• Bu konu 4 izleyen ve 4 yanıt içeriyor.
5 yazı görüntüleniyor - 1 ile 5 arası (toplam 5)
  • Yazar
    Yazılar
  • #26103
    Anonim
    Pasif

    “GÜNAHI BEN Mİ İCAT ETTİM?”

    Günah hakkında çok sert konuşmuşlar,

    Adama çok yüklenmişler,

    “Sen günahlısın, günahla dolusun” diye;

    Sonra adam durmuş! Derin, derin düşünmüş,

    “Yahu” demiş kendi kendine:

    “Günahı ben mi icat ettim? Ben mi yarattım? Ben mi var ettim?

    Benliğime, yaşamımın mekanizmasına ben mi yerleştirdim?

    Dahası: Günah bataklığı olan bu dünyaya gelmeyi,

    Ben mi amaçladım? Ben mi seçtim?…

    Hem de günahı tümüyle kaldırmaya gücüm yettiği halde,

    Ben mi günahı dünyadan kaldırmıyorum? Yok etmiyorum?

    Ben mi her an, günaha izin ve müsaade ediyorum?”

    Diyerek yakınmış adam, belalı kaderine…

    “Ben daha henüz ana rahminde şekil alırken,

    ‘Günahlı’ denilmeme CAN ATAN;

    Günahlı olmamı merakla, sevinçle ÖZLEYEN,

    Aklıselimden yoksun birileri devreye girmişken;

    Kurtulmak için günahlardan,

    Ne yapabilirdim ki? Ne gelebilirdi elimden?”

    “Daha anam rahminde yeni oluşmaya başlarken

    Beni damgalamışlarsa: ‘GÜNAHKARSIN’ diye (Mezmur. 51:5.)

    Bundan benim payım ne? Suçum ne? Bu haksızlık niye???”

    “Dedelerimin dedesinin, günahlarından bana ne??? (Çıkış. 20:5.)

    “Adalet mi bu? Dürüstlük mü bu?

    Kutsallık mı bu? Eşitlik mi bu? Sevgi mi bu…?

    Bu çelişkiler çelişkisi niye, niye, niye…?”

    “Akıllı, adil ve kutsal Peygamberler diyorlar ki:

    ‘Koruk yiyenin kendi dişleri kamaşacak; (Yer. 31:29.)

    Babaların günahlarını oğulları taşımayacak’ (Hez. 18:2.)

    Ana rahminde henüz yokken dişim , işim;

    Dedelerimin günahlarını yüklediler bana!

    Vay bu haksızlığa! Vay bana ! Vay bana!”

    “Daha dünyada insanın ünü, tünü yokken,

    Adem ve Havva bile yaratılmamışken,

    Daha henüz bitkiler yaratılırken;

    Her tür GÜNAHIN kökü, ÖZÜ olan “KÖTÜLÜK ağacını” ben mı yarattım?

    Dikkati çeksin diye, çekici, cazibeyle, güzel görüntüsüyle ben mi süsledim?

    İnsan oraya itilsin ve kötülük meyvesini yesin diye, ben mi yasakladım?

    Teşvik eden ‘YASAK’ psikolojisinin sonucunu bilemeyen ben mi idim?

    Koyduğu ‘yasağın’ sonucu, ‘GÜNAH’ olacağını önceden bilmeyen ben miydim?

    Verdiği ‘özgür seçimin’ sonucunun da GÜNAH olacağını bilemeyen ben mi idim?

    Tanrı korumazsa, güçlendirmezse eğer, ‘yasaklar, özgür seçenekler’ neye yarar?

    İnsan sırf kendi çabasıyla günah bataklığından nasıl kurtulur?

    “Övünen Rab ile övünsün” sözü boşuna mı durur?

    ‘Kerubi’ Korumalı ‘Aden bahçesi’ kapılarını, ardına dek ben mi açtım?

    “Şeytan kolayca içeri girsin ve aldatabilsin”diye?

    “Kerubi” korumalarını ben mi kaldırdım?

    Aldanınca insan, tekrar geri dönmesinler diye,

    “Kerubileri” ben mi tekrar kapıya koydum?

    Ellerinde, o zaman henüz, ne olduğu bilinmeyen, “alevli KILIÇLARYLA”

    Melekleri dikerek, ben mi fahiş “ZAMANLAMA hatası” yaptım?

    Tövbeye, pişmanlığa, özre, affa, yenilenmeğe, güçlenmeye ben mi fırsat vermedim?” Bunun yerine

    Gaddarca: “lanete, ölüme, def olun…” diye kükredim? (Bak. Yar. 2. 3. Bap)

    Neyi bekliyordu (bu tanrı !?) acaba, neyi amaçlıyordu?

    Bu iki masumu denemeye mi tabi tutuyordu?

    Tanrıya “denemek” yakışır mı?

    Deneyerek öğrenen varlık, hiç Tanrı olur mu?

    Yoksa onlara karışmayarak, müdahale etmeyerek,

    Bir korku filmi seyreder gibi seyrederek;

    ‘Özgür insanın’ “özgürlük” denemesini mi yapıyordu?

    İnsan özgürlüğü ve seçimi, Tanrı iradesini alt – üst mü ediyordu?

    Ne bekliyordu ( bu tanrı !?) acaba, neyi amaçlıyordu?

    Sevgili çocuklarına, neşe içinde, mutlu bir yuva mı kuruyordu?

    Ebediyen paylaşacakları, hayal olmayan bir cennet mi sunuyordu?

    Hangi baba ve anne doğacak çocukları için önceden hazırlık yapmaz?

    Ellerinden gelse eğer, onları sonsuzlarca neşe içinde mutlu yaşatmaz?

    Bu ne öfke şimdi, bu gazap, bu haykırış, bu bağırış?

    “Lanet olsun size, lanetlendiniz, kovuldunuz, ölümü hak ettiniz;

    Def olun çıkın bu mekandan, lanetimi kazandınız!

    Bakmam artık ağlamanıza, gözünüzün yaşına!

    Çile çekin, debelenin lanetli bir dünyada!”

    İyi de (tanrı, !?) sen sonu başlangıçtan bilmez miydin?

    Onların mutsuz, hüsran içinde olmalarını başlangıçtan mı seçtin?

    Niçin önlem almadın? Müdahale etmedin, masumlara yardım etmedin?

    Sen yardım etseydin eğer güçlendirseydin, onlar mutlak galip olmazlar mıydı?

    Sen yardım etseydin eğer, bunu kim ret edebilirdi ki?

    İnsanın reddi, Tanrı isteminden daha mı güçlü ?

    Sen yardım etmedinse, şimdi insan neden suçlu ?

    Kurtarmak için insanı mutlaka günaha mı sokmalıydın?

    Kurtulamayanları da cehenneme mi atmalıydın?

    Günaha düşürmek için, ilk insana niçin tuzaklar kurdun?

    Günahsız, kutsallık anlaşılmaz ise de, Senin başka alternatifin yok mu?

    Günahın iğrençliğini tatmadan, batmadan kutsallık yok mu?

    Bu mu idi amacın? İnsanı yaratmakta günah, hüzün keder!

    Olmaz olsaydı bu gibi belalı yaratılma ve kader!

    Sen, acıyı yemeden de tattırabilirdin tatlıyı,

    Alternatifin çoktur, galip edersin atlıyı!

    Ancak ne var ki, ne yazık ki, NASIRLAŞMIŞ VİCDANLAR,

    Yukarıdaki acil gerçekleri anlayamazlar!

    Kutsal Kitabı bu “kara lekelerden” arındıramazlar!

    Kutsal Kitaba zamanla sokulan, bu mitolojilerden paklamazlar!

    Her okudukça bu kara lekeleri, efsaneleri “by pas” ederler, derine inmezler.

    Saf, gerçek esin, Tanrı sözlerini,

    İnsansal safsatalarla, efsanelerle, mitolojilerle eşit tutarlar!

    Yazan: Murat Arman.

    #32672
    Anonim
    Pasif

    Burada Tanri suclanmiyor mu yoksa ben mi yanlis anliyorum? Ya da Kutsal Kitab’a zamanla sokulan mitoloji derken Kutsal Kitap’in bozuldugunu ve icerisinde mitolojik olaylarin ve insansal safsatalarin oldugunu mu ima ediyorsunuz tam anlayamadim.Biraz daha acik yazarsaniz iyi olur.Ama genelde sanki Tanri sanik sandalyesine oturtulmus ve insana haksizlik yapilmis gibi bir anlatim sezinledim.Bilgilendirirseniz cok memnun olurum.

    Rab sizi bereketlesin.

    #32674
    Anonim
    Pasif

    @abud 13322 wrote:

    “GÜNAHI BEN Mİ İCAT ETTİM?”

    Ancak ne var ki, ne yazık ki, NASIRLAŞMIŞ VİCDANLAR,
    Yukarıdaki acil gerçekleri anlayamazlar!
    Kutsal Kitabı bu “kara lekelerden” arındıramazlar!
    Kutsal Kitaba zamanla sokulan, bu mitolojilerden paklamazlar!
    Her okudukça bu kara lekeleri, efsaneleri “by pas” ederler, derine inmezler.
    Saf, gerçek esin, Tanrı sözlerini,
    İnsansal safsatalarla, efsanelerle, mitolojilerle eşit tutarlar!
    Yazan: Murat Arman.

    Sayın Murat Arman,

    Birkaç yazınızı tesadüfen okumuştum ve aklımda kalan, KUTSAL KİTAP ÇEVİRİSİNE eleştiri yapıyordunuz, Ve bunların yanlış olduğunu söyleyip aslında doğrularının yazılmadığını iddia ediyordunuz,

    Öncelikle bir şeyin sahte olduğunu iddia etmek için, elinizde orijinalının olması gerekli, yani orijinalinin ne olduğunu bilmeniz gerekli,

    Peki neden sadece eleştiri yapmak yerine bu yazınızın altına, doğrularını yazıp bizi bilgilendirmiyorsunuz? Sanırım siz kültürlü ve bilgili bir insansınız, kültürlü bir insan bilirki, İddiasını kanıtlamayan iftiracıdır,

    Bakın size bir hikaye anlatayım,

    Güzel sanatlar resim bölümünde mezun olmadan önce öğretmen sevdiği öğrencisine bir ders vermek istiyor. Ondan dönem ödevi olarak yapabileceği en iyi resmi yapmasını istiyor. Aradan üç gün geçtikten sonra elinde yaptığı resimle öğrencisi öğretmeninin yanına geliyor. Öğretmen resme baktıktan sonra ondan resmi okulun panosuna asmasını ve altına eğer bu resimde yanlış olan yerleri görüyorsanız lütfen aşağıdaki siyah kalemle karalayın diye bir yazı yazmasını istiyor. Çocuk gidip öğretmeninin ondan istediği şeyi yapıyor. Ertesi gün çocuk resmi alarak üzgün bir şekilde hocasının yanına geliyor. Resimde neredeyse karalanmadık bir yer kalmamış. Hocası ondan aynı resmi bir daha yapmasını istiyor. Üç gün sonra çocuk başka bir resimle hocasına geldiğinde hocası ondan aynı şekilde resmi yine okul panosuna asmasını istiyor. Ama bu sefer eğer bu resimde yanlış olan yerleri görüyorsanız siz düzeltin diye bir yazı yazmasını istiyor. Ertesi gün çocuk resmi sevinerek hocasına getiriyor çünkü resme hiç kimse dokunmamıştır.

    Hocası bunu görünce çocuğa dönerek şöyle diyor. Bak oğlum hayat boyunca bunu yaşayacaksın ama şunu bilmen gereklidir. İnsanlar eleştirmeye ve yargılamaya geldiğinde çok şeyler söylerler ama düzelmeye ve daha iyisini yapmaya geldiğinde hiçbir şey yapmazlar diyor.

    #32679
    Anonim
    Pasif

    Sayın Abud,
    Bu şiiri siz mi yazdınız yoksa başka bir yerden alıntı mı yaptınız? Her ne olursa olsun, bu şiir tamamen Tanrı’ya isyanla dolu, herşeyin suçlusu Tanrı olarak gösterilmiş, Tanrı suçlanmış. Okuyunca kanım dondu inanın! Bu şiiri buraya koymakla neyi ima etmeye, neyi anlatmaya çalışıyorsunuz anlayamadım. Eğer bu konuda bir açıklama yaparsanız, bizleri aydınlatmış olursunuz.

    Sevgilerle

    #32785
    Anonim
    Pasif

    [Sayın arkadaşım, bu şiiri Abut bey yazmadı, ancak dostum olarak ona yolladım ve o da benim adımla yolladı. Yani, yazan ben Murat Armanım. Sayın dostum, şiiri okuyunca “niye kanınız donsun” ki? Yazılar gerçek ve realite değil mi? “Acı ama gerçek” dediklerimiz bu gibi şeyler değil mi? “Günah bataklığı” olan dünyadan, günahtan, günahkarlıktan… o denli bahis olur ki?… Şerefli ve dürüst olmayı arzulayan insanlar, o denli bu günah bataklığına batırılır ki… Oysa “GÜNAHIN KÖKENİNE, İLK KAYNAĞINA” gitmekte yarar vardır. “KÖTÜLÜĞÜ” bilme ağacı ve “meyvesi” her tür günahı ihtiva eden köken, kaynak, değil midir? Ve bunu da (Tekvin tanrısı) yaratmış değil midir? (Bak Tekvin, Yaratılış Kitabı 2:9,17 ve 3:3 ayetlerine.)

    Elçi Pavlus bile: “istediğim iyi şeyi yapamıyorum, ama istemediğim kötü şeyi yapmaya itiliyor ve zorlanıyorum, ne zavallı adamım, günah altında satılmışım…” diyerek günahtan yakınmıyor mu? ( Bak. Rom. 7:18 –24.) “Günah” denen iğrençlikten ve canavardan hepimiz korkmalı, kaçınmalı ve önlem almalı değil miyiz? Önlem almak gerektiğinde de, insanlığın bu korkunç düşmanının kökenini bilmeğe, bulmaya ve mümkünse onu etkisiz etmeye zorunlu değil miyiz?

    Tanrı her tür iyi işi kullandığı gibi, her tür kötü işi de kullanıyor. Hatta, şeytanı bile kullanıyor. Bana söyler misiniz? Tanrı eğer dünyamızda günahın ve şeytanın olmasını istemeseydi, onları bir anda kaldıramaz ve yok edemez miydi? Evrenin her zaman en üst egemeni ve her şeye gücü yeten Tanrı olarak pek tabii ki günahın ününü – tününü, şeytanın ününü – tününü dünyamızdan kaldırabilir, yok edebilir, imha edebilirdi. Ama etmiyor işte! Etmediği için de kim Onu suçlayacak? Siz mi? Ben mi? Suçlasak da ne yazar ki? Güneşi kim çamurla sıvayabilir?

    Lütfen söyleyin bana, günahı siz mi? Ben mi icat ettik? Bünyemize, bedenimizin – ruhumun mekanizmalarına, yani “cebimize” koyduk ve sonra da oradan alıp kullanıyoruz? Anamız rahminde henüz bir cenin iken, bizi kim, ne hakla, hangi akılla, hangi dürüstlükle, hangi adalet ve sevgiyle “günahlı” olarak damgalıyor? (Bak Mezmur 51:5.) Acaba bu Orijinal ve kutsalların Kutsalı Tanrının esini mi? Yoksa, günümüz örneğini yeni “modern” tercümesinde gördüğümüz gibi, Tanrı esini yerine, “bozuk insan yorumu” mu Kutsal Kitaba sokulmuştur? Süleyman’ın Özdeyişleri kitabını modern olarak tercüme edenler, 8:22 ayetini “Tanrı kendisine ilk önce bilgelik yarattı” diye tercüme ederek, Tanrıyı bir zamanlar bilgelikten yoksun, bir zombiye benzetmişlerdir. Bu fahiş bozuk tercümeyi, günümüzün Tanrıdan korkmaz şerefsizleri yaptıkları gibi; yoksa Mezmur 51:5 ayetini de, zamanının Allah’tan korkmaz, şerefsiz tercüme heyetleri mi Kutsal Kitaba i sokmuşlardır???

    Kutsal Kitaba, tercümeleri ve aktarmaları esnasında, içersine bozuk insan yorumlarının girebileceğinin en bariz ve belirgin örneği, günlerimizde yapılan modern tercüme olan Ağustos 2001 tarihli tercümedir. Sül. Özdeyişleri 8:22. ayeti tüm eski tercümelerinde: “Tanrı bana malik idi” veya “Tanrı bana sahipti” sözcüklerinin yerine; yozlaşmış insan yorumu katıldığında, “”Tanrı bana malik idi” yerine; “Tanrı ilk beni yarattı” şekilde değişime uğratılmıştır. Yani bu bölümde konuşan Tanrının ezeli BİLGELİĞİDİR. Tanrının bilgeliği, Tanrı var olduğu zamandan beri, yani ezelden ebediyete dek var olan bir varlıktır. Bilgelikten yoksun bir Tanrının, bir zaman sonra kendine bilgelik yaratması o denli fahiş olumsuzluktur ki, Tanrı bir zamanlar bilgelikten yoksun olarak bir zombi gibi bulunuyordu anlamına gelen, Tanrıya sunulacak en ağır hakaret ve küfür olur.

    Bu bariz Kutsal Kitap tercüme hatası gibi, zamanlarında bu hataya benzer hatalar da yapılmıştır. Tanrısal özellikleri veya gerçek teolojiyi bilenler bilirler ki, Tanrı DENEMEZ. Deneyerek öğrenen ve bilgi sahibi olan bir varlık Tanrı olamaz. Yine, Tanrı Nadim veya pişman olmaz. Nadim veya pişman olmak ilerisini görmemenin ve bilmemenin sonucudur. İlerisini göremeyen ve bilemeyen varlık Tanrı olamaz. Tanrı Şaşmaz ve şaşırmaz. Tanrı acı duymanın ne olduğunu bildiği halde aciz insan gibi acınmaz. Her şeye gücü yeten bir varlık için acınmak imkansızdır. Acınma, öfkelenme, imkanları kısıtlı olan insanlara aittir. Öfkenin ne olduğunu Tanrı bildiği halde, öfkelenmez. Çünkü her şeye kadir süper natürel gücüyle, olayları, sinirlenmeden, küplere binmeden ve öfkelenmeden halletmeğe gücü yeter… vesaire,

    Yani Kutsal Kitabın nerelerinde Tanrının Denediğine, nadim olduğuna, şaşırdığına, acındığına, öfkelendiğine… yani Tanrıyı Tanrılığından indirip basit ve aciz insana benzettiği ayetlerine rastlarsanız, bu gibi anlatımlarda Tanrısal esin yerine insanın ilkel, bozuk ve yozlaşmış yorumlarının yer aldığını kolaylıkla düşünebilir, ve kınayabilir ve bir imanlı olarak protesto edebilirsiniz. Maalesef son örnekte gördüğümüz gibi, her nedense Tanrı Tercümeleri koruması altına almadığı görülmektedir. Bu benm için de anlaşılmaz bir hayal kırıklığıdır. Olayların perde arkasını görmüyoruz. Gördüğümüz zaman sorularımız ve hayal kırıklıklarımız mutlaka onarılacaktır.

    “Günah” hakkında size basit bir örnek vereyim: Ben size (atıyorum) “KATAKOMA” nedir diye sorsam bilir miydiniz? Yenir mi, içilir mi, kullanılır mı? Nedir, neye yarar bilmiyorsunuz değil mi? Peki bilmediğiniz “KATAKOMAYI” alabilir ve kullanabilir misiniz? Hayır değil mi? Peki, bilmediğiniz ve kullanmadığınız “katakoma” yüzünden bir eksiklik duyar mıydınız? Yine “hayır” değil mi? Bu basit örnek gibi, eğer “GÜNAH” denilen şey de “KATAKOMA” gibi bilinmeyen, bulunmayan, alınmayan ve kullanılmayan bir şey olsaydı, siz günahı bilebilir ve kullanabilir ve “GÜNAHKAR” olabilir mi idiniz? Demek ki günahı, bilincimizle tanımamıza, bulabilmemize ve kullanabilmemize imkan sağlanmıştır. Bu sağlanan imkan da, insanları yanıltan, şaşırtan, Tanrıdan uzaklaştıran ve tek ortak sermayesi “günah ve günahlılık olan” yozlaşmış dindir. Şiirimle asla yüce Tanrıyı suçlamıyorum! Ancak “günah” hakkındaki yeni perspektifi öğreniyoruz.

    Ne günah, ne de şeytan Tanrı için birer sürpriz değildirler. Tanrı, bizzat Kutsal elleriyle her şeylerini yarattığı insanın, Adem ve Havva’nın ilerde günah işleyeceğini çok önceden biliyordu. “Lusifer” adında yarattığı meleğin de, bir gün kendisine baş kaldıracağını ve şeytan durumuna geleceğini yine çok önceden biliyordu… Çünkü hem ilk insanın, hem de melek “Lusiferin” iç bünyesi, meyilleri, yapı mekanizması, yasaklandığı halde, Tanrıya itaatsizlik edebilecek, baş kaldırabilecek… imkanlara sahip olarak yaratılmışlardı.

    Bir cam bardak imal edilirken eğer “kırılgan” maddelerle imal ederseniz, tüm yasaklamalara rağmen o yere düşünce veya bir darbe alınca mutlaka kırılacaktır. Çare yok! Çünkü yapılışı itibariyle böyle planlanmış, böyle dizayn edilmiştir. Eğer tam tersine kırılmaz çelik veya kimyanın oluşturacağı sağlamlıkta kırılmayan bir bardak imal edilmiş olursa, üzerinden tank da geçse o kırılmaz!

    “Kırılgan imal edildik ve kırılıyoruz” demekle acaba Tanrıyı mı suçluyoruz? Yoksa Tanrının yaptığı işler açısından bir gerçeği, bir realiteyi mi öğreniyoruz? Dünyamızda pislik veya kirlilik olmasaydı, temizlenmemiz için “Omo’ya” veya bir “Omo fabrikasına” gereksinim kalmazdı. Kir, pislilik olacak ki, temizlenme malzemeleri de olabilsin. Hastalıklar olacak ki, doktor, ilaç, hastaneler olabilsin. Karanlık olacak ki, ışık da olabilsin. Acılar olacak ki, tatlılar da olabilsin. Soğuk olacak ki, sıcaklar olabilsin. Vs. Dünyamız işte böyle birbirine ters özelliklerle doludur. Bu böyle uzar gider. Burada noktalamalıyım. Lütfen her şeyi iyice araştırın. Koyun gibi olmayın. Önünüze konan her şeyi yemeyin. İçine zehir karıştırılmış olabilir. Size verilen her altını 24 ayar zannetmeyin. Tanrının size verdiği bilgelikle altınlarınızı mihenk taşına tutmasını öğrenin! İnşallah “donan kanınız” çözülmüştür. Esen kalın. Sevgilerimle. Murat Arman.

5 yazı görüntüleniyor - 1 ile 5 arası (toplam 5)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.