ANASAYFA Forum SEKÜLER KONULAR… Çocuk – Bebek Bebek Vaftizine Kelami bakış

  • Bu konu 1 izleyen ve 5 yanıt içeriyor.
6 yazı görüntüleniyor - 1 ile 6 arası (toplam 6)
  • Yazar
    Yazılar
  • #23501
    Anonim
    Pasif
    KUTSAL KİTAP IŞIĞINDA BEBEK VAFTİZİ

    GİRİŞ

    ” Bu nedenle gidin bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin; onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un adıyla vaftiz edin” (Mt. 28:19) .

    Ölülerden dirilen İsa Mesih’in göğe yükselmeden önce öğrencilerine bulunduğu buyruk buydu: Tüm ulusları öğrenci olarak eğitip vaftiz etmek. Vaftiz uygulaması Kutsal Kitap’ın önemli öğretilerindendir. İbraniler mektubunun yazarı bu öğretiyi Hristiyanlık inancının başlangıç ilkelerinden biri olarak tanıtır (bkz. İbr. 6).

    Vaftiz konusu ne yazık ki Musa’nın Kızıl Denizi ikiye ayırdığı gibi bugün hristiyan kiliselerini de birbirinden ayırmaktadır. Bir tarafta geleneklerin etkisinde kalarak bebeklerini vaftiz eden çoğulcu ve geneleksel resmi Hristiyanlık öbür yandan sadece Kutsal Kitap gerçeklerini izlemeyi hedef edinip arı ve bireysel imanı özleyen Hristiyanlık. Yine bir yandan da bu iki görüşün ortasını bulmaya çalışanlar..

    Bu araştırmamızda başlangıçtan bu yana kiliselerin tabusu durumunda olan bebek vaftizi konusunu inceleyeceğiz. Bebek vaftizi konusunu incelerken özellikle şu iki noktayı göz önünde bulundurmamız gerekiyor. İlk olarak diğer konularda da olduğu gibi vaftiz konusunda belirleyici yetki kilise tarihi, babaları, gelenekleri, amantü veya kararları değil ama sadece ve sadece Kutsal Kitap olmalı. İkincisi de yeni doğmuş bebekle çocuk vaftizi arasındaki farkın anlaşılmasıdır. Burada inceleyeceğimiz konu belirli bir yaşa ulaşmış bireysel biçimde iman edebilecek çocukların değil yeni doğmuş bebeklerin vaftizidir. Kutsal Kitap’a göre belirli bir yaşa ulaşmış ve bazı konularda bilinçlenmiş ve iman etmiş çocukların vaftiz edilmesinde herhangi bir sakınca yoktur. Ama yeni doğan bebeklerin vaftiz edilip edilemeyeceği konusu İncil’in öğretileri ışığında araştırılıp düşünülmelidir. Bu araştırmada yeni doğmuş bebeklerin vaftizinin Kutsal Kitap’a uygun olup olmadığını inceleyecek, aynı zamanda vaftizin nasıl ve ne biçimde yapılması (su serpmeyle mi yoksa tamamen suya dalmakla mı) gerektiğine eğilip bu konudaki soruları Kutsal Kitap ve tarihin ışığında yanıtlamaya çalışacağız.

    Hristiyan Kiliselerinin Vaftiz Konusundaki Tutum ve Öğretileri

    Günümüz Hristiyanlarını, Katolik, Ortodoks ve Protestanları birbirinden ayıran önemli konulardan biri de vaftizin anlamı ve uygulanışı konusudur. Kutsal Kitap’a dayalı Protestanlar vaftizi imanın ve Mesih’e adanışın bir sembolü olarak görürken Katolik ve Ortodoks kiliseleri vaftiz uygulamasını kurtuluş sağlayan gizemli ve sihirli bir sakrement olarak görürler. Vaftizin vaftiz olana doğrudan günahlardan arınışı ve yeniden doğuşu sağlayıp Tanrı’nın çocuğu durumuna getirdiğini düşünürler. Vaftiz o denli etkilidir ki “ruha vurulan silinemez bir kurtuluş mühürü” olarak algılanır. Bununla vaftiz olunan ebediyen Tanrı’nın çocuğu durumuna gelir ve bu nedenle de vaftiz ileride tekrarlanamaz. Vaftizin yenileyici ve kurtarıcı özelliğinden dolayı yeni doğan bebekler de çok geçmeden vaftiz edilmelidir. Katolik ve Ortodoks kiliselerine göre vaftiz olmadan ölen çocuklara cennetin kapıları kapalı olup sonsuz lanete uğrama tehlikesindedir. Daha da ileri gidilerek vaftiz edilmemiş bebek yada çocuklar ‘murdar ‘ olarak algılandığından öldüklerinde vaftiz olmuşlardan ayrı özel bir mezarlığa gömülürler! (Son zamanlarda Katolik kilisesi bu konuda daha yumuşak bir tutum sergilemeye başlamıştır).

    Bebek vaftizi konusunda günümüzün bazı Protestan kiliselerinin de (Presbiteryen, Anglican, Lutheryen) hemen hemen aynı Katolik ve Ortodoks çizgisinde olduğunu belirtmemizde yarar vardır. Katolik ve Ortodoks kiliselerinin etkisinden yeterince özgür olamamış bu kiliseler ne yazık ki, vaftizi lütuf ileten, günahları bağışlatan, yeniden doğuşu ve kurtuluşu sağlayan bir sakrement olarak algılarlar. Lutherci bir kateşizm kitabında açıkça vaftizin ” günahlardan arınışı sağlayıp insanı ölüm ve şeytandan azat ederek sonsuz mutluluğa eriştirdiği” belirtilir ve yine vaftizin “insanı asli günahtan arındırarakTanrı’nın çocuğu durumuna getirdiği” vurgulanır. (Yeni Yaşam Yayınlarınca “Martin Luther’e göre Kısa Hristiyan İlmihali adıyla yayınlanan türkçe çeviride bu sözler oldukça yumuşatılmıştır (bkz. sf. 22).

    Protestanlar arasında bir takım kiliseler de Katoliklerle Kutsal Kitap’a dayalı Protestanların vaftiz hakkındaki görüşlerini derleyerek üçüncü senkretik bir düşünce şekli türetmişlerdir. Bu kiliseler vaftizi Katolikler gibi kurtuluş sağlayan bir sakrament olarak görmese de bunun sadece bir sembol olmadığını bundan daha öte bir anlam taşıdığını belirtirler. Bu kiliseler özellikle vaftizi Eski Antlaşma’daki sünnet kavramıyla bir tutup antlaşma mühürü olarak bebeklerin de vaftiz olunması gereği üzerinde dururlar.

    Özetleyecek olursak Hristiyan kiliseleri arasında vafftize özellikle şu üç büyük anlam yüklenmektedir:
    1. Vaftizi yenileyen, kurtaran, günahları bağışlatarak Tanrı’nın çocuğu ve kilisenin bir üyesi kılan gizemli bir sakrament olarak gören kiliseler (Katolikler, Ortodokslar, Lutherciler, Anglicanlar vb. ). Bu kiliseler vaftizin yenileyici ve gizemli anlamı nedeniyle bebeklerin de mutlaka vaftiz olmasını buyururlar.
    2. Vaftizin Rab tarafından konulmuş önemli bir uygulama olarak görmelerine rağmen bunun tek başına kimseye kurtuluş sağlamadığını ve bunu Rabbin buyruğuna bir itaat olarak bireysel iman ve tövbenin sonucu bir sembol ve bir tanıklık olarak kabul eden kiliseler (Vaftizci kiliseler, Serbest kiliseler, İncili kiliseler, Pentikost, Karizmatik kiliseler vs.). Bu kiliseler vaftizin bireysel iman ve tövbeyi izleyen bir adım olarak gördüklerinden bebek vaftizini uygulamazlar.
    3. Vaftizin tek başına kurtuluş sağladığına inanmasalar da onun gizemli bir sakrament olduğuna ve Tanrı’nın bununla insanlığa lütfunu sunduğuna ve antlaşmasına dahil ettiğine inanıp bunu sünnetin karşılığı olarak uygulayan kiliseler (Bazı Reformcu ve Prebiteryen kiliseler). Bu kiliseler bebek vaftizini kurtulmak için değil de ileride kolayca kurtuluşa erişmek için uygun bir ortam hazırlaması amacıyla uygulandığını ileri sürerler. Bu kiliseler vaftizi özellikle Eski Antlaşma’daki sünnetin bir karşılığı olarak (inanlı) ailelerin çocuklarına uygularlar.

    Son zamanlarda İnternet’te ve yayımlanan bazı inanlı kitaplarında üzülerek bebek vaftizinin inanlı kiliselerine sokulmaya çalışıldığını gördüm. Hatta bazıları bırakın bebek vaftizini sorgulanmayı, bunun mutlaka inanlılarca uygulanması gereken bir uygulama olduğunu ve hatta olgun yaşta bilinçli yapılan vaftizin aşağılanıp çürütülmeye çalışıldığını gördüm. Bu tür düşüncelerin Kutsal Kitap’ı kendilerine tek yeterli yetki görmeyen Katolik ve Ortodokslarca benimsenmesi beni çok şaşırtmıyor, ama Kutsal Kitabı kendilerine tek yetki kabul ettiklerini ileri süren kiliselerce benimsenmesi doğrusu oldukça şaşırtıcı ve üzücü. Günlerimizde Kutsal Kitap’ın gerçeklerine sarılan inanlıların büyük kısmı bu geleneksel bebek vaftizini terk edip bilinçli yapılan Kutsal Kitap vaftizine yönelirken bazı inanlıların yeniden bebek vaftizine yönelmeleri ve bunu savunmaları oldukça tuaf. Bu geriye dönüş tam Pavlus’un bildirdiği şu düşündürücü gerçeği yansıtıyor: “Ruh’la başlamışken şimdi insan çabasıyla mı bitiriyorsunuz” (Gal 3:3).

    Bebek vaftizi özellikle şu 5 nokta üzerine dayanılarak savunulup uygulanır:
    1. Vaftizin yenileyici, arındırıcı, kurtaran ve lütuf ileten bir sakrament olarak görülmesi. Bunu desteklemek için de özellikle şu ayetler ileri sürülür: Yh. 3:
    2. Bebek vaftizini ta elçilere dek uzanan çok eski bir gelenek veya uygulama olarak görülmesi.
    3. Eski Antlaşma’yla Yeni Antlaşma’nın birliğini vurgulayarak Eski Antlaşma’daki sünnet uygulamasını Yeni Antlaşma’daki vaftizle bir tutmaları.
    4. İncil’de anlatılan aile vaftizlerinde bebeklerin de bulunduğu düşüncesi.
    5 . Ailesel bağ yada dayanışmanın bebek vaftizini gerektirdiği düşüncesi.

    #27927
    Anonim
    Pasif

    Şimdi bu görüşleri tarih ve Kutsal Kitap ışığında ele alarak konumuzun akışı içinde bir bir inceleyelim.

    Vaftiz kurtuluş sağlayan gizemli bir sakrement midir yoksa bir sembol müdür?

    Bu sorunun doğru biçimde yanıtlanması konumuzun daha iyi anlaşılmasına ışık tutar. Katolik, Ortodoks ve Protestan kiliseleri kurtuluş işinin İsa Mesih tarafından gerçekleştirilip sadece Mesih aracılığıyla kurtuluşa erişildiği konusunda hemfikirdirler. Fakat Mesih’te bulunan bu kurtuluşun ne şekilde insanlığa sunulduğu yada iletildiği konusundaysa önemli görüş ayrılığı bulunmaktadır. Kutsal Kitap’a dayalı Mesih inanlıları bu kurtuluşun insanlara İncil mesajının tanıtılmasıyla sunulduğu ve insanların da bunu bireysel iman ve tövbe yoluyla kabul ederek sahiplendiğini öğretir. Katolik, Ortodoks ve bazı Protesan kiliseleriyse bu kurtuluşun sakramentler aracılığıyla insanlara sunulup iletildiğini ve sırf bu sakrementlerin uygulanışıyla bireysel iman bile olmaksızın kurtuluşa erişildiğini öğretirler.

    Katolik Kilisesi için özellikle altı kutsal sakrament vardır. Bunlar vaftiz, Rabbin sofrası, onay, evlilik, yağla mesh ve günah itirafıdır. Gelenekçi Protestan kiliseleriyse bu sakramentleri vaftiz ve Rabbin sofrası olmak üzere sadece ikiye sınırlar.

    «Sakrement» kelimesi başlangıçta bir askerin komutanına sadık kalma yeminini anlatmakta kullanılırdı. Bu bağlamda inanlılar da ruhsal askerler olarak Rab ve komutanları Mesih’e vakfiyetlerini vaftiz yoluyla dile getiriyorlardı. Ama ikinci yüzyıldan itibaren mistik putperest dinlerin etkisi sonucu bu terim mistiksel etkisi bulunan sihirli bir tören yada ayin anlamına dönüştürüldü. Daha sonra da bu «sır» ya da «giz» anlamında Katolik kilisesince uygulanan bir çok kutsal eylem, ayin ya da kutsal öğelere işaret etmek için kullanılmaya başlandı. Sakrament düşüncesi genel biçimde “Kutsal Ruh’un vasıtalarıyla canlarda iman ve lütuf oluşturup imanı ya da lütfu pekiştiren Mesih tarafından öngörülmüş kutsal araçlar” olarak yorumlanır. Bu, görünmez tanrısal lütfun görünür öğelerle gizemli biçimde insanlara iletilmesidir. Trent Konsili’nde de tanımlandığı gibi bunlar sadece bir mühür ya da işaret değil ama uygulanan kişilerde kendiliklerinden (ex operato) lütuf oluşturan ya da lütfu ileten dinamik vasıtalardır.

    Katolik görüşüne göre lütuf ya da kurtuluş ileten vaftizinin geçerli bir sakrement olması için şu şartların yerine getirilmesi gerekiyor:
    1. Vaftiz yetkili atanmış bir dini lider aracılığıyla yapılmalı. Bu dini lider ahlaksız kötü biri olsa bile uygun biçimde yaptığı sürece uyguladığı sakrementler geçerlidir.
    2. Vaftiz sakrementinde «Baba, Oğul ve Kutsal Ruh adıyla» formülü hatasız biçimde telafuz edilmelidir. Eğer bu sözlerin telafuzu esnasında öksürük tutar ya da başka bir nedenle düzgün biçimde söylenmezse sakrement geçersizdir ve mutlaka yenilenmelidir.
    3. Vaftiz sakrementi suyla, karla, yağmur, deniz suyuyla ve hatta kahve ve çay suyuyla bile yapılabilir.
    4 . Vaftiz, vaftiz olanın başına üç kez haç biçiminde suyu serpmekle ve aynı anda Baba, Oğul ve Kutsal Ruh sözlerini telafuz etmekle yapılmalı.

    Bu şekilde vaftiz olunan bebek Katolik kilisesine göre doğrudan Tanrı’nın çocuğu olup, yeniden doğarak sonsuz kurtuluşa ulaşır. Bu vaftiz sakrementinden sonra dini lider “bu bebek bugün yeniden doğarak Tanrı’nın çocuğu ve kilisenin bir üyesi olmuştur” bildirisinde bulunur. Vaftizin geçerli olması için vaftiz olandan ne bireysel bir iman ne de tövbe beklenilmediğine dikkat edilsin. Bireysel iman olmadan bile sırf bu sakrementlerle insan yeniden doğarak kurtulabiliyor. İster kabul edilsin ya da edilmesin bu uygulma biçimi açıkça sakramentlere majik, sihirli bir güç yüklemektedir. Gerçekten de vaftiz sakrementinin şekli, formülü ve uygulanış şekliyle tam bir sihiri andırıyor.

    Bazı Protestan kiliselerinin de vaftizin yenileyici etkisi konusunda hemen hemen aynı Katolik-Ortodoks görüşlerini savunduğunu belirtmemizde yarar vardır. Örneğin Lutherci Ausburg amantüsünde vaftiz sakrementi konusunda şunlar belirtilir: “Vaftiz kurtuluş için gereklidir. Tanrısal lütuf sakrement aracılığıyla sunuluyor. Bebeklerin de vaftiz edilmesi gerekir öyle ki, onlar da bu şekilde Tanrı’nın beğenisini kazanıp Tanrı’nın sorumluluğuna girsinler” (referens). Bir inanlı internet sitesinde sözkonusu «vaftiz kurtuluş için gereklidir» ifadesi yumuşaltılarak hatalı biçimde «vaftiz selametimiz için gereklidir» şeklinde çevrilmiştir. İnternet yoluyla okuduğum Robert Lin tarafından hazırlanmış “Sakramentler” başlıklı yazıda da açıkça bebek vaftizinin bebeği Adem ve Havva’dan süregelen asli günahtan ve gelecekte işlenebilecek günahlardan arındırdığı belirtilir. Sözkonusu bu yazıda sakramentlerin etkinliği konusunda Katolikleri bile aşan yanlış görüşlere yer veriliyor. Örneğin bu yazı Katoliklerin bebek vaftizini Mesih’in lütfunun gösterilmesinin başlangıcı olarak görüp sonradan işlenen günahlar üzerine etkili olmadığı görüşünü eleştirir. Sonradan işlenen günahlar için de Katolik kilisesinin günah çıkarma sakramentini icat etmesini yanlış bulur. Bu yazar aynı zamanda günah çıkarma uygulamasının vaftizin etki ve değerini zayıflatıp düşürdüğünü, gerçekte bunun etkisinin sonradan işlenen günahları da kapsadığını vurgular! Bu görüşe göre vaftizden sonra işlenen günahlar için günah çıkarma sakramentine değil ama ilk vaftiz sakramentini ve onun ebedi etkisini hatırlamaya gereksinim varmış! Ne çarpık bir görüş!

    Doğallıkla vaftiz uyguylamasının kurtuluş ya da özel bir lütuf sağladığını düşünen kiliseler bebeklerini bu lütuftan mahrum etmemek için vaftiz ettirirler. Başka bir Lutheryen yazarı da daha ileri giderek bebeklerini vaftiz ettirmeyenlerin bir tür ruhsal cinayet işlediklerini iddia eder (bkz).

    Hemen belirtelim ki, sözkonusu bu «sakrement» anlayışı kaynağını kesinlikle Kutsal Kitap’ta değil ama putperest Roma mistik dinlerinde bulur. Kutsal Kitap kesinlikle bu türden kendiliğinden kurtuluş ya da lütuf ileten sihirli bir sakrementten söz etmez. “Sakramentler” kurtuluş aracı değil hamt, şükran veya ikrar araçlarıdır. İnanlılar bu sembolik uygulamalar yoluyla yüreklerinde bireysel iman sonucu edindindikleri ruhsal bereketler için Tanrı’ya övgü sunar ve bu görünür eylemlerle herkesin önünde Mesih’in yüceliğine tanıklıkta bulunurlar. Tanrısal kurtuluş insanlığa ilaç yada aşılama benzerliğinde fiziksel nesnelerle aktarılamaz ama duyuru yoluyla sunulur ve yürekten iman edilerek sahiplenilir. Elçi Pavlus’un bildirdiği gibi:
    ‘‘Demek ki iman, haberi duymakla, duymak da Mesih’le ilgili sözün yayılmasıyla olur” (Rom. 10:17).
    ‘‘İman yoluyla, lütufla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı’nın armağanıdır” (Ef. 2:8).
    Elçi Pavlus da vaftiz uygulmasının kurtaran veya yenileyen bir özelliği olmadığını şu beyanıyla dile getirir:
    “Krispus’la Gayus’tan başka hiçbirinizi vaftiz etmediğim için Tanrı’ya şükrediyorum. Evet, bir de İstefanas’ın ev halkını vaftiz ettim; bunun dışında kimseyi vaftiz ettiğimi anımsamıyorum. Çünkü Mesih beni vaftiz etmeye değil… Müjde’yi yaymaya gönderdi” (1Cor. 1:14-17).

    Bu sözler açık biçimde vaftizin hiçbir kurtarıcı etkisinin bulunmadığını kanıtlar. Çünkü eğer vaftizin sihirli, kurtaran yada lütuf ileten bir özelliği bulunsaydı Pavlus asla böyle çok kişiyi vaftiz etmediğinden Tanrı’ya şükür sunmayacak ve vazifesinin vaftiz değil İncil’i ilan etmek olduğunu bildirmeyecekti. Pavlus vaftiz konusunda zamanımızın Katolik, Ortodoks ve bazı Protestanları gibi düşünseydi asla böyle bir açıklamada bulunmayacaktı.

    Rabbimiz İsa Mesih de kendisiyle birlikte asılan ve iman eden suçluya vaftiz olmamasına rağmen aynı gün kendisiyle birlikte cennette olmayı vaat etti (bkz. Luk. 23:43).

    Bebek vaftizi uygulamasının kandırıcı ve tehlikeli birçok yönü bulunmaktadır. Çoğu insanlar bebek vaftizinin sağladığına inandığı yeni doğuş ve kurtuluşa güvenerek sahte bir emniyete kapılmıştır. Tövbeye gereksinim duymayıp zaten Hristiyan olduklarını savlamaktadırlar. Ne yazık ki, Katolik ve Ortodoks dini görevlileri de birçok kez tanık olduğum gibi özellikle cenaze törenlerinde inaçsız kişilerin bile sırf bebekken vaftiz oldu diyerek cennete gittiğini duyurmalarıyla bu sahte güvenliği destekleyip beslemektedirler. Bebek vaftizi belki bir kişiye sözde resmi bir hristiyan kimliği sunabilir. Ama asla yeniden doğuş ve kurtuluş sağlayarak gerçek bir Hristiyan yapamaz. Bu yalnızca bireysel iman, tövbe ve adanışın sonucu mümkündür.

    #27928
    Anonim
    Pasif

    Kilise tarihinde bebek vaftizi

    Bebek vaftizi ne elçiler zamanında ne de ilk yüzyıllarda yaşayan inanlılarca kesinlikle uygulamada değildi. Hemen hemen tüm kilise tarihçileri ilk yüzyıllarda sadece iman eden aklıselim kişilerin vaftiz edildiğini ve bebek vaftizininse yavaş yavaş yanlış ve mistik düşüncelerin kiliselere sızması sonucu belirdiği görüşündedirler. Örneğin İncil’in hiçbir bölümünde bebeklerin vaftizinden söz edilmez ve vaftiz sadece yetişkinler bağlamında uygulanır. Anlatılan tüm vaftiz olayları da bilinçli ve bireysel biçimde iman ederek tövbe eden yetişkinlerin vaftiziyle ilgilidir.

    İlk yüzyıllardaki Hristiyan literatürlerinde de bebeklerin vaftiz edilmesi düşüncesine rastlanmaz. Romalı Klementin yazıları (M.S. 90), vaftizle ilgili 70 kuralı içeren Didake yazıtı, Hermas Pastörü (M.S.125), Barnabe’nin mektubu (M.S. 150) açık biçimde vaftizin yetişkin ve imanı anlayıp kabul edebilecek kişiler için olduğuna tanıklık eder. Şehit Justin, Tatien, İrene, İskenderyeli Klement’in yazıları da bebeklerin vaftiz edilebileceği düşüncesine olanak bırakmıyor. M.S. 130-200 tarihlerinde yaşayan Sartlı Meliton, Polycarp, Antakyalı Theophile, Athenagoras gibi tanınmış Hristiyan öncülerin yazılarında da kesinlikle bebek vaftizinin izine rastlanmıyor.

    İlk yüzyıllardaki Hristiyan yazıları vaftiz adayının yerine getirmesi gereken birçok yükümlülükten söz eder. Belirli bir Hristiyan eğitiminden geçmek, vaftiz günününden önce bir ya da iki gün oruç tutmak, iman ve tövbe ikrarında bulunmak ve vaftiz doğrultusunda hazırlanan bir seri özel soruları yanıtlamak.. Bebek vaftizine ilk kez üçüncü yüzyılın başlarında Tertülyen’in yazılarında rastlıyoruz. Bu da kesinlikle bebek vaftizini onaylar nitelikte değil tersine kiliseye sokulmaya çalışılan yeni, temelsiz ve yanlış bir uygulama biçiminde protesto niteliğindedir. Bu demektir ki, bebek vaftizi üçüncü yüzyıldan itibaren adım adım kiliseye sokulmaya başlandı. Dördüncü yüzyılda yayıldı ve beşinci yüzyılda da (418’de) yapılan Katarca Konsilinde tüm kiliselere empoze edilmeye başlandı.

    Bir protestan ansiklopedisi vaftizle ilgili bu tarihsel gelişmeyi şöyle özetler:
    “Şu gerçekle yetinilmelidir: ilk Hristiyan litaratürleri çocukların ve bebeklerin vaftizi konusunda suskundur, ve üçüncü yüzyıldan önceki tüm veriler bu uygulamanın kiliselere sokulmasına karşı tanıklık etmektedir” (Religion in Geschichte und Gegenwart, Tome VI, 636, 1962).

    Bebek vaftizi uygulanışına geçilmesinin ilk nedenlerinden biri ikinci yüzyılda kilise pederlerinin vaftiz eylemini günahlardan arınış sağlayan sihirli bir uygulama biçiminde algılamaya başlamaları olmuştur. Kuşkusuz Mesih’in ve elçilerin öğretilerinde vaftize kurtuluş sağlayan gizemli bir anlam verilmemekteydi. Böyle olsaydı önce elçiler ve onları izleyen ilk kuşak inanlılar bebeklerini vaftiz edeceklerdi. Ama gördüğümüz gibi böyle bir anlama ve uygulamaya kesinlikle rastlanılmıyor. Bu anlam daha sonradan hatalı bir biçimde kiliselere sokuldu. İlk uygulanışında vaftiz daima bireysel iman, tövbe ve tanıklık eşliğinde yapılmaktaydı. Öyle ki, vaftiz daima iman, tövbe ve ikrarı içine alıyordu. Bu nedenle de tövbe eden aynı anda vaftiz de oluyordu. Vaftiz bireysel tövbe ve imanın toplumsal göstergesiydi.

    Elçileri izleyen dönemlerde iman ve tövbe eşliğinde yapılan vaftizin kurtuluş sağladığı düşüncesi giderek yayılmaya başladı. Bu düşünce sonradan daha da yozlaştırılarak iman ve tövbe olmadan da vaftizin kendiliğinden kurtuluş için etkin olduğu öğretisine dönüştü. Bu yanlış öğretinin doğal bir sonucu olarak da üçünü yüzyılda bazı Hristiyanlar bebeklerinin kurtuluşunu düşünerek bebek vaftizini uygulamaya başladı. (Özellikle o zamanlarda salgın çocuk vebaları nedeniyle çocuklar hemen vaftiz edilmesi gerektiği vurgulanıyordu) Bu durumda bireysel imanın yerini kilisenin imanı almaya başladı. Yani bebeğin yerine temsilen kilise iman ediyor ve bebeğin yerine onun sağdıçları vaftiz sorularını yanıtlıyordu. Önceleri Hippolyte’nin yetişkin vaftiz adayları için öngördüğü vaftiz sorularını şimdi bebeklerin sağdıçları bebeklerin yerine cevaplıyordu. İlk yüzyıl inanlılarınca vaftiz adayları için böyle bir soru-cevap kuralının bulunması bile o zamanlarda bebek vaftizinin uygulamada olmadığının göstergesidir. Çünkü bir bebeğin bu soruları yanıtlaması düşünülemez.

    Bazıları Orijen’in “kilisenin çocukları da vaftiz etme geleneğini elçilerden aldı” beyanına bakarak bu uygulanışın elçilere dek uzandığını ileri sürer. Orijen’in (M.S. 185-253) böyle bir beyanda bulunduğu gerçi doğrudur. Ama belirttiğimiz gibi bu uygulamanın elçilerce uygulandığına ilişkin hiçbir kanıt bulunmamaktadır. İlk yüzyıllardaki Hristiyanlarca bebeklerin vaftiz edilmediği açık ve tartışılmaz bir gerçektir. Dikkat edilsin ki, Orijen burada “bebek” değil ama 6 ile 10 yaşlarındaki çocukları kapsayan latince “parvuli” yani “genç çocuklardan” söz ediyor. Bebek ile çocuk arasındaki farkı anlamak önemlidir. Gerçekten de ikinci yüzyılın başlarında “eğitilerek Hıristiyan olmuş aklıselim çocukların” vaftiz edildiğini görebiliyoruz (Babtême, A. Kuen sf. 195). Ama kesinlikle bebeklerin vaftizine rastlamıyoruz. Birçok konuda akliselim olan bu yaştaki çocukların belirli bir ruhsal eğitimden geçerek kilise çobanının onayıyla vaftiz olması kuşkusuz Kutsal Kitap prensiplerine aykırı düşmez.

    Belirtilmelidir ki, üçüncü, dördüncü ve hatta beşinci yüzyılara kadar bebek vaftizi tüm kiliselerce kabul edilip uygulanan bir tören değildi. Dördüncü yüzyılda imanlı aile gençlerinin 20, 30 yaşlarında bireysel imanın sonucu vaftiz olmaları buna açık bir kanıttır. Örneğin Naziyanlı Gregoire 29 yaşında, Sezaryalı Basile 27, Ambroise 40, Akileli Rufin 31, Jean Chrysostome 20, Jerome de 18 yaşlarında vaftiz olmuşlardı. Bunlar Hristiyan bir ailede doğmalarına rağmen bebekken vaftiz edilmediler. Dördüncü yüzyılın sonlarında (379) ölen meşhur Büyük Basile de şöyle demiştir: “Önce Mesih’in bir öğrencisi olunmalı ondan sonra kutsal vaftizi alıp almamaya karar verilmelidir” . Constantinople (İstanbul) piskoposu olan Naziyanlı Gregoire da açık biçimde bebek vaftizinden yana olmadığını bildirir.

    Bebek vaftizi özellikle aziz Agustinus’un “asli günah” görüşüyle genelleşmeye başlamıştır. O bebeklerin de asli günaha bulaştığını ve bundan arınmak için de mutlaka vaftiz edilmeleri gerektiğini ileri sürmekteydi. Vaftiz eylemi ona göre sadece asli günahı silmekle kalmıyor ama bebeğe ilerisi için iman da iletiyordu. Vaftizi bir sakrament olarak geliştirip Kiliseye empoze eden özellikle Augustin olmuştur. Dördüncü yüzyılda Hristiyanlığı kabul etmiş olan Constantin ve imparatorluğu da bebek vaftizini imparatorluğun bir kanunu yaparak bebeklerini vaftiz ettirmiyenleri ağır biçimde cezalandırmak için fermanlar çıkarmıştır. Bu şekilde ilk yüzyıllarda uygulamada olan bilinçli ve imanı izleyen vaftiz yerini yavaş yavaş bebek vaftizine bırakmıştır. Novatiyen ve Donatistler her ne kadar bu kaymalara karşı durdularsa da engel olamadılar. Ortaçağda da bebek vaftizi dini liderlerin kışkırtmasıyla hükümet ve krallar tarafından halka zorla ve hatta bazen ölüm tehditleriyle uygulanırdı. Buna rağmen bebek vaftizini reddedip bilinçli iman vaftizini savunanlar (Pavluscular ve Voduacılar) o zamanda da var oldu. “Gerçeğin Anahtarı” başlıklı Ermenice bir kitapta Pavluscular olarak tanınan Hristiyanlar şöyle diyorlardı:
    “Rabbimiz önce tövbe ve iman talep ediyor, vaftiz daha sonra gelir… Rabbimiz vaftizi olgun yaştakilere uygulamayı bize öğretmiştir”.

    Bunlara benzer tarih boyunca bebek vaftizinin Kutsal Kitap’a uymadığını bildirip bilinçli imanla yapılan vaftizi savunan birçok vaiz ve Hristiyanlar belirmiştir. Ama kurulu kilise ve hükümetlerin politik düzenleri onları susturmuş ya da katlettirmiştir.

    #27929
    Anonim
    Pasif

    İlk Reformcular ve Bebek Vaftizi

    Martin Luther, Jean Calvin ve Zwingli gibi ilk büyük reformcuların bebek vaftizi konusunda Katolik inancını sürdürdüklerini zaten biliyordum. Bunu da o zamanın şartları ve kısıtlı anlayışlarına bağlayıp başlangıç için bunu bir yerde doğal karşılıyordum. Benim için ilk reformcular gerçekten büyük işler başarmış iman kahramanlarıydı. İnsanlığın dikkatini kilise öğreti ve geleneklerinden Kutsal Kitap’a yönelterek yeni bir çağ açmışlardı. Ama buna rağmen onların ortaya çıkardığı ruhsal gerçekler Kutsal Kitap öğretilerine konulmuş son nokta değil ama virgüldü. Kutsal Kitap’a uygun biçimde gerekli olan diğer değişiklikleri gerçekleştirmek onları izleyen gelecek kuşaklara düşmekteydi. Bu araştırmaya koyulana dek düşüncem buydu. Ama vaftizi konusunu incelerken beni son derece üzen bir gerçeği öğrendim: reformcular aslında ta başlangıçtan bebek vaftizinin Kutsal Kitap’a uymayan yanlış bir uygulama olduğunu görmüşler ve belirli bir süre bunu duyurmuşlar ama zamanın dinsel ve politik şartlarına boyun eğerek bebek vaftizini savunmaya girişmişlerdir!

    Örneğin Martin Luther kilise kapılarna yapıştırdığı meşhur 95 tezini savunurken vaftiz sakramenti hakkında şöyle diyordu: “sakramentin sakramenti reddetmeyen herkese inayeti illettiğine inanmak sapkınlıktır”. Luther yine şunları söylüyordu: “kurtuluş sağlayan vaftiz değil ama insanı vaftize yönelten imandır”, “iman olmadan yapılan vaftiz etkinliğinden soyundurulmuş sade bir işarettir.. Vaftize iman eşlik etmiyorsa bunun hiçbir yararı yoktur. Bu boş mektuba vurulmuş bir mühüre benzer… “Çocuk vaftiz olabilmek için kendisi iman etmelidir. İman vaftiz anında var olmalıdır.”.

    Tüm bu açık beyanlarından sonra Martin Luther geri adım atıp vaftiz konusunda Katolik kilisesinin sakramental görüşünü savunmaya başladı ve bununla da kalmayıp bebek vaftizine karşı duranlara (Anabaptistcilere) baskı uygulamaya koyuldu. Reform hareketinin başlangıcında Luther vaftiz olmaksızın sadece imanın kurtuluş sağladığını duyuruyordu ama hizmetinin sonlarındaysa “iman bile olmasa vaftiz kurtarır” diyordu. Kuşkusuz bu şekilde o reform hareketini üzerine kurduğu “sola fidei” yani “sadece imanla kurtuluş” ilkesini tamamen ayak altına alıyordu. Neydi acaba bu değişikliğin nedeni? Neden sakramental bebek vaftizine geri dönüş yaptı? Kutsal Kitap’ta yeni başka gerçekler mi keşfetmişti? Hayır. Luther bu değişikliğin nedenin açık biçimde teolojik değil daha ziyade kilisesel politiğe bağlar. Luther çoğulcu, kalabalık bir kilise kitlesi arzu ediyor ve buna ulaşmanın yolu olarak da Katolik kilisesinde olduğu gibi bebek vaftizini öngörüyordu. Onun bebek vaftizini savunmasının temel nedeni bu uygulamanın uzun zamandır süregelen kilisenin bir geleneği olduğudur.

    Jean Calvin de bebek vaftizi konusunda hemen hemen Luther’in örneğini izledi. Başlangıçta o da “imanın eşlik etmediği sakrament kilisenin yıkımından başka bir şey değildir” demiş ama daha sonradan da “kilisenin barışı” , uyumu için bebek vaftizine yönelmiştir. Reformcu Zwingli’nin vaftiz konusundaki tutumu daha da içleracısı. Reform döneminin başlarında bebek vaftizine açıkça karşı çıkarak sadece aklıselimlerin imanı kabul ettikten sonra vaftiz olması gerektiğini bildiren reformcu Zwingli bebek vaftizine dönüşüne sebep olarak maaşının kesilme korkusunu ve yakınlarına tökez olmamayı ileri sürer!! Zwingli “dünya yalnızca aklıselimlerin vaftizini kabul edecek olgunluğa erişene dek bunu vaaz etmeyeceğim” bildirisinde bulunmuştur. Bununla da yetinmeyen Zwingli vicdanının sesini boğarak bebek vaftizini reddedenlere karşı baskı uygulamaya ve hatta öldürülmelerini onaylamaya kadar ileri gitmiştir.

    Bebek vaftizi konusundaki bu tarihsel araştırmayı şöyle özetleyebiliriz. İsa Mesih, elçileri ve elçileri izleyen ilk iki yüzyıl inanlıları bebek vaftizini ne öğrettiler ne de uyguladılar. Onlar sadece aklıselim biçimde kurtuluş mesajını işitip kabul edenleri vaftiz ettiler. İlk Hristiyanlar için vaftiz iman ve tövbe adımının doruğu olup tövbeyle eşanlamlıydı. Vaftiz eylemi imanı, tövbeyi ikrarı da içinde barındırdığından bir anlamda kurtulmak demekti. Fakat ikinci yüzyılın sonlarına doğru vaftiz konusundaki görüşler giderek yozlaşmaya başladı. Vaftiz eylemi iman ve tövbeden soyutlaştırılarak simgelediği şeyin tam kendisi haline getirildi. Önceleri iman eşliğinde gerçekleştirildiğinde vaftizin günahlardan arınışı sağladığını ama daha sonraysa iman bile olmaksızın kurtuluş verdiği sapkın düşünceye varıldı. Bunun sonucunda ilk olarak üçüncü yüzyılın başlarında bazı Hristiyanlar çocuklarını vaftiz ettirmeye başladılar. Daha sonra bu uygulama Hristiyanlığı resmen kabul etmiş Roma hükümetinin de baskılarıyla herkese empoze edilmiştir. İlk reformcular da tarih boyunca tabulaştırılmış bebek vaftizinin yanlışlığını anlamalarına rağmen yine de o zamanki şartlara boyun eğerek bu yanlışlığı sürdürmüşlerdir. Bu uygulamanın yanlışlığına inananlar ise her çağda var olmuş ama kurulu kilise ve politik güçler tarafından baskıya ve ölüme tabi tutularak susturulmaya çalışılmıştır.

    #27930
    Anonim
    Pasif

    Kutsal Ruh vaftizi ve su vaftizi

    İncil’in su vaftizini incelemeden önce Kutsal Ruh’un ruhsal vaftizini incelememiz ve aradaki farkı kavramamız son derece önemlidir. Zaten çoğu yorumcular su vaftizini Kutsal Ruh vaftiziyle karıştırdığındandır ki su vaftizini kendiliğinden kurtuluş sağlayan bir tören olduğu düşüncesine kaymaktadır. Belirtelim ki, su vaftizi değil ama Kutsal Ruh vaftizi iman eden günahlıya kurtuluş vererek mühürler, yeniden doğuş verir, benlikteki tüm günahların arınışını sağlayarak Tanrı’nın bir çocuğu durumuna getirir. Ancak bu vaftiz iman edeni karanlığın egemenliğinden özgür ederek Tanrı’nın egemenliğine aktarır ve Mesih’in ruhsal bedeninin bir parçası yapar. Su vaftiziyse Kutsal Ruh’un yürekte gerçekleştirdiği bu görünmez vaftizin sadece görünür ifadesidir. Su vaftizi İncil anlayışına göre yalnızca yürekten iman edip tövbe ederek Kutsal Ruh’la vaftiz olanlara uygulanmalıdır (bkz. Elçi 10:44,47-48; 9:17-18). Bunun dışındaki bütün vaftizler insan uygulamasından öteye geçmez.

    Örneğin yanlış bir şekilde su vaftizine uygulanan ama gerçekte Kutsal Ruh vaftizini gösteren ayetlerden biri Yuhanna 3 bölümdeki “bir kimse sudan ve ruhtan doğmadıkça Tanrı’nın egemenliğine giremez” ayetidir. Bu ayet hatalı biçimde kilise tarihinin erken dönemlerinde su vaftizine uygulanmasına reğmen gerçekte su vaftiziyle ilgili değil Kutsal Ruh vaftiziyle ilgilidir. Su Kutsal Kitap’ta açık biçimde bazen ilan edilen Tanrı Sözünü bazen de doğrudan Kutsal Ruh’u temsil eder. Örneğin elçi Petrus “siz geçici bir tohumdan değil ama Tanrı’nın diri ve ebedi sözüyle yeniden doğdunuz” (1Pi. 1:23) der. Bazı çevriler sözkonusu Yuhanna 3:5 ayetini doğrudan şöyle çevirir: “Bir kimse Ruh olan sudan doğmadıkça Tanrı’nın egemenliğine giremez” . Bazı yorumcular da burada birisi fiziksel normal doğum öbürü de ruhsal doğum olmak üzere iki doğumdan söz edildiğini belirtir. “Sudan” doğmakla anne karnında döllenmeyi (fiziksel doğuş) “Ruh’tan” doğmakla da Kutsal Ruh’la göksel yeniden doğuşu anlatmak istenilebilir. Ayet 6’daki beden-ruh karşıtlaması da buna bir destek olarak sunulabilir. Bir şey açıktır bu ayet su vaftiziyle değil Kutsal Ruh vaftiziyle ilgilidir. Montgomery Henry de bu ayetin su vaftiziyle ilgili olmadığını vurgular.

    Titus 3:5-6: “Tanrı bizi kurtardı. Bunu yaptığımız işlerden dolayı değil, kendi merhametiyle yeniden doğuş yıkamasıyla.. üzerimize döktüğü Kutsal Ruh’un yenilemesiyle yaptı” . Burada da vurgulanan gerçek su vaftizi değil ama imanla gerçekeştirilen tövbe eyleminde Kutsal Ruh’un yürekte yaptığı yeniden doğuş yıkaması veya yenilemesidir (Aynı bkz. Efs. 5:26 ve 1Pe. 3:21).

    #27931
    Anonim
    Pasif

    NEDEN BEBEK VAFTİZİ KUTSAL KİTAP’A AYKIRIDIR?

    1. Vaftizin teolojik, Kutsal Kitap anlamı bebek vaftizini dışlar.

    a. Vaftiz eski, günahlı yaşama ölmenin Mesih’le özdeşleşerek yeni bir yaşama başlamanın simgesidir. Vaftiz olan kişi suya dalmakla eski günahlı yaşam biçimine öldüğünü, sudan çıkmakla da Mesih’le özdeşleşerek yeni bir yaşama başladığını dile getirir. Bir benzetmeyle tövbe ölmeyi vaftiz de gömülmeyi ve Mesih’le yeni bir yaşama başlamayı mimlerle anlatır. Kuşkusuz bir bebeğin vaftizinde eski günahlı yaşama ölme ve yeni bir yaşama başlama kavramı yoktur. Mesih’le özdeşleşerek birleşmesi de sözkonusu değildir. Bebek kendisine uygulanan vaftizin anlamı, amacı ve içeriği konusunda tamamen bilinçsizdir.

    Bazıları Adem’den süregelen asli günahtan arınmak amacıyla bebekleri vaftiz etme gereğini vurgular. Oysa Kutsal Kitap’ın hiçbir bölümünde vaftizin asli günahı silme bağlanmında yapıldığını gösteren hiçbir kanıt yoktur. Augustin’in ortaya atıp geliştirdiği bu kavram Kutsal Kitap’ta öğretilmez. Kuşkusuz tüm insanlık, bebek, genç ve yaşlı daha doğuştan günah doğası veya virüsüyle doğar. Bebek günahkar olarak değil günahlı doğar. Günahlı doğasına uymakla da daha sonra günahkar olur. Bebek ya da yetişkin kişi Adem ve Havva’dan kalıtsal biçimde miras aldığı günahtan bireysel olarak sorumlu olmasa da sonuçları doğal olarak yaşamını etkiler. Hastalık, günah işlemeye eğilimli doğa, ölüm ve diğer olumsuzluklar zinciri.

    Akılda bulunulsun ki, hiçbir bebek ya da yetişkin kalıtsal olarak miras edindiği günahtan dolayı sorumlu tutulmayacak. Sırf bu kalıtsal günahın neticesi cehennem yargısına uğramayacak. Ama bundan kurtulma olanağı varken bunu değerlendirmeyip tövbe etmediğinden cezalandırılacaktır. Bebek, vaftiz olmadan ölse bile sırf asli günaha bulaşmıştır diye helak olmayacak. Ya da sadece vaftiz olduğu birkaç damla su nedeniyle kurtuluş bulmayacak. Bu hem Kutsal Kitap’a hem de tanrısal adalete aykırıdır. Vaftiz olmadan ölen bebeklerin kurtuluşu belirgindir. İsa Mesih çocuklardan söz ederken “göklerin krallığı bu gibilerindir” diyerek bunu onaylamıştır (bkz. ). Asli günahtan yada gelecek yargıdan kurtuluş için bebeklerin vaftizini öngören görüş Kutsal Kitap’a aykırıdır.

    b. Vaftiz bireysel bir angajman veya adanmadır (bkz.1Pt. 3:21). Kutsal Kitap’ta vaftizin teolojik anlamlarından biri de hizmet etmek ve izlemek amacıyla Tanrı’ya ve Mesih’e adanma anlamını taşımasıdır. İnanlı vaftiz adımıyla benliğine ölüp günaha ve dünyaya rest çektiğini ve bundan böyle Tanrı’ya ve Mesih’e ait olup hizmet için adandığı kararın altını imzalar (bkz. Luk. 14:26). Nasıl askere, orduya yada önemli bir hizmete katılırken resmi söz ya da atanma töreni düzenlenir bir yerde Tanrı’nın ruhsal ordusunda hizmet görme amacıyla adanmanın resmi töreni de vaftizdir. Bunu aynı zamanda yeni evli çiftlerin herkesin önünde verdiği sadakat sözüne benzetebiliriz. Çiftler birbirlerine adanışlarını simgeleyen yüzükleri takmakla bu adanışlarını herkesin önünde belirgin kıldıkları gibi Mesih’i kabul edenler de O’na adanışlarını herkesin önünde su vaftiziyle belirgin kılarlar. Önemli alım satımlar, alınan karar ya da iş antlaşmaları imzalamayla resmileştirilip pekiştirilir. Böyle antlaşma veya imzalamalarda aranılan temel koşul iki tarfında bunu bilinçli ve gönüllü olarak onaylayıp imzalamalarıdır. Aksi takdirde imza yada antlaşma geçersizdir. Bebek vaftizinde de durum aynıdır. Bebek vaftizinde kuşkusuz bebeğin böyle bilinçli ve gönüllü karar alması yada adanışı söz konusu değildir. Bebeğin Tanrı’nın ruhsal ordusuna katılmaktan, Tanrı’ya ve Mesih’e hizmet edinmek amacıyla adanmaktan vs. hiçbir haberi yoktur.

    c. Vaftiz yürekte yaşanan içsel değişikliğin dışavurumu yada yürekte alınan kararın eyleme dönüştürülerek somutlaştırılmasıdır. Vaftiz Mesih’e iman ve tövbenin doğal doruğu veya sonucudur. Kurtuluş müjdesine yürekten iman ederek tövbe edenin yüreğinde Kutsal Ruh ruhsal bir arınış, değişiklik ve yenileniş gerçekleştirir. Bu olay yeniden doğuş yada Kutsal Ruh’un vaftizi olarak bilinir. Tanrı yürekte gerçekleşen bu soyut ruhsal deneyimin su vaftiziyle somutlaştırılmasını veya konkretize edilmesini öngörür. Bu nedenle elçiler her zaman müjdeledikleri şahısların sadece yürekte kalan bir iman veya kararla kalmayıp bunun görünür ve belirli bir eylemle somutlaştırılmasını talep etmekteydiler. Kutsal Kitap açık biçimde önce yürekle iman etmeyi ve ardından da ağızla Mesih’i Rab olarak ikrar etmeyi buyurmaktadır (bkz. Rom. 10).

    Bu hareket yürekteki soyut imanın eyleme geçirilişi somutlaştırılmasıdır. Kuşkusuz bu ikrar yada eylemin somutlaştırılması suyla vaftiz olmaktan geçiyor. Nasıl güncel yaşamda alınan önemli antlaşma ve kararlar imza, yüzük takmak, kontratın imzalanması gibi somut eylemlerle toplumun yada temsilcilerin önünde onaylanır vaftiz de bu benzerlikte yüreğimizde Mesih’le ilgili almış olduğumuz kararın yada yaşadığımız ruhsal deneyimin herkesin önünde somutlaştırılmasıdır. Herkesin önünde atılan bu somut vaftiz adımı imanda zayıfladığımız zamanlarda bizlere cesaret kaynağı da olabilir. Evli çiftlerin tecrübe anlarında Tanrı’nın ve toplumun önünde verdikleri sadakat vaadını hatırlayarak cesaretlendikleri gibi… Bu nedenledir ki elçi Pavlus mektuplarında sık sık inanlıları vaftizlerini ve vaftizle neye angaje olduklarını hatırlamaya davet eder (bkz. Rom. 6)

    Bu gerçek bize su vaftizinden önce yüreğimizde iman bulunmasını ve Kutsal Ruh’la vaftiz olma gereğini gösteriyor. Önce içerde, yürekte iman oluşmadıysa, Kutsal Ruh’un ateşiyle yüreğimiz arınıp ilzam olunmadıysa dışsal su vaftizinin hiçbir yararı olmayacaktır. Ateş olmayan yerde duman tütmez sözünü anımsayalım. Vaftiz içerde, yürekte bulunan ateşin dışarıya vuran yada tüten dumanıdır. Önce yürekte gerçek ateş sonra bunun tüten dumanı vaftiz olmalı. Bu tanım bir kez daha bebek vaftizi uygulamasını dışlar. Çünkü bebeğin yüreğinde iman ateşi Mesih’i izleme kararı bulunmaz. Eyleme geçirilen bu sembolik hareketin gerisinde asıl gerekli olan öz anlam ve ruhsal ateş bulunmaz. Bu durumda neden yüzeysel kandırıcı duman oluşturulsun ki?

    ç. Vaftiz imanın ikrarı ve bireysel olarak alınan kararın toplumsal tanıklığı ve göstergesidir. Vaftiz olma esnasında sudayken vaftiz olan imanını, tövbe edip Mesih’i izleme kararını herkesin önünde ikrar ederek tanıklıkta bulunurdu. Vaftiz daima imanın ikrarı üzerine gerçekleştirilir. Vaftiz dışsal, jestsel ve sözsel bir tanıklıktır. Bununla herkesin önünde Mesih’in biz günahlılar için öldüğüne, gömüldüğüne ve dirildiğine tanıklık edip O’nu herkesin önünde Rab ve Kurtarıcı olarak izlemeye karar verdiğimizi ikrar ediyoruz. Kuşkusuz yine bir bebeğin vaftizinde böyle bir ikrar veya tanklıkta bulunması sözkonusu değildir.

    Sonuç olarak vaftizin teolojik anlamı, içeriği ve amacı bebek vaftizini doğallıkla dışlar. Vaftizin anlamı, içeriği ve vaftize bağlı sorumluluk ve bereketler o denli büyüktür ki bu bir bir bebeğe uygulanamaz ve bir bebek bunları taşıyamaz. Vaftiz uygulaması kesinlikle bir bebeğe değil ama yalnızca yetişkinlere özgü bir uygulamadır. Aksi takdirde bu bir bebeğe sürücü ehliyeti vermeye benzer. Bir tanrıbilimcinin dediği gibi: “Yeni Antlaşma’nın vaftize yüklediği anlamın ağır yükünü bir bebek kaldıramaz”

    2. Vaftizin İncil’de uygulanış sırası bebek vaftizini dışlar.

    Kutsal Kitap’taki bütün vaftiz örnekleri kurtuluş mesajını işitme, iman etme, kabul etme, tövbe ve ikrarı izleyen bir eylemdir. İsa Mesih şöyle der:
    “Bu nedenle gidin bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin; onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un adıyla vaftiz edin” (Mt. 28:19) .
    “Dünyanın her yanına gidin, Müjde’yi bütün yaratılışa duyurun. İman edip vaftiz olunan kurtulacak, iman etmeyen ise hüküm giyecek” (Mrk. 16:16).

    Burada açıkça görülüyor ki, vaftiz eyleminden önce Müjde’yi işitmek, yürekten Mesih’e iman etmek ve öğrenci olmak gerekiyor. İlk elçiler de vaftizi uygularken aynı şemayı izlediler. Elçi Petrus Pentikost günü toplanan kalabalığa uzun uzadıya kurtuluş bildirisini duyurduktan sonra “kurtulmak için ne yapmalıyız” diye soran halka şu yanıtı verdi:
    “Tövbe edin, herbiriniz İsa Mesih’in adıyla vaftiz olsun” (Elçi 2:37). Hemen sonra da şunları okuruz: “Onun sözünü kabul edenler vaftiz olundular ve o gün üç bin kadar can onlara katıldı ” (41) .

    Aynı şemayı Filipus’un müjdecilik hizmetinde de görmekteyiz. Belirtilerle Mesih’i ve O’nun kurtuluş haberini duyuran Filipus’un bildirisine birçok kişi iman etti ve daha sonra da “erkekler de kadınlar da vaftiz oldular” (Elçi 8:6,12-13). Dikkat edilsin ki bebeklerin de vaftiz olduğu belirtilmiyor.

    Habeşiştan’lı hadımın vaftizinde de aynı gerçeği görüyoruz. Filipus Kutsal Ruh’un yönlendirmesiyle hadıma yaklaşıp okumakta olduğu Yeşaya peygamberin sözünden başlayarak “İsa’yı ona müjdeledi” (Elçi 8:35) . Ve daha sonra da bireysel biçimde Mesih’e iman etmiş olan bu hadımı vaftiz etmiştir. Görüldüğü gibi vaftiz olmadan önce müjdeyi işitip anlamak, iman etmek, tövbe etmek ve ikrar etmek gerekiyor. İman her zaman vaftizden önce geliyor. Herhangi bir bebek vaftizinde bunların bulunmadığı belirgindir. Bebek vaftizinde Kutsal Kitap’ın bu vaftiz sırası tümden değiştirilerek çiğnenmektedir. Bu durumda eylemsiz iman ölü olduğu gibi iman olmadan yapılan bebek vaftizi de ölü ve geçersizdir (Yk. ). Böyle bir girişim hiçbir eğitim görmemiş kişiye diploma vermeye, savaşmayan birine madalyon takmaya ve yarışmaya katılmayanı da ödüllendirmeyene benzer.

    3. Kutsal Kitap’ın yalnızca imanla kurtuluş öğretisi bebek vaftizini dışlar.

    İmanla kurtuluş Kutsal Kitap’ın temel bir öğretisidir. Günahlı varlık Kutsal Kitap’a göre ne hayır işleriyle ne sevapla ne de uygulanan bir sakramentle değil yanlızca iman yoluyla inayetle kurtuluşa erişebilir (bkz. Rom. 1:17; 3:22,26; 4:5; 5:1; Gal. 2:16; Ef. 2:8; İbr. 11:6). Ama Katolik, Ortodoks ve bazı Protestan kiliselerinin bebek vaftizini yenileniş, af bulma, yeniden doğuşu elde ederek Tanrı’nın topluluğuna katılma olarak öğretmeleri Kutsal Kitap’ın sadece imanla kurtulma öğretisine taban tabana zıt düşer.
    Kutsal Kitap’ta vaftiz eylemi daima iman bağlamında uygulanmaktadır. İman ve imanın ikarı her zaman vaftizden önce gelip vaftize eşlik eder. Kurtuluş sağlayan vaftiz eylemi değil insanı vaftiz olmaya yönelten imandır. Vaftiz yürekteki imanın dışa vurumu, konkretize oluşudur. Bir anlamda içte alınan kararın resmiyete dökülerek imzalanışıdır. Oysa bebek vaftizi boş kağıda atılan anlamsız bir imza yada vurulan bir mühür gibidir. Kutsal Kitap’ta her zaman sadece iman edenlerin vaftiz edildiğini okuyoruz. Vaftiz adaylarında aranan temel koşul daima iman olmuştur. “Vaftiz olunmamam için engel nedir?” (Elçi 8:36) sorusu açıkça elçilerin vaftiz için bazı koşulların yerine getirilmesini beklediklerini gösterir. Bazı el yazmalarında “tüm yüreğinle iman edersen bu mümkündür” yanıtı da temel şartın iman olduğunu vurgular.

    Elçi Petrus’un “bizim gibi Kutsal Ruh’u alanların vaftiz olmalarına kim engel olabilir” (Elçi 10:47) sözü de elçilerin yalnızca tövbe adımıyla Kutsal Ruh’u alanları vaftiz ettiklerini gösterir. Zaten açık biçimde Mesih de “iman edip vaftiz olan kurtulacak iman etmeyense yargılanacak” dememiş midir? (Mar. 16:16). Dikkat edilsin ayetin sonu vaftiz olunmayanların değil iman etmeyenlerin yargılanacağını belirtiyor. Sonuç olarak vaftiz veya sakramentler aracılığıyla kurtuluş duyurusu İncil’in iman yoluyla inayetle kurtuluş müjdesinden apayrı bir müjdedir (bkz. Gal. 1:9)

    Kutsal Kitap’a göre vaftiz kesinlikle ileride sahip olunabilecek iman üzerine değil yürekte zaten var olan iman üzerine uygulanır. Bunun dışında uygulanan her vaftiz gerçeğin çarptırılmasından başka bir şey değildir. Dolayısıyla vaftiz için aranan temel koşul iman bebekte bulunmadığından bu uygulama Kutsal Kitap’a ve onun imanla kurtuluş öğretisine aykırıdır.

    4. Kutsal Kitap’ta hiçbir bebek vaftizine rastlanılmaması bebek vaftizini dışlar .

    Belirttiğimiz gibi Kutsal Kitap’ta aktarılan vaftiz olaylarının tümü de olgun ve aklıselim insanların vaftiziyle ilgilidir. Bilinçli ve bireysel iman ve tövbenin sonucunda yapılan vaftiz. Ama bazıları İncil’de sözü edilen bazı ev halklarının vaftizini ileri sürerek bu ev halkında bebeklerin de bulunduğunu ileri sürerler. Acaba bu böyle midir? Araştıralım.

    Elçilerin İşleri kitabında “ev halkıyla birlikte vaftiz olan” beş olaydan söz edilir. Bunları yakından incelediğimizde bariz biçimde bebeklerin vaftiz olan yetişkiler arasında bulunmadığı anlaşılır. Örneğin Yüzbaşı Kornelyus’un ev halkı hakkında okuyoruz ki hepsi de “Tanrı’dan korkardı” (Elçi 10:2) , bütün ev halkı, akraba ve yakın dostların hepsi de Rabbin Petrus aracılığıyla söyleyeceklerini “dinlemek üzere Tanrı’nın önünde toplanmışlardı” (ayet 33) , Petrus daha konuşmaktayken Kutsal Ruh sözü “dinleyen herkesin üzerine indi” daha sonra da bunlar “dillerle konuşup Tanr’yı yüceltiyorlardı” (ayet 44-45) . Daha sonra da Petrus Kutsal Ruh’u alan bu kişilerin vaftiz olunmasında hiçbir sakıncanın bulunadığını bildirerek onları vaftiz etmiştir (ayet 47-48). Kaydedilmiş bu ayrıntılar açık biçimde bu ev halkı vaftizinde bebeklerin bulunmadığını gösteriyor. Çünkü bebekler henüz Tanrı korkusu hususunda bilinçlenmemiştir, onlar bir konuşmacıyı dinlemek için bir yere toplanamaz ve dillerle konuşup Tanrı’yı yüceltemezler.

    Başka bir örnek de zindancının “ev halkıyla” vaftiz olmasıdır. Bu olayda da açık biçimde vaftiz olunanlar arasında bebeklerin bulunmadığını anlayabiliriz. Çünkü Pavlus’un hem zindancıya “hem de ev halkının hepsine Rabbin sözünü bildirdiğini”, hemen sonra da zindancının ev halkıyla birlikte vaftiz olduğunu ve “Tanrı’ya inanmanın onu ve evindekilerin hepsini sevince boğduğunu” okuyoruz (bkz. 16:32-34). Kuşkusuz bir bebeğe burada bildirildiği biçimde vaaz edilmez ve bir bebek Tanrı’ya iman ettiği için bu şekilde sevince boğulamaz. Bu ev halkını oluşturanlar arasında bebeklerin bulunmayıp aklıselim genç-yaşlılar olduğu açıktır.

    Havra yöneticisi Krispus’un ev halkıyla vaftiz oluşu da aynı biçimde bireysel imanı izleyen adımın bir sonucu olmuştur. Açıkça bildirilmektedir ki Krispus ve “ev halkı Rabbe inandı. Pavlus’u dinleyen Korintliler’den birçoğu da inanıp vaftiz oldu” (bkz. Elçi 18:8). Elçi Pavlus da “İstefanos’un ev halkını vaftiz ettim” derken (1Ko. 1:16), aynı mektubun son bölümde bu ev halkı içinde bebek bulunmadığını gösteren şu ifadeyi okuruz: “Ahaya’da ilk iman eden ve kendilerini kutsalların hizmetine adayan İstefanas’ın ev halkını bilirsiniz” (1Ko. 16:15). Kuşkusuz bebekler ne iman edebilir ne de kendilerini inanlıların hizmetine adayabilirler.

    Şunu da belirtelim ki Kutsal Kitap’ta kullanılan “ev halkı” ifadesi genel ve esnek bir ifade olup ailenin herbir ferdini içermeyebiliyor. Örneğin 1Samuel 1:21’de “Elkana’nın RAB’be yıllık kurban sunmak üzere ev halkıyla birlikte Şilo’ya gittiğini” okuyoruz. Oysa biliyoruz ki, eşi Hanna ve Samuel evde kalmışlardı.

    Birçok araştırmacı teolog açık biçimde İncil’de ve ilk kiliselerde bebek vaftizinin uygulanmadığında hemfikirdir. Örneğin bu konuda uzman bir teolog olan G. Beasley-Murray şunları söyler: “İncil üzerinde kritik bir çalışma yürüten biçok bilgin Yeni Antlaşma’da ilk kilisede çocuk vaftizi uygulamasının bulunduğuna dair hiçbir kanıt bulunmadığında hemfikirdirler”. (A. Kuen, Baptem, sf. 182).

    Bazıları bu bariz gerçekler karşısında kilisenin ilk çağlarında bebekleri vaftiz etmediğini ama bunun ilk kuşak inanlılar için doğal olduğunu sonraki kuşaklarda yetişkinlerin vaftizinden bebek vaftizine geçildiğini ileri sürerler. Hristiyanlık iyice yerleştiğinden artık bebek vaftiziyle yetinilip büyüklük vaftizine gerek olmadığını düşünürler. Bu durumda aynı mantık yaklaşımında şu sorulabilir: Madem ki, yetişkinlerin vaftizini bebeklik vaftizi almıştır ve yetişkinlerin vaftizine artık gerek yoktur o halde vaftiz gibi iman, tövbe, ikrar, yeniden doğuş da yetişkinler için artık gerekmez. Bunlar sadece ilk kuşak insanları içindi! Çünkü vaftiz adımı anlamı gereği bunları da içinde barındırıyor. Böyle bir yaklaşım kuşkusuz Kutsal Kitap’ın öğretisine tümden aykırıdır. Acaba Katolik ve Ortodoks kiliselerine mensup olanların bireysel iman ve tövbeye yanaşmamalarının temel nedenlerinden birisi de bu yaklaşım mantığı değil midir?

    Rev. Sarkis PAŞAOĞLU

6 yazı görüntüleniyor - 1 ile 6 arası (toplam 6)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.