• Bu konu 1 izleyen ve 0 yanıt içeriyor.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #26498
    Anonim
    Pasif

    ÖLESİYE SEVMEK, ÖLDÜRESİYE NEFRET:-

    Televizyondaki bir konuşmasında, Diyanet İşleri Başkanı Sayın Ali Bardakoğlu, “Müslüman’a; ailesi için, namusu için, milleti ve dini için savaşmak farz kılınmıştır” demişti. Bu kulağa, ne kadar doğru, onur verici, mert ve haysiyetli bir yaklaşım gibi gelse de, aslında birçok şeytanî düşünce, davranış ve hunharca işlenen cinayetlere çanak tutup, zemin hazırladığını ve bunlara sebebiyet verdiğini görmemek mümkün değildir.

    Asırlardır süregelen dinî öğreti böyleyse, insanların başka türlü davranmaları mümkün müdür? Tanrı’nın sevabı ve onayı ile adam öldürebilirsin. “Dine hakaret”, “Türklüğe hakaret”, “Karıma baktı”, “kızıma sulandı”, “Devleti yıkmaya çalışıyorlar”, “Türkiye’nin altını oyuyorlar”, “Misyonerlik yapıyorlar”, “Hristiyan propagandası”, “Din elden gidiyor”, “Namus elden gidiyor” derken, ölmeyi hakkedenlerin listesi de epey kabarıyor.

    Aslında, ölmeyi hakketmiyen neredeyse kimse kalmıyor. Sayın Bardakoğlunun bu söylemi, neredeyse tüm cinayetleri aklıyor, hoşgörüyor. İslâm, ‘Hoşgörü Dini’ derken acaba bunu kastediyorlar. Bunun haricinde işlenen başka cinayetler var mı ki? Hemen, hemen her şey, beni, onurumu, ailemi, milletimi ve dinimi az çok etkilemiyor mu? Hangi noktada karşı tarafın ölmeyi hakettiğine kim karar verir? Kan davaları, namus cinayetleri, millî dava uğruna işlenen cinayetler, din uğruna işlenen cinayetler, para ve alacak uğruna, mal mülk, toprak uğruna ve daha bitmez tükenmez sebeplerden dolayı, işlenen tüm cinayetler, bu şekilde, bir din adamı tarafından aklanmış oluyor. Bu sözleri duyan elin insan kasapı bile, kendisini ‘mert’, ‘kahraman’, ‘cesur’, ‘milliyetçi’, veya ‘Tanrı yolunda’ yürüdüğünü zanneder. Cinayeti ile gurur duyar. ‘Erkek Adam’lık görevini yapmıştır ve kendisini ‘Cehennemlik bir katil’ göreceği yerde, ‘Namusunu korumuş, görevini yerine getirmiş mert bir kahraman’ olarak görür.

    Suçlulara cezalarını veren bir ‘devlet’; suçlu veya günahkâr değildir. Bilâkis, bu devletin görevidir. Ama, suçluya cezasını veren ‘birey’, suçludur, günahkârdır. Bu, onun görevi değildir. Bir ülkede adaleti sağlayan devlettir. Bu devletin hem hakkı ve hem de görevidir. Devlet, cezalandırdığı kişilere karşı herhangi bir düşmanlık veya nefret beslemez. Devlet, kendi intikamını almaz. “Göze göz, dişe diş” bireylerin birbirlerine uygulayacağı bir kural değildir. Devlete, yargıya, ‘adil davranabilmesi için’ verilen bir kuraldır. Ülkeyi ve milleti savunma görevi de, devlete verilmiştir. Bireylere değil. Kimse kendi anlayış ve düşüncesine göre gidip adam boğazlayamaz. Hem yasak, hem günahtır. Bu görevi bireye, ne Tanrı, ne de devlet vermiştir. Bu yüzden insanların, herhangi bir durumda, hangi şartlar altında olursa olsun, ‘adam öldürmesi’ ne farzdır, ne haktır, ne de sevaptır. Katilin sonu, Huri kızlarının yanı değil, cehennemdir. Devlet bile görevini yerine getirirken, adil olmalı, adil yargılamalı ve savunma hakkı vermelidir. Hal böyle iken, nasıl olur da bireyler, düşman bildikleri kişilere hiçbir hak tanımadan; vuruyor, dövüyor, işkence ediyor ve öldürüyor. Bu kişi, zan altında olan kendi karısı ve kızı da olabilir. Hiçbir savunma şansı verilmeden, acımasızca, bireyin kendi kuruntulu kafa yapısına göre yargılanır ve infaz gerçekleştirilir.

    Bu ne mertliktir, ne de kahramanlık. Bunu yapanlar, yaptıranlar, yapılmasını öğreten ve cesaretlendirenler, bu olayları kınamayanlar, böyle olayların gerçekleşmesi için teşvik eden, çanak tutan, hedef gösteren sözde milliyetçiler ve dinciler veya gelenekçiler, gazeteciler, kitap yazarları, tv programcıları, hacılar, hocalar, gericiler, hepsi de kendilerini cehennemde odun olmaya hazırlamış kişilerdir. Yüreklerinde şeytanlar cirit atarken, kendilerini ‘Tanrı’nın sevgili kulları’ zannetmektedirler.

    Hiçbir zaman, hiçbir bireye, başkasını değil ‘öldürme’, ‘kötü davranma’ hakkı bile verilmemiştir. Nefret, kin, kötü davranma, affetmeme, intikam duygularının tümü Şeytan’dandır. Hangi durumda ve hangi şartlarda olursa olsun, Tanrı’nın onayını alamaz, bu duyguları besleyenler, Tanrı huzurunda asla haklı çıkamazlar. Bu yüzden, “Asla affetmiyeceğim, ama haklıyım” veya “İntikamımı aldım, ama haklıydım” gibi sözler asla Tanrı huzurunda onay bulmayacaktır.

    Çünkü Rab İsa Mesih, İncil’de insanlara şöyle buyuruyor: “Adam öldürmeyeceksiniz. Öldüren yargılanacak” dendiğini duydunuz. Ama ben size diyorum ki, kardeşine öfkelenen herkes yargılanacaktır. Kim kardeşine aşağılayıcı bir söz söylerse, Yüksek Kurul’da yargılanacaktır. Kim kardeşine ‘ahmak’ derse, cehennem ateşini hak edecektir. …. “Zina etmeyeceksin” dendiğini duydunuz. Ama ben size diyorum ki, bir kadına şehvetle bakan her adam, yüreğinde o kadınla zina etmiş olur (‘kadını taşlayın’ demiyor; ‘suçlu adamdır’ diyor). ….. “Göze göz, dişe diş” dendiğini duydunuz. Ama ben size diyorum ki, kötüye karşı direnmeyin. Sağ yanağınıza bir tokat atana, öbür yanağınızı da çevirin. Size karşı davacı olup mintanınızı almak isteyene, abanızı da verin. Sizi bin adım yürümeye zorlayanla, iki bin adım yürüyün. ….. Düşmanlarınızı sevin, size zulmedenler için dua edin. … Yalnız sizi sevenleri severseniz, ne ödülünüz olur? … Başkalarının suçlarını bağışlarsanız, göksel Baba’nız da sizin suçlarınızı bağışlar. Ama siz başkalarının suçlarını bağışlamazsanız, Baba’nız (Tanrı) da sizin suçlarınızı bağışlamaz … İnsanların size nasıl davranmasını istiyorsanız, siz de onlara öyle davranın. (Matta 5,6 ve 7. Bölümlerden)

    İncil’de, Romalıların 12. Bölümü ise şöyle diyor: “Rab’be kulluk edin. (Kurtuluş) Umudunuzla sevinin. Sıkıntıya dayanın. Kendinizi duaya verin. İhtiyaç içerisinde olan kutsallara yardım edin. Konuksever olmayı amaç edinin. Size zulmedenler için, iyilik dileyin. İyilik dileyin, lânet etmeyin (‘kafalarını kesin, onlardan nefret edin, savaşmak size farz kılınmıştır’ demiyor). … Böbürlenmeyin; tersine hor görülenlerle arkadaşlık edin. Bilgiçlik taslamayın. Kötülüğe kötülükle karşılık vermeyin ( Ne? ‘Onlar size böyle böyle yaparsa, siz de onlara daha da beterini yapın’ demiyor). … Mümkünse, elinizden geldiğince, herkesle barış içerisinde yaşayın. Sevgili kardeşler, kimseden öç almayın; bunu Tanrı’nın gazabına bırakın (yani siz, yargılayıp infaz gerçekleştiren, ‘Allah’ın Adalet Bakanı’ rolünü oynamaktan vaz geçin). Çünkü şöyle yazılmıştır: Rab diyor ki, “Öç benimdir, ben karşılık vereceğim”. Ama, “Düşmanın acıkmışsa doyur, susamışsa su ver. … Kötülüğe yenilme, kötülüğü iyilikle yen”

    İki öğreti arasında, ne büyük bir zıtlık; değil mi? Birisi cehennem yaratır, diğeri ise cennet. Hangisinin doğru olduğuna siz karar vereceksiniz. Ama unutmayınız ki, bahis bedeli, ‘Ebedî Hayatınız’ olacaktır. Bugün, bu yazılarda Rab’bin sesini duyarsanız, hemen diz çöküp “Seni bilmek istiyorum Rab’bim” diye yakarınız. Yarına bırakmayınız. Yarın çok geç olabilir. Yüreğinizde duyduğunuz ses, O’nun sesidir. Sizi çağırıyor. “Hayır” demeyiniz. Diz çöküp, O’na teslim olunuz. Bundan sonra ne gerekiyorsa, O yapacaktır. Tanrı sizi bereketlesin ve kurtarsın. Amin.

    Sevgi ve Dualarımla.

1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.