavun, ‘Günahlı Benliğimiz’dir.

    1) “İnsan neye yenilirse, onun kölesi olur” (2. Petrus 2:19). Petrus burda, günaha yenilenlerin, günahın köleleri olduğunu söylüyor. Pavlus da, bu durumu çok iyi bilenlerdendir. Çünkü Romalılar 7:14-15’te şöyle diyor: “Bense ‘Benliğin’ denetimindeyim, KÖLE gibi günaha satılmışım. Ne yaptığımı anlamıyorum. Çünkü istediğimi yapmıyorum; nefret ettiğim ne ise, onu yapıyorum.” Kardeşler, Pavlus gibi, bu noktaya gelmiş olmak, Kutsal Ruh’un işleminden ve bereketin arifesinden başka birşey değildir. Ne mutlu, ruhsal açlık çekenlere. Onlar doyurulacaklardır. Birçokları, bu ve buna benzer ayetleri, günahkâr olarak devam edebilmenin savunmasında kullanırlar. Ama, günahları affedip de, günahlara esir bırakan bir Kurtarıcı, neye yarar? Halbuki İsa Mesih, “İblis’in yaptıklarına SON VERMEK için ortaya çıktı. Tanrı’dan doğmuş olan, günah işlemez” (1. Yuh.3:8-9). Bazen, olgun kardeşler bile, bu konuda, Rab’bin sözleri yerine, kendi tecrübelerini vaaz etmeyi yeğlerler ve istemeyerek de olsa, Rab’bin ölümünü sıfırla çarparlar.

    2) “İsa’nın ölmüş olduğu ölüm, günaha ölümdür”. Bu ayet, Rom.6:10 ve 11’in asıl anlamı ve özetidir. Yani İsa, ‘günaha ölmüştür’. Bu anlam çok önemlidir. Adem ve Havva’nın gerçekleştirdiği ilk ölüm, ‘Tanrı’ya ölümdü’. “Meyveyi yediğin gün öleceksin” diyen Tanrı, yalan söylemiyordu. O gün, Tanrı’ya öldüler. Bundan sonraki ölümler de, ‘Dünyaya ölümlerdir’. İnsanlar dünyaya öldükleri halde, cennet veya cehenneme ‘ölü’ değillerdir. Peki, ‘Günaha Ölüm’ ne demektir? Yine 2. Petrus 2:19’a dönüyoruz: “İnsan neye yenilirse, onun kölesi olur.” Yani, günaha yenilen, günahın kölesi olur. Yenilmeyen ise olmaz. Peki, birinin günaha yenilmiş veya yenilmemiş olduğu nasıl tespit edilir? Cevap: Ölümüne direnişle. Bu cevap da çok önemlidir. Direniş, ölümle sonlanana kadar sürmelidir. Daha az veya daha erken olamaz. “Beyefendinin düşürdüğü cüzdanı gördüm ve alıp ona iade ettim” diyebilirsin, ama bu bir defalık olay, senin günaha karşı ölü olduğunu göstermez. Dur bakalım, daha Şeytan’ın numaraları tükenmedi. Daha şimdi başlıyor. Para, pul, servet, şehvet, şöhret derken, hâlâ boyun eğmiyorsanız, hiddet, şiddet, tehdit, işkence gelir arkasından. Ama, nereye kadar işkence? Sağ olduğun müddet, sana her türlü fizikî ve ruhsal işkence yaparak galip gelme, yani seni günaha düşürme imkânı olduğu müddet. Peki, Şeytan’ın bu imkânlarının sonu hiç yok mu? Sonu hiç gelmiyor mu? Cevap: Var. Sen öldüğünde. Sen, binbir türlü işkence sonunda ölürsen, artık yapacak hiçbirşeyi kalmıyor Şeytan’ın. Seni günaha düşürmek istediği halde ve herşeyi denemesine rağmen, hiçbir başarı gösteremediği için, Şeytan yenilmiş bulunuyor. Artık, sen günaha ve günah da sana ölü bulunuyor. Tabii ki, bunu başaran, sen-ben değil, birtek Rab’bimiz olmuştur. “O’nun öldüğü ölüm, günaha ölümdür.”

    3) Ama Pavlus, “O’nun çarmıhı aracılığıyla dünya benim için ölüdür, ben de dünya için” diyor (Galatyalılar 6:14). Bu ne demek oluyor acaba? Çarmıh’a gerilen İsa’ydı. Pavlus değildi. Pavlus, İsa’nın çarmıhı aracılığıyla dünyaya, dünya da ona, nasıl ölmüş olabilir ki? Bu da yetmiyormuş gibi, sadece dünyaya (dünya zevklerine ve alemine) ölmüş olmaktan bahsetmiyor, ayni zamanda, günaha karşı da ölü olduğumuzu söylüyor. Yani İsa gibi. “Günah karşısında ölmüş olan bizler, artık nasıl günah içinde yaşarız?” (Rom.6:2) “Biz de günaha ölüyüz” diyor Pavlus. Ama işte bu sır, Rom.6:6’da açıklanıyor: “Artık günaha kölelik etmiyelim diye, günahlı varlığımızın ortadan kaldırılması için, eski yaradılışımızın, Mesih’le birlikte çarmıha gerildiğini biliriz.”

    Bu ne demek biliyormusun kardeş. O eski sen, o iğrenç sen, senin bedeninde yaşayan o şeytan kapatması, o fahişe, o köle, o kibirli, öfkeli, kendini beğenmiş, kendinden başka kimseyi sevemeyen, ademden miras aldığımız o eski benlik, İsa’yla beraber çarmıha gerilmiştir. Bunu artık senin yapman gerekmiyor. Bunca yıl, boşuna uğraşmışsın. O cani, hiç kendi kendini çarmıha gerer mi? Bu uslanmaz, arlanmaz, onarılmaz, şifa bulmaz, asla düzelmez sen; İsa tarafından çarmıha gerildin, ayni anda, ayni yerde, ayni çarmıhta.

    “Mesih İsa’ya vaftiz edildiğimizde, hepimiz O’nun ölümüne vaftiz edildiğimizi bilmez misiniz?” (Rom.6:3). O’nun ölümüne vaftiz olduk. O ölürken biz de öldük, gömüldük ve birlikte dirildik. O yüzden kimse, “Vaftiz sadece bir semboldür” demesin. Vaftiz, tam anlamıyla ‘Mısır’dan Çıkış’tır. Köleliğe veda, Yaşama selâmdır. Vaftizde, eski benliğimiz sudan çıkmadı. Orda kaldı. O öldü, gömüldü. İsmail yok artık. İshak var. Bu muhteşem bir Müjde’dir. Yalnız buna sarıldığın an, şunu bil ki, Şeytan var gücüyle, bunun böyle olmadığını, hâlâ benlikte yaşadığını ispatlamak için, elinden geleni yapacak ve kendinizi, hiç beklemediğiniz bir şekilde öfkelenmiş ve sevgisiz durumlarda bulacaksınız. “Hiç niyetim bile yokken, acaba nasıl böyle öfkeli bir duruma itilmiş oldum birden, anlayamıyorum” diyeceksiniz. Bunlar olacaktır. Aniden ve aşırı derecede ve çoğu zaman, hiçbir sebep, hiçbir niyet yokken. Göreceksiniz. Ama, gülüp geçin. Şeytan’ın çırpınışları ve enjecteleridir bunlar. Doğru olan gördükleriniz ve hissettikleriniz değil; Tanrı Kelâmı’dır. Sen öldün. Ben öldüm. Biz öldük. Halleluyah!

    4) Bu konuları irdelerken, şu ayırımı yapmak ve hatalı düşüncelere kapılmamak gerekiyor. “Günaha teşvik edici şeylerin, benim üzerimde hiçbir etkisi yoktur” düşüncesi yanlıştır. İsa, acılar çekti. “Yaptıklarınızla beni asla incitemezsiniz” demedi. Yüzüne tükürüldüğünde, “Çok hoşuma gitti, bir daha yap” demedi. Bizler gibi, her konuda sınandı. Bizim hissettiklerimizi, O da hissetti (Mezmurlar 22) ve buna rağmen günah işlemedi. Yoksa, bu günaha teşvik edici şeyler, “tamamen etkisiz” iselerdi, “Ben Tanrı’yım. Bana birşey olmaz” anlayışı doğru olsaydı, “O zaman niye beden aldın?” sorusu ortaya çıkar ve İbraniler 2:14-18 gibi birçok ayet geçersiz kılınırdı. Bu 4. Bölümü anlamamak, Şeytan’ın yalanlarına kapı açacaktır. Dikkatli olmalıyız. Tabii ki ‘Sınanmalar’ olacaktır. Ama bunlar ‘günah’ değildir. Yalnızca artık yenilmek yok. Çünkü bir insan, neye YENİLİRSE, ona köle olur. ‘Neyle güreşirse’ değil. ‘Neye karşı gelirse’ değil. Romalılar 6:14 “Günah size egemen olmayacaktır” diyor. “Günahın hiçbir gücü yoktur” demiyor. Mesih bizi günahtan serbest kıldı ama isteyen, yine Mısır’a köleliğe dönebiliyor. Yalnız böyle birinin son hali, ilk halinden 7 defa daha beter olacaktır.

    5) Ölümden bahsettik, şimdi de ‘Dirilişe’ geçelim. 1. Kor. 15:55-56 şöyle diyor: “Ey ölüm, zaferin nerede? Ey ölüm, dikenin nerede? Ölümün dikeni günahtır. Günah ise gücünü Kutsal Yasa’dan alır.” Burada ‘diken’ dediği, ‘arı sokması’ veya ‘arı iğnesi’ gibidir. Yani günah, bizleri arı gibi her soktuğunda, bedenimize zehir gibi ölüm yayılır. Bu zehirin gücü de ‘Yasa’dır. Yasa olmadan da günah işleniyordu. Meselâ, ‘Anne ve babaya saygı’ veya ‘komşunun malına göz dikmek’ gibi yasalar, daha önce de çiğneniyordu. Ama yasa geldi ve “Bunu yapmayacaksın” dedi. Buna rağmen yapmak, günahı artırdı. Yani günahın iğnesine verilen zehirin, öldürme gücü arttı.

    Ama, madem ki ölüm getiren günahtır ve günahın zehiridir ve de bunun haricinde ölüm getiren başka hiçbirşey yoktur; günah işlemeyen biri ölebilir mi? İsa ölebilir mi? Daha önce de gördüğümüz gibi, günaha karşı tam bir zafer kazanabilmek için, mutlaka ölüme kadar direnmek lâzımdı. İsa, günahlarından dolayı ölmedi. Günaha öldü. Hiçbir günah işlemedi. Bu yüzden ölüm O’nu geri kustu. Yunus’un üç gün sonra, balığın ağzından kusulması gibi. Mezar da İsa’yı kustu. İşte diriliş budur. Ölümün İsa üstünde hiçbir gücü yoktur. Ölüm yenildi, günahımız affedildi. “Ölümün artık O’nun üzerinde egemenlik sürmeyeceğini biliyoruz” (Rom.6:9).

    İsa, bizim için kurban edildi ve Baş Kâhinimiz olarak, kendi kanıyla ‘En Kutsal’ yere çıktı ve ‘günah sunusu’ olarak, kendi kanını sundu. İyi, güzel de; kabul edildiğini nereden bilelim? Başkâhin ‘En Kutsal’ yerden canlı olarak çıkmazsa, ‘sunusu kabul edilmedi’ demektir. Harun’un iki oğluna öyle oldu. Ordan ancak cesetleri çıktı. Vaftizci Yahya’nın babası Zekeriya da tapınakta gecikince, dışarda bekliyen halk, acaba başına birşeyler mi geldi diye endişelenmişti. Ama Başkâhinimiz İsa kendi kanıyla, günahlarımızın affı için girdi ve 3 gün sonra da canlı çıktı. Sunu kabul edilmese, çıkamazdı. Kabul edilişinin ispatı; dirilişidir. Ve artık, ‘En Kutsal’ yeri ayıran kalın perde, ikiye bölünmüştür. O’na iman edenler, O’nun kanıyla aklanmış olanlar, artık doğrudan Yüceler Yücesinin huzuruna çıkabileceklerdir.

    SONUÇ : – Sevgili kardeşler. Artık bu evde, hem İsmail, hem de İshak yaşayamaz. Benlikten doğan, ruhtan doğana her zaman zulüm edecek, yapmak istediklerini yaptırmayacaktır. İsmail’i (Ademsel Doğayı) ve Annesi Hacer’i (Yasa’yı) artık kovun. Bedenden doğan, ruhtan doğanla asla mirası paylaşmıyacaktır. Vaftizm, İsmail’den kurtuluştur. İsa’ya vaftiz olmak, geçmişte gerçekleşmiş olan çarmıh olayının, bugün bana uygulamasını getirir. Yani, vaftiz olmakla, O’nun ölümüne vaftiz oluyorum. O’nun 2000 yıl evvelki ölümüne, şimdiki vaftizimle birleşiyorum. Çünkü O, bendim. O, benim yerimi almıştı. Şimdiki vaftizimim ile de ben, bu olaya ‘Amin’ diyorum.

    O bana, “Bu vaftizimle, sen Ben’im ölümüme vaftiz oldun. Sen de öldün. Eski benliğin yok oldu. Düşmana evli olan, o idi. Düşmanla her zaman işbirliği yapan, içindeki ‘Truva Atı’ o idi. O ölünce, hem günaha, hem dünyaya ve hem de Yasa’ya ölmüş oldun. Artık yepyeni bir yaratıksın. O yeni yaratığın ise ‘Eşi’ benim. Sen artık bana aitsin. Sen artık Yasa’yla değil, içindeki Kutsal Ruh’la ve Yeni Yaratılışının doğasında, tüm yasayı yerine getiriyorsun. Çünkü yüreğindeki Sevgi ve Kutsallık, Ben’im. Sevgi ve Kutsallık, yasa gerektirmez. Hata yapmaz, günah işlemez. Sende şimdi yepyeni bir yürek vardır. Benim yüreğim. Sen tertemizsin, kutsalsın. Bundan sonra, senin hayat kaynağın, yaşam gücün Ben’im. Bana güvenerek yaşa. Şeytan, burda söylediklerimin tümüne, var gücü ile karşı gelecektir. O’na değil, bana inan. Eski benliğin ölmüştür. Onu çarmıha ben kendim gerdim. Sen, onun kölesiydin. Günahlı benliğini ben öldürdüm. Bundan sonra vereceğin savaş, sadece bir iman savaşıdır. “Sen öldün” diyen Bana mı inanacaksın yoksa “Hayır ölmedin” diyen ona mı? Unutma, ‘Doğru Kişi’ İMANLA aklanır. İman olmadan Beni memnun etmek olanaksızdır. Bütün savaşlarını, kendine değil, imanla, bana güvenerek, bana sığınarak savaş. Göreceksin. Galip geleceksin. Ben içindeyim. Ve dünyayı ve da dünyadakini yendim. Gücün, hayat kaynağın Ben’im. Sen bana aşılandın. Benim yaşam suyumla yaşıyorsun. Sen de Pavlus gibi, ‘Ben, beni güçlendirenin aracılığıyla HERŞEYİ yapabilirim’ demesini öğrenmelisin.”

    “Bana gelince, Rab’bimiz İsa Mesih’in çarmıhından başka bir şeyle asla övünmem. O’nun çarmıhı aracılığıyla, dünya benim için ölüdür, ben de dünya için” diyor Pavlus (Gal.6:14).

    Artık biz de, sadece O’nun çarmıhı ile övünelim. O başlattı, O yaptı, O bitirdi ve O bize armağan olarak sundu. Hepinize iyi Paskalyalar.

    #34815
    Anonim
    Pasif

    Çok güzel izah etmiş Kemal abi… Herkese gerçek anlamda diriliş dilekleri ile…

    #34817
    Anonim
    Pasif

    Duyurulur…!

    * Şevkle İsa Mesih’e gelmiş,Kurtuluşu aldığı için sevinçle dolmuş,vaftizli kardeşlerine gıpta ile bakan,ve Mesih imanlısının bence düğünü sayılan vaftiz töreninin,bir an önce eğitimini alıp bu mutluluğu,yaşamak isteyen kuzulara;
    Arkadaşlar; biz biliyoruz siz Hristiyansınız, fakat vaftiz olayını bu kadar büyütmeyin,çokta önemli değil,diyen önderlere..!

    * Aynı zamanda; vaftiz olayını, kilisesindeki masanın yerini değiştirme eylemi kadar hafife alıp, şu bizim Efes taraflarındaki yeni açılan kiliseler
    gibi, neredeyse yoldan geçenleri yakalayıp havuza atacak kadar cılkını çıkaran çakma kilise ve önderlerine..!

    Duyurulur…!

    ” Gökte ve yeryüzünde bütün yetki bana verildi.Bu nedenle gidin,bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin;onları Baba,Oğul ve Kutsal Ruh’un adı ile vaftiz edin .”
    Matta.28:18-19

    Ve Birşey daha yapın vaftiz törenlerinin resimlerini şan, şeref ve gururla sponsorlarınıza fakslayacağınıza,sizlerden vaftiz diplomasını isteyen kardeşlerime belgelerini verin,çünkü onlar Rab’de emek verdiler,Yürekten Mesih İsa’ya iman edip topluluk önünde ikrar ettiler.

    Mesih imanlılarına; sizlere vaftiz belgesi veririz,fakat bazı kişiler bu belgelerle yurt dışına çekip gittiler,gibi uyduruk söylemlerde bulunmayın.
    Yurt dışına bizler degil sizler meraklısınız,bizler birkaç ülkenin pasaportunu taşımıyoruz,bizler görüntü çekmek için 1990 model hurda otomobile binip,her yılda beş defa ABD seyahatine çıkmıyoruz,akşamı kazakistanda sabahı Moldovyada yapmıyoruz.
    Tek bir kimlikle yaşıyoruz,emeğimiz ile geçiniyoruz,rahat olun.

    En önemli konuya gelelim..!
    Lütfen Kemal Başaran kardeşimin paskalya başlıklı yazısını kiliselerinizde okunabilinecek bir yere asın ki vaftizin ciddiyetini siz anlayamıyorsanız bari kuzular anlayıp bereketlensin.

    Layıkı ile yapan kilise veya önderler zaten kendilerini bilirler sözlerim çakma kilise ve önderlere,onlarda kendilerini bilirler..?

    ” Yolda giderlerken su bulunan bir yere geldiler.Hadım bak burada su var dedi.Vaftiz olmama ne engel var.Sonra arabanın durmasını buyurdu Filupus’la hadım birlikte suya girdiler.Filipus hadımı vaftiz etti.”
    Elç işl.8:36-37-38

    Esenlikle.

    #34816
    Anonim
    Pasif

    Paskalya,tarihsel bir olayı hatırlatmaktadır,Musa’nın zamanında,başladı.
    Türkçe “Paskalya”sözcüğü Tevrat’tın asıl dili olan İbranice “Pasah” sözcüğünden türemiştir.Pasah veya Fısıh bayramı Kutsal Kıtab’ın Çıkış bölümünde açıklanır.

    Musa peyganberin zamanında Tanrı İsrail oğullarını Mısır’daki kölelikten kurtaracaktı.O Musa aracılığı ile Firavun denen Mısır Kral’ına:
    “Halkımı sal ki bana abadet etsinler”diyordu. (Çıkış 5:1 7:16 )
    Firavun ise inat edip direniyordu.
    Rab’be dilendikçe başına belalar geliyordu.Böylece Tanrı “Firavun ve Mısır’lıların üzerine bir dokuz felaket getirmişti.Fakat Firavun dinlemek istemiyordu.Bu kez Tanrı Musa’ya şöyle dedi.

    “Firavun ve Mısır üzerine bir bela daha getireceğim:ondan sonra Firavun sizi buradan salıverecektır.” (Çıkış 11:1)

    Tanrı,Mısır’da gece yarısı,her ailenin, ilk doğan çocuğunun öleceğini, söyledi.Taht üzerinde, oturan Firavunun, ilk çocuğundan Mısır’ın en ücra köşesindeki ailenin ilk çocuğuna kadar, hepsi bir anda ölecek ve bütün Mısır diyarında hiç olmamış ve bir daha olmayacak kadar büyük bir feryat kopacaktı.

    Fakat Tanrı Musa’ya bu korkunç beladan kurtuluş yolunu’da gösterdi.
    Çıkış 12:1.28) Her aile kusursuz bir kuzu alacak,üç gün bekledikten sonra bu kuzuyu boğazlayacaklar ve onun kanını, evin kapısının iki yanına ve üstüne süreceklerdi.

    Rab onlara şöyle dedi:

    “O gece Mısır diyarından geçeceğim ve insandan hayvana kadar bütün ilk doğnları vuracagım.Ben RAB’bim ve sizin bulunduğunuz evler üzerindeki kanı görünce üzerinizden geçeceğim.Mısır diyarını vurduğum zaman size bela olmayacak ve sizi helak etmeyeceğim.”(Çıkış 12:12.13)

    Böylece, Tanrı’nın sözüne inanan halki, kurban edilen kuzunun kanı sayesinde Tanrı’nın gazabından ve kölelikten kurtulup vaadedilen diyara doğru yola kovuldular.

    Biz de Mısır’dan kurtulan halk gibi, kurban edilen kusursuz birinin kanı sayesinde sonsuz ölüm cezasından kurtulduk.Bu gerçek kurban kuzusu,İSA MESİH’in kendisidir.

    Fısıh olayı Tanrı’nın daha ilerde Mesih’te gerçekleştireceği kurtuluş planının simgesiydi.Kuzu sadece İsa Mesih’i simgeliyordu,ve bu değişmez planın, amacını aslında, Mesih yerine getirecekti.

    İsa’nın görevine başladığı günlerde,halkın kalbını İsa için hazırlamak üzere O’ndan önce gönderilen,Yahya Peyganber İsa’yı şöyle ilan etti:

    “İSTE DÜNYANIN GÜNAH’INI ORTADAN KALDIRAN TANRI KUZUSU”
    Yuhanna 1:29

    Mesih, Yahudilerin Fısıh bayramı sırasında, çarmıha gerilerek gerçek ve paha biçilmez son kurban oldu.Bize sonsuz kurtuluş sağlayan,Mesih’in çarmıhtaki ölümü ve ölümden dirilişidir.

    “FISIH KUZUMUZ OLAN MESİH KURBAN EDİLMİŞTİR.”
    1 Korintliler 5:7

    O bizi günahlarımızdan kurtardı.Kurtuluşumuz İçin Tanrı’ya Şükretmeliyiz.

    Esenlikle..

4 yazı görüntüleniyor - 1 ile 4 arası (toplam 4)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.