• Bu konu 2 izleyen ve 1 yanıt içeriyor.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #23891
    Anonim
    Pasif

    Sayın Yehova Şahidi,

    ‘Üçlük’ ve ‘İsa’nın Tanrılığı’ hakkında, bizimkilerden biriyle yaptığınız eleştiri veya çürütme ile ilgili yazınız, bana yollandı ve size benim yanıt vermem istendi. Her dine ve her mezhebe, her insana saygı duymakla beraber; Y.Ş. olarak size de saygı duyuyorum. Ama korkarım benimle bu konularda yazışırken, ‘baltayı taşa vuracaksınız’! Nedenine gelince: Yıllarca önce, ikinci baskısı da tükenmiş- ‘GERÇEĞİ BİLELİM’ adlı kitabımda, bu konulara ilişkin her türlü açıklamayı yapmıştım. O zamanlar, kitabımdaki savları çürütecek başka bir yapıt hazırlayacağınız yerde; kiliselerden halka bedava dağıtılan kitabımı sizinkiler de sanki okuyup da
    faydalanacaklarmış gibi sahte bir amaç görüntüsüyle kitabımı kiliselerden almışlar.

    Aslında, kitabım fazla insan eline geçmesin diye almışlar. Kitabımdaki kanıtlar karşısında, objektif olmayan, ayakta duramayan, çürümeye mahküm, yanlı, tek taraflı inançlarınız; halk arasında ortaya çıkacak korkusuyla, kitabımı alıp da imha etmek için,
    yakmak amacıyla almışlar.

    Burada size kitabımın tüm kanıtlarını aktaramam. (Aktarsam bile ne fayda! Belki siz de diğerleriniz gibi “madalyonun öbür tarafındaki ayetleri, geçekleri, görmezlikten geleceksiniz… göz ardı edeceksiniz, es geçeceksiniz veya yakacaksınız. Kim bilir?…)

    Sayın dostum, eğer Kutsal Kitapta veya İncil’de, hoşunuza giden, doktrininizi destekleyen
    bazı ayetlerin Tanrısal esin olduğuna inanıyorsanız; ama birçok ayetlerin de Tanrısal esin olmadığına inanıyorsanız, yazdıklarınız doğrudur. Ama Kutsal Kitabın veya İncil’in tümünü de, bizim gibi Tanrısal esin olarak kabul ediyorsanız, müthiş veya korkunç bir çelişkiye düşüyorsunuz. Çok yıllar önce, bendeniz de Y. Şahitlerinin ‘özel öncüsü’ veya o zamanki
    deyimiyle: ‘Cemaat hizmetçisi’ olduğum zamanlarda kullandığınız yol, yöntem veya taktik hep aynı kalmış maalesef.

    Yani, İncil’deki İsa’nın sadece ‘İNSANLIK DOĞASI’ ile ilgili ayetleri toplayıp, bunları cahil ve ilkel insanların önüne sürerek: ‘İşte İsa budur’ diyorsunuz. Paranın yazı ve turası, madalyanın önü ve arkası, kılıçların iki ağzı da keskin olduğu gibi; İsa Mesih’in de İKİ AYRI DOĞASI olduğu gerçeğini, bir türlü göremiyorsunuz veya görmezlikten geliyorsunuz. İsa’nın kişiliğiyle ilgili verdiğiniz ayetler doğrudur. Ama bunlar sadece
    ‘madalyanın bir yüzüdür.’ Sadece İsa’nın insanlık doğasıyla ilgilidir.

    İktibas ettiğiniz ayetler gibi, İsa’yı insan olarak tanımlayan onlarca ayetler olduğu gibi;
    duble onlarca da, İsa’nın, Tanrı ve Tanrının özünden olduğunu gösteren ayetler vardır.

    Bu tür ayetlerle karşılaşınca, neden var olan gerçeği olduğu gibi kabullenemiyorsunuz da kendinize ZORAKİ YORUMLAR ediniyorsunuz veya bazı ansiklopedik referanslarla İncil’deki ESİN olan ayetleri çürütmeğe çalışıyorsunuz? Falanca kişinin dediği mi? Veya falanca ansiklopedinin yazdığı mı? Yoksa bu güne dek kaya gibi duran İncil’deki değişmez ayetlerin sözleri mi? Bu kaya gibi sağlam ayetleri kim, nasıl çürütebilir?

    İsa’nın insanlık doğasıyla ilgili ayetleri toplayarak, ‘işte tüm İsa budur’ diyorsunuz. Oysa duble onlarca İsa’nın Tanrı özünden ve Tanrı olduğunu gösteren ayetler karşısında yan çizerek, bunları ‘Teşkilatınızın’ hatırı için göz ardı ediyorsunuz. Hiç mi vicdanınız sızlamıyor? Hiç mi mantığınız veya sağ duyunuzla çelişkiye girmiyorsunuz?

    Size burada, duble onlarca İsa’nın Tanrısallığıyla ilgili ayetleri vermeme olanak yok. Eğer göz ardı etmeyecekseniz, veya peşin yargıya
    düşmeyecekseniz, veya diğerlerinizin yaptığı
    gibi korkarak yakmayacaksınız, hala bir kaç tane var olan ‘GERÇEĞİ BİLELİM’ adlı kitaptan elde kalan üç beş taneden birini size gönderebilirdim.

    Ama korkarım, beyni yıkanmış, önyargılı, diğer Y.Ş.leri gibi, ‘Teşkilatın’ disiplininden
    korkma veya ‘dışarı atılma’ pahasına, ‘madalyanın öbür yüzünü’ asla görmek ve, ‘gerçekleri bilmek’ istemeyeceksiniz! Beyhude olduğunu düşünüyorum ama, yine de eğer faydası olacaksa, size madalyanın öbür yüzünü gösteren sadece birkaç ayetleri hatırlatayım.

    İsa Mesih: ‘KADİR ALLAH’TIR’ (Kadir allaha benzeyen bir ilah değil! Zoraki ve samimiyetsiz yorumunuzda olduğu gibi…) ‘EBEDİYET BABASIDIR.’ Yani vakitleri,
    zamanları, anları, hayatı doğuran, yaşamı cebinden çıkaran ‘Babadır! (İşaya. 9:6.)

    ‘HAKİKİ ALLAH VE EBEDİ HAYATTIR’. Zoraki yorumunuzdaki gibi, ‘bir ilah değil!’

    (1. Yuhanna 5:20.) Yine zoraki ve çarpıtıcı yorumunuzda olduğu gibi ‘Tanrının sözcüsü’
    değil, ama ‘Tanrının orijinal SÖZÜDÜR’ (YUHANNA 1:1.) Tanrı ne zamandan itibaren var idiyse, SÖZÜ de o zamandan itibaren vardır. ‘Söz’ (Yani İsa beden almadan önceki durumuyla) Tanrı gibi ezelidir.
    Tanı her şeyi sözüyle, yani İsa’nın BEDEN ALMADAN veya insan doğası giyinmeden önceki adıyla tanınan ‘TEOLOGOSU’ ile yaratmıştır. Söz, ruhtan kaynaklanır. Sinir sistemiyle beyine etki eder, solunum, ses telleri ve dil ile dışarı çıkar. Söz, insanın özünden
    kaynaklandığı gibi; Tanrı sözü de, yani ‘Teologos’ da, Yani önceki İsa da, Tanrının özünden kaynaklanmaktadır.

    ‘İsa, EAELİDİR’. Mika 5:2. 1.pET. 1:19-20.Tomas Ona: “RABBİM VE ALLAHIM” diye hitap etmiştir. (Yuhanna 20;28.) Zannettiğiniz ve çarpıtmaya çalıştığınız gibi bu söz bir hayret ifadesi değildir. İsa’ya göre bir ‘İMAN’ ifadesidir.

    Bakın, çevirin İncil sayfalarını, öğrenicileri ve resulleri, İsa’ya, sürekli TAPINDIKLARINI ve SECDE ETTİKLERİNİ’ görürsünüz. Örneğin: (Matta 28:17. Matta 28:9. Luka 24:51-52. Yuhanna 11:32. Yuhanna 9:38. Yuhanna 5:13-23. Matta 14:33. İbraniler 1:6. Markos 5:6. Markos 5:33. Matta 8:2. Matta 9:18. Matta 15:25. Vahiy. 5:8,11-14.vs.)

    Yuhanna bir meleğe secde etmek istediği zaman, melek bunu reddetmiştir. ‘Allah’a secde kıl’ demiştir. (Vahiy. 22:8-9. Vahiy. 19:10. Oysa, yukarıdaki ayetleri gördüğünüz gibi, İsa, kendisine sunulan tapınma ve secdelerin hepsini de kabul etmiştir.

    Dünyaya gelerek sürüsünü Çoban gibi güden, Babanın özünden olan İsa’nın önceki adı da ‘Yehova’dır’ (İşaya 40:9-10.) Vesaire.

    ‘Üçlük’ konusuna gelince, açıklamalarınızın bazıları doğru. Ama hepsi doğru değil! Hangilerinin doğru, hangilerinin yanlış olduğunu, eğer alçak gönüllü olmak isterseniz, size açıklamama lütfen izin verin.

    ‘Üç ayrı kişiliği veya şahsiyeti olan, üç ayrı tahtlar üzerinde oturan, mekanı, hacmi, boyutu, çapı, şekli vs. olan; sevgi olabilmesi için de, ezelden beri birbirlerini sevmesi gereken… birbirleriyle uyumlu, ahenk ve birlik içinde bir allahlar heyeti…’ gibi; eski ve ilkel putperestlikten Hıristiyanlık alemine empoze edilen, ‘putperest tortularına’ sadece savsata’ deyip geçer ve bu gibi sapık yorumları, düşünen, gerçeği arayan, Kutsal Yazılara tabi, farklı Hıristiyanlar olarak kınarız. Bu doğrultudaki açıklamalarınıza da aynen katılırız.

    Ancak katılmadığımız tarafları aşağıda açıklamaya çalışacağım. Tanrı kendisini bize açıklarken şu çok önemli açıklamayı tapmıştır: ‘Beni kime veya neye
    benzeteceksiniz? Gökleri ve yeri ben doldurmuyor muyum?…’ (Yeremya.23:24.)

    Böyle bir Yaratıcıya, ne mekan, ne kişilikler, ne hacim, ne boyut, ne de şekil veremezsiniz.
    Böyle bir Varlığın, ne önü ne arkası, ne sağı ne solu, (İncil’deki Tanrının sağ tarafı, elleri ve ayakları gibi deyimler, sadece semboliktir.) Ne üstü ne altı, ne de etrafı vardır. Çünkü tüm evreni dolduruyor ve doldurduğu evrenin her yerinde Varlığının her tarafı eşitçe BİLİNÇTİR veya BİLİNÇLİDİR.

    Bu anlatılmaz ve anlaşılmaz harika, görkemli TEK Varlık, biz dünya insanlarının ruhsal gereksinimleri için üç ayrı görev almıştır. Kaba da olsa, eğer izin verirseniz size bir örnek vereyim: Siz, diyelim ki evlisiniz ve evinizde aile reisi olarak bir ‘baba’sınız. Aynı zamanda siz Profesör bir doktorsunuz. Hastanede hastalarla ilgilenen bir Doktor. Evinize geldiğinizde bir ‘baba’. Hastaneden eve gelirken de özel otonuzu kullandığınızdan dolayı ayrıca da bir şoförsünüz. Şimdi siz, evinizde baba, hastanede doktor ve arabanızda da şoför olarak üç ayrı kişiliğe girmediniz. Ancak gerek olduğundan bu üç ayrı görevi üstlendiniz. Tabii siz insan olduğunuzdan dolayı, bu üç ayrı görevi, üç ayrı zamanlarda yapabilirsiniz. Yani şoförlük yaparken doktorluk yapamazsınız, doktorluk yaparken de evinizdeki gibi “baba” konumunda değilsiniz.
    Ama Tanrı, insan gibi zamanla sınırlı olmadığından, bu üç görevleri aynı anda ve zamanda yapabiliyor. O, her şeyin Yaratıcısı olarak ‘Babadır’. Dünyamızdaki ‘sevgi örneği ve kurtarış işi için ‘Oğul, İsa Mesih’tir’. Yine dünyamızdaki insanların hidayeti, gerçekleri
    görebilmesi, anlayabilmesi, korunabilmesi, güçlenebilmesi, yönlenebilmesi, tesellisi…vs.
    için de ‘Kutsal Ruh’tur’. Bu üç görevi aynı zamanlarda yaptığı için de Tanrı, üç ayrı kişiliğe veya şahsiyete girmemiştir. Çünkü, yukarıda dediğim gibi, Tanrının her yanı, her yeri salt BİLİNÇ olduğundan, her görevinde de bilinçlidir. Bu da Onu ‘üç ayrı bilinç’ etmez. Tüm evrenin her yerini aynı anda ve sürekli doldurabilen ve Varlığının her yeri bilinç olan O yüce Yaratıcının, Kendisine özgü özelliğidir.

    Kutsal Ruhu açıklarken de, yazınızda ne güzel ‘o Tanrı’nın faal kuvvetidir’ diyorsunuz.
    Gözünüzü seveyim, birçok tanımları olan Kutsal Ruha tabii ki ‘Tanrı’nın faal kuvveti’ de diyebiliriz. Ama Tanrının faal gücü, sizce, bir elektrik enerjisi, bir nükleer güç, bir hava… gibi bilinçsiz bir şey midir? Gözünüzü seveyim, Tanrı’nın Varlığında, bilinçsiz bir taraf olabilir mi ki, Kutsal Ruh bir ‘faal güç’ olarak bilinçsiz olabilsin? Eğer Kutsal Ruh, Tanrı’nın Ruhu’ ise, ‘Ruh” da hem meleklerde hem de insanlarda ‘şahsiyet, bilinç’ demek ise, o halde, Kutsal Ruh, bilinçten yoksun, bir enerji gibi nasıl kabul edilebilir???

    Ne Kutsal Ruh’un bilinçli olması, ne de ‘Teologos’un’ bilinçli olması, Tanrıyı asla parçalara bölmez ve kişiliklere ayırmaz. Yine basit bir örnek daha vereyim:

    1.) Güneşin dairesel yuvarlak varlığı,
    2.) güneşten çıkan ışıklar ve
    3.) ışıklarda bulunan ısı, güneşi asla
    üç parçaya bölmez ve tek olan güneşi üç tane etmez.

    Yine, bir havuzun içindeki,
    1.) su birikintisi,
    2.) kışın soğuğunda havuzun yüzeyindeki oluşan
    buz, ve
    3.) hava biraz ısınınca, havuzun üzerinde yükselen buhar. Suyu üç ayrı parçaya
    bölmez.a.)Su, da b.) buz da, c.) buhar da, aynı özü taşıyan, aynı maddedir. Ancak bir özelliği olan, suyun üç ayrı şekle girmesi söz konusudur.
    1.) Geçmiş, 2.)şimdiki ve 3.) gelecek olarak ZAMAN asla üçe bölünemez. Bunlar zamana
    ait aynı özelliklerdir. Geçmiş zaman olmasaydı, şimdiki zaman olmazdı, şimdiki zaman
    olmasaydı, gelecek zaman olmazdı.

    Bir eşyanın üç ayrı boyutu vardır.
    1.) Yükseklik,
    2.) genişlik ve
    3.) uzunluk. Bunlar eşyayı
    üçe bölmez, ama eşyayı olduğu gibi tanımlayan özelliktir…. vesaire!

    Tanrı’nın tüm Varlığı her yanı ve yeriyle BİLİNÇTİR! Her yanı, her yeri bilinç olan Tanrı, bu dünyanın gereksinimleri için üç ayrı görev üstlenmiştir. (Biz bilmiyoruz) sınırsız evrenimizde, Tanrı eğer isterse veya gerek duyarsa, yüzlerce, binlerce… görevi aynı
    zamanda üstlenebilir ve yapabilir. Dünyamızın gereksinimleri için bir olan Tanrının üç ayrı
    görevi aynı zamanda üstlenmiş, yapmış ve Kendisini bize öyle tanıtmış olması, bir sürpriz, bir şok, çözümü anlaşılmaz bir ‘sır’ bir çelişki… olmamalı.

    Siz bir karıncayı sevebilir ve onunla yakın ilişki veya arkadaşlık kurmak isteyebilirsiniz. Ama dev gibi kocaman varlığınızla, karıncayı elinize alıp da onu okşamak istemeniz, veya ona: ‘ey küçük karınca, seni seviyorum…’ demeniz herhalde bir anlam ifade etmez. Bunu sadece deliler yapardı. Ama eğer imkanınız olup da bir parmağınızı, veya bir kılınızı karınca şekline sokabilseydiniz, gerçekten de o karıncayla çok iyi bir iletişim, arkadaşlık veya dostluk kurabilirdiniz.

    Tanrı, biz karınca-insanlarla, karınca şekline sokulmuş İsa Mesih’le ilşki, arkadaşlık veya dostluk kuruyor. Tanrı, bir enerji, bir elektrik, bir havayla değil, ‘faal gücüyle’ ama, aynı bilinci ve özü taşıyan Varlığıyla ilişki ve dostluk kuruyor. Bırakın, bu karınca-insan ve
    Tanrı ilişkisi, şekil değiştirmiş İsa’yla ve Kutsal Ruhla, olduğu gibi sürsün. Yok eğer sizin için, Y.Ş.leri olarak, Dev Tanrının yanında hala karıncalar gibi kalmak istiyorsanız, Yani insan-karınca ilişkisi gibi bir ilişkide kalmak istiyorsanız, o anlamsız ve bize göre ‘delilik’
    olan ilişkide kalmaya devam edin.

    Örneğin: Müslümanların bir ‘Baba Tanrısı’ yoktur. Tanrı asla ‘baba’ olamaz. Onlara göre Tanrı, göklerin çok üstünde, erişilmez, ulaşılmaz, veya Baba gibi davranışlar beklenilmez ‘EKBER’ olan ‘ULU’ bir Tanrıdır. Tanrının “babalığı” tatlılığından onları
    ne biz ne de Tanrı engellemiyor. Sadece inançları onları engelliyor.

    Bunun gibi de, biz karıncalarla -Tanrısal karınca ilişkisini, size ne biz ne de Tanrı engellemiyor. Sadece sizin inançlarınız sizi engelliyor. Tanrı, size göre, insan kılığına giremezse, insanla insan gibi ilişki kuramazsa, öyle olsun! İnandığınız gibi olsun! İmanınıza göre olsun! Sizde öylece kalsın. İstemesem bile, bu tatsız mahkümiyette bu inancınızla böylesine tutsak kalın! Bu tür canlı, insan -Tanrı ilişkisinin gerçekliğinden ve tatlılığından mahrum ve yoksun kalmaya devam edin!

    Ama bırakın da bizim için, Tanrı, insan kılığına da girebilsin, yani biz karıncalarla karınca olsun. Çünkü bu tür bir ilişki veya dostluk, hiç bir inançta yer almayan, ve tatmayanların bilmedikleri harika ruhsal bir tat veriyor…

    Size son bir hatırlatma: neye nasıl inanırsanız inanın. Ama lütfen insan sevgisini en üste koyun. siz belki: “Tanrı sevgisini en üste koymalıyız” diyeceksiniz. Bunu da inançlarınızı desteklemek amacıyla diyeceksiniz. Hayır! Eğer görmüş olduğunuz insanı, benzeyişinizde
    yaratılan kişiyi, eğer sevmiyorsanız, Tanrıyı hiç sevemezsiniz! (1. Yuhanna 4:20-21.)

    İnançlarımızdaki farklılık, bizleri asla sevgisizliğe, ayrımcılığa ve düşmanlığa götürmemeli!

    Hoşça kalın!

    M.Günay

    #31669
    Anonim
    Pasif

    Aydilandim teşekür ederim kardeşim

2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.