• Bu konu 7 izleyen ve 8 yanıt içeriyor.
9 yazı görüntüleniyor - 1 ile 9 arası (toplam 9)
  • Yazar
    Yazılar
  • #26810
    Anonim
    Pasif

    MİLLİYETÇİLİK : –

    İnsanları, Yaşayan Tanrı’dan uzak tutan ve diğerlerinin de yanaşmasına engel olan, en büyük ve en güçlü ideolojilerden bir tanesinin de ‘milliyetçilik’ olduğunu görerek ve buna bizzat şahit olarak, bu konuda yazmayı ve uyarmayı bir görev hissettim.

    Milliyetçilik nedir? “Milletini sevmek” veya “Millet için yaşamak” gibi çok ‘onurlu’ gibi görünen bireysel tanımların yanında, sözlük tanımlarına da başvurdum. Bu tanımlar, birbirine çok benzemekle beraber, genelde aşağıda olduğu gibidir:

    Milliyetçilik: Maddî ve manevî açıdan, millet ve ülkesinin çıkarlarını, herşeyin üstünde tutma anlayışı, ulusalcılık, ulusçuluk, nasyonalizm. (Büyük Türkçe Sözlük – Türk Dil Kurumu)

    Bu ‘anlam’a, bu tanıtıma bakan herkes, üzerinde azacık olsun kafa yoran en basit bir düşünürün bile veya “Ben manevîyim” diyen herhangi bir varlığın dahi, bunu hemen silip bünyesinden atması ve bununla gurur duyacağı yerde, utanç duyması gerekiyor. Bu tanıtım, milliyetçiliğin ‘bencillik, gericilik ve yericilik’ olduğunu gösteriyor. Ve ‘milliyetçiliği’ öne çıkarıp ve bunu bir kahramanlık ve gurur meselesi gibi gösteren anlayışın da, ülkelerin üzerinde asırlardır asılı tutulan bir ‘Lânet’ olduğunu görmek ve anlamak lâzımdır.

    Problem, tanıtımda veya ‘sözlük anlamında’ değildir. Problem, milliyetçiliğin kendisindedir. Düşünün bir kere, “Maddî ve manevî açıdan, millet ve ülkesinin çıkarlarını, HERŞEYİN üstünde tutma anlayışı” deniliyor. Ne kadar yüce, ne kadar kutsal görünüyor, değil mi? Ama burada Rab’be hiç yer yoktur. Bu ‘Ecdata İbadet’tir. Buna göre Tanrı’mız, Atalarımızdır. Görev, Tanrı’yı değil, bir ırkı yüceltmek ve bir tek ona hizmet etmektir. Tam bir ateist ideolojisidir. Adalet, doğruluk, sevgi ve bireysel hak ve özgürlükler söz konusu olamaz. Sadece ‘milletin çıkarları’ önemlidir. Diğer tüm değerler ve varlıklar, ‘hiç’ sayılmaktadır. Ne korkunç bir mentalite.

    Yani ‘milliyetçilik’ uğruna, insanları ortadan kaldırmak, yok etmek mübahtır. Bu cinayet değildir. Vatan için, millet için yapılan bir kahramanlık örneğidir. Bu kişilerin heykeli dikilmeli veya bayrağa sarıp onlarla birlikte resim çektirmelidir. Kişinin ölümü hak ettiğine kendisi karar veriyor. İnfazı kendisi gerçekleştiriyor ve yakalandığında da, başını yüksek tutup, ‘Vatan için yaptım’ diyebiliyor. Milliyetçilik kavramında ‘Adalete’ yer yoktur, çünkü. Milletin çıkarları vardır sadece. Milletin çıkarlarını HERŞEYİN üstünde tutmaya çağrılıyorlar insanlar. Adaleti değil. Hakkı, hukuku, sevgiyi değil. Milletin çıkarları gerektiriyorsa, bunları da çiğnemelisiniz. Bu ideolojide, Tanrı olamaz. Çünkü Tanrı ‘Sevgi ve Adalet’tir.

    Milletin çıkarları, adam da öldürtür, katliam da yaptırtır. Cinayetin, ahlâksızlığın hiçbir önemi yoktur. İster homoseksüal olun, ister esrarkeş, isterse de sübyancı. Yeter ki milliyetçi olun. Yeter ki, milletin çıkarlarını herşeyin üstünde tutun. Herşey mübahtır. Bu ‘karanlık, cinayetler’ yolunda ilerlerken ölürseniz şayet, kahraman olursunuz. Belki, sizin gibi olan bir başkası, sizin için gözyaşı bile döker. Ama oraya varana kadar, o noktaya gelene kadar, cehennemin dibini boylayacaklarını bilmezler. İnsanlar kendilerini kandırabilirler, ama Tanrı’yı asla kandıramazlar.

    Milliyetçiler senaryo yazarlar. Başını kaşıyandan şüphelenirler. Hiç müsamaha veya hoşgörüleri yoktur. Sürüden ayrılanı kaparlar. Değişik olanları yok ederler. Onlara göre, başka türlü düşünenler, tehlike saçanlardır. “Göz altında tutulmalıdırlar. Mutlaka dış odaklara bağlıdırlar. Mutlaka para ve menfaat karşılığı, milletin çıkarlarını satmışlardır. Bunlara hiç acımayacaksın”. Millet adına, veya din adına onları yok etme görevi, milliyetçi olan herkes için, bir ‘Vatan Borcudur’. Milletin çıkarlarını HERŞEYİN üstünde tutmak bir kahramanlıktır onlara göre.

    Aslında milliyetçiler, milletlerini, yani vatandaşlarını da sevmiyorlar. Diğer ulus veya ırklardan olan insanları hor görüyor ve onların en doğal insan haklarını bile gasp ediyorlar. Ruhlarında, yüreklerinde merhamet veya sevgi diye birşey yoktur. Olamaz da. Çünkü, ‘millet çıkarlarına’ adanmıştırlar. Hep dış odakların, kendi milletlerine karşı yaptıkları veya yapacakları veya da yapacaklarını düşündükleri kötü senaryolar yüzünden, hemen hemen her ırk ve milletten de nefret etmektedirler. 10 yıl evveline kadar, komşularımızın kaçtanesi ile dostça geçiniyorduk? Hangisine şüphe ile bakmıyorduk? Milliyetçilerin bu yüzden, hiç dostları yoktur. Yerici ve gericidirler.

    “Bizim bizden başka dostumuz yoktur” derler, ama milliyetçiler aslında kendi öz milletlerini de sevmezler (her neyse bu öz millet, bilen var mı?). Hep başkalarının ensesinden kahramanlık taslarlar. “Amerika bize şöyle haksızlık yapmıştı, Araplar bizi arkadan bıçaklamıştı …..” diyerek hep başkalarını suçlarlar, ama kendilerinin de, bu milleti, bu halkı sevdiklerine dair hiçbir icraatları yoktur. Tanrı huzurunda, kendi kendilerini sorgulamalarını istiyorum bu milliyetçilerin, “Ben hakikaten milletimin insanlarını seviyor muyum? Seviyorum da ne yaptım? Cebimden, keyfimden, zamanımdan ne zaman onlar için feragat ettim? Ne zaman kendimi hakikaten feda ettim, ne zaman harcadım? Açlar, susuzlar, dullar, ezilenler, öksüzler, yurtsuzlar varken, bu konuda ben, kendi paramın ne kadarını verdim? Onlar yesin diye ben ne zaman aç kaldım? Onlar giyinsin diye, ben ne zaman ayakkabısız kaldım? Ben miyim daha milliyetçi, yoksa öksüz çocuklar uğruna, delik ayakkabı tabanı ile dolaşan insanlar mı?

    Milliyetçi tarihi ile övünür. “Tarihimiz zaferlerle doludur” der. “Tüm dünyayı biz yönettik” diye gurur duyar ve bircik bircik fetihlerinden bahseder. Nasıl saldırıp herkesin topraklarını zaptettiğini, herkesin karısını, kızını, malını, mülkünü, parasını, hayvanını nasıl yağmaladığını ballandıra ballandıra anlatır. Bunları yapanları ‘kahraman ecdatı’ olarak görürken, bir kez yenilir de, bunu ona başkaları yaşatırsa, bin yıl dahi geçse aradan, bunu asla unutmaz ve nefretle anar. Bizim millet yaparsa ‘Cici’, onlar yaparsa ‘Öcü’ olurlar.

    Milliyetçilik, ırkçılıktır. Dünya Evrensel Beyannamesinde, İnsan Haklarına aykırıdır. Milliyetçilik, ‘Bencilliğin’ genişletilmiş şeklidir. “Benim oğlum öyle bir şey yapmaz”ın Anasıdır; “Benim babam, senin babanı döver”in de Babasıdır. Milliyetçilik, Tanrı nedir bilmez, adaleti aramaz, hep kendi çıkarlarını korur. Milliyetçilik, kibirlidir, gururludur, herşeyin hesabını tutar. Asla unutmaz, affetmez, kini yok olmaz. Milliyetçilik, sabırsızdır, şefkatsizdir, böbürlenir, hoş görüden yoksundur. Herkese kaba davranır, herkesten şüphelenir, herşeyi kötüye yorar, sonuna kadar dayanır. Asla tövbe etmez, suçunu kabul etmez. Milliyetçilik, kendi kardeşlerine karşı uydurma bir kan davasıdır. Adem ve Havva’nın diğer çocuklarını hor görür, kendisinde ‘hiç kimsede olmayan meziyetler’ olduğunu zanneder ve kendi kendisini inandırır.

    Milliyetçinin söylemleri de, şiirleri de, hep nefret üzerinedir. Daha küçük yaşta çocuklarımızın yüreklerini aşılıyoruz bunlarla. “Seni selâmlamayan uçan kuşun kanatlarını kıracağım, yuvasını bozacağım. Başkalarının mezarını kazacağım” diye ballandıra ballandıra söyletiyoruz çocuklarımıza. Her konuşmada, “Şamar gibi inecek” gibi sevgisiz söylemlerin bini beş para. İsimlerimiz de öyle değil mi? Çocuklarımızın adlarını korken, neredeyse birbirimizle yarış içerisindeyiz. Ama hep, asırlardır iliklerimize kadar işlemiş, bu milliyetçilikle ilgili. İsimlerimize bir bakın: Vur-al Savaş, Cenk, Kılıç, Bıçak, Keser, Biçer, Döver, Yener, Aslan, Kaplan, Parçalayan, Yırtan, Sert, Mert, Çetin, Metin, vs. Sevgi, barış, huzur, anlayış ifade eden isimler yok mu hiç?

    Aslında ‘milliyetçilik’, bu zamanın ülkelerinde, kahramanlık taslamanın en kolay yoludur. Ödleklerin çarşafıdır. Gaddarların barınağıdır. Haksız nimetlerin kapısıdır. Kırk tane aç aslan arasında iken, “Ben aslanlardan yanayım” demek ne kadar cesaret gerektirirse, bu zamanda milliyetçi olmak da, o kadar cesaret gerektirir. Bildiğim milliyetçilerin büyük bir çoğunluğu, karılarını döven, onları ezen, çocuklarına sevgi göstermekten aciz, ‘kazak’ erkeklerdir. Aslında, kendilerinden başka kimseyi sevmezler ama kendilerini de suçlu hissetmezler. Çünkü aldatılmış yürekleri, onları: “Nasıl olsa sen vatan aşkıyla yanan bu ülkenin yüce ve asil bir insanısın” diye kandırır.

    İsa’da ise, ne Grek vardır, ne Türk, ne de Yahudi. Tanrı’dan yana olan, ırk ayırımı yapmaz. Kendisini diğerlerinin de yerine koyar. İsa’nın, “Size nasıl davranılmasını istiyorsanız, siz de onlara öyle davranın” sözleriyle hareket eder. ‘Adalet ve Sevgi’ peşinden koşan, ne kendi milletinin, ne de bir başkasının hakkını yer. Kendisine sağlanan ‘hak ve özgürlükleri’, bir başkası için de ister. İçinde yaşadığın yurdun insanını sevmek, çok güzel ve kutsal birşeydir. Ama bunu, Çin’de yaşasan bile yapman gerekiyor. Ve bu sevgi, asla başkalarına zarar vererek, onların haklarını çiğneyerek olmamalıdır. Bizlerin ne kadar yaşam hakkımız varsa, Adem’deki bu kardeşlerimizin de o kadar hakkı vardır. Sevgi bütünleyicidir. Herkesi kucaklar. Asla hak yemez. Düşmanının haklarını da korur. Nefret nedir bilmez. “Millet ve Ülke çıkarlarını, HERŞEYİN üstünde tutmak” sadece bencilliktir, Şeytan’dandır ve hiçbir güzel veya kutsal yanı yoktur. ‘Sevgi ve Adalet’ dışına çıkan herşey, Şeytan’a hizmet etmektedir. Yargıladıkları yargıyla yargılanacaklar. Ne mübah gördülerse, onu alacaklar. Bir yalana hizmet ettiler. Rab’be değil. Yaptıkları şeyde doğru olan, kutsal olan hiçbirşey yoktur. Körü körüne Şeytan’a hizmet ediyorlar. Kendilerine ne yapılmasını istiyorlardıysa, onlar da onu başkalarına yapmalıydılar.

    #34732
    Anonim
    Pasif

    Daha ne densin… herşeyi söylemişsin Kemal abi… eline gönlüne sağlık. Tanrı’nın bereketi hep üstünde olsun.

    Evet… tamamen öyledir: milliyetçilik putperestliktir, şırktır ve, dolayısıyla da günahların en büyüklerindendir. Tanrı’ya ortak koşmaktır… hatta, daha da beteri, gerçek Tanrı’yı bırakıp da başka, sahte bir tanrıya tapmaktır. Günahların en ağırlarından olmasının nedeni ise en sinsilerinden oluşundandır. Sözde yüce bir amaca dayalıdır ama salt Şeytan hizmetidir. Nefret, hakimiyetçilik, üstünlük taslama, başkasını hor görme gibi zehirler barındıran her hayat yaklaşımı küfürdür, zaten.

    O ‘Kardak’ krizini hatırlıyorum da bazen… kimsenin varlıklarından bile haberdar olmadığı çorak bir kaya parçaları uğruna az kalsın nice gençler heba olacaktı, koca iki halk durup dururken, bir hiç uğruna birbirine girecekti. Pes hani… günah insanı aptallaştırıyor da. Neticede, bu tür saçmalıklar uğruna ölmeyi isteyenler varsa çeksin gitsin, çıksın ıssızlığın ortasındaki bir kaya parçalarına parçalasınlar birbirlerini… Vatan, din diye bağıra bağıra başkalarını ölüme göndermeye bunca niyetli hocası, papazı, politikacısı, askeri varsa gitsin kendileri boğazlasınlar birbirlerini. Başkalarını rahat bıraksınlar.

    Kimseye kötülük dilediğimiz yok ama insan o kadar da istiyorsa ‘vatan’ uğruna ölmeyi, öldürmeyi… serbestisine gem vuracak olan yok. Uğurlayalım kendilerini bir ıssızlığa, yiyecekleri ne halt varsa yesinler aralarında. Yeter ki istemeyenleri rahat bıraksınlar. Ama olmuyor işte… ille de başkalarını da sürükleyecekler. Nefret batağında boğulmak istemeyenleri ille de ‘hain’ ilan edecekler.

    Vatanını hakikatten seven sevgisini günlük hayatında fiilen ifade eder. Fedakarlığını orda gösterir. Gerçek vatanseverlik barış zamanı vatanseverliğidir. Ama barış zamanı vatanseverliği oldu mu harp zamanınkine neden kalmaz zaten. Ve… tüm bu sözde vatanseverlik uğruna yırtınanların yırtınması bu gerçeği örtbas etme çabası aslında. Başka bir şey değil. Günlük hayatta kendi yurttaşlarına karşı olan fedakarlık miktarına not vermeye kalkışsanız on üzerinden bir’e bile layık olmadıklarının farkına varırsınız.

    #34747
    Anonim
    Pasif

    Sevgili Kemal Basaran,
    Milliyetçilik konusunda o kadar güzel yazmışsınız ki, söyleyecek kelime bulamıyorum. Rab sizi, hizmetlerinizi bol bol bereketlesin. Belki bu yazdıklarınız bazılarının hoşuna gitmeyecek ama, ‘Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar’ diye bir ata sözü vardır. Bu mesaj çok önemli ve birçok kişiye hem bereket olmuştur, hem de bazı imanlıların bu yöndeki zayıflıklarından tövbe etmelerine bir fırsat olmuştur diye ümit ediyorum.

    #34748
    Anonim
    Pasif

    sevgili kemal abi okadar guzel ifade etmissinizki size harfi harfine katiliyorum. gonlum isterki butun dunyada milletleri cevreleyen sinirlar ,dikenli tel orguler kaldirilsin.A veya B milleti degil dunya milleti olarak baris ve huzur icinde el ele kardesce yasayalim.herkes nerede isterse orada yasasin.herkes neye inanmak isterse ona inansin.insanlar nasil ibadet etmek isterse oyle yapsin.baris ve mutluluk icinde yasayalim.budunya hepimize yeter.rab’bin bereketi uzerinizde olsun.

    #34753
    Armagan
    Anahtar yönetici

    Milliyetciliği genel anlamda ‘vatanseverlik’ olarak ele aldığımızda zaten hiçbir sorun görmüyoruz. Sorun, insanın vatanını sevmesinin daha ötesine giderek kendi ırkından, etnik kimliğinden veya inancından farklı olan kimliktekileri dışlaması, yok sayması, onları hain veya potansiyel düşman olarak görerek hep kendini doğru ve haklı görmesinde yatıyor. Bu çok tehlikeli ve karanlık bir tuzaktır.

    Ama İsa Mesih’in özgür ettiği yüreklerde bu tür milliyetçiliğin izi ve eseri kalmamalıdır. Bence imanlılar olarak bu konuya yeni bir gözle yaklaşmalıyız. İman etmemiş şövenist, ırkçı milliyetçilerin düşüncelerini zaten bizler ne desek, ne yazsak değiştiremeyiz. Onlar için de yapabileceğimiz tek şey duadır. Onları sadece Rab degiştirebilir. Ama kendimize sormamız gereken soru şudur: İmanlı kişi önceliğini koşulsuz şartsız Tanrıya ve Onun isteğine mi bırakmalı, yoksa etnik kimliğini hala her seyin üstünde mi görmelidir? Mesih’te ırk ayrımı, erkek kadın ayrımı, yoksul zengin ayrımı yoktur. Eğer İsa Mesih bütün ulusların Rabbiyse, o zaman kendi ulusal kimliğimizle değil, bizi seven ve kurtaran biricik Rabbimizle övünmeliyiz.

    ‘Övünen Rable övünsün!’ 2. Korint 10:17

    #32320
    Anonim
    Pasif

    Amin, !
    Bu zamanda sizin gibi düşünenlerin olması insanın yüreğine su serpiyor. Milliyetçilik ve ırkçılık, Şeytan tarafından her zaman korkunç bir silah olarak kullanılmıştır. Şeytan, bu yolla milyonlarca insanın dışlanarak acı çekmesine, sindirilmesine, yok sayılmasına ve daha da ileri giderek hunharca öldürülerek yokedilmesine neden olmuştur. Katil olan İBLİS, kendi çocuklarını kullanarak insanların yaşam haklarını ellerinden alarak, tövbe etmeden onları topluca sonsuz cehenneme yollamak için elinden geleni yapmıştır ve yapmaya da devam etmektedir. Ama yaşam kaynağı olan KURTARICI MESİH ise kendi çocuklarını kullanarak insanların sonsuz kurtuluşa ve yaşama kavuşmaları için sürekli çalışmaktadır. Irkçılığın nereden kaynaklandığı ortada. Sizler yaşam veren Mesih’e mi, yoksa insanları sonsuz ölüme itmeye çalışan katil İBLİS’e mi hizmet etmek istersiniz? Seçim sizin!

    Sevgilerimle

    #35449
    Anonim
    Pasif

    Çok isabetli, Rab’bın ruhunun esintisi sayesinde zuhur etmiş paylaşımlar…

    Dünya’daki tüm kalben Rab İsa Mesih müridi olanlar, dilleri, ırkları, renkleri ne olursa olsun zatan aralarında dünyevi sınır tanımaz yepyeni bir halk teşkil ederler. Yeni bir uluslar onlar. Hemen tanıyıverirler birbirlerini nerde buluşsalar… dünyevi dilleri aşan ortak bir dil konuşurlar da ondan: Sevgi dilini.

    Hristiyanlar ‘Yeni İsrail’dir… Yani düşkün, asıl misyonundan uzaklaşmış, dünyevi bir milliyetçiliğe hapsolunmuş ‘eski İsrail’ değil… Tanrı’nın İsrail’i (Tanrı’nın ulusunu… İsrail kelimesinin anlamı budur) kurmuş olmasının baştaki amacını yeniden diriltenlerdir Mesihiler. Tüm insanlık hamurunu yoğuracak, kabartacak, yenir, hoş ekmeğe çevirecek bir tutam maya gibidir Hristiyanlar.

    Kalben Hristiyan olanların sayıca az olmalarının da kendilerini endişeye düşürdüğü yoktur. Rab kendilerini ‘sürünün sayıca cüzi olmasından korkmamalarını’ tenbih etmiştir. Onların hayat önerisi insanlığın ve genelde varlığın tek çıkar yol teşkil edenidir de ondan.

    #35802
    Anonim
    Pasif

    Bu güzel paylaşımı için Kemal Başaran’a teşekkür ederim. Irkçılık ve aşırı milliyetçiliğin kime ne faydası olmuştur? Bırakın imansız kişileri, Mesih’e iman etmiş imanlılar içinde ırkçılık yapanları biliyorum. Bu kişiler yüreklerinin tahtına Mesih’i değil, ırklarını oturtmuşlardır. Mesih ikinci üçüncü sıradadır.Zaten hayatlarına bakıldığında ruhsal olarak nerede oldukları hemen belli oluyor.

    #36668
    Anonim
    Pasif

    İsa Mesih’e iman etmiş bir kimse meyvalarından tanınır. Öteki diye tanınanlardan nefret etmez, onları sever, onları aşağılamaz, yok saymaz, saygı gösterir. Ülkesine olan yükümlülüklerinin bilincindedir, yasalara saygılıdır ve sadıktır. Ülke yöneticileri ve ülkesinin huzuru ve refahı için dua eder. Bizler İsa Mesih inanlıları olarak IRKÇILIK ve AŞIRI MİLLİYETÇİLİK yapıyorsak durup kendi kendimize bir özeleştiri yapmalı, ruhsal durumumuzu bir kez daha gözden geçirmeliyiz. Irkçılık ve aşırı milliyetçilik insanlar arasına bölücülük sokar, birbirine kırdırtır, öldürtür, birbirinden ayırır. Ama Tanrı sevmemizi, kucaklamamızı ister her zaman. Şeytan’a küçücük iğne deliği kadar bir açık bırakmak bile onun yaşamımıza girmesine ve yüreklerimize kötü, zehirli ve öldürücü tohumlarını ekmesine neden olur. İşte asıl tehlike burada.

9 yazı görüntüleniyor - 1 ile 9 arası (toplam 9)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.