ANASAYFA Forum KURTULUŞ (SETERYOLOJİ) Tövbe, İman, Bağışlanma Düştüysen yarayı kurcala

  • Bu konu 1 izleyen ve 2 yanıt içeriyor.
3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
  • Yazar
    Yazılar
  • #25741
    Anonim
    Pasif

    DÜŞTÜYSEN YARAYI KURCALA
    (Yazar: Carlos Madrigal)


    Tövbe ve kırılmış ruh yaşamı
    İyi güzel de… Mesih’in kendisi yüreğimizde; bildiğimiz hiçbir şeyi esirgemeden, her şeyimizi O’na teslim ettik… Bundan sonra günaha düşersek ne olacağız?


    Düşüşlerimize rağmen bol yaşamı keşfetmek istiyorsak, düşüşlerimizi kabullenmeliyiz. Ondan sonra bol yaşama kavuşmak için bozgunlarımıza karşı zafer kazanmayı da öğrenmeliyiz:

    ‘İsa öğrencilerine şöyle dedi: İnsanı düşüren tuzakların olması kaçınılmazdır…’ (Luka 17:1).


    … Ama ben imanını yitirmeyesin diye senin için dua ettim. Geri döndüğün zaman kardeşlerini güçlendir’ (Luka 22:32).

    Ümitsizliğe kapılmadan ‘insanı düşüren tuzakların olması’ nı kabullenmemiz gerektiği gibi, Mesih’in zaferi sayesinde düşüşlerden de ‘geri dönüş’ olduğunu, yani bu durumlardan galip gelebildiğimizi bilerek cesaret kazanmalıyız!


    Düşmek ne demek?
    Mesih yolundaki düşüşlerimizden söz ederken, ya günaha düşmekten ya da ruhsal kuraklığa uğramak gibi, bizleri Rab’be olan bağlılıktan soğutan herhangi bir düşkünlükten söz ediyoruz. Zaten günah- İncil’in grekçesindeki anlamıyla- ‘başaramamak’, ‘hedefe ulaşamamak’ gibi anlamlar taşıyor. Bizi iman yolundaki mücadeleden caydıran, ruhsal güçlerimizi tüketen etkenleri düşüşler olarak kabul etmemiz gerekiyor. Düşmek, boş bir yaşam demektir: ‘atalarınızdan kalma boş yaşayış’tır’ (1.Petrus 1:18). Bu yaşam ise, bol yaşamın tam tersidir!


    Bu boş yaşam, lütuftan da düşüştür: Tanrı’nın yanında ayrıcalıklı bir ilişkiden, suçluluğa, anlamsızlığa ve boşluğa düşmek demektir. Bu nedenle hiç bir şeye, iman yolunda bizi soğutmanın fırsatını tanımamak için gözlerimizi dört açmamız gerekir:

    ‘…AYAKTA DURDUĞUNU SANAN SAKINSIN, DÜŞMESİN!’ (1.Korintliler 10:12).


    İncil’in bizi ‘… birbirimizi HER GÜN yüreklendirelim. Öyle ki, hiçbirimizin yüreği günahın ALDATMASIYLA nasırlaşmasın’ şeklinde sürekli uyarmasına şaşmamak gerek (İbraniler 3:13). Şeytan ilk insanı günaha sürüklerken, esas hedef evrene kötülüğü sokmaktan çok, insanı Tanrı’dan uzaklaştırmaktı. Bugün de öyledir. Bu nedenle düşmemizi istiyor. Düşüşler ‘meyvesiz işleri’ (Efesliler 5:11), yani ruhsal yaşam için verimsiz, gereksiz ve yararsız çabaları da kapsar. Tanrı’yı saf dışı eden, boş ve yıpratıcı çabalar… İbraniler mektubu boyunca bundan, vicdanımızı yükleyen ‘ölü işler’ olarak söz ediliyor; ya temiz bir vicdanla yaşarız, ya da vicdan azabı altında eziliriz, ya da bütün duyarlığı yitirip vicdansız bir yaşama sürükleniriz (İbraniler 6:1; 9:9, 14; 10:12; 13:18). Vicdan azabı sonunda bizi, ya tövbeye götürür ya da en kötüsü isyana ve tanrısaymazlığa sürükleyebilir!

    Nasıl mı? Kendi kendimize: ‘Ne zavallı adamım’; ‘Ben Rab’bin yoluna layık değilim’; veya ‘Ne yapsam boşuna’ diyerek yarı gerçekler arkasına saklanıp yavaş yavaş adandığımız yarıştan çekilmeye çalışıyoruz. ‘Eskiden böyle bir vicdan azabı çekmiyordum!’; ‘Ne eskisi gibi, dünyasal bir yaşamdan lezzet alabilirim, ne de benimsediğim doğruluk yolunu izleyebilirim’; ‘Ben bir sahtekar mıyım yoksa?’ Yarı gerçekler, kendimize yönelik suçlamalara dönüşür… Ne var ki, yarı gerçekler yalandır! Rab İMANLILARA diyor ki:


    ‘Ama günahlarımızı itiraf edersek, güvenilir ve adil olan Tanrı, günahlarımızı bağışlayıp bizi her kötülükten arındıracaktır’ (1.Yuhanna 1:9).


    Genellikle bu ayeti İncil’le ilgilenen arkadaşlara günahlı olduklarını göstermek için kullanıyoruz. Halbuki bu ayet İNANLILARA SESLENİYOR! ‘Günahımız yoktur dersek’ veya ‘günah işlemedik’ demek, Tanrı’yı yalancı durumuna düşürmektir! (1.Yuhanna 1:8-10). Aynı şekilde, ‘ben bu durumdan kalkamayacağım’ demek, ‘Tanrı beni HER kötülükten arındıramaz’ düşüncesiyle O’nu yine yalancı durumuna düşürmek anlamına gelmez mi?

    #31474
    Anonim
    Pasif

    İmanlı ve Günah
    (Yazar: Carlos Madrigal)

    İmanlının yaşamında günahın (ister belirli günahlar, ister genel bir düşkünlük hali olsun), yarattığı sorunun derinliğini anlamamız gerek. Günah kavramını hafıfletemeyiz. Doğal benlik (günahlı yapımız) bizde varlığını sürdürüyor. Ama buna karşılık, Kutsal Kitap’ın anlattığı yaşam, yine günaha karşı zafer kazanan bir yaşamdır. Tanrı bizi boşuna uyarmıyor:


    ‘Benliğin işleri bellidir. Bunlar fuhuş, pislik, sefahat, putperestlik, büyücülük, düşmanlık, çekişme, kıskançlık, öfke, bencil tutkular, ayrılıklar, bölünmeler, çekememezlik, sarhoşluk, çılgın eğlenceler ve benzeri şeylerdir. Sizi daha önce uyardığım gibi yine uyarıyorum, böyle davrananlar Tanrı Egemenliği`ni miras alamayacaklar’ (Galatyalılar 5:19-21).

    Tanrı`yı tanıdıklarını ileri sürer, ama yaptıklarıyla O`nu yadsırlar. Söz dinlemez, hiçbir iyi işe yaramaz iğrenç kişilerdir’ (Titus 1:16).

    Galatyalılar’da, doğal benlik işlerinin tanımında yer alan ‘benzeri’ ifadesi, yalan, kötü sözler, kötü niyet, öfke, kızgınlık, bağrışma, sövgü, açgözlülük, açık saçıklık, budalaca konuşmalar, bayağı şakalar… gibi düşkünlüklerimizi de kapsamaktadır! (Bkz. Efesliler 4:25-31; 5:3-4f).

    Mesih’teki kurtuluş yaşamı, sonsuz ve karşılık istemeyen bir hediye olduğu gibi, yeni ve günahı yenen bir yaşamdır da. Aksi takdirde yeni bir doğumun olduğu gerçekleşmiş olduğu çok şüphelidir! Günahın kökü Tanrı’dan kopukluktur. Kendini Mesih inanlısı sayan kişinin yaşam tarzı günah ise, böyle bir kişi kökünden Tanrı’dan kopuktur demek! Bu konuda Tanrı’nın yargısı nedir? ‘ Böyle davrananlar Tanrı’nın Egemenliğini miras almayacaklardır’dır!

    Tanrı’nın alaya alınmayacağını (Galatyalılar 6:7) ve günaha karşı zafer kazanmamız gerektiğini vurgulamak istiyorum. Ama inanlının günahtan tamamen özgür yaşamadığını da biliyoruz. İmanlı ile günah arasındaki gerilim şöyle özetlenir:

    a.) İman ettiğimizde günahın getirdiği TUTSAKLIKTAN kurtulduk;
    b.) Şimdi günahın GÜCÜNDEN kurtulmayı öğrenmekteyiz; ve
    c.) Ölümden sonra günahın VARLIĞINDAN kurtulacağız.

    Bizi öncelikle ‘b’ maddesi ilgilendirir: Şimdi günahın GÜCÜNDEN kurtulmayı öğrenmemiz gerekir. Ama ne yazık ki kendimize güvenmeyeceğimizi yalnız düşe düşe öğreniyoruz. Aslında günahı yenmek için Rab’be muhtaç olduğumuzu çok iyi biliyor ve anlıyoruz. Ama, ‘bir musibet bin nasihatten iyidir’ atasözü imanlılar için de geçerlidir. Düşüşlerimiz nedeniyle güçlerimiz iflas edene kadar, Tanrı’ya tamamen dayanarak bir türlü kavrayamıyoruz!

    Bizdeki bu çelişkiyi yalnız biz değil, her inanlı yaşıyor. Ve bir anlamda sonsuz yaşam pınarını keşfetmek için yaşamamız gerekiyor bile denebilir….

    Sorunumuzu anlamak
    Mesih yolu hakkında hiçbir şey bilmediğimiz bir geçmişten geliyoruz. Mesih inanlıları olarak her şeyi sıfırdan öğrenmek durumundayız. Yeni yaşamda Tanrı’nın başarısının ne olduğunu, ancak kişisel başarısızlık aracılığıyla öğreniyoruz. Hiç yanan bir sobaya dokundunuz mu? Mutlaka en az bir kez bunu yapmışsınızdır. Elinizin yanması bundan sonra sobanın etrafında dikkatle dolaşmanız için yetmiştir. Aynı şekilde, ‘Dikkat et, yeni boyanmış’ diye uyarılmamıza rağmen, boyalı kapıya kim dokunmamıştır ki? Ne yazık ki, uyarıların çok doğru olmaları yetmez. Yalnız hata işlediğimizde gerçekten ibret alıyoruz. Ruhsal yaşamımızda da bu farklı değildir.


    Pavlus zaman zaman geçirdiği ruhsal kuraklığı ve düştüğü hataları anlatmaktan çekinmedi. Romalılar 7’de, hepimize çok büyük bir ışık tutuyor. İnanlıların uğradığı bu şaşkınlığı dile getirmek için tam bir bölüm ayırıyor! Hemen peşinden, Romalılar 8’de bu durumdan kurtuluşu açıklıyor.


    İlk coşkudan sonra veya Esinleme 2:4’e göre ilk sevgiden sonra böyle içten, kendimizi zorlamadan akan bir yaşam gücü, bir değişme isteği bir daha yok mu? Yanlış anladığımız şey nedir?


    Belki zaferli dediğimiz yaşam herkes için değildir’ diye düşünür bazıları. ‘Belki ancak uzun bir eğitimden sonra kazanılan tecrübedir. Belki Rab ileride beni nihai bir bereketle bu yaşam için donatacak. Belki, bu dolu yaşamın sırrı bana açılmadı.’


    Belki, belki, belki…Belkilerle yine çıkmazda kalırız. Bu bedende kaldığımız sürece, hiç günah işlemediğimiz bir aşama yoktur. Bununla birlikte, yaşamımızda günahın üzerimizde egemenlik sürmeyeceği, yüreğimizin kuraklıkta kalmayacağı, ürkek, verimsiz, Rab’bin gücünden yoksun bir yaşamı sürmeyeceğimiz bir duruma her an kavuşabiliriz! Nasıl mı? HER AN tekrar ve tekrar sorunlarımızın kökenini tespit edip yaşamımızın denetimini Mesih’e teslim ederek.

    #31479
    Anonim
    Pasif

    Kuralın tuzağına tekrar düşmemek
    (Yazar: Carlos Madrigal)

    Şu anki savaşımız, Romalılar 7 ile birlikte Galatyalılar mektubuna ait olan şu ayette de çok anlamlı bir şekilde dile getiriliyor:

    ‘Çünkü benlik Ruh’a, Ruh da benliğe aykırı olanı arzular. İstediğiniz şeyleri yapmayasınız diye bunlar birbirine karşıttır’ (Galatyalılar 5:17).


    Sorunun esas kökeni nedir acaba? Pavlus’un verdiği yanıtı Romalılar 7:9’da buluyoruz:


    ‘Bir zamanlar, Yasa’nın bilincinde değilken diriydim ben. Ama buyruğum bilincine vardığım zaman günah dirildi, ben ise öldüm’.


    Bir kere burada Pavlus kendisinden söz ediyor. Ayrıca bölümün geri kalan ayetlerinde şimdiki zaman kullanılıyor. Buna göre Romalılar 7:deki anlattığı bozgunlar imana gelmeden önceki zamanlara ait değildir. Mektubu yazarken yaşadığı durumlardan söz ettiği anlaşılıyor. O zaman ayet 9’daki ‘bir zamanlar’ ifadesi, hangi zamanlardan söz ediyor? Yasa’nın bilincinde olmadığı zamanlarda… Pavlus bir ferisi olarak hep Yasa’yla iç içe yaşayarak büyüdü. Ama Rab’be geldiğinde günahlarından olduğu kadar Yasa’nın esaretinden de kurtulmuştu. Bundan sonra imanlı olarak sürdürdüğü yaşamı Yasa’ya dayanarak değil, Rab’bin lütfuna sürdürmeyi öğrenmeye başlamıştı. O zaman ‘ilk sevgi’ veya ‘ilk coşku’ şeklinde tanımladığımız bol yaşamın gücünde yaşıyordu: ‘diriydim ben’.


    Ne var ki, bu ifadeden hemen sonra ‘ama’ diye ekleyip devam ediyor: ‘Ama buyruğun bilincine vardığım zaman…’ Ne zaman buyruk (Yasa) tarafından yeniden yakalanıyoruz? Mesih yoluna, güçlerimizi ve düşüncelerimizi yenilemeden, tazelemeden devam ettiğimiz zaman, yenilenme olmazsa, kendi gücümüze ve imanla ilgili olarak öğrendiklerimize dayanmış oluruz. Ama yenilenme yoksa Mesih’e dayanarak yaşayamayız! Hayatımızı iman gerçeklerine göre yönlendirmeye çalışıyorsak da, Mesih’ten yoksun bu gerçekler kuraldan başka bir şey değiller. Kural yaşam vermez, hatta yaşatmaz.


    Yasa (kural) beni, kendi sahasına sürükleyip yeniyor. Kural gerçeğin ta kendisi olabilir, ama ben güçsüzüm, Yasa’yı yalnız Mesih bende yerine getirebilir. Yenilenme yoksa, Mesih’ten yoksun inancın, bir din ve şeriat düzeninden hiçbir farkı yoktur. Bu durumda Rab’le ilişkiden ibaret bir yaşam yerine ezberci yaşama başladık demektir. Yani gücünü doğal benlikte arayan bir yaşam…


    Zaferin anahtarı Rab ile, güçlerimizin ve düşüncelerimizin sürekli ‘dirildikleri’ bir ilişki yaşamaktır. Romalılar 8. bunu yeni bir güçle gösterecektir. Fakat nedense Romalılar 7’yi yaşamadan Romalılar 8’in dersi kalıcı olmaz.

    Gerçekler bana yaşam vermez, yalnız İsa Mesih bana yaşam gücünü verebilir. Yine, ‘Diri Mesih ile, Mesih gerçeği’ arasında kılpayı bir fark söz konusudur. Bu nedenle Rab, ‘Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacaktır’ demekle birlikte şunu da ekledi:

    ‘Oğul sizi özgür kılarsa, gerçekten özgür olursunuz’ (Yuhanna 8:32-36).

    Rab’le ilişkimizi sürekli tazelemek bol yaşamın esas anahtarıdır.


    ‘Bu çağın gidişine uymayın; Tanrı’nın iyi, hoş ve mükemmel isteğinin ne olduğunu ayırt etmek için düşüncenizin YENİLENMESİYLE değişin’ (Romalılar 12:2).

3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.