• Bu konu 2 izleyen ve 1 yanıt içeriyor.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #27155
    Anonim
    Pasif

    Hiç,bir başkası tarafından kötü davranışa,bu sözlü olabilir, yada
    fiziksel olabilir maruz kaldınızmı.?
    Yada sizi inciten,birilerini bağışlamamayı tercih ettinizmi.?
    “Ya.. dalgamı geçiyorsun,bunu her insan yaşar”
    Dersiniz şimdi.

    Yürek nasılda kabarır,insanın içi ,içini yer bitirir,nefes alamaz,boğulcak gibi hissedersiniz.öyle değilmi.!
    Ben böyleydim,iman etmeden önce,beklerdim,zamanı geldiğinde,beni incitene ağır bedel ödetirdim.Sinsice planlar yapar,oynardım.
    İnandığım felsefe”Kısasa kısas”dı.
    Beni inciten neyse,yada her kimse ise,bana bir şekilde borçlu diye düşünürdüm,o borç benim, öç almamla silinirdi.

    Biliyormusunuz, Hrıstıyanlık ilk başlarda beni çok zorladı inandığım,
    kendimce tüm tabularım,paramparça olmuştu.
    Çünkü İsa Mesih,inandığım her şeyin tam tersini yapmamı istiyordu.
    Yaşamımı,düşüncelerimi,duygularımı değiştirmemi istiyordu.
    Yok,yok.. bu bana uygun bir tutum ve yaşam tarzı değildi.
    Yapamazdın.Çünkü yüreğim buna hazır değildi.
    İstek varmıydı.?
    Kendimi değiştirmem için.
    Açıkcası Hayır,buna istekte duymuyordum.
    İşin içinden çıkamamıştım,oysa İSA MESİH’e inanmıştım,onu çokta sevmiştim.
    Beni kırılgan yapan,O’na duyduğum sevgiydi.Söylediği her SÖZ’e inanmamdı.
    Ama iş eyleme gelince yan çiziyordum.Hatta O’na bazen kızıyordum.
    İnsan bu kadarda taviz veremez ki yani değilmi ama.!

    Kendimle boğuşmam,sancılı ve bir o kadarda uzun zamanımı aldı.
    Bazen kendi kendimi kandırdığım bile oluyordu.Daha sonra bunun gerçek olmadığını fark etip,ya saba ne kadar sahtekarsın,alma Kutsal kıtabı eline, rol kesmeyide birak diyordum.yani açıkçası,
    İSA MESİH’ten utanıyordum.

    Yüreğimi değiştirdiğimi sandım ilk başlarda,ama yüreğimi ben kendi gücümle değiştirmedim,beni değiştiren İSA Mesih’in kendisiydi.

    Bilirsiniz,hukuk sistemini kötü davranış yada kanunsuz her davranışta ,
    ” her ne suç olursa olsun, yargı karşısına çıkar suçlu bulunursanız mahkum olursunuz.”Bu dünyasal bir kural olarak işlev görür.

    Bizleri ilğilendiren İşin ruhsal yanı.Burda dikkate alınması gereken TANRI’sal doğruluğa yakışan yöntemdir.

    Öç alma,
    “Şu’nun gidipte yüzünü gözünü tırmık içinde biraksam.salak gidip tırmıklı suratla ortalarda dolaşsa”
    Yada,
    “En can alıcı yerine bir tekme savursam da içim rahatlasa”
    Düşünceleri,
    (serde azcık külhanbeylikmi var nedir? bazen,arnavut damarım şahlanırdı.)
    Ama şimdi.! hepsi bitti.

    İSA MESiH her düşüncemi,aklımdaki her pisliği sildi süpürdü.
    TANRI’sal doğruluk dedim,Kutsal Kıtap’ta öç için,bize diyorki,

    “Sevgili kardeşler,kimseden öç almayın:bunu Tanrı’nın gazabına bırakın.Çünkü şöyle yazılmıştır:”Rab diyorki;”Öç benimdir.ben karşılık vereceğim.”

    Hala bile yenemediğim kırıntılar taşıyorum.

    “Ama Rab,bak ben bekliyorum,o insana öç’u sana bıraktım.sende ne bir eylem nede tını var.diyorum.”
    Sonra yüreğimdeki bu olumsuz düşüncenin, yanlışlığına varıp bağış istiyorum.

    “Rabbin özür diliyorum ,beni bağışla Şeytanın aklıma,ve düşüncelerime girmesine engel ol” diye dua ediyorum.”

    Kendi öç’ümüzü kendi başımıza,takviye bilği ve desteklerle almamız ben,İSA Mesih inanlısıyım diyen hiç kimseye yakışmaz,bu ayrıca doğru bir davranış tarzı’da değildir.

    Psikolojik olarak yaşadığınız o gerilimi,o korkunç sancıları,bedene vuran fiziksel darbeleri,içinizi oyup boşaltan,tüm negatif birikimleri,pis tortuları bir düşünün.
    Kafanızda sabit fikir haline gelmiş,düşünceler bedeni hasta eder,düşüncelerdeki olumsuzluk her şeyi,gözünüzün gördüğü her durumu,size negatif düşünce olarak geri döndürür,mutsuz olursunuz,kırılgan olmanız,ve hayata karşı olumsuz düşünceleriniz her yanınızı kaplar.

    Bağışlamayı reddettiğinizde öç almayı arzular,bunun için kafa patlatır,
    plan üstüne planlarla kendimize en büyük zararı veririz.
    Kendi kendimizin hem savcısı hemde cellat’ı oluruz.Bizlere yapılan ,yanlış her hareketi düzeltmeye kalktığımızdada kendimizi yargıç yerine de koyarız.
    Yargıç.?
    Kutsal Kıtabımızda:

    “Oysa tek Yasa koruyucu,tek Yargıç vardır;kurtarmayada
    mahvetmeye güçü yeten O’dur.”

    Der,Tanrı,adil bir yargıçtır.Karar ve verilecek hüküm sadece Tanrı’ya ait’tir.
    TANRI, gerçek adaletini uygulasaydı ve İSA Mesih, çarmıhta işlediğimiz onca kötülük ve günah için ölmeseydi.Bizler belki bu gün Evrenin gerçek savcısının mahkemesinde, ruhsal ölüme çarptırılacaktık.
    bunu düşünün,bize verilen bağışlanmayı,birde kendi kişisel kırılganlıklarınızdaki bağışlamayı mukayese edin.

    Tanrısal Söz’ün tohum’unun yüreklerimizde kök salmasına,
    büyümesine izin verin,yüreklere ekili tohum, kök salıp sonunda doğruluk meyvelerini üretecektir..Hayatınızda sevgi olacak,
    hayatınızda sevinç olacak,hayatınızda esenlik olacak,hayatınızda sabır olacak,hayatınızda şevkat olacak,hayatınızda iyilik ve hoşgörü olacaktır.
    Öç ekersek,tohum, intikam olarak kök salacaktır.acılık ekersek,onun karşılığı olarak alınmamış, öç karşımıza çıkacaktır.Tüm hücrelerimizi ele geçiren zehirli sarmaşıklar gibi her yanımızı kaplayacaktır.

    “Herkesle barış içinde yaşamaya,kutsal olmaya gayret edin.Kutsallığa sahip olmadan kimse Rab’bi göremeyecek.Dikkat edin,kimse Tanrı’nın lütfundan yoksun kalmasın.İçinizde sizi rahatsız edecek ve birçoklarını zehirleyecek acı bir kök filizlenmesin.”
    İbraniler 12:14.15

    “Öfkenizin üzerine güneş batmasın”Efesliler 4:26

    Rab’bin sevgisini düşünerek,kendimize kötülük yapmayalım.Hayata ne verirsek o bize geri dönecektir.Öç,intikam duyguları, aslında kendimize yaptığımız en büyük kötülüktür.

    Kutsal Ruh’a yüreğinizdeki herhangi bir bağışlamama yada acı’lığın ortaya çıkarmasına, izin vermekten sakınmayın.Onu saklamayın,O acılığı bilinç altınıza itmeyin.Onu nekadar saklarsanız o bulunduğu yerde güçlenecek ve yüreğinizde, neden olunan konuyla ilğili sertleşecek,belkide bu günün birinde bünyenizde büyük patlamalara neden olacaktır.Sorununuz neyse Rab’be dua edin yardım isteyin.Rab’ten acı ve öç için istekli bir yürek istemediğinizi,şevkat ve sevecen bir yürek istediğinizi belirtin.

    “Her kötü niyetle birlikte her türlü kin,öfke,kızgınlık,bağrışma ve iftira sizden uzak olsun.Birbirinize karşı iyi yürekli,şefkatli olun.Tanrı sizi Mesih’te bağışladığı gibi, sizde birbirinizi bağışlayın.”Efesliler 4:31.32

    Esenlik İSA MESİH RAB ve kurtarıcıdır, diyen her kardeşimle, birlikte olsun.

    #35783
    Anonim
    Pasif

    Saba kardeşimiz çok güzel ifade etmiş… İntikam tutkusu insanın içinden en zor koparılıp atılabilecek tutkulardan. Kendi nefsi imkanlarıyla koparıp atamaz zaten. Sadece Rab’bın ruhunun insanın iliklerine kadar işlemesiyle kökleri kazınabilecek bir tutku. Ama bunun da olabilmesi için insanın Rab’bın ruhunun hayatına işlemesine izin vermesi gerekiyor…

    Malum zaten: Hristiyanlık’ta Rab’de yaşam bir nefsi çaba ile değil, bir izin veriş tevazusu ile ilgili… Rab’be kapıyı açış… hayatımıza girmesine izin veriş… hepsi bu… Ötesi, tüm hayatımızı üstlenişi Kendi işi… Biz, insanalara düşen bir ‘kenara çekiliş’, aczimizin farkına varıp.

    Tabi, burda üzerinde çok derin bir itinayla üzerinde durulması gereken bir husus var… Affediş ve bize yapılan haksızlığı Tanrı’ya terkediş düşüncesi bazen, hatta sık sık, korkaklığa bir bahane teşkil eder… Öyle esaslısından bir intikam almaya kalkıştığımızda başımıza belaların açılacağını bildiğimizden, hem vücuden hem ailece tehlikeye girebileceğimizden, hem de yasa ile sorun yaşayabileceğimizden… Bu tür bir ard endişe ile girişilen öç almaktan kaçınma, Rab tarafından kabul edilebilecek bir şey değildir elbet. Çünkü Rab niyetleri bilendir. Dolayısıyla Rab yoluna düzülmeyi amaç edinmiş insan ‘affediyorum’ diye düşündüğünde bu ihtimali de göz önünde bulundurmalı. Affediş korkaklıktan değil insanın kendi nefsi çabasıyla tam bir adalet sağlayamayacağının derin bilincinden olmalı. Mutlak adaleti sağlamak sadece insan hayatlarındaki kulislerde olan herşeyi bilen Yaradan için mümkün olan bir şeydir.

    Biz insanlar bize adil davranmamış olanın tüm hayat perde arkasını bilemeyiz, adil davranmamasının tüm nedenlerini hesaplayabilip sonuçlar çıkarmamızın imkanı yoktur… Her insan tüm kainatın bir uzantısıdır, dolayısıyla bir davranışının tam olarak nedenini bilebilmek ve yargılamak, biz sadece kısıtlı bilgi edinme olanağına sahiplerin işi değildir. Bu herşeye kadir Tanrı’nın işidir. Kendi dar değerlendirişlerimize dayalı adalet sağlamaya girişmek, kaş yapayım derken göz çıkarmamıza neden olabilir. Adaleti sağlamaya kalkışırken adaleti çok daha derinlemesine zedeleyebiliriz çoğu kez, çünkü…

    Bir de şu var: bizim intikamımız hiç bir zaman Tanrı’nın adaletinin işleyişi kadar acı çektirici olamaz haksızlık işlemiş olana… O’nun adaleti sağlayış yolları o kadar hikmetlidir ki… hem hiç bir insanın çektiremeyeceği acıyı çektirir, hem de bu acı sayesinde paklar, kendi yoluna düzer… Sözün kısası insan nefsiyle doğru dürüst intikam bile alamaz… çarpık çurpuk şeyler olur… İyisi mi… intikamı doğru dürüst almasını bilene havale etmek… : – )))))))

    Ama, dikkat… bu havale ediş, öyle bizim perde aralığından oturup da alınacak intikamın zevkine varış beklentisiyle olmasın… çünkü… o zaman… belki de Rab adaletin sağlanmasını erteler, sırf bize inat olsun diye… başkasının ızdırabından bencilce haz alışımıza imkan tanınmasın diye. Kaldı ki… biz kendimizi haklı sanıyorken belki de bencilliğimize hapsolunmuşluktan asıl haksızın kendimiz olduğunu, karşıdakinden insani imkanlarını aşan şeyler talep edip hayal kırıklığına uğramış olduğumuzu göremiyoruzdur… Ama bu başka büyük bir mevzu… başka bir sohbet güzergahında sözünü etmeye fırsat buluruz belki…

    Esenlikler… hoş, iç süküneti bol bir Pazar günü dileği, herkese…

2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.