• Bu konu 1 izleyen ve 0 yanıt içeriyor.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #24619
    Anonim
    Pasif

    İbranice , İsraillilerin ve açıkça olarak söylemek gerekirse, Eski Ahitin tümünün lisanıdır. 2. Krallar 18:26-28 ve Nehemya 13:24 te İbraniceden Yahudilerin Lisanı ve Yeşaya 19:18?de Kenan diyarının lisanı olarak bahseder.

    İbranice, geçmişin sadece tasvir edilmediği, aynı zamanda sözcüklerle boyandığı, resimli bir lisandır. Bizlere doğa manzaraları sunmak yerine, hareketli panoramalar verir. Olayların akışı, zihnimizin gözünden akıp gider. (İbranicede bir dikkat çekme üslûbu olan İşte kelimesinin, Yeni Antlaşmaya geçmiş ve sıkça kullanılmış olmasına dikkatinizi çekerim.) Canlandı ve gitti, dudaklarını araladı ve konuştu, gözlerini kaldırdı ve gördü, sesini yükseltti ve ağladı; buna benzer kelime sanatları ve vurguları lisanın tasvir gücünü arttırmaktadır.

    İsa , Nasıralı İsa olarak da bilinen Hıristiyanlık inancındaki temel figürdür. Hıristiyanlıkta İsa Mesih olarak inanılır ki bu tanım ona İbrani “Mesih” anlayışı bağlamında verilmiştir ki Hıristiyanlara göre İsa, Mesih'tir. Teolojide kullanılan, İsa'nın yaşamına dair ana kaynaklar Yeni Ahit'teki dört kanonik İncil'dir. Genel kabule göre bunlar İsa'nın ölümünden birkaç on yıl sonra yazılmıştır.

    İbrahim'in oğlu İshak'ın soyundan gelmiştir.. Annesi Meryem, Levioğulları soyundan geliyordu. Yeni Antlaşma, Meryem'in nişanlısı olan Marangoz Yusuf'un Davud'a kadar çıkan soyağacını verir. Eski Antlaşma'da Meryem'den veya İsa'dan sözedilmez.İsa'nın Roma imparatoru Augustus zamanında Beytlehem'de dünyaya geldiği gelmiştir.

    Hıristiyanlığa göre Tanrı'ın bir meleği Meryem isimli genç bir bakireye, bir oğul doğuracağını söyler. Çocuğun adı da İsa olacaktır. İsa, 'Kurtarıcı' demektir. Hıristiyan inancında İsa Mesih'in bu dünyada babası yoktur, sadece annesi vardır. Tanrı kendi gücü ve sözüyle, Meryem'in hamile kalmasını sağlamıştır.

    İsa 30 yaşına kadar marangozluk yapar. Yoksul ama rahat bir evde büyür. Çocukluk ve delikanlılık dönemine ilişkin çok az şey bilinir. 30 yaşlarında Vaftizci Yahya ile karşılaşır. Vaftizci Yahya, Şeria Irmağı kıyılarında vaazlar verir ve Yahudiler'in beklediği kurtarıcının (Mesih'in) gelmesinin yakın olduğunu anlatırdı. Bu nedenle Yahya, çoğunlukla İsa'nın “müjdecisi” olarak nitelenir. Yahya, tövbe ederek, Mesih'in gelişini bekleyenleri Şeria Irmağı'nın sularıyla vaftiz eder, ruhlarını arındırırdı. Bu nedenle, Vaftizci Yahya olarak anılagelmiştir. İsa da Vaftizci Yahya tarafından Şeria Irmağı'nda vaftiz edildi. Çok geçmeden izleyicilerinden küçük bir grupla birlikte dolaşarak vaaz vermeye başladı. Kendisi de bir Yahudi olduğu için bazen Yahudiler'in ibadet yeri olan sinagoglarda ama genellikle açık havada vaaz verirdi. Vaazlarında Tanrı'nın egemenliğinin yakın olduğunu, İnsanların bu müjdeye inanmalarını söylüyordu.

    Bu çağrı yüzyıllardır Tanrı'nın bir kurtancı göndermesini bekleyen Yahudiler üzerinde etkili oldu. Yahudiler, topraklarını yitirmiş, ezilmiş ve kendi yurtlarından sürgün edilmişlerdi ama Tanrı'nın Mesih göndereceğine, Mesih'in barışın ve adaletin egemenliğini kuracağına olan inançlarını sürdürüyorlardı. İsa vaizliğinin ilk döneminde, Celile'deki Kefernahum kentinde yaşadı ve çevredeki kasaba ve köylere geziler yaptı. İnciller'e göre bu dönemde çeşitli mucizeler gerçekleştirerek dinsel gücünü kanıtladı. Hıristiyanlığın Kutsal Kitap'ında ölülerin diriltilmesi, şeytan kovma, hastaların iyileştirilmesi, rüzgârların ve dalgaların durdurulması gibi birçok mucizeden söz edilir. İsa çoğunlukla, kısa öyküler ya da sıradan insanların yaşamlarından derlediği vurucu olaylar anlatarak iletmek istediği mesajı insanlara ulaştırırdı. İçinde yaşadıkları düzenden hoşnut olmayan insanlar İsa'nın, kendisini onaylamayan din yetkililerini açık sözlülükle eleştirmesinden hoşlanıyordu. Yahudi önderler ise onu, Musevilik'in kurallarına aykırı davranmakla suçladı. İsa ise, Tanrı'nın, onların yasalarını ya da saygınlıklarını önemsemediğini, onun insanlarda sevecenlik ve hoşgörü aradığını söylüyordu. Din büyüklerine dalkavukluk etmek için hiç çaba göstermeyen İsa, giderek onların nefretini kazandı. Yahudi önderlerin bir bölümü İsa'nın öğretisinin yanlış olduğunu ve insanları yanlış yola sürüklediğini düşünüyordu. Ötekiler ise o dönemde yönetimde bulunan Romalılar'a karşı siyasal bir hareket başlatabileceğinden, bunun da büyük bir yıkıma yol açacağından kaygılanıyordu. Önderlerin büyük bir bölümü, onun öğretisinin kendi konumlarını tehlikeye düşürebileceğini düşünüp, şu ya da bu nedenle ondan kurtulmaları gerektiği sonucuna vardılar.

    İsa yaşamına ve öğretisine yönelik bu tehdit karşısında hazırlıklı olmak için kendi seçtiği 12 havariyi özel bir eğitimden geçirdi. Dinsel deneyimlerinin en özlülerinden bazılarını onlarla paylaştı. İsa havarilerine kendi müjdelediği krallığın, Kudüs'te zafer kazanarak yönetimi ele geçiren bir dünya önderininkine benzemeyeceğini anlattı. İsa, yaşamının son yılında Yahudiler'in Hamursuz Bayramı için Kudüs'e gitti. O sırada kent, yüzlerce yıl önce Mısır'da yaşayan Yahudiler'in kölelikten kurtulmalarını kutlamaya gelen hacılarla dolup taşıyordu. Başlangıçta her şey iyi gitti. Kalabalık topluluklar, İsa'yı Nasıralı peygamber olarak selamladılar. Ne var ki, İsa, kendisine karşı olanların çoğaldığının ve daha kötüsü, havarilerinden birinin ona sırt çevirdiğinin farkındaydı. Yahuda İskaryot, bulunduğu yeri yöneticilere göstererek İsa'ya ihanet etti.Öleceğini anlayan ve bu ölümün havarilerinin inancını sarsacağından kaygılanan İsa, onları Son Akşam Yemeği'nde bir araya getirdi ve ölmesinin gerekli olduğunu, böylelikle Tanrı ile insanlar arasında yeni bir bağ kurulacağını açıkladı. Öldükten sonra İsa'nın öğretisini yaymak havarilerin görevi olacağı için, onlarla Tanrı arasında da yeni bir bağ kurulacaktı. İsa ekmekle şarabı aldı, kutsadı ve havarilerine vererek kendi bedeni ve kanı olduğunu söyledi. (Bu daha sonraları Hıristiyanlıkta önemli bir yere sahip olacak bir törene dönüşmüştür ve “trans-substansiyalizm olarak da bilinir) Yemekten sonra İsa ve havarileri Kudüs'ün doğu yakasındaki Zeytin Dağı'na ve oradan da tepenin yamaçlarındaki Getsemani Bahçesi'ne gittiler. Bu bahçede, Yahuda'nın yol gösterdiği görevliler İsa'yı tutukladı. İsa aynı gece yargılanmak üzere Yahudi Önderlerin karşısına çıkarıldı. Hıristiyanlık inancına göre sorgusu sırasında “Tanrı'nın oğlu musun?” sorusuna olumlu yanıt verince, Yahudi önderler günah işlediği gerekçesiyle onu ölüme mahkûm ettiler. Verilen bu idam kararı, Romalı Vali Pontius Pilatus'un onayı olmaksızın uygulanamazdı. Pilatus, aslında İsa'nın suçluluğuna inanmıyordu ama Yahudi Önderlerin ve onların izleyicilerinin bu istekte direnmeleri üzerine İsa'yı çarmıha gerdirme cezasına çarptırdı. O dönemde Romalılar, suçluları haç biçiminde bir kalasa çivileyerek idam ederlerdi. İsa, cuma günü Pilatus'un askerlerince başına dikenden bir taç giydirilerek çarmıha gerildi. O günün akşamında ölüsü çarmıhtan indirildi ve izleyicilerinden Aramatyalı Yusuf'a ait bir mezara kondu. Mezarın girişi büyük bir taşla örtüldü. Daha sonra gelişen olaylar Hıristiyanlığın Kutsal Kitap'ında şöyle anlatılır: “Cumartesi günü erken saatlerde bir grup kadın mezarı ziyarete gittiğinde taşın yerinden kaldırıldığını ve cesedin orada olmadığını gördü.” Kısa bir süre sonra İsa'nın, önce Meryem'e ve ardından havarilerine göründüğüne ilişkin söylentiler çabucak yayıldı. İsa'nın yeniden dirilişi Hıristiyanlık'ın en önemli inançlarından biridir. Bu inanç, havarilerine ve izleyicilerine yeni bir güç vermiş ve Hıristiyanlık'ın yayılması için yaptıkları çalışmaları hızlandırmıştır.

    Katolik, Ortodoks ve Protestan teolojisine göre İsa'nın birbirine karışmayan iki ayrı tabiatı vardır, insan doğası ve Tanrı doğası. İsa aynı anda hem insan hem de Tanrı'dır. Bu iki doğanın birbirine karışmadan birleşmesine hipostatik birleşme denir. İsa ve Tanrı benlikte birleşirler. İsa, Hıristiyanlara göre Tanrı'nın yaşayan, diri sözüdür. Hıristiyanlar hipostatik birleşmeyi “Tanrı olan İsa, kul özünü alıp dünyada doğmuştur ama 'yaratılışın çamuruyla' kirlenmemiştir” şeklinde açıklarlar. Bu doğan söz Tanrı'nın parçası değildir, çünkü Tanrı parçalara bölünemez.

    Hıristiyanlara göre üç kişilikli olan Tanrı'nın özünün ikinci kişisi ezeli söz, tarihte bir zamanda kul özü kişiliği alarak insan bedenine girmiştir ve bu İsa Mesih'tir. Hıristiyanlar Tanrı'nın üç kişiliği ile ilgili bilgilerin Tevrat'ta da anlatıldığına inanır.
    Tanrı doğasının İsa'nın bedeniyle ilgisi yoktur. Baba ile aynı olan bir doğayı taşımaktadır ikisi de aynı kaynaktandır. Bu nedenle de İsa, Tanrı olarak kabul edilir.

    Yeni Antlaşma insan doğasını şöyle açıklar:

    “Mesih, Tanrı özüne sahip olduğu halde, Tanrı'ya eşitliği sımsıkı sarılacak bir hak saymadı.”Flp 2:6

    “Ama yüceliğinden soyunarak kul özünü aldı ve insan benzeyişinde doğdu. İnsan biçimine bürünmüş olarak ölüme, çarmıh üzerinde ölüme bile boyun eğip kendini alçalttı.”Flp 2:7-8

    İsa, İncil'de Babaya seslenirken bu konuşma aynı varlığın iki benliği arasında geçer. İsa'nın kul özü kişiliği, ilahi kişilikle konuşur, yani Baba'ya dua edenin İsa'nın kul özü olduğu söylenir. Kul özü de almış olan Tanrı'nın ikinci kişiliği (söz), artık dünyada iken doğa değil ama konum olarak Öz'den (Baba'dan) aşağı seviyededir bu nedenle İncil'de “Baba benden üstündür” demiştir. İncil, İsa'nın çarmıha gerildikten sonra tekrar yüceltileceğini söyler. Çünkü artık dünyada olmayacak ve kul özü kalmayacaktır.

    James Warren takma adı Jim” Jones , ABD'li “People's Temple (İnsan Tapınağı) kilisesinin kurucusu vaiz.

    1978 yılında Guyana'da kendi ve müridlerine özel kasabası Jonestown'da 911 müridini aynı anda intihar etmeye ikna etmiş ve kendisi de müridleriyle birlikte ölmüştür.Müridler siyanürlü kokteyl ve enjektörler vasıtasıyla intihar ederken, koltuğunda ölü bulunan Jones'un kendini silahla vurduğu görüldü.Ölümlerinin son derece kutsal olacağını söyleyerek son konuşmasını yapan Jim Jones'un bu konuşmasının ses kaydı mevcuttur.

    Jean Calvin , 10 Temmuz 1509'da Paris'in yakla..ık 100 km kuzeyindeki Noyon'da do..du. 14 ya..ında okumak
    üzere Paris'e gönderildi. Fransa ba..kentinin en ünlü kolejlerinde okudu. Calvin'i 1528'de Orleans'da, 1529'da
    Bourges'da hukuk okurken görüyoruz. Sonunda eğitimini Orleans'da tamamladı. 1533'te reform hareketine katıldı.Tam bir Katoliklikten, Tanrının kelamından başka kutsal bir kaynak tanımamasının, yani Protestanlığa geçişinin bedelini, İsviçre'ye kaçarak ödedi. Cenevre'ye yerleşen Calvin, burada ünlü “Hıristiyan Dininin Kurululu”nu (1536) kaleme aldı. 1537'de Farel ile birlikte bir “inanç Bildirge”si yazmış ve tüm Cenevreliler'i bunu imzalamaya davet etmiştir. Amacı, “kimin İncil'den, kimin Papa'dan yana” olduğunu öğrenmektir. Bunun üzerine kentte beliren çatışma ortamı Calvin'in Strasbourg'a sürgüne gitmesine yol açmış, ama 1541'de geri dönerek Cenevre Kilisesini ve kentini örgütlemeye başlamıştır. Kentte katı bir teokratik yönetim kurmuş, fikirlerine karşı çıkanlara cezalar vermiştir. Calvin, 28 Mayıs 1564'te Cenevre diktatörü olarak ölmüştür.

    Calvin'in ardılı Theodore de Beze, Kalvinizmi bir doktrin topichaline getirmeye başlayan kişidir. Kalvinizm, Almanya,
    İskoçya, İngiltere, Hollanda ve Fransa'da yayılmıştır. Daha sonra hacı babalar denilen ilk püriten göçmenlerle birlikte Amerika'da da yaygınlaşacaktır. Kalvinistler 1875'te bir Dünya Birliği kurmuşlardır. Bu birliğe bağlı mümin sayısı 2003 itibariyle 75 milyondur. Bunun dışında püritenler, presbiteryenler, evanjelistler vb adı altında çok sayıda Kalvinist Protestan bulunmaktadır. Kalvinizmin temel görüşleri, “Hidayet doktrinleri” veya “Kalvinizmin beş noktası” olarak bilinirler. Bunlara, her bir noktanın baş harfinden “TULIP” de denir. Aslında bunlar, 1618-1619 Dordecht sinodunda, reformdan geçmiş Hollanda kiliseleri tarafından, onun eserlerinden ve vaazlarından hareketle formüle edilmişlerdir. Bu ilkelere “Dordecht Kanunları”, yani “Dordecht Şeriatı” adı verilir.

    'Özgürlük Doktrinleri' veya 'Kalvinizmin Beş Noktası' olarak bilinen temel görüşleri ise 1618-1619 Dordecht Sinodunda reformdan geçmiş Hollanda kilisesi tarafından Calvin'in eserleri ve vaazları baz alınarak oluşturulmuştur. Bu beş noktayı şöyle sıralayabiliriz:

    1)MUTLAK YOZLAŞMA VEYA TOPTAN BOZULMUŞLUK : Kurtuluşa ermek için imanlı olmak yetmez, insanlara verilen İman tanrı tarafından lütfedilmiştir.

    2)KOŞULSUZ SEÇİM VE ÇİFTE KADER : Tanrı dünyayı yaratmadan önce bazı kişileri kurtuluş için seçmiştir.

    3)KİŞİSEL KURTULUŞ VEYA SINIRLI KEFARET : İsa bütün insanlığı kurtarmak için değil de sadece seçilmişleri kurtarmak için kendini feda etmiştir.

    4)KUTSAL RUH'UN ETKİN ÇAĞRISI VEYA KARŞI KONULMAZ LUTUF : Tanrı insanlara iki tür çağrı yapmıştır. Birincisi dış çağrı olup reddedilebilir bir çağrıdır, ikincisi ise iç çağrı olup yalnızca seçilmişlere yapılmıştır ve reddedilemez niteliktedir.

    5)AZİZLERİN SEBATI VEYA KUTSALLARIN SONA KADAR DAYANMASI : İsa'nın uğurlarına kendisini feda ettiği seçilmiş kimseler Ruh-ül Kudüs tarafından imanla donatılmıştır ve ruhları kurtulmuştur.

    Calvin'in kader anlayışı ise yukarıda belirttiklerimizi destekler niteliktedir. Calvin'e göre insanlar eşit şartlarda yaratılmamıştır, bazı insanlar için sonsuz yaşam öngörülürken bazıları için sonsuz lanetlenme söz konusudur. Diğer taraftan Calvin'cilik ile Avrupa'nın iktisadi gelişimi arasındaki ilişki de tartışılan bir konudur. Bu konuda toplum bilimcileri iki gruba ayrılır. Birinci grup bu düşünceyi ilk defa ortaya atan Max Weber'in takipçileridir. Bu grup Kalvinizm ile birlikte Avrupa'nın Kalvinizmi kabul etmiş veya en azından azınlık dini olarak kabul etmiş bölgelerinde ekonominin hızla geliştiğini savunur. Buna neden olarak da keşiş Protestan'lığının iç disipline ve ağır çalışmaya önem verişiyle 'modern kapitalizm ruhu?nun doğuşu gösterilir. Ayrıca Kalvinizm'e göre servet sahibi olmak ortaçağdaki gibi utanç verici olmamakla birlikte, para kazanmak, iş ahlakını ve kutsal güveni yerine getirmenin bir yolu olarak kabul edilir ve elde edilen gelirle fakirlere yardım etmek, diğer toplumsal gereklilikleri yerine getirmek tanrı adına bir kardeşlik ve dindarlık ifadesi olarak görülür. bu her zaman böyledir İkinci grup toplumsal bilimcilerin yani Avrupa'nın iktisadi gelişimi ile Kalvinizm arasındaki paralelliği reddeden grubun düşüncesi, Kalvinizmin kapitalizm'in gelişmesine yardımcı olmak bir yana, ona aykırı bir yapıya sahip olduğu ve Kalvinist kilise'lerin kapitalizm'i hiç de tasvip etmediği yönündedir. Calvin'in görüşleri Almanya, İskoçya, İngiltere, Hollanda ve Fransa'da kabul görmüştür. Hatta 'Hacı Babalar' denilen ilk Püritengöçmenlerle Kalvinizm Amerika'da da yayılma olanağı bulmuştur. 1875 yılında Calvin'in takipçileri Dünya Birliği'ni kurdular. 2003 yılı itibariyle bu kuruluşa bağlı kişi sayısı 75 milyonu bulmuştur.

    Jeanne d'Arc , Yüzyıl Savaşları boyunca İngiltere'ye karşı durmadan Fransa'ya yardım eden ve daha sonradan Fransa'nın dört bir yanında nam salmış bir Fransız Katolik azisesidir.

    12 yaşındayken St. Catherine, St. Margearet ve St. Micheal'in ruhları ile önsezi ile iletişime geçmeye başladığı söylenir. Savaşlarda Fransız ordusuna katılmış ve İngilizlere karşı savaşmıştır. Daha sonra onu esir alan İngilizler onun erkek giysileri giyip savaşan ve gaipten sesler duyan bir kâfir olduğunu öne sürerek onu henüz 19 yaşındayken yakarak öldürmüşlerdir.. Ölümünden beş yüzyıl sonra azize ilan edilmiştir.

    Jesus Saves , Türkçe “İsa kurtarıcımız, İsa kurtarır” gibi anlamlara gelen bu söz, özellikle Amerikan kilise papazlarının insanları günahlarından arındırmak, dine yönlendirmek ve kendilerince inandıkları doğru yolu buldurmak için söyledikleri teşvik amaçlı bir bildiridir.

    Katoliklik , Katolik Kilisesi veya Roma Katolik Kilisesi, ruhani başkanı Roma Başpiskoposu (Papa) olan, en fazla cemaate sahip Hristiyan mezhebi. Dünyada yaklaşık 1.2 milyar mensubu vardır. Katolikler yoğun olarak Güney Amerika'da ve Avrupa'nın güneyinde bulunurlar.

    Katoliklik, Kutsal Ruh'un kaynağı, İsa'nın tanrısal yönü, geleneklere verdiği önem, dini törenler ve Havari Petrus'un halefi kabul ettiği Roma Başpiskoposu'na (Papa) verdiği ayrıcalıklarla diğer Hristiyan mezheplerinden ayrılır. Papa'nın yanılamayacağı 1870'de alınan bir kararla resmileşmiştir.

    Katolik Kilisesi azizlere ve Meryem'e diğer kiliselerden daha fazla kutsiyet verir.
    Sadece erkekler papaz olabilirler. Evlenemezler, cinsel ilişkide bulunamazlar.
    Katolik Kilisesi boşanmaya, kürtaja ve suni döllenmeye karşıdır.
    Günah çıkarma çok önemli bir yer tutar.
    Katoliklik de Ortodoksluk gibi 4. Ekümenik konsil olan Kadıköy Konsili (Kalkedon Konsili)'nin kararlarını tanıyan bir kilisedir ancak Ortodoks Kilisesi sadece ilk 7 konsili tanımış bundan sonra yapılanları geçersiz saymıştır. Oysa Katolik kilisesi 20 Konsilin kararlarının da bağlayıcı olduğunu savunur.

    Kadıköy Konsilinde alınan kararlara göre İsa'da Hem insani hem de tanrısal özellikler bulunmaktadır, bu özellikler Meryem İsa'yı doğurmadan önce de bulunmaktaydı İsa Tanrı olarak baba ile aynı özden, İnsan olarak da günahlar hariç insanlarla aynı özdendir. Dolayısıyla Meryem sadece İnsan olan İsa'nın değil Tanrı olan İsa'nın da anasıdır ve ona Tanrı Anası anlamına gelen Theotokos denilmelidir.Bu farklı doğalar birleşmeden sonra hiçbir şekilde değişime uğramayıp kendi özelliklerini muhafaza etmişlerdir. Çarmıhta acı çeken İsa'nın sadece İnsani doğasıdır, bu acı Tanrısal doğa'ya dokunmamıştır. Aslında Diofizit görüşe yakkın olan bu karara itiraz eden Monofizit piskoposlar kendi bağımsız kiliselerini kurmuşlardır.

    Mezhebin ilk kurucusu havarilerden Petrus'dur, bu nedenle Papalar, Petrus'un vekili sayılırlar. Katolikler Kutsal Ruh'un kaynağı ile ilgili bir tartışma sonucu Ortodoksluk'dan ayrılmışlardır. Ortodoksluğa göre Kutsal Ruh, Baba'dan çıkmışken Katolikler'e göre Baba ile Oğul'dan çıkmıştır. Bu ayrım sonucu Roma Kilise'si 1054 yılında Ayasofya'ya gönderdiği bir belge ile Ortodoksluk'tan tamamen ayrılmıştır ve iki kilise karşılıklı birbirlerini aforoz etmişlerdir.

    1204 yılında 4. Haçlı Seferleri sırasında, Haçlı ordusunun İstanbul'u yağmalayıp, Ortodoks kiliselerini basması ve ortodoks rahipleri öldürmesi sonucu nefret daha da artmıştır. Vatikan Ruhani Meclisi 1870 yılında çıkarttığı bir kanunla Papa'nın yanılmazlık ilkesini kabul etmiştir. Buna göre Papa, Kutsal Ruh'un denetiminde olduğundan yanılmaz. 1964 yılında dönemin Papa'sı Papa VI. Paul ile İstanbul Patriği Athenagoras karşılıklı olarak aforozları kaldırmışlardır. Ancak iki kilise arasındaki bu yumuşama halka yansımamıştır. Ortodoks Yunanlılar bu gün dahi IV. Haçlı seferlerinde Katoliklerin yaptıklarını affedemezler.

    Papa, İsa'nin havarisi Petrus'un vekilidir. Asla yanılmaz ve Roma Kilisesi baş kilisedir.
    Roma Kilisesi Ruh-ül Kudüs tarafından idare edilir ve evrenseldir.
    Ruh-ül Kudüs, Baba ve Oğuldan çıkmıştır (Ortodokslar sadece Baba'dan çıktığına inanırlar)
    İsa hem insan, hem tanrı tabiatına sahiptir.
    Meryem günahsız olup, bakiredir. Şefaatte bulunma yetkisi vardır.
    Azizler şefaatte bulunabilirler.
    Komünyon (Kudas) ayininde ekmek mayasız olmalıdır.
    Günah çıkartma ve papaza itiraf gereklidir.
    7 sakrament vardır.
    Ruhban sınıfı evlenemez.
    Bu güne kadar toplanan 20 konsilin kararları da kabul edilmelidir.
    Cuma günleri et ve yağlı yiyecekler yenilmez.

    Keşiş , Hristiyanlık'ta evlenmemiş, manastırda yaşayan rahip. Keşiş sözcüğünün kökü Arapça ve Farsça'ya dayanır.
    Keşişler Hristiyanlığı içlerinde en yoğun şekliyle yaşamaya gayret eden, bunun için inzivaya çekilip günlerce düşüncelere dalan, manastırda yaşayıp hayatını Hristiyanlığa göre şekillendiren kişilerdir. Eski dilde manastırlara “keşişhane” denirdi.

    “Keşiş hayatı sürmek” deyimi Türkçe'de herşeyden elini ayağını çekip, yalnız başına yaşamak anlamında kullanılır.

    Kilise , Yunanca ekklesia (vücut) kelimesinden türemiştir. Mezhep ve bina anlamlarında kullanılır.

    Hristiyanlıkta kendi din adamları, kendi binaları ve diğerlerinden ayrılan doktrinleri bulunan mezheplerden her birine verilen isim.

    Hristiyanlıkta ibadet etmek ve bazı diğer dini vazifeleri yerine getirmek için tahsis edilmiş halka açık bina, tapınak.

    Kutsal Topraklar , Kutsal Topraklar deyişi genellikle dünyadaki en büyüktek tanrılı üç din olan Hristiyanlık, Musevilik, ve İslam için önem arz eden, günümüzde üzerinde İsrail ve Filistin'in bulunduğu topraklara verilen isimdir.

    Birçok dinin doğduğu bu topraklar, Haçlı Seferlerinin yapılmasına sebep olmuştur, günümüzde de Arap-İsrail gerginliğine sebep olmaktadır.

    O gün RAB Avram'la antlaşma yaparak ona şöyle dedi:”Mısır Irmağı'ndan büyük Fırat Irmağı'na kadar uzanan butoprakları -Ken, Keniz, Kadmon, Hitit*, Periz, Refa, Amor, Kenan,Girgaş ve Yevus topraklarını- senin soyuna vereceğim.”Yar.15: 18-21

    Lütuf ( Charis ), günahkarlara Tanrı tarafından verilen karşılıksız, hak edilmemiş ve layık olunmayan bir iyiliktir. Fakat Tanrı günahtan nefret etmekle beraber sonsuz azabı yani cehennem yargısını hakeden ve suçlu olan günahkarı da sevdiği için yüce merhametinden dolayı kurtuluş planı yapmıştır; yüce lütfu ile günahı nedeniyle kayıp olan insanı kurtarır. Kurtuluşumuz bizim hakkımız yada başarımız değildir; çarmıhda günahlarımıza kefaret yani kurtarmalık olan Rab İsa Mesih?in başarısıdır ve sonsuzdur.

    ?İman yoluyla, lütufla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı'nın armağanıdır. Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir? Efesliler 2:8-9

1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.