• Bu konu 1 izleyen ve 0 yanıt içeriyor.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #25512
    Anonim
    Pasif

    Misyonerlik Suç Olabilir mi?
    (Turgay Uçal)

    Zaman zaman tv. programlarında Hristiyanlık ve Hristiyan misyonerleri konu olmaktadır. …. Çoğunluğu Müslüman olan halkımızın samimi olanla olmayan Hristiyanı ayırt edebilmesi ancak inancı ve kavramlarını kaynağından öğrendiğinde mümkün olabilecektir. Hristiyan neye inanır,; kitabını nasıl görür, ilahiyatı nedir, samimi misyonerliği nasıl anlar gibi konuları anlaması, samimi misyonerliğin ne anlama geldiğini de anlamasına neden olacak, böylelikle samimiyetsiz akımları da samimi neden olacak, böylelikle samimiyetsiz akımları da samimi akımlardan ayırmasına neden olacaktır.Bu hem ülkemiz halkının her konuda olması gerektiği gibi bu konuda da bilinçli davranmasını sağlayacak, hem de ülkemizi her tür sahte ve çirkin oyunlardan koruyacaktır.

    Ülkemizde misyon ve misyonerlik kelimelerine karşı doğal olarak bir önyargılı bakış vardır. Doğal olarak diyorum, çünkü tarihimizde özellikle hristiyan adı altında ülkeler ve ülke idarecileri ile çoğunluğu Müslüman halkımız arasında oldukça sık savaşlar olmuş, özellikle Osmanlı İmparatorluğunun son döneminde Kutsal Kitap ve Elçisel İnanç Açıklaması’na ( yani Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’ta tek bir Tanrı’ya yürekten inanan, Görünmez Tanrı’nın görünür Söz’ü olan, kelimesi olan Mesih İsa’nın kurtarıcı ve Rab olduğuna ) yürekten inanmayan; kendi inancını politik hırslarına, çıkarlarına, aşırı milliyetçi duygularına, kazanma, yönetme, bölme, güç gösterme duygularına alet eden ismen bazı Hristiyanlar tarafından bazı politik entrikalar çevrilmiştir.

    Bu politik oyunlara bazen çok az sayıda da olsa bazı misyonerlik kuruluşları da bilerek veya bilmeyerek alet olmuşlar ya da kötü amaçlar için misyoner sözcüğü bir kalkan gibi kullanılmıştır. Ama şu gerçek de unutulmamalıdır: Böyle entrikalar, böyle kanlı acımasız savaşlar insanlar ve ülkeler içindeki birçok acıması olmayan insanlar dini bir kalkan gibi kullanmış ve insanlara neler neler etmişlerdir.Bu Yahudiler için de, Hristiyanlar için de, Müslümanlar için de, Hindular için de ve inanan inanmayan birçok millet, ülke, idareci, tarikat, grup, organisazyon, din adamları için de geçerlidir.

    Misyonerlik, bir görevin yerine getirilmesi, görevin ifa edilmesi anlamındadır. Misyon, görev anlamındadır. Misyon kelimesi içinde yürekten, gönülden hizmet gibi derin bir anlam da bulunmaktadır. Bu kelime, aynı zamanda farklı mesleklerde de kullanılır. Bazı sosyal hizmetlerin yerine getirilmesi içinde…

    Bu anlamda Hristiyan misyonerliği de Hristiyan inancının tebliği içindir. Yani Hristiyanlığın duyurulması, başkalarına anlatılması ve anlatım yolu ile bu inancı kendi istemleri ile kabul etmek isteyenlerin bu inanca nasıl geçeceklerine yardımcı olunması içindir. Ayrıca bu inanca geçmiş az sayıda da olsa kişilerin bulunduğu yörelerde RAB’bin cemaatinin bir araya geleceği bir toplanma yeri de oluşturmak,iman etmiş insanların Kutsal Kitap’ı daha iyi anlamaları ya da Kutsal Kitap’ı öğrenmek isteyenlere yardımcı olacak kitapları çevirmek, yazmak, bastırmak ve kitapçılara ve de kiliselere dağıtımını sağlamak da hizmetleri arasındadır.

    Aslında misyoner sözcüğü hep negatif olarak tanıtıldığı ve tanındığı için sanki tebliğ kelimesinin çok daha yumuşak, bundan daha çok farklı bir manası varmış gibi düşünülmektedir. Misyonerlikte empoze’nin yani bir şeyi zorla kabul ettirmenin, tebliğde ise sadece anlatmanın esas olduğu görüşü sürekli dile getirilmektedir. Ama bu mesele gerçekte yalnızca önyargı ve ‘benim dinim senin dininden daha iyi, daha hayırlı’ mantığından kaynaklanmaktadır. Oysa misyonerliğin iyisi olduğu gibi kötüsü de vardır. Tebliğ şeklinde yapılan inanç anlatımının da hayırlısı vardır, hayırlı olmayanı da vardır.

    HRİSTİYAN MİSYONERLİĞİNİN TEMEL TAŞI

    Hristiyan misyonerliğinin temeli, hiç kuşkusuz Kutsal Kitap’a dayanmaktadır. Tamamen imana dayalı olan misyonerlik faaliyetleri Hristiyan inancını, Mesih İsa’nın Tanrı Sözü olarak kurtarıcılığını ve Rab’liğini, hak inanç olduğunu başkalarına tebliğ etmek için ve insanlara iman hizmetleri ile birlikte merhamet hizmetleri götürmek için Mesih İsa döneminden beri süre gelmektedir.

    Biz Hristiyanlara göre bunun en büyük öncüsü, Tanrı kelamı olan ve Babasız doğarak bedende bize geldiği için ” Oğul ” unvanı alan Mesih İsa’nın kendisidir. Yani Rab’bin Sözü Hristiyan ( Mesih’e benzeyen ) inancının temelinde misyonerliği kendisi oluşturmuştur. Şimdi yalnız tekrar hatırlatmak istiyorum. Bu misyoner sözünü illa organize bir örgüt gibi düşünmeyin. Rab’bin Müjdesini duyurma olarak algılayan, insanlara kurtuluşu taşıma, kelamı götürme anlamında algılayın.

    Elbette toplumlar ilerledikçe imanlı insanlar da bu tarz hizmetleri daha organize hale sokmuşlar ve farklı farklı mezheplerin , farklı farklı kiliselerin misyon faaliyetleri dernek gibi, vakıf gibi işlemeye başlamıştır. Yani imandan kaynaklı tebliğ hizmeti zamanla daha da organize hale gelerek günümüze kadar ulaşmıştır. Elbette birbirinden farklı birçok hizmet grupları, misyon kuruluşları vardır. Bunların çoğu gerçekten Tanrı kitabından Mesih İsa’nın sözünden ve örneğinden hareketle yalnız dini nedenlerle misyona dahil, misyoner kişilerdir.Ama yukarda dediğimiz gibi binlerce misyom grubu içinde hiç kötü niyetli bir kuruluş yok demek de tarihi gelişmelere baktığımızda mümkün olmayacaktır.

    Yani başlangıcı, çıkış itibari ile Misyonerlik, tamamen Kutsal Kitap’tan ( yani Tevrat, Zebur ve İncil’i kapsayan ve bütün Hristiyanların okudukları ilahi kitap ) çıkmış iyi niyetli bir harekettir. Zaman zaman her inancı kendi çıkarlarına yontmuş kişiler olduğu gibi, politik niyetleri için kullanan çok az sayıda da olsa insanlar olmuştur, olacaktır da… Ama ülkemizde ne yazık ki, birçok konu her zaman en uç noktalarına göre değerlendirilmekte ve belli önyargılar bazı gerçekleri de inkar etmemize neden olmaktadır. Bu nedenle ” Bütün Araplar şöyledir ” ” Bütün yahudiler böyledir ” ” Bütün Hristiyanlar öyledir ” tarzında büyük genellemeler ne yazık ki bizi kısır düşünen, dar görüşlü insanlar haline getirmektedir. Aynı noktadan hareketle çoğu zaman insanımız doğruyu eğriden ayırmaksızın, ” bütün Hristiyanlar misyonerdir, bütün misyonerler de kötüdür ” gibi yanlış ve dar bir bakış açısına yönelmektedir.

    İnandığınız kitap için, günde defalarca “bozulmuş, değiştirilmiş” dense acaba siz ne yapardınız ? Milletinizi, memleketinizi, insanlarınızı, onların inandıklarını, adetlerini sevdiğiniz halde sizi vatan haini, ajan , gavur, bölücü, dönme, akılsız ve kandırılmış gibi ithamlarla suçlasalar ne yapardınız ? Bütün bu suçlamalar, Türkiye’miz Hristiyanlarını derin bir sessizliğe itmektedir. Bu derin sessizlik durumu hareketleri kabul etme anlamında bir sessizlik değildir.İnançlarımız gereği devletimize, miletimize saygı göstermemiz gerektiğinden, hükümetlerimize itaat etmemiz gerektiğinden, bir yanağımıza vurana öbür yanağımızı çevirme buyruğunun emrinde olmamızdan ve kim olursa ıolsun gerçekten Tanrı sevgisi ile sevme buyruğunun kitabımızda yer almasından kaynaklanmaktadır. Bu anlamda hareketlere tahammül ve sessiz kalmak, bizim için bir ibadet olduğundandır.

    Misyon ve misyomerler suçlanırken; aynı zamanda Tanrı Kelamı İsa Mesih’i kurtarıcı ve Rab olarak kabul eden, Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’ta tek bir Tanrı’ya iman eden Hristiyanların kitabına, Kutsal Ruh’a, din adamlarına sürekli olarak suçlamalarda bulunulmaktadır.

    Elbette Hristiyan Ortodoks, Hristiyan Roma Katolikleri ve Hristiyan Protestanların iman, inanç ve ibadet konularında kendilerine has farklı açıklamaları, algı ve uygulamaları vardır.Ama şu da unutulmamalıdır ki, özellikle ana inanç ilkelerinde bu üç mezhep de Hristiyan inancının o bütün dünyayı etkileyen gerçeğine, Baba, Oğul, Kutsal Ruh’ta tek bir Tanrı’ya, Mesih İsa’nın Tanrı Kelamı olarak Oğulluğuna, 3. gün ölümden dirildiğine, Görkemli Baba’nın yanında bulunduğuna ve dünyanın sonu için yeniden geleceğine kısacası Kutsal Kitap’ın Tanrı Sözü olduğuna inanmaktadır.

    Biz inanlılar, Tanrı’nın merhametiyiz.
    İnsan canına karşılık ne verebilir ?
    Ayak izimiz, Mesih’tir ve yolumuzdur.

    KUTSAL KİTAP

    Hristiyanlığın temel taşıdır. Tamamı, 1.500 yıl içinde tamamlanmış muhteşem bir eserdir. Eserin muhteşemliği birbirinden farklı peygamberlerin, farklı kişilerin, farklı tarihi olguların Yüce Tanrı’nın özel vahiy sistemi ile tek bir Tanrı öyküsünü bütün insanlığa sunmasıdır.

    Kutsal Kitap’ın ilk bölümü olan Yaratılış,Başlangıçta Tanrı gökleri ve yeri yarattı’ sözü ile başlamaktadır. Kutsal Kitap’ın son bölümü olan Vahiy bölümünde ise, Yeni bir yer gördüm evvelki yer ve gök geçtiler’ ( Vahiy 21:1 ) sözü yer almaktadır. Yeni bir yer ve gök yaratılıncaya kadar, sonsuz yaşam başlayıncaya kadar, Tanrı kelamı Mesih İsa geri dönene kadar Kutsal Kitap, Yüce Tanrı’nın dünyadaki insanlara hitabı olan çok bölümlü tek kitabı olarak kalacaktır.

    Ana Hristiyan mezheplerinin tamamı Kutsaş Kitap’ı bir bütün olarak ellerinde tutarlar ve bu kitaba göre iman ve amellerini sürdürürler. Yani bir kilise şu İncil’i okur, bir kilise bu İncil’i okur diye bir kavram yoktur. Kitap, bir bütün olarak her bir kilisede okunmaktadır.

    Hristiyanlar yalnız İncil okur gibi bir fikir de yalnıştır. Çünkü Hristiyanlar Kutsal Kitap’ı iki büyük bölüme ayırırlar. Eski Antlaşma ve Yeni Antlaşma. Eski Antlaşma Tevrat, Zebur, Tarihler, Peygamberlikler gibi farklı bölümleri içerir. Yeni Antlaşma’da ise İncil’in dört ana bölümü yani Matta, Markos, Luka, Yuhanna ile birlikte aynı zamanda Elçilerin İşleri ve mektuplar tarzında bölümler yer almaktadır ve Eski Antlaşma Yeni Antlaşma için temeldir. Yeni Antlaşma Eski Antlaşma’daki Tanrı tarafından verilen vaatlerin gerçekleşmesidir.

    Yani kısacası iki perdelik tek bir oyun misali Kutsal Kitap’ın tamamı birbirinden ayrılmayacak bölümlerden meydana gelmiştir ve bir tür edebi tarzda değil, bir gazete de çok farklı yazı türleri olduğu gibi çok farklı yazı türlerde Yüce Tanrı’nın Kutsal Ruh’unun yönlendirmesinde, gerek tarihi yönlendirerek, gerek toplum içindeki bir kişiyi yönlendirerek, bir peygamber seçerek, bir olayı gündeme getirerek, gerek şiirle, gerek buyruklarla şekillenmiş muhteşem bir eserdir. Hristiyan Ortodoks, Hristiyan Roma Katolikleri ve Hristiyan Reform, Episkopal, Anglikan, Müjdeci, Baptist, Metodist, Luteren gibi daha nice ana yol Protestan kiliseleri aynı Kutsal Kitap’a iman etmektedirler.

    İnsan, canına karşılık ne verebilir ?

    Misyonerlik üzerine yazı yazmadan önce bir şeyi belirtmek istiyorum: “Deniyor ki; niye bir başkasının yazılarını buraya ya da bir başka bölümlere sadece aktarıyorsunuz ? ”

    Burada yazılanlar ya da yazdığım satırlar, benim savunduğum veya inancımdaki düşüncelerin aynı paralelinde olan yazılar ki; bu bir.( Başkalarına ait yazılımların ya kitap ya da yazarlarının adlarını veriyorum.Bu ister başka bir ülkenin olsun isterse kendi ülkemin insanı olsun.Biz, dünyada aynı Tanrı’nın yaratıklarıyız. Burada sınırlar yoktur. Sen, ben yoktur. Rab’de ülkeler ve insanlar yoktur.Ulus ya da uluslar yoktur. Zira cennet ya da cehennemde, uluslar, sınırlar, sen ve ben vb. olmayacaktır. )

    Ben, göğün ve yerin Yaradanı, her şeye güçü yeten Baba, tek Tanrı’ya ve O’nun biricik Oğlu Rab’bimiz İsa’ya inanıyorum ( Elçisel İnanç Açıklaması ). Yerli ya da yabancı veya kendi adımla aynı doğrultuları yazacağım ki; tek rehber Kutsal Kitap’tır. Bu da iki.

    Lütfen bu ya da bir başka konularda, bana ileti yazıp da inancımı ( Aynı inançta olduğunu savunanlar ) ,sorgulayarak ( Dolaylı yoldan ) kendilerine göre yönlendirmeye çalışmasın.Bu da üç.

    Bunları, burada yazıyorum, neden ? İletilerim onlara yeterli gelmiyor galiba!… Ben, sanal bir kişi değilim. Sevgili haydar hocamın da dediği gibi; isteyen yazdıklarımı okur istemeyen okumaz. Bu da dört.

    Bu yazdıklarım yayınlanırsa sevinirim. Zira anlamayanlara son bir ikaz olsun. Yazılımlarıyla beni rahatsız etmesinler. O kadar yazdıklarım “inanlı olduklarını söylüyor ve de onları rahatsız ediyorsa ” okumasınlar.

    Son söz: (Burada ) ‘Kutsalların birliğine, günahların affına, ölülerin dirilişine ve sonsuz yaşama inanıyorum’ ( Elçisel İnanç Açıklaması )

    Farklı Hristiyan mezhepleri olması, Kutsal Kitap’ın ana iman akidesi öğretişini bozmadan bazı noktalarda kiliselerin kelamın muhteşemliğinden kaynaklanan zengin yorum imkanını kullanabilme özgürlüklerindendir. Gerçi bu da zaman zaman zorluklara, yalnış anlama ve anlaşılmalara neden olsa da temelde Elçisel İman Açıklaması üzerindeki bütün mezhepler ve kiliseler Hristiyanlığın kiliseleri olarak karşımızda durmaktadırlar.

    Kutsal Kitap, düşünüldüğünden çok zengindir. Bu zenginlik Hristiyan alemini oldukça renkli hale getirmiştir. Hristiyan inancı, tek tip askeri üniforma gibi bir inanç değildir. Bu, Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’ta tek bir Tanrı ve Mesih’in Kurtarıcı ve Kelamullah olarak RAB olması gibi ana inanç konuları üzerinde renkli olmaları anlamına gelmemektedir. Zaten bı ana inançları kabul etmeyen Hristiyan değildir. Ana iman akidelerini reddedip hala Kutsal Kitap’ı kullanmaya kalkan grup ya da kilise adı altında kişiler varsa bunlar Hristiyanlık dışı sapkın tarikatlar, yanlış tarikatlardir.

    Kutsal Kiştap’ın tamamına iman eden Hristiyan kilisesi aşağıda yazılmış Elçisel İman Açıklamasını Kutsal Kitap’ın tamamından çıkartmakta ve buna göre iman ve ibadetlerini sürdürmektedirler. Zaten bu inanç açıklamasını kabul etmeyen ve hala kilise ve bazı Hristiyanlık unsurlarını kullanan gruplar, mezhepler, yukarıda da değindiğimiz gibi Hrisityanlarca Hristiyan sayılmamaktadır. Bunların en çarpıcı örnekleri, YEHOVA ŞAHİTLERİ, MORMONLAR, MOON TARİKATI ve benzerleridir. Zaten onlar Mesih İsa’nın kurtarıcılığını, Tanrı kelamı olarak RAB olduğunu, günahları bağışlama sağlayan tek yol ve gerçek olduğunu inkar ederler. Bazıları, büyük bir kıvraklıkla Kutsal Kitap’ın ayetlerini bütün halinde değil de cümle ve kelimelere göre yorumlamaya kalkarlar ve yanlış sonuçlara varırlar. Hristiyan Kilisesini ve Hristiyan mezheplerini bütün bu yanlış tarikat ve mezheplerden ayıran en büyük unsurlardan biri ELÇİSEL İNANÇ AÇIKLAMASIDIR (Apostolic Creed ):

    ‘Göğün ve yerin Yaradanı, her şeye gücü yeten Baba, tek Tanrı’ya ve O’nun biricik Oğlu Rabbimiz Mesih İsa’ya inanıyorum. O, Kutsal Ruh’tan vücut buldu ve bakire Meryem’den doğdu. Pontiyus Pilatus zamanında acı çekerek çarmıha gerildi. Öldü ve gömüldü. Ölüler diyerına indi. Üçüncü gün ölüler arasından dirildi, göğe çıktı. Her şeye gücü yeten Baba Tanrı’nın sağında oturdu. Oradan dirileri ve ölüleri yargılamak için tekrar gelecektir. Kutsal Ruh’a, Kutsal evrensel kiliseye, Kutsalların birliğine, günahların affına, ölülerin dirilişine ve sonsuz yaşama inanıyorum.

1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.