• Bu konu 1 izleyen ve 0 yanıt içeriyor.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #24617
    Anonim
    Pasif

    Ölü Deniz Tomarları , bir kısmı İbranice, bir kısmı da artık ölü bir dil olan Aramice ile kağıt, deri veya bakır plakalar üzerine kaydedilmiş 600 civarında el yazmasıdır. Hrıstiyanlığın ve Museviliğin bilinen en eski yazılı kaynakları sayılırlar.

    Bu tomarların büyük bir çoğunluğu 1947'de ve bazıları da 1956 senesinde Kumran vadisi yakınlarındaki 11 ayrı mağarada ortaya çıkmıştır. İlk olarak Muhammed Ahmed El-Hamid adlı Bedevi bir keçi çobanı tarafından 1947 yılında, Ölü Deniz yakınlarındaki Kumran Vadisindeki bir mağarada bulunmuştur.1947 Mart ayında, Filistinde Ölü Deniz (Lut Denizi) yakınlarında Müslüman bir çoban, bedevi Muhammed al-Dhıb adında bir çocuk, çölde kaybolmuş bir keçi arıyordu. Çocuk bu sırada Eriha şehrinin 8 mil güneyinde bulunuyordu. Aynı zamanda burası Ölü Deniz gölünün kuzey batı tarafındaydı, Kumran köyünün harabeleri yanında. Muhammed al-Dhıb dik bir yerde bir mağaraya rastladı ve bu mağaraya bir taş attı. Bu taşın bir şeyi kırdığını farketti. İçeri girdiğinde kırılan şeyin toprak bir vazo olduğunu gördü. Bu vazo dışında içerde yedi vazo daha vardı. Vazoların içinde deriden yapılmış el yazması tomarlar bulunuyordu ve bu tomarlar keten bezi ile sarılmıştı. Çocuk bir tomar alıp babasına götürdü. Babasıda bu tomarı bir arkeolog uzmana götürdü. Bunun üzerine arkeologlar Kumrandaki tüm mağaraları araştırdılar ve birçok vazo ve tomar buldular. Bu bulunanlar 40.000 el yazması tomarı oluşturuyordu. Bu 40.000 el yazmasının birleştirilmesinden de 500 kitaplık bir kütüphane oluşturuldu. 1947 te bulunan elyazmaları arasında, Tevrât?ın neredeyse bütün bölümlerinden parçalar vardır. Bu yazmaların yanı sıra Ester kitabı dışında Eski Ahidin bütün kitaplarını içeren bir liste bulundu.

    ''Ölü Deniz Tomarları'nın'' bulunması, 20. yüzyılın en önemli arkeolojik keşiflerinden birisidir. Bu tomarlar, M.Ö. 150 ile M.S. 70 yılları arasında, Kumran vadisine yerleşmiş olan ve bir manastır hayatı yaşayan çiftçi bir Yahudi komününün (kibbuts) varlığını ortaya koymaktadır. Kumran Toplumu veya Esseneler olarak bilinen bu grup Yahudiliği doğru bir şekilde yaşamaya çalışan bir gruptu.Tarihsel araştırmalara göre, tarihçiler bu metinlerin orada Yahudilerin 200 kişilik bir tarikatı olan Esseniler tarafından M.S. 70 yılında koyulduğu fikrine varmışlardır. Yazım biçimi ve dil özelliklerinden anlaşıldığına göre bu yazmalar M.Ö. 2. yüzyıl ve M.S. 70 yılların arasında yazılmıştır.

    Kumran Yazıtlarının en önemli özelliği, Kutsal Kitap inceleyicilerine 1000 yıllık bir fark göz önüne alındığı zaman, yazılı metinlerin değişmemiş olduğunu göstermesidir. Eski devirlere ait yazıları okuma bilginlere göre bu metnin yazılış tarihi M.Ö. 125?e ait civarındadır. Bu 125?e ait tomar ve Ölü Deniz Tomarlarının keşfinden önce, elimizdeki en eski ve eksiksiz İbrani el yazmasının yazılım olan M.S. 916 tarihli Mazoretik tomar arasında fark yoktur

    Paraklit , Yunanca: Parakletos sözcüğünden gelir., Hristiyanlık'taki Kutsal Ruh'un, Kitab-ı Mukaddes'in bazı Yunanca tefsirlerinde bazı bölümlerde kullanılan adı. Bununla beraber güncel tefsirlerde Kutsal Ruh ve Gerçeğin Ruhu tabirleri kullanılır.

    Paraklit sözcüğü Yuhanna İncili'nin 14:16, 14:26, 15:26 ve 16:7'inci ayetleri ile Yuhanna'nın Birinci Mektubu'nun 2:1'inci ayetinde Kutsal Ruh'u anlatmak üzere kullanılmıştır. Sözcük Yeni Antlaşma'nın bazı İngilizce çevirilerinde Tesellici (Comforter) ya da Yardımcı/Tavsiyeci(Advocate) olarak çevrilmiştir. Sözcük antik Yunanca'da mahkemede yardım eden kişi anlamında da kullanılmıştır. Kumran Yazıtları ya da Ölü Deniz Tomarları olarak bilinen metinlerde sözcük Gerçeğin Ruhu olarak geçer.

    Hristiyan inancında Kutsal Ruh Tanrı'nın üç kişiliğinden birini tanımlamak için kullanılır.

    Bazı İslam'i görüşlere göre Paraklit ismi ile yanlış bir şekilde İslam peygamberi Muhammed kastedilmektedir.Yunanca Parakletos kelimesi en basit anlamıyla “Yardımcı” anlamına gelmektedir. Yine Yunanca bir kelime olan Periklutos ise “övülmüş” (İngilizce: praised one) anlamına gelmektedir. İslam peygamberi Muhammed'in isimlerinden biri olan Ahmed de “övülmüş” anlamına gelmektedir. Bu nedenle bazı İslam alimlerince Parakletos sözcüğünün Periklutos ile aynı sözcük olduğu ve Ahmed ile anlam olarak örtüştüğü iddia edilir.

    Pantkot , Hırıstiyanlığın Noel ve Paskalya'dan sonra üçüncü büyük yortusudur. Genel olarak bütün Hırıstiyan mezhepleri için bu böyle olmamakla berâber Katoliklerin hepsi ve Protestanların bir bölümü için Pantkot günü özel âyinlerle kutlanır. İncil'e göre Pantkot, İsa'nın çarmıha gerilip tekrar dirilmesinden (Paskalya) elli gün sonra Kutsal Ruh'un havarilerin yani elçilerin ağzından bütün dillerde konuşması mucizesini dile getirir. Artık onlar, bu elli günden sonra birkaç ay önce olup biten olayları anlamış ve onlara yüklenen misyon görevini üstlenmeye başlamışlardır.

    Papa , Roma Başpiskoposu, Roma Katolik Kilisesi'nin başı, Katolik Hristiyanların dini lideri. Katoliklere göre Havari Petrus'un halefidir.

    İlk zamanlar tüm piskoposlara verilen papa unvanı, sonraları yalnız Roma Piskoposu için kullanılmaya başlandı. Katolik kilisesi, kilise çerçevesinde Petrus ve haleflerinin temsil ettiği en yüce makam olan papalığın tanrısal bir kurum olduğunu iddia eder: İsa, papalık görevini Petrus'a devrettiğini ve Petrus'un da Uruc'dan itibaren bu görevi fiilen yapmışttığını iddia ederler. Kilisede yerleşmiş bir geleneğe göre Petrus, Roma'da din kurbanı olarak ölmüştür, dolayısıyle de en tabiî halefleri Romalı piskoposlardır.

    Paskalya , Hristiyanlıkta önemli bir bayramdır. Hristiyanlar her yılın Mart sonundan Nisan sonuna (Doğu Hristiyanlığında Nisan başından Mayıs başına) kadar olan döneme denk gelen Paskalya'da İsa'nın çarmıha gerilip ölmesinden sonra yeniden dirilişini kutlarlar. Paskalya günü ise, Diriliş Pazarı ya da Diriliş günü olarak adlandırılır.

    Paskalya tüm Hristiyanlar tarafından kutlanır. Yaygın olarak kiliselerde düzenlenen ayinlerin dışında, kutlandığı ülkeye göre değişik adetleri vardır. Bunlar içinde dünyada en yaygını Paskalya yumurtasıdır.

    Rab'bin duası ;

    “Bunun için siz şöyle dua edin:

    'Göklerdeki Babamız,
    Adın kutsal kılınsın.Mat.6: 9
    Egemenliğin gelsin.
    Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de Senin istediğin olsun.Mat.6: 10
    Bugün bize gündelik ekmeğimizi ver.Mat.6: 11
    Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi,Sen de bizim suçlarımızı bağışla.Mat.6: 12
    Ayartılmamıza izin verme.Bizi kötü olandan kurtar.
    Çünkü egemenlik, güç ve yücelik Sonsuzlara dek senindir!
    Amin.Mat.6: 13

    Rab’bin Sofrası- Komünyon , Rabbimiz İsa, ele verildiği gece kendi bedeninden ve kanından oluşan, Rab’bin Sofrası adı verilen, Kendini kurban olarak sunmasının ve ölümünün kalıcı olarak hatırlanması amacıyla dünyanın sonuna dek Kilisesi’nde uygulanması; bunun gerçek imanlılara getirdiği tüm yararların mühürlenmesi, onların ruhsal beslenmesi ve O’nda büyümesi, O’na borçlu oldukları tüm sorumluluklara daha kökten sarılmaları; O’nun mistik bedeninin üyeleri olarak O’nunla ve birbirleriyle olan paydaşlıklarının bağı ve andı olması için bu sakramenti verdi.

    Bu tören, Mesih’in kendisini herkesin uğruna çarmıhta tüm zamanlar için geçerli olmak üzere tek bir defa sunmasının yalnızca anılmasıdır.Bu sakramentteki görsel unsurları dışsal olarak almış layık kişiler,[13] böylece, çarmıha gerilmiş olan Mesih’ten ve O’nun ölümünün tüm yararlarından iman aracılığıyla içsel olarak, gerçekten, ancak dünyasal ya da bedensel olarak değil, ruhsal olarak alır ve beslenirlerWESTMİNSTER İNANÇ AÇIKLAMASIKendisini

    Reform , XVI.yy.da Avrupa' da dinsel alanda görülen yenilik hareketlerine denir. Kelime anlamı yeniden şekil vermek, düzenlemektir.
    Reform önce Almanya' da başlamıştır.

    Nedenleri:

    Matbaanın Etkisi : Tevrat ve İncil gibi kitaplar çok sayıda basılmış, Hümanizma hareketleri sırasında da, milli dillere çevrilmiştir. Avrupalılar aracısız , doğrudan kitapları okumaya başlamışlar ve kitaplarda yazılanlarla, Kilise uygulamalarının farkını görerek, Kiliseye tepki duymaya başlamıştır.
    Rönesans' ın Etkisi : Avrupa' da Hümanist düşüncenin doğmasıyla, ortaçağ skolastik düşünce ve felsefesi eleştirilmeye başlandı.
    Katolik Kilisesinin Bozulmasının Etkisi : XVI.yy.da kilise, halka karşı yapması gereken dinsel ve sosyal görevleri, ihmal etmeye başlamış, kaynaklarını başka alanlarda harcadığı için halkın dini duygularını sömürerek, halktan para toplamaya başlamıştı.
    Endüljans Sorunu : Hıristiyanların günahlarından kurtulmaları için Kiliseye para ödemeleri yoluydu. XVI.yy.da papa, bu işi daha ileri götürmüş, ölen insanların yerine de endüljans alınabileceğini belirtmişti.

    Gelişme :

    Almanya 'da :
    Reform hareketlerinin önderi, bir ilahiyat ( Teoloji ) Profesörü olan, ” Martin Luther ” dir.
    Luter, 1517 ' de Wittenberg Kilisesinin kapısına astığı 95 maddelik bir bildiri ile Endüljans satışlarına itiraz etti. Luter bildirisinde ” Tanrı ile kul arasına kimse giremez. Tanrı kullarının günahlarını ancak kendisi bağışlar” ” Öbür dünyada selamete ermek için imanın yeteceğini, Hıristiyanların Endüljans alarak günahlardan kurtulamayacaklarını ” söylemiştir. Bunun üzerine Papa X. Leon , Luter' i Aforoz etmiş, Luter' de Wittenberg ' de halkın gözü önünde , Aforoznameyi yakarak, Papa ile bağlarını koparmıştır. Papa'nın, Alman İmparatoru Şarlken' den Luter'i cezalandırma isteği ile toplanan Worms şehrindeki diyet meclisi, Luter'i ölüme mahkum etmiş ve yakılmasına karar vermiştir. Ancak dostlarından, Saksonya Elektörü Akıllı Frederik, Luter'i kaçırtarak kendi malikanesinde saklamıştır. Luter bir yıllık süre içinde İncil'i Almanca'ya çevirmiştir.
    Luter'in düşüncelerinde ” Kilise'yi düzeltmek için, onun elindeki bütün servetini almak lazımdır.Kilise ancak o zaman kendisine düşen görevleri yapar” vardı. Bu düşünceyi kendi çıkarları için uygun bulan , köylü-şövalye ve prensler, kilisenin Almanya'daki topraklarına saldırdılar. Şarlken, Diyet meclisiyle önce başka yerlere yayılmaması koşuluyla , Luterciliği kabul etmiş( 1529 ), bunun üzerine bu karara uymayıp onunla mücadele edilmesi üzerine( bu kararların protesto edilmesi üzerine Luterci'lere Protestan denilmiştir.) Ogsburg Antlaşmasıyla ( 1555 ), Luterciliği ( Protestanlık ) resmen kabul etmiştir. Not

    Ogsburg Antlaşması ( 1555 ) ( Alman İmparatoru – Protestan Prensler ) :

    1. Protestan mezhebi ve kilisesi resmen tanındı.
    2. Alman prensleri, istedikleri mezhebi seçmekte ve seçtikleri mezhebi kendi uyruklarına da kabul ettirmekte serbest oldular
    3. Prensler kendi ülkeleri içindeki din işlerinin mutlak amiri oldular.
    4. Prenslerin mezheplerini kabul etmek istemeyen Almanlar, başka yerlere göç edebilecekti.

    Fransa 'da :
    Kalven adlı bir Fransız, Luter'e benzeyen görüşlerini, Fransa ve İsviçre'de yaymaya başladı. ( Fransa' da Protestanlık resmen yasaklanmış olduğu için etkili olamamış, İsviçre'ye geçmek zorunda kalmıştır )
    Kral IV.Hanri zamanında Nant Fermanı ile ( 1598 ), Kalvenist ve Protestanlara mezhep özgürlüğü tanındı.

    İngiltere' de :
    Kral VIII. Hanri, eşinden boşanıp sevdiği kızla evlilik yapmasına izin vermeyen Papa'dan ayrılmış, Kalvenizm ve Katolikliğin birleşmesinden oluşan “Anglikanizm” mezhebi ve kilisesini kurmuştur.
    Kraliçe I. Elizabet zamanında ( 1588 – 1603 ) Anglikanizm resmi mezhep olarak tanınmıştır.

    İskoçya ' da :
    Reform hareketleri halk tarafından gerçekleştirildi.
    İskoçya'da din işleri halk tarafından seçilen “Presbiteri” denilen meclis tarafından yapıldığından, İskoçya'daki Kalvenizm Presbiteriyen olarak adlandırılmıştır.

    Diğer : İsveç ,Norveç, Danimarkalılar “Protestanlık” mezhebini kabul ettiler.

    Sonuçları :

    Avrupa' da mezhep birliği bozuldu. Katolik ve Ortodoks mezheplerinin yanında, Protestanlık, Kalvenizm, Anglikanizm gibi yeni mezhepler ortaya çıktı.
    Papa'lar eski güçlerini ve itibarlarını kaybettiler. Papa' ya bağlılık azaldı.
    Okullar Kilise'den alınarak halka verildi. Böylece laik eğitim sistemi kuruldu.
    Katolik kilisesinden ayrılan ülkelerde, kilisenin malları ve topraklarına el konuldu.
    Katolik kilisesi, kendisini düzeltmek zorunda kaldı.
    Katolik olarak kalan ülkelerde, başka mezheplere karşı mücadele edebilmek amacıyla ” Engizisyon Mahkemeleri” kurulmuş, binlerce insanı ölüme göndermiştir.
    Avrupa'nın mezhep birliğinin bozulması, birliği sağlamaya çalışan Şarlken'in amacına ulaşamamasına neden olmuştur.

    Not: Osmanlı Hıristiyanları, tam bir din ve mezhep serbestliğine sahip olarak, reform hareketlerinden etkilenmemişlerdir.

    Reform Teolojisi (İlahiyatı) , Reform İlahiyatı ismini 16.yy?daki protestan reform hareketlerinden alır. Kendine has ayırıcı özelliği olmakla birlikte aslında temelinde tamamen Kutsal Kitap olan bir ilahiyattır. Bu ilahiyat her ne kadar Martin Luther, John Knox ve özellikle John Calvin'in katkılarıyla yerli yerine oturmuşsa da tabiki ilahiyatın esas öğretiş temelinde Mesih İsa?nın esaslı öğretişleri ve elçi Pavlus'un mektupları ve tabiki de Anselm ve Avgustin gibi büyüklerin bu öğretişleri yorumlamaları yatmaktadır.

    Reform Hristiyanları, diğer bütün Hristiyanların ortak olarak kabul edip iman ettikleri ortak doktrinler olan Kutsal Üçlük, Mesih İsa?nın Tanrı ve İnsan olması, Mesih İsa'nın günahlarımıza tek kefaret olması, Hristiyanların ahlaki bir yaşam sürmesi gerekliliği ve bedenin dirilişi gibi öğretilere yürekten iman etmektedirler. Reform Hristiyanlar aynı zamanda, Müjdeci (Evangelical) Hristiyanların da özenle üzerinde durduğu aklanmanın yalnız imanla söz konusu olması, yeni doğuşa olan ihtiyaç, Mesih İsa?nın göğe çıktığı gibi aynı şekilde herkesin göreceği bir biçimde geri dönmesi ve tabiki Müjdenin dünyanın her tarafına duyurulması için İsa'nın buyruğu olan yüce görevin yerine getirilmesi gibi doktrinlere de yürekten inanmaktadırlar.

    Klasik Hristiyan inanç akidelerinin ve müjdeci hristiyan inanç öğretilerinin bütün temel doktrinlerini benimsemiş olan Reform Hristiyanlarını diğer Hristiyanlardan ayıran belirgin doktrin özellikleri nelerdir?

    1.Kutsal yazılar doktrini.

    Reform ilahiyatının Kutsal Yazılara adanmışlığı Kutsal Kitabın vahiy olduğuna, yetkin ve yeterli olduğuna inanmasıdır.

    Kutsal Kitap Tanrı sözü ise o zaman Tanrı?nın yetkisi bu kitaptadır. Ve eğer bu kitap Tanrı Sözü ise o zaman bütün dünyasal idari biçimlerinin, kilise yönetimlerinin üzerinde yer alır şeklinde bir iman Reform Hristiyanlarının temel imanıdır. Reform ilahiyatına göre kilise hiyerarşisi hiç bir zaman Kutsal Kitabın üstünde değildir. Böyle bir inanca sahip oldukları için Reform Hristiyanlarına göre Kutsal Kitap?ın üzerinde bir yetki merciinin Hristiyanlık adına yetkin bir biçimde işlemesini kabul edemezler. Yani hiç bir zaman Kutsal Kitap ve Kilisenin gelenekleri şeklinde bir inanca sahip değilerdir. Çünkü Tanrısal vahiy tamamiyle Kutsal Kitapla tamamlanmıştır. Kutsal Kitab tamamlanmış bir vahiy olarak bütün Hristiyanlar üzerinde tek yetkin olandır.

    2.Tanrı hükümranlığı

    Birçok reform Hristiyan için İnanç açıklamasındaki en önemli ayırıcı özellik Tanrı?nın hükümranlığıdır, egemenliğidir. Hükümranlık hükmetmek, yönetmek anlamındadır. Yani Tanrı yarattığı bütün evreni ve yaratıkları tam bir güç ve yetki ile yönetmektedir. Onlara ne olacağı, ne olduğunu hep kararlaştıran kendisidir. Kendi yaratıklarının isyanı ve günahkarlığı ile karışmayan, yenilgi tanımayan bir Tanrı vardır.

    3.Lütuf doktrinleri

    Reform ilahiyatı lütuf doktrinini vurgular ve ingilizce olarak baş harfleri bir araya getirildiğinde TULIP (yani LALE) kelimesi ortaya çıktığı için bir anlamda Reform ilahiyatının lütuf doktrinleri Türkçemizde lale anlamına gelen TULIP sözcüğü ile kısa bir biçimde kolaylıkla bilinmektedir. Aslında bu beş harfin ifade ettiği beş doktrin yani öğreti Reform Hristiyanlarının lütuf öğretisini içermektedir. Ki bu beş lütuf öğretisi Reform Hristiyanlarını bazı ilahiyat konularında diğer imanlı kardeş Hristiyan öğretilerinden bir hayli farklı bir anlayışta tanımlamış olmaktadır. Şimdi bu beş lütuf öğretisine birlikte bakalım;

    T (Total Depravity)-yani Tulip sözcüğünün o ilk harfi ile kast edilen aslında ?tamamen bozulmuşluk? öğretisidir. Bu her bir insanın olabildiğince kötü olduğu anlamında değildir. Denilmek istenilen her bir insanın, her bir alanda, örneğin; düşüncesinde, yaşamında, ilişkilerinde bir yolla günahtan etkilenmiş olmasıdır. Kısacası her bir insan şu ya da bu şekilde günahlıdır denilmek istenmektedir. İnsanın bütün bu günahlılığı, günah etkileşim alanı içinde Tanrı?yı hoşnut edecek Tanrı suretinde bir insan olması mümkün değildir.

    U (Unconditional election)- Tulip sözcüğünün ikinci harfi olan u ile ifade edilen ikinci lütuf doktrini ?karşılıksız seçim? dir. Tamamen mahvoluşa terk edilmiş olan bütün insanlığın içinden kendi hükümran düşüncesi doğrultusunda kendine has bir nedenle Tanrı?nın belli bir kısmı seçip kurtarmaya karar vermiş olmasıdır.

    L (Limited atonement)- Tulip sözcüğünün üçüncü harfi olan L ile başlayan bu temel lütuf öğretisi ise ?sınırlı kefaret? tir. Reform ilahiyatı Mesih İsa?nın Baba?nın seçtikleri için kefaret olduğunu vurgulamaktadır. Özellikle Tanrı halkının günahlarının üzerlerine getirdiği yargıyı ortadan kaldırmak ve bu anlamda Tanrı öfkesini dindirmek için Mesih İsa?nın ölümünün kefaret olduğu üzerinde durmaktadır. Mesih İsa böyle bir bedel ödemek kaydıyla Tanrı halkının kurtuluşuna ve Tanrı ile yeniden barışmalarına aracı olmaktadır. Aslında buradaki sınırlı kefaret ifadesinde sınırlı sözcüğü -çok özel-kurtuluş -kişiye has-kurtuluş şeklinde algılanmalıdır.

    I (Irresistible grace)- Tulip sözcüğü ile ifade edilen Tanrı'nın lütufları üzerine olan bu beş ana öğretinin dördüncüsü ise karşı konulamaz lütuftur. Adem?de düşmüş günahlı insanlık kendi istemi ile ve kendi gayreti ile Tanrı'nın çağrısı, yüreklerde işlemesi olmaksızın Tanrı'ya gelememektedir. Ancak Tanrı'nın karşı konulamaz lütfu, yenileyen lütfu etkin olandır. Onun lütfu insana dokunduğu anda Tanrı çağrısı karşısında artık insanın Tanrı?ya karşı durabileceği hiç bir bahanesi kalmamış olmaktadır. İşte karşı konulamaz lütufla kast edilen budur.

    P (Perseverance of the Saints)- Tulip'in son harfi P ile ifade edilen ise Tanrı lütuflarının beşincisi ise Kutsalların dayanmasıdır. Aslında daha net bir anlamla Tanrı'nın kutsallara, kendine ait olanlara sona kadar tahammül etmesidir. Sona kadar dayanırız çünkü Tanrı bizi kendisi için sona kadar imanında saklar. Tamamen ondan kopmamıza, imandan tamamen düşmemize mani olur.

    4.Kültürel yaşam

    Reform ilahiyatı aynı zamanda kültürel yaşamı yani kişinin bir Hristiyan olarak sosyal toplumu içinde etkin bir biçimde günlük yaşamını sürdürmesini teşvik eden ve bunun üzerinde duran bir ilahiyattır.

    Reform Hristiyan kendi kültürü, sosyal yapısı içinde herkes gibi ama herkesden daha da ülkesine, halkına, kültürüne, milletine karşı, çevresine ve insanlığa karşı kendisini sorumlu hissederek sıradan günlük yaşamını işinde, gücünde, vatandaşlık hizmetlerinde, her iyi şeyde en iyisini elinden geldiğince yapmak kaydıyla yaşamakla sorumludur. Ve Reform İlahiyatının öğretileri arasında bu inancın günlük yaşama ve sivil yaşama tamamen indirgenmesi özel olarak vurgulanmaktadır. Çünkü Reform Hristiyanı için ruhbanlık, bir takım dini rutbeler, ruhani makamlar yoktur. Çünkü her samimi bir imanlı samimi bir biçimde Tanrısal bir yaşama kendisini dünya şartları içinde adamakla mükelleftir. Bir samimi Reform Hristiyan işçi, memur, eczacı, doktor, öğrenci, ev hanımı, pastör, teolog, profesör, sanatçı, oyuncu, müzisyen olabilir. Her biri Tanrı?nın çağrılmış, seçilmiş ve Mesih İsa?da kutsallar olarak mesleklerini ellerinden geldiğince Tanrıya hizmet edermiş gibi yapmakla mükelleftirler, vatandaşlık, insanlık görevlerini harfiyen yerine getirmekle mükelleftirler. Hepsi Tanrı önünde aynı eşit çağrıda imanlılardır.

    Kısacası Reform Hristiyan asla kendisini toplumun içinden soyutlayarak manastırlara kapanamaz ve iman kardeşleriyle tam bir iman eşitliğinde ve insan kardeşleriyle tam bir insan eşitliğinde Tanrısal bir yaşam sürer.

    Diğer taraftan ihtiyaç sahibi olan kişilere elinden geldiğince yardımcı olmaya, çevre, toplum, insanlık sorunlarına elinden geldiğince ilgi göstermeye; hem hristiyan olarak hem de insan olarak bütün iman kardeşlerine ve insan kardeşlerine karşı sorumluluklarını yerine getirmeye elinden geldiğince gayret etmek zorundadır.

    Ayrıca elinden geldiğince kendisinden farklı yapılara sahip Hristiyan mezheplerine, önderlerine, anlayışlarına her ne kadar bazı uygulamalara, görüşlere katılmasa da Mesih İsa'da eğer samimi iman görüyorsa elden geldiğince saygı göstermekle mükelleftir. Diğer taraftan farklı dinler ve inançlardaki insan kardeşlerine de samimi bir hürmet gösterme sorumluluğuna sahiptir.

    Bu tarz bir yaşam süren Reform Hristiyan aynı zamanda insanın esas sorununun günahlı yüreği olduğunun bilincinde olmak zorundadır ve ruhsal anlamda insanın ne denli kurtuluşa ihtiyacı olduğunun da farkında olmak zorundadır.
    Tanrısal yaşamı ile, doğruluğu ve samimi iman ve ibadeti ile Tanrısal Müjdeye tanıklık bir Reform Hristiyan için yaşam felsefesi ve Tanrısal bir ibadet olarak algılanmaktadır.

    Ruhban sınıfı , başta Hristiyanlık olmak üzere belirli bir din bünyesinde din adamlığını meslek olarak icra eden tüm kişiler. Aslen Hristiyanlık terminolojisine ait olan ruhban sınıfı kavramı zaman zaman diğer dinler için de kullanılır.

    Ruhban, insanlardan uzaklaşıp riyazat yani ruhsal perhize çekilerek dünya zevklerini terkeden ve kendini aşırı bir şekilde ibadete veren kişi anlamına gelir. Rahip kelimesi ve ruhban kelimesi Arapça aynı kökten gelen sözcüklerdir.

    İsa'nın ölümünden sonra, gördükleri baskı ve zulüm sebebiyle bir kısım Hristiyanlar toplumsal hayattan soyutlanarak, edindikleri özel mekanlara çekilmişler ve kendilerini ibadete adamışlardı. Bu uygulama zamanla, bir yaşayış biçimi olarak, Hristiyanlığın bünyesinde yerleşti. Günümüzde mezhepler arası farklılıklar olmakla beraber ruhban sınıfının sadece küçük bir kısmı manastır hayatı sürmektedir.

    Ruhban sınıfı, özel bir dini eğitimden geçer, özel giysileri vardır, dini törenleri yönetme ve dini metinleri yorumlama yetkisiyle donatılmıştır, bunu yaparken, sıradan insanların anlamadığı özel bir dil kullanır (Latince vs.), 'Din adamlığını' bir 'meslek' olarak seçmiştir, kendisini, hayatı boyunca bu işe adamıştır, geçimini bu işten sağlar, hiyerarşik bir yapı içinde yer alır, bu yapıya aykırı davranırsa yaptırımlarla karşılaşır, dini yorumlarda, toplumsal ve siyasal konularda, meslek arkadaşlarıyla ve hiyerarşik örgüt yapısıyla tam bir dayanışma içinde olacağı beklentisi vardır

1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.