ANASAYFA Forum KURTULUŞ (SETERYOLOJİ) Günah Günaha karsi direnmek

  • Bu konu 1 izleyen ve 0 yanıt içeriyor.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #26613
    Anonim
    Pasif

    GÜNAHA KARŞI DİRENMEK : –

    Birileri bize bir külçe altın verse, bunun saf olduğunu nereden anlarız? Altın işleri ile uğraşanlar bilir. Altının saf olduğunu, ancak altını eriterek anlarız. Altın eritildiğinde, o altının saflığını bozan maddeler, bir kir tabakası gibi, yüzeye çıkar. Buna tortu denir. Bu ise yüzeyden alındığında, altın daha saf duruma geçer. Ne var ki, ‘Tam Saf’ altın için, bu işlemin defalarca gerçekleştirilmesi gerekiyor. Her defasında külçe altın, ateşten çemberlerden geçirilip, neredeyse kaynayacak noktaya kadar ısıtılıyor ve her defasında da, ortaya çıkan tortu, alınıp altından atılıyor. Ta ki hiçbir tortu kalmayana kadar, bu işlem devam ediyor. Ondan sonra, altın külçe ne kadar eritilirse eritilsin, hiçbir tortu çıkarmıyor. Çünkü şimdi o artık, ‘Saf Altın’ olmuştur. İçi-dışı bir olmuştur.

    “Bu nedenle şimdi kısa bir süre, çeşitli denemeler sonucu acı çekmeniz gerekiyorsa da, sevinçle coşmaktasınız. Böylelikle, içtenliği kanıtlanan imanınızın, İsa Mesih göründüğünde, size övgü, yücelik, onur kazandıracak. İMANINIZ; ATEŞLE ARITILDIĞI HALDE, YOK OLUP GİDEN ALTINDAN DAHA DEĞERLİDİR. Mesih’i görmemiş olsanız da, O’nu seviyorsunuz. Şu anda, O’nu görmediğiniz halde, O’na iman ediyor, sözle anlatılmaz yüce bir sevinçle coşuyorsunuz” (1.Petrus 1:6-8).

    Yukarıda söylenen şudur kardeşler. Test edilmemiş iman, iman değildir. Altın bile ateşten çemberlerden geçmek zorunda kalıyorsa, imanımızın denenmesi daha az bir işlemle olmuyor. Acı çekmemiz ve dayanmamız gerekiyor.

    “Ayık ve uyanık olun. Düşmanınız İblis, kükreyen aslan gibi, yutacak birini arayarak dolaşıyor. Dünyanın her yerindeki kardeşlerinizin de ayni acılar çektiğini bilerek, imanda sarsılmadan, İblis’e karşı DİRENİN (Mesih’ten dolayı acı çekmiyorsanız, Meih’in istediği gibi yaşamıyorsunuz demektir). Sizleri Mesih’te sonsuz yüceliğine çağıran ve bütün lütfun kaynağı olan Tanrı’nın kendisi, kısa bir süre acı çekmenizden sonra, sizi yetkinleştirip pekiştirecek, güşlendirip temellendirecektir” (1. Petrus 5:8-10).

    Ben şahsen bunu gördüm arkadaşlar: Direnmiyen, büyümez, güçlenmez, çoğu zaman Rab’bi bırakıp, dünyaya geri döner, onun hayatında Rab’bi göremezsiniz, dünyalılardan hiçbir farkı yoktur. Burdaki buyruk ise, “Direnin”dir. Kas geliştirip fiziksel güç kazanmak için, nasıl ki ağırlıklara direnmek gerekiyorsa, ruhsal güç elde etmek için de, önümüze çıkan her günaha karşı direnmemiz gerekiyor. Hayatlarında önüne çıkan her sınavda, sınıfta kalıp da üzüntü bile duymayanlar vardır. Çünkü bunu, “Düştüm, ne yapayım, insanız sonunda” diye hazır mazaretleri ile geçiştirmeye çalışıyorlar.

    Direneceksin. Ve yine direneceksin. Fakat ne kadar? Nereye kadar?

    “Günaha karşı verdiğiniz mücadelede, henüz kanınızı akıtacak kadar direnmiş değilsiniz” (İbr.12:4).

    “Eğer sağ gözün günah işlemene sebep olursa, onu çıkar at.(Ne? Ciddi misin? Yahu, kız güzeldi. Baktıysam ne oldu? Yani, gözümün çıkmasının, bu kıza şehvetle bakmaktan daha iyi olduğunu mu söylüyorsun?). Çünkü vücudunun bir üyesinin yok olması, bütün vücudunun cehenneme atılmasından iyidir. Eğer sağ elin günah işlemene neden olursa, onu kes at ….. ” (Matta 5:29-30).

    Yani, “Nereye kadar direneceğiz?” in cevabı: SONUNA KADAR’dır. Rab’bimiz de öyle yaptı. Şeytan O’nun bir kez olsun günah işlemesini istedi. Bu yüzden O’na dünyaları teklif etti. Reddedince de, O’nu hiddet ve şiddetle boyun eğdirmeye çalıştı. Ama tüm gücüne, zekâsına ve silahlarına rağmen başaramadı. Rab, Şeytan’a ölümüne direndi. Bizden istediği de odur.

    Kilisemizde, bir kız kardeş, bir gün, “Herşeyi denedim ama şu lânet sigarayı bir türlü kesemedim. İmkânı yoktur” demişti. Ben de ona, “Bak kızkardeş” dedim. “Rab’bin önünde doğru söyle. Şimdi ben sana, 24 saat sigara içmezsen, sana 1000 TL vereceğim desem ve yarın akşam, bu saatte evine gelsem …” Birden gözleri parladı. Ben sadece bir misal vermek istemiştim ama o hakikat zannetti. “Yoook. Ben kesinlikle yalan söylemem. İçmedim dersem, kesinlikle içmedim. Evdeki diğerlerine de sorabilirsin” dedi. Yani hemen, teklifi kabul edip, iddiaya bile girdi. 1000 TL az para değildi onun için. Ama demek ki, belirli bir armağan karşısında, ‘sigara içmeme eziyetine’ katlanabilirdi. Armağan, 1000 TL idi. Peki, o zaman, armağan cennet olduğunda bunu niye yapamıyor? Bence bunun 2 sebebi vardır:
    1) “Ne yaparsan yap, cennete gideceksin” öğretisinden dolayı.
    2) Cennetin, Yargının ve Tanrı’nın varlığına yetersiz imandan dolayı.

    Ayni bayana, soruyu bir başka şekilde de sordum ve dedim ki, “24 saat ben senin evinde kalıyor olsam ve her sigara içmek istediğinde, ‘İçeceksen iç. Ama her içtiğin sigaraya karşılık, bir parmağını geriye katlayıp, kıracağım’ desem, içer miydin?” Cevabı, “Hayır. Tabii ki içmezdim” oldu.

    Burda ise, ‘armağan’ değil, cezalandırma vardır. Peki ‘ceza’, bir parmak kırılması değil de, ebedî cehennem ise, o zaman bunu yapmaktan niye vaz geçmiyor? Sebep yine yukardaki gibidir: Yanlış öğreti ve İmansızlık.

    Kız çok mu güzeldi? Erkek adam buna dayanamaz mıydı? Behanemiz, “İnsanız sonunda” mıdır? O zaman, git yap zinanı. Ama dışarıya çıktığında, hepimiz seni bekliyor olacağız ellerimizdeki taşlarla. İkiniz de taşlanarak öldürüleceksiniz ve üstelik öbür hayatta da cehennem azabı sizleri bekliyor olacak. Rab boşuna, “Günah işlemene sebep oluyorsa, kes ve at” demedi.

    Rab bizi herşeye karşı sınar ve her şeye karşı galip gelmemizi ister. Kendisi de ayni şekilde sınandı ve galip geldi. Bunlar: Para sevgisi, Şehvet duyguları, dünya sevgisi, birileri olma çabaları (gurur, kibir) ve korku gibi şeylerdir. Denemeler, başaracağımız düzeydedir. Birini başarınca, daha güçlüsü gelir. Bunlar ‘Yontmalardır’. Rab bizi şekillendiriyor. Bazen bile bile, katledilmeye giden kuzular gibi, Şeytan’ın havralarına giriyoruz. Gece gündüz tehdit ediliyoruz. Bazen yoksulluk içerisinde çırpınırken bile, “Para yemiş hainler” olarak görülürüz. Toplumdan dışlanmış, ailelerimiz tarafından ‘istenmeyen şahıs’ ilân edilmişiz ama herşeye rağmen yüreklerimizde mutluluk ve derin bir coşku vardır.

    Yerde bir cüzdan bulsanız ve içinde cüzdan sahibinin kimliği ve 5 TL olsa, sahibini arar, verirmiydiniz? Peki 50 TL olsa? Ya 500 TL? 5000TL, hatta 50 000Tl ve hatta 50 000 000 Tl olsa. Yine verirmiydiniz? Doğru söyleyin. Rab’bi kaç paraya satardınız? Çünkü cüzdanı geri vermemek, Rab’bi satmaya eşittir. Kahramanlık taslamayın, en son kaç para için yalan söylediniz? Hükümete vergilerinizi veriyor musunuz? Elektrik çalıyormusunuz? Evinizde size ait olmayan veya çalıntı olan herhangi birşey var mı? Beş kuruş için yalan söyleyen, 5 000 kuruş için adam öldürür. Kendi kendinizi kandırmayın.

    Sıcak, çekici ve istekli bir sekreterinizle yalnızsınız. Ne yapardınız? Siz kendi hakkınızda ne düşünürseniz düşünün, sizin Tanrı gözündeki aslınız, bu durumlarda yaptıklarınızdır. Gerisi hayaldir. Bunların tümü, beden almış Mesih’e teklif edildi ve O tümüne “Hayır” dedi.

    “Bir kere daha ağzını açar, İsa’dan Hristiyanlıktan bahsedersen, yemin ederim ki seni köpekler gibi gebertirim. Tüm aileni yok ederim. Evini da, çocuklarının gittiği okulu da çok iyi bilirim” diye bir tehdit aldığınızda, ne yaparsınız? Veya, “Sen ve ailen, sabahı göremiyeceksiniz” deseler, nasıl hareket ederdiniz? Bunlar sınavlardır. Sadece yaptığınız ve yapacağınız önemlidir. Mazaretiniz değil. Rab da, Pavlus da ve daha birçok imanlı, asırlarca bunlara boyun eğmeden, ölüme bile giderek teslim olmadılar.
    “Sevgili kardeşlerim. Siz daha günaha karşı, kan dökümüne direnmediniz” diyor Pavlus.

    Evet kardeşler. Bizim görevimiz direnmek, direnmek ve yine direnmek. Ama, Kutsal Ruh’un İsa Mesih armağanı olarak verildiği tarihe kadar, yani 2000 yıl öncesine kadar, buyrukları yerine getirmek, kimseyi kutsal yapmıyordu. Çünkü buyrukları yerine getirmek, yüreği değiştirmiyordu. Adam öldürmüyordum ama, içim nefretle doluydu. Ama şimdi yeni birşey var. Kutsal Ruh sayesinde, kutsal olabiliriz. Yani artık, kutsal olduğumuz için, doğru şeyleri yapabiliriz. Daha önce, Şeytanî olduğumuz için, şeytanî şeyler yapıyorduk. Şimdi ise, zoraki değil, kutsal olduğumuz için, kutsal yaşayabiliyoruz. Yeter ki Rab’be teslim olup, günaha karşı direnelim. Pavlus bunu, şöyle açıklıyor:

    “Doğanızın güçsüzlüğü yüzünden, insan ölçülerine göre konuşuyorum. Bedeninizin üyelerini ahlaksızlığa ve kötülük yapmak üzere kötülüğe nasıl köle olarak sundunuzsa, şimdi de bu üyelerinizi, KUTSAL OLMAK ÜZERE, doğruluğa köle olarak sunun” (Rom.6:19).

    Ne güzel, değil mi. Eskiden içimizde çalışan bir güç sayesinde kendimizi hep günah işler bulurduk. Günah işlemek doğaldi. Çünkü bedenimizin üyelerini yıllardır ahlaksızlığa ve kötülüğe teslim etmiştik ve zamanla köleleştik. Ama şimdi, Rab’be sığınır ve her ne pahasına olursa olsun (Ölümüne), her türlü günaha karşı direnirsek, Kutsal Ruh sayesinde, bu sefer doğruluğa köle olacağız. Bu da, doğal olarak Kutsal olmak demektir. Yani kutsal şeyler yapmak, artık doğal olur. Halleluyah!

    Rab Sizi Bereketlesin. Sevgi ve Dualarımla.

1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.