• Bu konu 2 izleyen ve 1 yanıt içeriyor.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #26894
    Anonim
    Pasif

    KUTSALLIK YOLU : –

    Rab’bimiz İsa Mesih, hiç günah işlemedi. Ama kendini inkâr etti. “Oğul olduğu halde, çektiği acılarla söz dinlemeyi öğrendi. Yetkin kılınınca, sözünü dinleyen herkes için, sonsuz kurtuluş kaynağı oldu” (İbr.5:8-9). Bu yüzden bizden de, günahlarımızdan arındıktan sonra, kendimizi inkâr etmemiz isteniyor. Günah günahtır ama ‘Kendini inkâr etme’ başka bir şeydir. İsa günah işlemedi ama her zaman kendini inkâr etti.

    Kendi kendini inkâr etmek, haklarından feragat etmektir. İsa cefa çekmekten zevk almadı. Ama cefa çekeceğini bile bile geldi. “Hakarete uğramak istemiyorum. Bu benim hakkım” diyebilirdi. Ama, insanları kurtarma uğruna, bilerek hakareti kabul etti. Aç, susuz, evsiz, barksız, karısız, çocuksuz yaşadı. Para, mevki, onur ve dünya zevkleri peşinden koşmadı. Aşağılanmaya, tükürülmeye, sakalının sökülmesine boyun eğdi. En yakınları tarafından inkâr edildi, terk edildi, yalnız bırakıldı. Tüm insanlık haklarından, kendi yaşamından, kendi irade ve zevklerinden feragat etti.

    Biz ise, bırakın bedenimizin ihtiyaçlarını, bedenimizin günahlarından bile dönmüyoruz O’nun uğruna. Yıllardır Rab’deyiz diyoruz, ama bir arpa boyu bile yol kesmiyoruz. ‘İlerde birşeyler olacak ve bizi değiştirecek’ zannediyoruz ama Tanrı: ‘Kurtuluş günü bugündür. Kurtuluş zamanı şimdidir’ diyor. İtaatsizliğimizden dolayı yol almıyoruz. İtaatsizliğimizden dolayı, Kutsal Ruh bizde barınamıyor, her ne kadar da ‘barınıyor’ diye kendi kendimiz kandırsak da. Daha günahlarımızdan dönmediysek, nasıl kutsal yolda yürüyebiliriz? Nasıl kendimizi veya haklarımızı inkâr edebiliriz? Haklarımız olmayandan ve günah olandan vaz geçmez iken, haklarımızdan mı vaz geçeceğiz? Kendi kendimizi inkâr etmek yerine, kendi kendimizi aldatmıyor muyuz?

    Bedenimizin alışkanlıklarını Rab’be teslim ettik mi? Yeme-içme zevklerimizi, rahatımızı, sıcaklığı, soğukluğu, konforu, görünüşümüzü, saçlarımızı, giysilerimizi, cinsel arzularımızı, zamanımızı, paramızı, sıhhatımızı, hepsini Rab’bin kullanışına, istek ve arzusuna, ebediyen sunduk mu?

    Rab’den olmayan zevk ve arzularımızı, hobilerimizi, ilgi duyduğumuz konularımız, merak saldığımız alışkanlıklarımızı Rab’bin huzuruna getirdik mi? Yoksa onlar hâlâ bizim buyruğumuzda mılar? Doğal eğilim ve alışkanlıklarımız, zevk ve tatlarımız, hoşlandığımız veya hoşlanmadığımız kişiler, mekânlar, objeler, anlayış ve öğretiler, hatta kendi irademiz, düşüncelerimiz, bilgi ve anlayışımız Rab’be teslim edildi mi? Edilmediyse, ‘Benlikte Yaşadığımızı’ bilmiyormuyuz? Benliğe ektiğimizi ve bundan ancak ölüm biçeceğimizi bilmiyor muyuz?

    Evde, ailede, mahallede, iş yerinde, sokakta, ülkede, Rab için cefa çekmeye, aşağılanmaya, küçümsenmeye, hor görülmeye, dışlanmaya, takdir görmemeye, alkışlanmamaya, hiç kimsenin gözünde büyümemeye, bize ait olması gereken takdir ve sevginin başkalarına gösterilmesine, haksızlığa uğramaya, dolandırılmaya, hakaret edilmeye, sevilmemeye, hatta tiksinilmeye razı mısın? Bütün bunlar olurken de, Rab’bin sessizliğine, desteksizliğine, izahat eksikliğine, ‘anlamadan yoksun’ bırakmasına razı mısın? O’nu hâlâ sever, O’na tapar, buyruklarını yerine getirirmisin? İçiniz “Baba, Baba! Beni niye terk ettin” diye ağlarken, O’na hâlâ sadık kalır mısın?

    Rab, gece gündüz, bu güzellikleri bizlerin içerisinde gerçekleştirmek için uğraşır. Her gün, başımıza gelen her şey, iyi-kötü Rab’dendir. O’na teslim olmazsak, her yönümüzle “Artık ben değil, içimde Mesih yaşıyor” demezsek, ‘Kutsallık Yolu’nda yürümüyoruz demektir. Bu yola murdar olan hiçbirşey giremez. İman eden, Rab’be gelir ve Rab’de kalır. Bol meyve veren bunlardır. Diğerleri kesilip atılır. Bilmeyen bazı kişiler, yukarıda bahsedilen şekilde kendisini Rab’be teslim etmiş olanlara ‘Azizler’ derler. Ama, iman eden herkes ‘Aziz’ olmaya çağrılmıştır ve böyle yürüyen herkes de, başka insan değerlendirmesine gerek kalmadan zaten ‘Aziz’dirler. Kutsal olmanın yolu budur. Rab’be tam teslimiyettir. Bu benliğimizi çarmıha germek demektir. Bu yüzden Rab’bimiz İsa, “Çarmıhını yüklenip de ardımdan gelmeyen, bana layık değildir” diyor (Matta 10:38). Çünkü ‘Çarmıh Yolu’, ‘Kutsallık Yolu’dur.

    #35053
    Anonim
    Pasif

    Yüregine eline saglik kardesim ne güzel yazmissin Rab seni bereketlesin Bu güzel üretim ayda iki ayda bir sayfada sunulmali tekrar tekrar okunacak kadar güzel ve degerli

2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.