• Bu konu 1 izleyen ve 6 yanıt içeriyor.
7 yazı görüntüleniyor - 1 ile 7 arası (toplam 7)
  • Yazar
    Yazılar
  • #25593
    Anonim
    Pasif

    ETKİN DİNLEMEK

    Genelde biz duyduklarımızı bazen kendi içinde bulunduğumuz duruma göre değerlendiririz.
    Oysa her bir mesajın içinde, ardında esas söylenilmek istenilenler vardır.
    Yani o mesajı bize iletmek isteyenin söylemek istedikleri şeyler vardır.
    Ama ne yazık ki, çoğu zaman biz bize verilmek istenilen mesajı biz anlamak istediğimiz şekilde anlarız.

    Aslında bu pek de hoş olmayan durumdan zaman zaman bizde etkileniriz.
    Yani birilerine bir şeyler anlatırız ama kendimizin aslında hiç anlaşılmadığını, karşı tarafın bizi hiç anlamadığını hatta duymadığını hissederiz.
    Hatta bağırmak bile isteriz “Beni duyuyor musun?” “Beni anlıyor musun?”

    Kısacası bu durumda aslında insanlık olarak hepimizin suçu vardır.
    Aslında bir karar vermeden önce, bir fikri kabul etmeden önce, tartışmadan önce, hatta Kelamdan okuduklarımızı tam olarak yaşamımıza aktarmadan önce şöyle bir durup ne kadar objektif olduğumuzu bir sorgulamamız gerekmektedir.
    Gerçekten okuduklarımı, duyduklarımı, söylenilenleri yazıldıkları, söylenildikleri, mesajı vermek isteyenlerin vermek istedikleri gibi anlıyor muyum?
    Yoksa kendi kabuklarımın içinde kendi küçük dünyamda bu dünyamın bana anlatmak istediği şekilde mi her şeyi anlıyor, yorumluyor, hayatıma alıyorum?

    Kutsal Kitapta özellikle Kadim Antlaşmada geçen ve Museviler için en birincil söylenilmesi gereken Tevrat Metni olan “Şema Yisrael” duası etkin dinlemenin önemini vurgulayan bir biçimde “Şema” yani “dinle” sözcüğü ile başlamaktadır.
    Bize düşen “iki kulağımızla” dinlemektir.
    Bunu her konuda ve her zaman böyle yapmamız gerçekten bir imanlı kişi olarak bizlerin yaşam içinde doğru ve dürüst Mesih’i izleyen ve Mesih’te yaşayan kişi olmamıza çok büyük yardımcı olacaktır.
    Çünkü Mesih İsa’nın sözlerini de ancak etkin bir dinleme ile doğru dürüst bir biçimde (tabi ki Kutsal Ruh’un o eşsiz yardımı ile) yaşamımıza oturtmamız mümkün olacaktır.
    Ama Tanrı Sözünü, Mesih’i, Kutsal Ruh’u hep etkin dinlememizle yaşamımıza tam ve net olarak almış ve oturtmuş olabiliriz.
    O zaman etkin dinleme hem inanç hayatımız hem de bir imanlı olarak günlük yaşantımız için çok ama çok önemlidir.

    O zaman etkin dinlemeyi şöyle sınıflandırmamız mümkündür:
    1. Söylenilen sözleri tam anlamı ile doğru bir biçimde işitmek,
    2.Bize söylenilmek istenileni, verilmek istenilen mesajı etkin bir biçimde anlamak,
    3. Alınan mesajı, bize söylenilmek istenileni tam anlamış olarak uygulamaya koymak..

    (devam edecek-1)

    #30797
    Anonim
    Pasif

    SÖZCÜKLERİNİZİ TANIMLAMAK

    Bir gün bir kişi “kutsal” olarak değerlendirilen bir ziyaret yerini gezer ve sonra da oradaki bir kişiye “kutsal” denilen yer burası mı diye sorar.
    Bunun üzerine kişi “kutsallıkla ne anlıyorsunuz?” diye kişiye sorar.
    Bu gerçekten önemli bir sorudur: “kutsallık” kelimesi acaba sizin için gerçekten ne anlama geliyor.
    “Kutsallık” deyince aklımıza melekler, meleklerin uçuşmaları, çok büyük bir paklık, beyazlık, saflık gibi anlamlar mı geliyor?
    Acaba gerçekten “kutsal” kelimesi ile esas söylenilmek istenilen ne?
    “herkesten ayrı, farklı, Tanrı’ya ait olan” gibi farklı bir anlam mı içeriyor?

    Gördüğünüz gibi çoğu zaman bir terim, bir kelime bizim için esas anlamının dışındadır.
    Yani birisi bir şeyler söylerken de yaptığımız kelimelerin tam anlamlarını değerlendiremememiz yada bize söz söyleyen kişinin sözcükleri yanlış yerlerde yada yanlış anlamlarda kullanmasıdır.
    İşte o noktada da yanlış anlama, yanlış yorum, yanlış değerlendirme gelmektedir.

    Birisi size “iyi birimisiniz?” diye sorsa o kişiye aslında kızarsınız.
    Çünkü bir anlamda sanki bu soru ile kişi sizi aşağılamaktadır.
    Ama aslında böyle bir soruda sizin aklınızda yada soruyu soran kişinin aklında “iyi kişi” kavramı nedir?”
    Eğer kavram yerli yerinde değilse ve tam anlamında kullanılmıyorsa herkes kendisini iyi bir kişi olarak ortaya koyacaktır.
    Hitler’e göre bile bir iyilik olmuş olacaktır.
    Ama gerçekten “iyi kişi” ile kast edilen nedir?
    Bir kişinin iyilikler yapması mı?
    İyiliğinin yaptığı kötülüklerinden daha fazla olma durumumudur?
    Gerçekten bizler iyi kavramının hakkını verecek bir hedefe kenetlenmiş kişiler miyiz?
    Kutsal Yazılara göre iyi olmak ne anlamdadır?
    Bütün bu sorular bize söylenilen sözlerin yada sözlerimizin aslında ne kadar bazen esas temellerinden uzak kullanıldığını göstermektedir.

    Eğer sizin bazı kavramlar üzerindeki algınız objektif ve doğru ise o zaman genelde dinleme ve sonuçları da doğru bir noktada olacaktır.
    Çünkü insanlar kelimeleri hatta anlamlarını kolaylıkla kırıp bükerler.
    Fakat kavramları yerli yerinde kullanmanız ve sözleri anlamlarının tam üzerine oturtmanız sözcükleri kırıp bükmeniz zorlaşacaktır.
    Bu da sizin bir imanlı kişi olarak çok daha dosdoğru dinlemenize, anlamanıza, konuşmanıza yol açacaktır.

    (devam edecek)

    #31115
    Anonim
    Pasif

    DİNLEMEK BİR SANATTIR.

    Ben, Sen, O oyunu
    Biz genelde etkin dinleme başlığı altında insanları üç düzeyde dinler, inceler, değerlendiririz.
    Biz kendimizi ele aldığımızda daima beyaza boyamayı yani kendimizi hep iyi olarak değerlendirmeyi tercih ederiz.
    Herkes bizim yanımızda yanlıştır, dürüst değildir hatta kötüdür. Biz hep iyiyizdir.
    Karşımızda bir kişi varsa o zaman durum biraz daha farklıdır. Biz kendimize göre beyaz olan kişiyizdir karşımızda olan gridir.
    Yani biz esas iyiyizdir karşımızdaki de eh işte şu anda karşımdadır başkalarını da çekiştirmek içinde iyi bir fırsattır o zaman bu çekiştirmede karşımdaki kişinin de şöyle ya da böyle bana yakın bir iyilikte olması gerekmektedir.
    Yani gridir. Üçüncü şahıslar ise genelde kara insanlardır.

    Hızla giden bir araba şöförü kendisi aslında tecrübelidir, her şeyi, trafiği bütün sorunları en iyi bilir cesurdur.
    Sürücüye göre ise bu cesur değil biraz hayatını boş yere tehlikeye atan bir düşüncesizdir.
    Üçüncü bir şahsa göre ise muhakkak bu insan bir çılgındır.

    Gördüğümüz gibi hep değerlendirmemiz böyledir. Hatta hızlı giden şöför kendini met ederken siz ikinci şahsı alınmasın diye ya da onunla iyi bir diyalogda olmak için onu bir anlamda desteklersiniz.
    Aman dikkat edelim dersiniz.
    Ama hızlı gitmenin bir ahmaklık olduğunu genelde doğrudan söyleyemezsiniz.

    Eğer kendinizi beyaz, karşınızdakini gri ve üçüncü şahsı siyah görme prensibini etkin bir yöntemle doğru konuşmakla ve Mesih İsa’nın “evetiniz evet, hayırınız hayır” olsun ilkesiyle birleştirerek söylemiş olsaydınız belki de sürücü kendisinin ahmak olduğunun farkında olup susup oturacaktı.
    “beyefendi çoluğunu çocuğunu düşün bu cesaret değil enayilik” şeklinde tabi kibarca bir ifade de bulunabilseydik, bu kişiyi desteklemek yerine doğru bir biçimde hem onun hem de kendi canınızı düşünerek konuşabilseydiniz işte o zaman karşı tarafında “etkin dinleme” durumundan istifade etmesine yardımcı olacaktınız.

    Ama genelde hepimiz “kimin arabasına binersek onun düdüğünü öttürme” yolunu seçiyoruz.
    Burada yine terminoloji çok önemli tabi. Bu adam çılgınca araba sürerken bunu bir cesaret olarak değerlendirmektedir.
    Oysa “cesaretin” esas anlamı gerekli, çok önemli bir anda ve her şeye deyecek bir amaca hizmet göze alınan risk için bir cesaret diyoruz.
    Amaçsızca sadece ego tatmini için ya da birilerinden öç almak için bir şeyleri deli dolu yapmaya değil.
    Temele dönersek

    Etkin dinleme de ve etkin dinlemeyi sağlamada demek ki bizim söylediğimiz sözlerin aslında tam doğru anlamlarını bilerek söylememizin ne denli önemli olduğunu görüyoruz.
    Örneğin; “ben hoşgörülü bir adamım” diyorsunuz. Ama bir bakıyoruz ki ailenizden bir yakınınız dışında bu hoşgörünüzün işlediğini dile getiriyorsunuz.
    Kısacası gerçekten hoş gören bir kişi olmadığınız birkaç yaşam örneğinizde karşınıza çıkıyor.
    Diğer taraftan aslında bizler ne hissettiğimizle hareket ediyoruz.
    Barışmak istiyorsunuz ama bunu yapmak size zor geliyor.
    Çünkü barışınca sanki “tükürdüğünüzü yalayacaksınız” “kendinizi küçülteceksiniz” “ya size tepki gösterirse” “rezil olursunuz diye korkuyorsunuz” gördüğünüz gibi bunları göğüslemek yerine siz kolay yolu ve doğru olmayanı seçiyorsunuz yani “bağışlamamayı”.
    Demek ki hissetmekle bir şeyleri yapma arasında da oldukça fark olduğu gerçeği yine etkin dinlemeyi sağlayacak konuşmalarınızı ve etkin dinlenmenizi sağlayacak konuşmalarınızı etkilemiş oluyor.

    Kısacası hissettiğiniz ve yaptıklarınızla ilgili ifadeleri taşıyan kelimeleri yerli yerinde bilmek büyük önem taşıyor.
    Bazen denildiği gibi “söylediklerinizi kulaklarınızla duyuyor musunuz?” .
    O zaman bizler gerçekten doğru kelimeler üzerinde hareketle doğru duyguları doğru hareketlerle bütünleme şansına sahip olabiliriz.
    Ama yeter ki kararlı olalım. Mesih İsa’nın “evetiniz evet, hayırınız hayır” öğretisindeki netliğin farkındalığında bir imanlıya yakışır bir doğruluk içinde Mesih benzerliğinde bir yaşam sürmemiz için gerçekten yaşamın, günlük yaşamın içindeki bu detaylara önem vermemiz gerekiyor
    (Devam edecek)

    #31159
    Anonim
    Pasif

    Temele geri dönüş

    O zaman temel’e geri dönmemiz gerekiyor.
    Yani kullandığımız sözcüklerin, kavramların ne anlama geldiğine, daha doğrusu bizim ne anladığımıza bakalım.
    Çoğu zaman bizler bir çok kullandığımız kelimeleri hep kendi çıkarımıza göre yada yanlış olarak anlıyoruz.

    Örneğin; “bağışlama” kavramını sadece kendi işimize geldiği an ve zamanlar için “bağışlama” olarak değerlendiriyoruz.
    Yada içimizde bir ukde kalarak zamanında öç almayı bekleyerek “bağışlamış gibi görünmek” şeklinde algılıyoruz.
    Mesela “tolerans” sahibi birisi olduğunuzu söylüyorsunuz. Ama gerçekten “tolerans” kelimesinden , kavramından siz ne anlıyorsunuz..
    Adalet derken, sevgi derken, hoşgörü derken, özgürlük derken neyi anlıyoruz?
    Bu kelimelerin tam gerçek anlamlarında mı anlıyoruz yoksa bizim kendi yorumumuza göre mi algılıyoruz.
    Özgürlük ama ancak benim ahlak anlayışım sınırlarına göre bir özgürlük, özgürlük ama ancak benim vereceğim özgürlük sınırları içindeki özgürlük olarak mı algılıyoruz.
    Bu noktayı çok iyi düşünmemiz gerekmektedir.

    Mesih İsa’nın yeniden şu sözüne geri dönmemiz gerekir “evetiniz, evet, hayırınız hayır olsun” yani o kadar net o kadar kesin ve elden geldiğince her kelimeyi, sözü tam içeriğine, kavramına uygun olarak söylemeye gayret edin..

    Aslında böyle davranabilmiş olsaydık çoğu zaman başımız derde girmeyecek, karşımızdaki insanlarda bizi bizim kendimizi anlatmak istediğimiz gibi anlayacaklardı.
    Bizde eğer dinlemeyi kavramların arkasındaki mesajları okumayı bilseydik yine birçok anlaşmazlığı daha başından halletmiş olacaktır.

    Mesih İsa’nın dağdaki vaazındaki “barışı ve esenliği seven” insanların aslında bunu oluşturması için atılması gereken adımlardan biri etkin dinleme ve gerçekten başkalarına da etkin dinlemeleri için kullandığımız kelimeleri kavramları yerli yerinde kullanma ifade etmedir.

    #31214
    Anonim
    Pasif

    Objektif tartışma

    Bazen bizler gerçekten hiç dikkat etmiyoruz. Saatlerce konuşuyoruz, tartışıyoruz aslında konuştuğumuz tartıştığımızı zannediyoruz.
    Aradan bir çok zaman geçiyor ve neyi tartıştığımızı bile yada esas tartışma konumuzu bile unutuyoruz. Çünkü tartıştığımız çoğu zaman tartıştığımız konudan ziyade devreye kendi benliklerimiz, psikolojilerimiz, yeterlilik yada yetersizliklerimiz devreye giriyor.
    Dolayısı ile esas tartışılan konu havada kalıyor hatta karşı taraf sizin esas söylemek istediklerinizi duymuyor bile. Size oluyor mu bilmem ama bazen ben konuşuyor, konuşuyorum ama gerçekten de karşımdaki kişinin demek istediklerimi hiç anlamadığını hissediyorum.

    Aslında en etkin bir biçimde bir tartışmaya girmek yine etkin bir biçimde dinlemeyle bağlantılığıdır.
    Öncelikle karşıda konuşan yada tartışmayı ortaya atan kişinin ne söylemek istediğini tam anlamak gerekmektedir.
    Çünkü ortaya atılan konunun ne olduğunu, neyin sorgulanıp, neye cevap arandığı net olarak anlaşılırsa ancak o zaman sizin o konu üzerindeki görüşleriniz açıkça karşıya sunulacaktır.
    Böylelikle anlamak ve anlaşılmak için büyük zamanlar harcamaksızın en azında temel konu irdelenmiş olacaktır.

    Biz bu yönteme sübjektif olmayan yani objektif tartışma yöntemi diyelim.
    Yani önce bırakın karşınızdaki neyi anlatmak istiyorsa, sormak istiyorsa, ifade etmek istiyorsa tam olarak ifade etsin..
    Siz sabredin, etkin bir biçimde dinleyin ve ön yargılarınızı ayıklayın ve ondan sonra net bir biçimde yalnızca esas ortaya atılan konuya olan görüşlerinizi, cevaplarınızı verin bakın o zaman bütün tartışmalarınız ne kadar başarılı, etkili ve hatta olumlu sonuçlar doğuran tartışmalar olacaktır.
    Aksi takdirde sübjektif yaklaşımlarınız kendi yetenekleriniz, yada yeteneksizlikleriniz, psikolojik hissedişleriniz karşı taraf konusundaki ön yargılarınız her şeyi etkileyecek ve sonunda esas konu yerine benlikler, kişilikler tartışmaya girişecek ve sonuçta tabiki baştan kayıp olmuş olacaktır.

    Kelam bu nedenle çok net olarak “Dinle İsrail” gibi bir uyarı ifadesi ile Tanrı’nın o muhteşem RAB’liğini, Tek’liğini ilan etmektedir.
    Çünkü bu ifadenin iyi anlaşılması için iyi bir biçimde iki kulakla dinlemek gerekmektedir.

    Tanrı bize bu nedenle iki kulak vermiş bir ağız vermiştir.
    Yani konuşmadan önce iki kez dinlememiz gerekmektedir.
    Tanrı müjdesini başkalarına anlatırken bile genelde hep biz haklı, hep bizim dediğimiz doğru, sanki kurtarıcı Mesih İsa değil de bizmişiz gibi bir eda ile yaklaşmaktayız.
    Bu nedenle de kelamın o muhteşem öğretisini “Dinle İsrail” ifadesindeki öğretisini görmemezlikten gelmiş oluyoruz.
    Dolayısı ile Tanrısal sevgiyi, anlayışı, merhameti, dokunuşu, Tanrı’nın Ruh’unun işlemesini bir kenara koyarak yalnız kendimiz konuşmayı hedeflemiş oluyoruz.
    Dolayısıyla da sonucu kendimiz belirlemeye kalktığımız içinde çoğunlukla hüsrana uğramış oluyoruz.

    #31215
    Anonim
    Pasif

    Zombi olmamak

    Dünyamız sürekli ve hızla değişen bir dünyadır.
    Dünyayı dinlerken bazen kafamız karışmakta, hatta dünyamızdaki olayları, gelişimleri izlememiz mümkün olamamaktadır.
    Buna birde tembelliklerimiz amaçsızlıklarımız eklenince önümüze gelen bir magazin tarzı gazeteden bir çok şeyi izlemek işimize gelmektedir.
    Yada bir çok haber zapping yaptığımız televizyonumuzdan akıp gitmektedir. Acaba ne okuruz? Okuduklarımızdan seyrettiklerimizden ne anlarız?
    Yoksa Zombi gibi anlamsızca tembel tembel oturduğumuz koltuklarımızdan dünyayı izlediğimizi mi düşünürüz?

    Bu nedenle bize düşen etkin bir dinleme, etkin anlayış için önümüze amaçlar koymaktır. Gerçekten bir aile reisi olarak, bir anne olarak, bir baba olarak, bir öğretmen olarak, bir öğrenci olarak, bir ev hanımı olarak amacınız nedir?
    Tanrı’da Mesih’te Mesihsel bir yaşam sürerken her şeyden bir haber yada herkes gibi bir şeyler bilen ama bildiklerini çoğu zaman sindirememiş bir kişi olarak yaşamak mi amacımızdır.
    Sadece her Pazar kiliseye gidip bir kaç ilahi bir vaaz dinlemek ve sabah bir iki satır kutsal kitap okumak mı bizi inanlı kılmaktadır.
    Ya dünya, ya günlük yaşamımız, ya “düşüncemizin değişmesi ile yenilenme”, ya üreten olmak, insanların bizden gerçekten bereketlenmesi ne anlama gelmektedir?
    Amacımız nedir?
    Ulaşmak istediğimiz noktalar nelerdir?

    Kısacası yaşamımız, inancımız, okuduklarımız, uyguladıklarımız hep doğru tanımlamalar, doğru kavramlara gereksinim duymaktadır.
    Yani kısacası Tanrı’yı, Mesih’in sözlerini, Kutsal Ruh’u, ailemizi, arkadaşlarımızı, iş arkadaşlarımızı doğru dinlemeyi öğrenmek ve doğru cevaplar vermeyi öğrenmek zorundayız.
    Aksi takdirde her gün aynı şeyleri yapan bir türlü ne ruhta ne gerçekte gelişemeyen bir şey olduğumuzu sanır ama aslında birer Zombi olarak yaşarız.
    Tanrısal yaşamda nasıl imanımızda netlik aranıyorsa, dünyada ama dünyadan olmadığımızı söyleyen inanlılar olarak yaşamın her noktasında netliğe ihtiyacımız bulunmaktadır.
    “Evetimiz evet, hayırımız hayır” olmak zorundadır.

    #31216
    Anonim
    Pasif

    Kelam Hikmeti

    Tanrısal hikmet Tanrı kelamını net anlamamız, algılamamız ve imanımızı da bu netlik üzerine oturtmamıza bağlıdır.
    O nedenle kelimeler ve kavramlar önemlidir.
    Tam anlamları ile ve tam yerli yerinde kullanmak ve yaşamak ve dinlemek hele hele dinlemek çok ama çok önemlidir.

    Tanrı kelamı sonsuz olana aittir.
    O zaman söylenenler iyi anlaşılmalıdır. Tanrı Tek’tir?
    Bu ne demektir?
    Hikmet’in başlangıcı Tanrı korkusudur?
    Bu ne demektir?
    Bunu tam anlıyor muyum?
    Tam dinliyor muyum?
    Benim korku kavramımla kelamın korku kavramı aynı şey mi?
    İsa “yol, gerçek ve yaşam” benim diyor.
    Acaba oradaki yol benim anladığım yol mu?
    Oradaki gerçek ne anlama geliyor?
    Ben gerçekle ne anlıyorum?

    Bütün bu sorgulamalar doğru ve etkin dinleme için bize büyük bir temel oluşturacaktır.
    Tanrı’yı etkin dinlemeyi öğrenen insan kardeşini de etkin dinlemeyi öğrenecektir. Ve sonra anlayacaktır ve sonra da şu soruyu soracaktır “şimdi anladım, bu konuda şimdi ne yapacağım?

    SEVGİYLE KALINIZ ( SON )

7 yazı görüntüleniyor - 1 ile 7 arası (toplam 7)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.