Mesih’in Yargı Tahtı (Leonard Ravenhill)

  • Bu konu 5 izleyen ve 10 yanıt içeriyor.
11 yazı görüntüleniyor - 1 ile 11 arası (toplam 11)
  • Yazar
    Yazılar
  • #27795
    Anonim
    Pasif

    [YOUTUBE]kzdZmCRLPKg[/YOUTUBE]

    #37126
    Anonim
    Pasif

    Evvelâ paylaşım için teşekkür edeyim. Videodaki yazılar ekrandan çabuk kayboluyor. Bu tip yazıların akışı plânlanırken, her kare için bir kaç saniye de, okunan cümleyi doğru algılama müddeti olarak eklenmeli değil miydi ?

    İnsanları ödül ya da cezâ beklentisi ile “iman” a davet eden hiç bir inanç sistematiğinin Tanrıdan geldiğine inanmıyorum. Kutsal Kitap’ta,”Tanrı, ‘İnsanı kendi suretimizde, kendimize benzer yaratalım’ dedi…” Yaratılış: 1/26 buyrulmuşsa amaç, Cennet’e gitmek veya Cehennem’den kurtulmak değil; sözü edilen benzerliğe uygun bir yaşam sürmek suretiyle, Yüce Tanrı’nın bahşettiği bu şerefe lâyık olabilmektir. Ödül ya da cezâ nihâyet birer sonuçtur. Biz, Tanrı’nın amacına göre değil de, kendi sonumuza göre bir “iman”(!) algısı içinde isek, başımızı iki elimiz arasına alıp derin derin düşünelim; “Bizdeki Tanrı’ya mı, yoksa beklentilerimize mi iman ?” diye…

    Hangi Cennet, Tanrı benzerliğinden daha yücedir ?
    Hangi Cehennem, Tanrı’nın bizlere bahşettiği bu şereften uzak kalmaktan daha korkunçtur ?

    Cennet’i ve ebedi yaşamı; ya da Cehennem’de çekeceği ebedi azâbı düşünerek “iman” ettiğini zanneden insanların imandaki samimiyetlerine inanmıyorum. Bu beklentiler, insanların zaaf ve korkularına “iman” sağlıyor. İşte bu nedenledir ki, tam olarak Tanrı sözüne bağlı olamıyoruz. Tanrı’nın yüceliğini idrak edebilenin gözü ne Cennet görür ne de Cehennem. Hiç bir korku ve zaaf o yüceliği perdeleyemez. Ama tabii ki bu vaziyet Rab’de yok olanlar içindir. Bir gözümüz Rab’de, diğer gözümüz dünyada ise, bizde iman samimiyeti yoktur.

    “Tanrı” olsam; sırf başı sıkıştığında, işi düştüğü için veya ölüm sonrasındaki Cennet’e ulaşma veya Cehennem’den kurtulma adına; kendi menfaatlerine doğrudan, bana da dolaylı olarak iman etmiş görünen insanlardan tiksinirim. Samimi olarak beni aramış ama, bir şekilde iknâ olmadığı için yine samimi olarak iman etmemiş bir kişinin durumunu, menfaatleri üzerinden bana ‘iman'(!) edenden çok daha makbûl tutarım. Neden yeterince arayıp uğraşmadığı için sorgular ve fakat dürüstlüğünden dolayı affederim. Çünki her işin başı dürüstlük ve samimiyettir.

    “İsâ’nın senin için öldüğünü kabul edip O’na iman edersen Cennetliksin” gibi sözler; İsâ’nın temiz kanını O’na İman noktasında “iman rüşveti” durumuna sokmaktadır. Bence efendiler efendisi MESİH’e yapılan en büyük hakâret de budur ve bu hakâret maalesef, yüzyıllar boyunca kendisini “imanlı” kabul edenlerce yapılmaktadır.

    Bir savaş meydanında hayatımı ortaya koyup mücâdele ederken; aynen benim gibi – ihtimâl benden daha fazla – gayret eden, ölüme karşı gözünü kırpmadan cesâretle yürüyebilen arkadaşlarımın tehlikeye düştüğünü gördüğümde, o an için benim ölümüm onları kurtaracaksa hiç tereddütsüz kendimi onlar için fedâ ederim. Ama aynı savaşta kaytaran, nöbette uyuyan, cephedeki ortak amaçlardan çok kendi hayatını düşünen, şahsi menfaatleri uğruna çevrsindekileri harcamaktan çekinmeyen insanlar için de, bir damla kanımı dahi zâyi etmem. Bu örnek yanlış algı ve yoruma kurban gitmesin. Kendi bedenimi/kanımı efendiler efendisi MESİH’in eşsiz bedini ve kanı ile müsâvi tutmuyorum. Bir temel düsturdan bahsediyorum.

    Kendi varlığı/benliğini terk etmiş, kendisini Tanrısal/kutsal amaçlara adamış bir kişi, kendi menfaatlerinden başka hiç bir şeye odaklanmamış bir milyon kişiyi bozar/etkisizleştirir. İman yolunda kalabalıklar değil, samimiyet mühimdir. Fakat amaç, Tanrı’ya iman görüntüsünde bir kültüre iman ise, o “dindar”lar, kalabalıklarla öğünebilirler.

    Ben hâlen Rab’bin istediği iman olgunluğundan fersah fersah uzak ve yığınla yanlışı da sırtında taşıyan bir kimseyim. . İblis için yaptığım bedâva hamallıktan ötürü, sırtımda kambur oluştu ama, halâ büyük bir zevk ile o yükü/yanlışları taşımaya devâm ediyorum. O, öyle kurnaz bir tüccar ki; anlık/geçi zevk ve menfâatler karşılığında, kalıcı günahları satıyor. Daha da garip olanı; çoğumuz bunu bile bile İblis’e hamallık ederken; aynı zamanda “imanlı” olduğumuzu da söylemekten geri durmuyoruz.

    Rab’bin huzuruna vardığımda, O’nun beni sorgulamasına/yargılamasına ihtiyaç var mı ki ? Şeytan’ın yükünün sırtımda meydana getirdiği, izleri herkese gösterse, ne mal olduğum ortaya çıkar. Tanrı “Ağzınla bana iman ettiğini söylüyorsun ama, sırtın mel’unun yükünden nasır tutumuş!” dese ne cevap verebilirim ki ?

    ” O zaman ben de onlara açıkça, ‘Sizi hiç tanımadım, uzak durun benden, ey kötülük yapanlar!’ diyeceğim.” Matta: 7/23

    Ama birileri boynuna “Haç”ı takınca Cennet’i tapusuyla satın aldığını düşünüyor.
    E, “mübârek olsun” diyelim; ne diyelim ?

    Bir imanlı için en tehlikeli durum, kendi öz eleştirisinden ziyâde, başkalarında gördüğü “yanlış”ların peşine düşmesidir. Böyle kişinin imanında gerçek samimiyet yoktur. Başkalarını kolayca suçlarken, yüceltip/kutsadığı kendi egosunda bihaberdir. “En tehlikeli” dedim çünki, din/imanla ilgisi olmayan bir kişi, öyle bir vakit gelir ki, kendisini görür. Kendisini gördüğünde gerçeği görür. Gerçeği gördüğünde onu bilir ve gerçeğe iman eder.

    Ancak; ben kendimi “imanlı” sanıp farkında olmadan egomu kutsamışsam, asla iman aynasını kendime tutmam. Hep başkalarına tutar, onların yanlışlarını söylerim. Çok edebiyet parçalar; sorunları, yanlışları tespit eder ve fakat çözüm adına ortaya iğne ucu kadar bir olgu koyamam. Bu itibarla, iman adına önce kendime bir faydam olmadığı için, başklarına zerre kadar yararım olmaz.

    Misâl; bir eve misafirliğe gittiğimde izlediğim televizyondaki görüntü bozuksa, hemen “Televizyonda bir sıkıntı mı var, yoksa yayınlar mı bozuk ?” derim. Ama; televizyon tamircisi isem, çenemi değil, bilgimi/hünerimi çalıştırırım. Ev sahibini mahcup etmek yerine o sıkıntıyı elimden geliyorsa giderir, sevindiririm.

    #37127
    Anonim
    Pasif

    Değerli Zakay.

    Video konusundaki şikayetinizi YouTube’daki bu videonun ait olduğu hesaba yazmanız daha doğru olur.

    “Tanrı olsaydım” dediniz, ama Tanrı değilsiniz ve kendinizi Tanrı’nın mantığıyla bir tutmanız hiç hoş değil. Biz hepimiz insanlarız Tanrı değiliz O’nun düşüncesini de tam olarak bilemeyiz. Bunu iddia etmek bizi küfre sürükler!

    İsa Mesih’e iman tövbe sonrasında gelir. Rabbin Kutsal Ruh’u insanı tövbeye yöneltir ve insan iman eder. Lütuf aracılığıyla kurtulduk! Maalesef son zamanlarda bazı kiliselerde “tövbe” sözü pek duyulmuyor ama olması gereken şey tövbe ve imandır. Evet, tövbe ederek Mesih’e iman eden kişi kurtulur. Ama sanırım siz kurtuluşu anlamamışsınız. Kurtuluş kuyruğu kapı arasından kurtarıp cennete gitmek değildir; yeni yaratık olmaktır. Müjde anlatılırken kurtuluşun ne olduğu konusunda doğru bir bilgi verilmesi gerekiyor. Son günü görür gibi yaşamamız gerekiyor. Bu sadece korku değil aynı zamanda bir sevinç olmalıdır. Çünkü Rab İsa’yı göreceğiz. Martin Luther şöyle demişti: “Düşüncemizi öyle ayarlamalıyız ki, sanki Mesih dün öldü, bugün dirildi ve yarın gelecek.” Bu sözü çok seviyorum. Her an hazır olun buyruğunu veren Mesih değil miydi? Eğer sonsuzluğu ve Tanrı’nın gazabını unutursak O’nun buyruğunu yoksaymış olmaz mıyız? Bence düşünmemiz gerekir bu konuyu.

    Leonard Ravenhill benim en çok sevdiğim vaizdir. Kendisi 1994 yılında Baba’nın yanına gitti. Kendisi hakkında yazılmış bir kitap var, okumanızı tavsiye ederim. Kitabı kendisi değil, başkası yazmıştır. Kendi adıma konuşacak olursam, bu adam bana çok şey öğretti. Daha doğrusu bu adam aracılığıyla Rab bana çok şey öğretti. Dua, kutsallık yolunda yürüme ve diğer konularda adeta öğretmen oldu.

    Televizyon misalini verirken, sanırım Ravenhill’i kastettiniz (ama yanılıyor olabilirim). Ama bence o misali vermeden önce kendi hayatımıza baksak, diğerlerini parmakla göstermek yerine İncil’e gidip kendimize dikkat etsek çok iyi olur.

    Son olarak ta, bir kardeş olarak size bir tavsiyede bulunmak isterim. Kilise üyesi olmadığınızı söylemişsiniz..ama bir kilise üyesi olmanız gerekir. İncil öyle öğretiyor. Bence bir an önce bir kiliseye katılın, çünkü iman uygulama ister. Odama kapanıp “ben sevgi dolu biriyim” demekle ya da “çok kutsalım” demekle ancak kendimize yalan söyleriz. Sevgimizi ve kutsallığımızı uygulamamıza yardımcı olabilecek şey kilisedir, kardeş sevgisidir. İncil’de ayet şöyle der: “Tanrı’yı seviyorum” deyip de kardeşinden nefret eden yalancıdır. Çünkü gördüğü kardeşini sevmeyen, görmediği Tanrı’yı sevemez. “Tanrı’yı seven kardeşini de sevsin” diyen buyruğu Mesih’ten aldık. (1.Yuhanna 4:20-21)

    Esenlikle!

    #37128
    Anonim
    Pasif

    @Togrul 23371 wrote:

    Tanrı olsaydım dediniz, ama Tanrı değilsiniz ve kendinizi Tanrının mantığıyla bir tutmanız hiç hoş değil. Biz hepimiz insanlarız Tanrı değiliz Onun düşüncesini de tam olarak bilemeyiz. Bunu iddia etmek bizi küfre sürükler!

    O bir benzetmedir.
    Okuduğunuzu – bir ihtimâl anladığınızı – sandığım paragrafta anlatmaya çalışığım, başka bir şey idi.
    Samimiyetten bahsediyordum.

    @Togrul 23371 wrote:

    …Evet, tövbe ederek Mesihe iman eden kişi kurtulur. Ama sanırım siz kurtuluşu anlamamışsınız. Kurtuluş kuyruğu kapı arasından kurtarıp cennete gitmek değildir; yeni yaratık olmaktır.

    Ben bir mesajda eleştireceğim bir husûsa rastlarsam; aynen burada yaptığım gibi, önce o bölümü alıntılar, daha sonra da altına kendimce “doğru” bulduklarımı yazarım.
    Çünki, mertlik ve dürüstlük bunu gerektir.
    Hedefi kısmen belli, gerekçesi flû ithamlar, sahibinin korkak ve aciz oluşunu ıspatlar.

    Mesajın gelişme bölümünde inceden “kuyruk”lu göndermeler yapıp, sonunda “esenlik” dilemek; “yeni yaratık” olmanın şartlarından mıdır ?
    Yanlış anlamayın.
    Buyurduğunuz gibi, kurtuluşu iyi anlayamadığımdan soruyorum.

    Ayrıca, ilgili mesjımda “kuyruk kurtarma”yı amaçlayan tek satırım var mı ?
    Varsa lütfen ikinci bir mesajla bunu belirtiniz.
    Bulamazsanız, bu “kuyruklu” mesajı aynaya bakarken yazdığınızı düşüneceğim.

    @Togrul 23371 wrote:

    Televizyon misalini verirken, sanırım Ravenhilli kastettiniz (ama yanılıyor olabilirim). Ama bence o misali vermeden önce kendi hayatımıza baksak, diğerlerini parmakla göstermek yerine İncile gidip kendimize dikkat etsek çok iyi olur.

    Benim imalı konuşmalarım yoktur.
    Beceremem de.
    O misal hepimiz içindir.
    Mesajı dikkatli okusaydınız, verdiğim olumsuz örnek ve anlatımlara evvelâ kendimi kattığımı görecektiniz.

    @Togrul 23371 wrote:

    Son olarak ta, bir kardeş olarak size bir tavsiyede bulunmak isterim. Kilise üyesi olmadığınızı söylemişsiniz..ama bir kilise üyesi olmanız gerekir. İncil öyle öğretiyor. Bence bir an önce bir kiliseye katılın, çünkü iman uygulama ister. Odama kapanıp ben sevgi dolu biriyim demekle ya da çok kutsalım demekle ancak kendimize yalan söyleriz.

    Hayret ya hu !
    Sessiz dua ettiğim için, tüm bunları sâdece Tanrı’nın duyduğunu sanıyordum.
    Nasıl haberiniz oldu acaba ?

    Gerçekten müthiş birisiniz!…

    Önerinize uyup, hemen bir Kiliseye gideceğim.
    Ben Tokat’ta oturuyorum.
    Tavsiye buyurduğunuz bir kilise var mıdır ?

    #37131
    Anonim
    Pasif

    Sn. Zakay

    İncil’de ayet diyor ki, insanın ağzı yüreğinden taşanı söyler. Mesih’in davranışlarını okuduk. Pavlus’un davranışlarını ve yazılarını okuduk. Bunlar diğerlerini sevgi ile uyaran kişilerdi, ama maalesef sizde bunu göremiyorum (yanılıyor olabilirim, ben de insanım). Okuduğum her yazınızda birilerini eleştiriyorsunuz. Ama en önemli olan, eleştirilerinizin tam olarak haklı olmadığıdır. Bunu İncil’in hangi ayetine dayanarak yapıyorsunuz?

    Kurtuluşu tam olarak anlamadığınızı söylediniz. Belki de o yüzdendir yanlış eleştiriler yapmanız. Tabii ki bazı konularda sizinle hemfikirim ama hepsinde değil.

    İnanın Tokat’ta yaşadığınızı bilmiyordum. “Kiliseye mensup değilim” yazınca, kiliseye gitmediğinizi sandım. Tokat’ta da bir topluluk olmadığını bilmiyordum. Yanılabilirim, çünkü bir insanım. Kusuruma bakmayın.

    Ama sizden ricam, eleştirirken İncil’i alıp okumanızı ve neye dayanarak eleştirinizi yaptığınızı Rab’le birlikte, O’nun huzurunda düşünün. O sizi yönlendirecektir. Benliğe göre eleştiri yaparsak hem kendimizi gururlu yaparız hem de haksız yere kardeşleri kırarız.

    Esenlikle.

    #37132
    Armagan
    Anahtar yönetici

    Efesliler 4:2 Her bakımdan alçakgönüllü, yumuşak huylu, sabırlı olun. Birbirinize sevgiyle, hoşgörüyle davranın.
    Efe 4:3 Ruh’un birliğini esenlik bağıyla korumaya gayret edin.
    Efe 4:4 Çağrınızdan doğan tek bir umuda çağrıldığınız gibi, beden bir, Ruh bir, Rab bir, iman bir, vaftiz* bir, her şeyden üstün, her şeyle ve her şeyde olan herkesin Tanrısı ve Babası birdir.

    Koloseliler 3:1 Mesih’le birlikte dirildiğinize göre, gökteki değerlerin ardından gidin. Mesih orada, Tanrı’nın sağında oturuyor.
    Kol 3:2 Yeryüzündeki değil, gökteki değerleri düşünün.
    Kol 3:3 Çünkü siz öldünüz, yaşamınız Mesih’le birlikte Tanrı’da saklıdır.
    Kol 3:4 Yaşamınız olan Mesih göründüğü zaman, siz de O’nunla birlikte yücelmiş olarak görüneceksiniz.
    Kol 3:5 Bu nedenle bedenin dünyasal eğilimlerini fuhşu, pisliği, şehveti, kötü arzuları ve putperestlikle eş olan açgözlülüğü öldürün.
    Kol 3:6 Bunlar yüzünden Tanrı’nın gazabı söz dinlemeyenlerin üzerine geliyor.
    Kol 3:7 Geçmişte bunlarla iç içe yaşadığınız zaman siz de bu yollarda yürüdünüz.
    Kol 3:8 Ama şimdi öfke, kızgınlık, kötü niyet dahil, hepsini üzerinizden sıyırıp atın. Ağzınızdan hiçbir iftira ya da edepsiz söz çıkmasın.
    Kol 3:9 Birbirinize yalan söylemeyin. Çünkü eski yaradılışı kötü alışkanlıklarıyla birlikte üzerinizden çıkarıp attınız;
    Kol 3:10 eksiksiz bilgiye erişmek için Yaratıcısı’na benzer olmak üzere yenilenen yeni yaradılışı giyindiniz.
    Kol 3:11 Bu yenilikte Grek* ve Yahudi, sünnetli ve sünnetsiz, barbar, İskit, köle ve özgür ayrımı yoktur. Mesih her şeydir ve her şeydedir.
    Kol 3:12 Öyleyse, Tanrı’nın kutsal ve sevgili seçilmişleri olarak yürekten sevecenliği, iyiliği, alçakgönüllülüğü, sabrı, yumuşaklığı giyinin.
    Kol 3:13 Birbirinize hoşgörülü davranın. Birinizin ötekinden bir şikâyeti varsa, Rab’bin sizi bağışladığı gibi, siz de birbirinizi bağışlayın.
    Kol 3:14 Bunların hepsinin üzerine yetkin birliğin bağı olan sevgiyi giyinin.
    Kol 3:15 Mesih’in esenliği yüreklerinizde hakem olsun. Tek bir bedenin üyeleri olarak bu esenliğe çağrıldınız. Şükredici olun!
    Kol 3:16 Mesih’in sözü bütün zenginliğiyle içinizde yaşasın. Tam bir bilgelikle birbirinize öğretin, öğüt verin, mezmurlar, ilahiler, ruhsal ezgiler söyleyerek yüreklerinizde şükranla Tanrı’ya nağmeler yükseltin.
    Kol 3:17 Söylediğiniz, yaptığınız her şeyi Rab İsa’nın adıyla, O’nun aracılığıyla Baba Tanrı’ya şükrederek yapın.

    #37133
    Anonim
    Pasif

    @Togrul 23376 wrote:

    Sn. Zakay
    Okuduğum her yazınızda birilerini eleştiriyorsunuz. Ama en önemli olan, eleştirilerinizin tam olarak haklı olmadığıdır. Bunu İncilin hangi ayetine dayanarak yapıyorsunuz?

    Bu tespitinize itiraz etmeyeceğim.
    Doğrudur; her mesajımda kısmen de ağır eleştiriler var.
    Fakat siz de, bir noktayı gözden kaçırıyorsunuz.
    Ben daha hiç bir Hristiyanla toklaşmadım bile.
    Kimseyi de tanıma fırsatım olmadı.
    Eleştirilerimde kişileri değil; kişilerin söz ve davranışlarından hareketle, ilkesel hususları öne çıkarıyorum.
    Emin olunuz tüm iman algımı Kutsal Kitap’a dayandırıyorum.

    Beni sizden farklı kılan şu.
    Siz; kapsamı, sınırları belirlenmiş ve zât-ı âli’nize öğretilmiş kurallar manzumesi ile hareket ediyorsunuz.
    Ben İncilde vâzedilen ilkeleri anlamaya çabalıyorum.
    Bu nedenle de her iki mesajımdan birisinde “kültür dindarlığı” mevzûsunu işlemeye çalışıyorum.

    @Togrul 23376 wrote:

    Kurtuluşu tam olarak anlamadığınızı söylediniz. Belki de o yüzdendir yanlış eleştiriler yapmanız. Tabii ki bazı konularda sizinle hemfikirim ama hepsinde değil.

    MESİH’in lütfuyla kurtuluşun ne olduğunu gâyet iyi anladım.
    Lâkin, benim iman/kurutluş algım ile sizlerin ki çok farklı.
    Anlatmaya çabaladığım da bu.
    Her ne tespitte bulunursam, muhakkak vardığım sonuçları Kutsal Kitap âyetleri ile destekliyorum.
    Sizler de beni eleştirebilrsini gâyet tabii.
    Ancak eleştiri, “ortaya birbuçuk karışık” tarzında değil de; paragraf-paragraf veya gerekirse satır-satır giderse, daha net sonuçlar ortaya çıkar.
    Ben de yanılıyorsam, nerede hatâ yaptığımı görmüş olurum sâyenizde.

    @Togrul 23376 wrote:

    Ama sizden ricam, eleştirirken İncili alıp okumanızı ve neye dayanarak eleştirinizi yaptığınızı Rable birlikte, Onun huzurunda düşünün. O sizi yönlendirecektir. Benliğe göre eleştiri yaparsak hem kendimizi gururlu yaparız hem de haksız yere kardeşleri kırarız.

    Esenlikle.

    Ben kutsal kitap öğretişi verecek kadar bilgili değilim.
    Bu sebeple, yazdıklarımı okuma zahmetine giren insanları yanıltmayayım diye, imzamda gerekli açıklamayı yaptım.
    Kutsal Kitap’a ters düşen hiç bir düşünceyi bile bile paylaşmam.

    ***
    Sn. admin;

    Nazik uyarınız için teşekkür ederim.
    Daha dikkatli olmaya çalışacağım.

    Saygıyla.

    #37134
    Anonim
    Pasif

    Sayın Zakay kardeşim bu yazı sizi eleştiren bir yazıdır…
    Yazınızda hiçbir hristiyanla tokalaşmadığınızı (yani tanışmadığınızı) söylüyorsunuz ve kültür dindarlığı diye bir kavram ortaya atarak sadece İncil okuyarak Tanrıyla, Rab İsa Mesih ile iyi bir iletişim kurulabileceği iddiasındasınız. Ayrıca bizler gibi hristiyanlığı aktif olarak yaşayanlara da bir gönderme yaparak “Sizler kurallar manzumesi ile uğraşıyorsunuz” diyorsunuz. Kendinizin İsa Mesih’e inandığınızı ve “İlkesel hususları” ön plana çıkardığınızı, kilise, tapınma vb. gibi ayrıntılara gerek olmadığını kendi açınızdan ifade ediyorsunuz.

    Yukarıdaki bilgiler ışığında size aşağıdaki eleştirileri getiriyorum.. Eleştirilerimi kabul etmenizi haklı bulmanızı isterim….. kabul etmediğiniz eleştiriler konularında da gerçekçi savunmalar bekliyorum.

    ELEŞTİRİ -1-

    Çok kafa yorduğunuz hatta iman ettiğiniz bir öğreti, din, bir yaşam tarzı, her ne kabul ediyorsanız o olan Hıristiyanlıkla yazınsal olarak ve kültürel anlamda ilgili olduğunuz halde bu yolda yürüyen insanlarla tanışmamanız size bir artı değer getirmez. Bilakis size negatif değerler yükler… Çok acele olarak bilge bir hristiyanla, hatta bir pasörle yani önderle tanışıp reel yaşamda arkadaş olmanız gerekmektedir. Bunun olmamasını, yani bir hristiyanla reel yaşamda tanışmamanızı eleştiriyorum. Ben siz kültüre çok önem verdiğinizi gördüğüm için “bilge bir hristiyan” ile tanışın dedim. Ama kişisel fikrimi soracak olursanız ilkokul mezunu olan ama gerçek iman sahibi bir hristiyanla da tanışırsanız o da yeterli olur; ola ki “size bir dua eder ve sizde olumlu bir değişim başlar.”

    ELEŞTİRİ -2-
    Kültüre, bilime, felsefeye çok önem verdiğinizi gözlemliyorum. Yazılarınızda diyalektik, felsefi yaklaşımlarla birlikte bazen polemiğe girdiğinizi de gözlemliyorum. Bu tavrınızı eleştiriyorum. Tanrı sadece entelektüellerin yüreğine dokunmuyor. Duvar ustalarının ve çok az okumuş insanların da yüreğine dokunur. Bu konuda sizi eleştirirken şu ayeti de yazmadan geçemeyeceğim.

    Kol 2:8 Dikkatli olun! Mesih’e değil de, insanların geleneğine ve dünyanın temel ilkelerine dayanan felsefeyle, boş ve aldatıcı sözlerle kimse sizi tutsak etmesin.

    Bilimsel bir gerçeği veya ustalık gereken bir öğretiyi okuyarak ve inceleyerek tam öğrenemezsiniz.(ustalık gerektiren işlere örnek : fayans döşemek, döner çevirmek, elektrik veya su tesisatı döşemek vb.)

    ELEŞTİRİ -3-
    “””””Siz; kapsamı, sınırları belirlenmiş ve zât-ı âli’nize öğretilmiş kurallar manzumesi ile hareket ediyorsunuz. Ben İncilde vâzedilen ilkeleri anlamaya çabalıyorum.”””””” DİYORSUNUZ.

    Aslında İsa Mesih’in gelişiyle birlikte Şeraitin bir önemi kalmamıştır. Yani sizin kurallar manzumesinden kastınız şeriat (Tanrısal yasa) galiba… Kutsal ruhu alan bir kişi bu kurallar manzumesine uyacaktır. Yani on Emire uyacaktır, diğer Tanrının hoşlanmadığı işlerden kaçınıp Tanrıyı hoşnut edecek işler yapacaktır.

    Kurallar manzumesinden kastınız şayet ritüeller ise (istavroz çıkarma gibi) bu kuralların bir çoğuna gerçek bir İsa Mesih imanlısı da karşıdır. Ama olmazsa olmaz kurallar manzumesi” de vardır. Vaftiz olmak gibi, ilahi söylemek gibi, tapınmak gibi… Bunlar olmazsa olmaz. Bunlar olmasın derseniz, sadece İncil okuyayım derseniz bir çok şey eksik kalır: Şöyle ki “Bilimsel bir gerçeği veya ustalık gereken bir öğretiyi okuyarak ve inceleyerek tam öğrenemezsiniz.(ustalık gerektiren işlere örnek : fayans döşemek, döner çevirmek, elektrik veya su tesisatı döşemek vb.) Öğrendiğimiz her şeyi pratikte, deney yaparak, uygulama yaparak pekiştirmek gerekir…. Sözün özü Sadece İncil okuyarak hatta hepsini ezberleyerek Tanrı ile beraber olamayız. Kilise gereklidir. Tapınma gereklidir. Kurallar manzumesi gereklidir. Bunun gerekli olduğunu çok iyi bildiğiniz İncil’de bulabilirsiniz…

    #37136
    Anonim
    Pasif

    Sayın Zakay kardeşim bu yazı sizi eleştiren bir yazıdır…
    Yazınızda hiçbir hristiyanla tokalaşmadığınızı (yani tanışmadığınızı) söylüyorsunuz ve kültür dindarlığı diye bir kavram ortaya atarak sadece İncil okuyarak Tanrıyla, Rab İsa Mesih ile iyi bir iletişim kurulabileceği iddiasındasınız. Ayrıca bizler gibi hristiyanlığı aktif olarak yaşayanlara da bir gönderme yaparak “Sizler kurallar manzumesi ile uğraşıyorsunuz” diyorsunuz. Kendinizin İsa Mesih’e inandığınızı ve “İlkesel hususları” ön plana çıkardığınızı, kilise, tapınma vb. gibi ayrıntılara gerek olmadığını kendi açınızdan ifade ediyorsunuz.

    Yukarıdaki bilgiler ışığında size aşağıdaki eleştirileri getiriyorum.. Eleştirilerimi kabul etmenizi haklı bulmanızı isterim….. kabul etmediğiniz eleştiriler konularında da gerçekçi savunmalar bekliyorum.

    ELEŞTİRİ -1-
    Çok kafa yorduğunuz hatta iman ettiğiniz bir öğreti, din, bir yaşam tarzı, her ne kabul ediyorsanız o olan Hıristiyanlıkla yazınsal olarak ve kültürel anlamda ilgili olduğunuz halde bu yolda yürüyen insanlarla tanışmamanız size bir artı değer getirmez. Bilakis size negatif değerler yükler… Çok acele olarak bilge bir hristiyanla, hatta bir pastörle yani önderle tanışıp reel yaşamda arkadaş olmanız gerekmektedir. Bunun olmamasını, yani bir hristiyanla reel yaşamda tanışmamanızı eleştiriyorum. Ben siz kültüre çok önem verdiğinizi gördüğüm için “bilge bir hristiyan” ile tanışın dedim. Ama kişisel fikrimi soracak olursanız ilkokul mezunu olan ama gerçek iman sahibi bir hristiyanla da tanışırsanız o da yeterli olur; ola ki “size bir dua eder ve sizde olumlu bir değişim başlar.”

    ELEŞTİRİ -2-
    Kültüre, bilime, felsefeye çok önem verdiğinizi gözlemliyorum. Yazılarınızda diyalektik, felsefi yaklaşımlarla birlikte bazen polemiğe girdiğinizi de gözlemliyorum. Bu tavrınızı eleştiriyorum. Tanrı sadece entelektüellerin yüreğine dokunmuyor. Duvar ustalarının ve çok az okumuş insanların da yüreğine dokunur. Bu konuda sizi eleştirirken şu ayeti de yazmadan geçemeyeceğim.

    Kol 2:8 Dikkatli olun! Mesih’e değil de, insanların geleneğine ve dünyanın temel ilkelerine dayanan felsefeyle, boş ve aldatıcı sözlerle kimse sizi tutsak etmesin.

    ELEŞTİRİ -3-
    “””””Siz; kapsamı, sınırları belirlenmiş ve zât-ı âli’nize öğretilmiş kurallar manzumesi ile hareket ediyorsunuz. Ben İncilde vâzedilen ilkeleri anlamaya çabalıyorum.”””””” DİYORSUNUZ.

    Aslında İsa Mesih’in gelişiyle birlikte Şeraitin bir önemi kalmamıştır. Yani sizin kurallar manzumesinden kastınız şeriat (Tanrısal yasa) galiba… Kutsal ruhu alan bir kişi bu kurallar manzumesine uyacaktır. Yani on Emire uyacaktır, diğer Tanrının hoşlanmadığı işlerden kaçınıp Tanrıyı hoşnut edecek işler yapacaktır.

    Kurallar manzumesinden kastınız şayet ritüeller ise (istavroz çıkarma gibi) bu kuralların bir çoğuna gerçek bir İsa Mesih imanlısı da karşıdır. Ama olmazsa olmaz kurallar manzumesi” de vardır. Vaftiz olmak gibi, ilahi söylemek gibi, tapınmak gibi… Bunlar olmazsa olmaz. Bunlar olmasın derseniz, sadece İncil okuyayım derseniz bir çok şey eksik kalır: Şöyle ki “Bilimsel bir gerçeği veya ustalık gereken bir öğretiyi okuyarak ve inceleyerek tam öğrenemezsiniz.(ustalık gerektiren işlere örnek : fayans döşemek, döner çevirmek, elektrik veya su tesisatı döşemek vb.) Öğrendiğimiz her şeyi pratikte, deney yaparak, uygulama yaparak pekiştirmek gerekir…. Sözün özü Sadece İncil okuyarak hatta hepsini ezberleyerek Tanrı ile beraber olamayız. Kilise gereklidir. Tapınma gereklidir. Kurallar manzumesi gereklidir. Bunun gerekli olduğunu çok iyi bildiğiniz İncil’de bulabilirsiniz…

    #37137
    Anonim
    Pasif

    Sevgili Zakay’ın çoğu yazısını okumadım,ama yazdıkları hoşuma gidiyor,beni şaşırtıyor,düşündürüyor,yeni fikirler bulmamı sağlıyor.Mesih’teki yolculuğumuzda hepimiz biryerlerdeyiz.Sonu gelmez soruların etkisinden Mesihteki esenlikte dinleniyorum,rahatsız edici sorular diniyor ancak her soruya açık olmak,bu sorulara cevap verebilmek geliştiricidir.İlginç sorularda kaybolma korkusu vardır ama korkulara taviz vermek,korkunun amacıdır.

    #37140
    Anonim
    Pasif

    @bulent71 23381 wrote:

    Sayın Zakay kardeşim bu yazı sizi eleştiren bir yazıdır

    Emin olunuz; en çok feyz aldığım, okurken hatâlarımı gördüğüm ve yeni şeyler öğrendiğim mesajlar, içinde eleştiri barındıranlardır. Bu eleştiriler, sağlam bir temele dayanırsa, “ortaya birbuçuk karışık” tarzında değilse ve bütünüyle benim yazdıklarımla ilgili ise, başımın üzerine…
    @bulent71 23381 wrote:

    Yazınızda hiçbir hristiyanla tokalaşmadığınızı (yani tanışmadığınızı) söylüyorsunuz ve kültür dindarlığı diye bir kavram ortaya atarak sadece İncil okuyarak Tanrıyla, Rab İsa Mesih ile iyi bir iletişim kurulabileceği iddiasındasınız. Ayrıca bizler gibi hristiyanlığı aktif olarak yaşayanlara da bir gönderme yaparak Sizler kurallar manzumesi ile uğraşıyorsunuz diyorsunuz. Kendinizin İsa Mesihe inandığınızı ve İlkesel hususları ön plana çıkardığınızı, kilise, tapınma vb. gibi ayrıntılara gerek olmadığını kendi açınızdan ifade ediyorsunuz.

    Hristiyan ile tokalaşmadığım kısmı hâriç; ben asla böyle şeyler söylemedim.
    Nerede, hangi mesajımda yazmışım ?
    Yazmışsam; ilgili satır veya paragrafı alıntılarsanız ben de yanılışımı görmüş olurum.
    Yazdıklarım yerinde duruyor.
    @bulent71 23381 wrote:

    Yukarıdaki bilgiler ışığında size aşağıdaki eleştirileri getiriyorum.. Eleştirilerimi kabul etmenizi haklı bulmanızı isterim.. kabul etmediğiniz eleştiriler konularında da gerçekçi savunmalar bekliyorum.

    “Savunma” derken ?
    Siz yargıç mısınız ?
    Kendisini savunmak zorunda kalanlar, üzerine suç isnâd edilenlerdir.
    Benim yazdıklarım, sizin din algınıza göre “suç” olabilir.
    Fakat kendi din algınız üzerinden beni yargılama hakkınız olduğunu düşünmüyorum.
    Ben eleştirilerimi ilkesel bir tabana oturtuyorum.
    Kişileri değil, davranışları eleştiriyorum.
    @bulent71 23381 wrote:

    ELEŞTİRİ -1-
    Çok kafa yorduğunuz hatta iman ettiğiniz bir öğreti, din, bir yaşam tarzı, her ne kabul ediyorsanız o olan Hıristiyanlıkla yazınsal olarak ve kültürel anlamda ilgili olduğunuz halde bu yolda yürüyen insanlarla tanışmamanız size bir artı değer getirmez. Bilakis size negatif değerler yükler Çok acele olarak bilge bir hristiyanla, hatta bir pastörle yani önderle tanışıp reel yaşamda arkadaş olmanız gerekmektedir. Bunun olmamasını, yani bir hristiyanla reel yaşamda tanışmamanızı eleştiriyorum. Ben siz kültüre çok önem verdiğinizi gördüğüm için bilge bir hristiyan ile tanışın dedim. Ama kişisel fikrimi soracak olursanız ilkokul mezunu olan ama gerçek iman sahibi bir hristiyanla da tanışırsanız o da yeterli olur; ola ki size bir dua eder ve sizde olumlu bir değişim başlar.

    Bunu en çok isteyen; samimi bir MESİH imanlısyla tanışma arzusu taşıyan benim.
    Tanışmamış olmamın sebebi, yaşadığım yerdir.
    @bulent71 23381 wrote:

    ELEŞTİRİ -2-
    Kültüre, bilime, felsefeye çok önem verdiğinizi gözlemliyorum. Yazılarınızda diyalektik, felsefi yaklaşımlarla birlikte bazen polemiğe girdiğinizi de gözlemliyorum. Bu tavrınızı eleştiriyorum. Tanrı sadece entelektüellerin yüreğine dokunmuyor. Duvar ustalarının ve çok az okumuş insanların da yüreğine dokunur. Bu konuda sizi eleştirirken şu ayeti de yazmadan geçemeyeceğim.

    Kol 2:8 Dikkatli olun! Mesih’e değil de, insanların geleneğine ve dünyanın temel ilkelerine dayanan felsefeyle, boş ve aldatıcı sözlerle kimse sizi tutsak etmesin.

    Kültür; Toplumların tarihsel süreçte, insan hayatı ve dünyayı tanıma adına ürettrkleri her tür bilginin kavramsallaşarak pratiğe dökülmesi neticesinde ortaya çıkan yaşam biçimidir. Her toplumu yekdiğerinden ayıran bir kültürü vardır. Maalesef kültür kavramı yanlış olarak bilgi anlamında kullanılmaktadır. Söz gelimi; entelektüel bir insan için, çok bilgi sahibi olduğuna vurgu amacıyla kültürlü insan denmektedir. Câhil kalmış, bir biçimde yeterli eğitim alamamış, insanlara da kültürsüz deniliyor. Bu tamâmiyle yanlıştır. Kültürsüz insan, ölü insandır. Yaşayan her insanın içinde yaşadığı toplumla ilintili bir kültürü vardır. Hiçbir şey bilmez de, düğünlerde göbek atar. Oyun kültürü iyi denir.

    “Polemik” olarak gürdüklerinizi alıntılayınız ki; ben de nerede polemik yapmışım; bileyim. “Polemik yapıyorsunuz” iddiasını haklı kılacak bir nesnel veri yoksa, bu defâ gerçek polemiği siz yapmış olursunuz.
    @bulent71 23381 wrote:

    ELEŞTİRİ -3-
    Siz; kapsamı, sınırları belirlenmiş ve zât-ı âli’nize öğretilmiş kurallar manzumesi ile hareket ediyorsunuz. Ben İncilde vâzedilen ilkeleri anlamaya çabalıyorum. DİYORSUNUZ.

    Aslında İsa Mesihin gelişiyle birlikte Şeraitin bir önemi kalmamıştır. Yani sizin kurallar manzumesinden kastınız şeriat (Tanrısal yasa) galiba Kutsal ruhu alan bir kişi bu kurallar manzumesine uyacaktır. Yani on Emire uyacaktır, diğer Tanrının hoşlanmadığı işlerden kaçınıp Tanrıyı hoşnut edecek işler yapacaktır.

    Kurallar manzumesi gereklidir. Bunun gerekli olduğunu çok iyi bildiğiniz İncilde bulabilirsiniz.

    Tanrısal prensipler değişmezler.
    Fakat bu prensiplerin yorumlanmasıyla ortaya çıkan kuralar, adı üzerinde yorumdur.
    Yanlış yapılmış da olabilir, zamanın icaplarına göre değiştirilebilir de.

    Misâl bebek vaftızi.
    Katolikler buna çok önem veririler.
    Ama insanın vaftiz olabilmesi için bilinçli olarak MESİH’e iman etmiş olması ve vafiz olmayı bizzat istemesi şarttır. Bana inceden göndermelerle anlatmaya çalıştığınız “vaftiz” örneğini bilerek seçtim. Kendinisini imanlı görüp de vaftize inanmayan bir kişi etrafının baskısıyla vaftiz olsa, bu vaftiz o kişi için değerli midir ? Kurallar bu insana ne verebilir ?

    Ayrıca ben “kurallar önemsizdir” gibi bir hüküm vermedim.
    Tanrısal prensiplerin farkındalığı olmadan gerçek iman olmaz.
    Gerçek iman olmadan sâdece kurallar, kişinin bağlı olduğu kültürün değer yargı ve dayatmalarından farksızdır. Bir çok insan farkında olmadan içinde yaşadığı toplumun istediği gibi davranmak/yaşamak zorundadır. Kendisinden istenen şeylerin mantığının ne olduğunu sorsanız, çoğuna cevap veremez. Ama âidiyet duygusu ve dışlanma korkusu kişiyi etkiler. Bilmeden yaptığı davranışları, bliyormuş da yapıyormuş gibi davranır.

    İşte riyâ buradadır.
    Benim dikkat çekmeye çalıştığım, her mesajımda altını çizdiğim hususu da budur.

    Ezber ile iman yan yana durmaz.

    Saygıyla.

11 yazı görüntüleniyor - 1 ile 11 arası (toplam 11)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.