• Bu konu 1 izleyen ve 0 yanıt içeriyor.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #26452
    Anonim
    Pasif

    Bazı üyelerimizle Mesih imanlıları arasındaki sorulu cevaplı yazışmaları dikkatle ve ilgi ile izlerken aldığım İNCİL esinleri, içimde Kurtarıcı Rab İsa Mesih’e hamtlarım oldular! Demek oluyor ki, Kutsal Ruh esinleri, O’nun bize içimizde cereyan eden açıklamalarıdır! İnsan düşünceleri gibi sığ değildirler. Mesih Ruhu ile irtibatlı olanların aldıkları bildiriler, İNCİL’de yazılı Allah sözlerini ruhumuzda bilinir yapıyor! Allah’ın verdiği bilgiler o kadar derindir ki, insanları sığlıktan alıp kendi derinliğine götürüyor!

    Zamanın Yahudi din bilgini ve bilgin yetiştiren, Nikodimos adlı bir Ferisi, İsa’nın ağzından sözler dinlemek için geceleyin İsa’nın yanına gelmiş ve ona sorular sormuş: İsa’dan aldığı ilk yanıt şu olmuş: “Doğrusu ve doğrusu sana derim: Bir kimse yeniden doğmadıkça, Allah’ın egemenliğini göremez.”(Yuhanna 3:3).

    İNCİL’den okuduğumuz Mesih sözlerini, zihnimizde topladığımız bilgilerle ve oluşturduğumuz kendi mantığımızla irdelediğimiz zaman, gerçeğe değil; ancak sanrılar ve hayaller âlemine sürükleniriz. İNCİL’de yazılı Allah’ın sözleri, onları okurken bize sığ görünürler! İtiraf edeyim ki, ben de, sık sık sanrılara kapıldım ve hayaller âleminde kayboldum!

    Gerçeği ve doğruyu bilirkişilerden sorarak öğrenebileceğimi sanırdım. Fakat İsa’nın ” doğrusu ve doğrusu sana derim” sözü, İNCİL satırlarında dikkatimi ve ilgimi çektiğinden beri, içimde oluşan O’na güvenle, İNCİL sözlerini okurken bilmediğim şeyleri şöyle sormağa başladım: “Bunu bana sen bildir!”. Çünkü, “doğrusu ve doğrusu ben size derim” demesine bakılırsa, başkalarının anlatmalarında insanların
    anlamalarını engelleyen güçlükler ve sorunlar var! İNCİL’den okumakla hayat sahibi olamadığımız gibi, başkalarına anlatmalarımızla da, onlara hayat veremeyiz. Peki ama, bu sorulu cevaplı yazışmalarda sonuç ne oluyor? Sığ sularda yüzmeğe çabalıyoruz sanırım! Ama Mesih İsa ile karşılaşmış kardeşlerin etkilendikleri ve bu karşılaşmalarda yumuşayıp ağladıkları hep vaki olmuştur! O tanıklardan biri de, benim. İsa, hiç kimsenin bana tarif ettiği gibi değilmiş meğer! O’nun ağzından işittiklerim, İNCİL’de yazılı sözlerinden daha güçlü ve egemen sözler! İşte bunun içindir ki, İNCİL okuyan herkes, sözleri Rab’bın ağzından da, işitmeğe çağrılıdır! Kutsal Ruh, yani Mesih Ruhu, İsa Mesih’i ve İNCİL sözlerini bize bildiren ve bize bilinir yapan en güçlü öğretmenimizdir! (Yuhanmna 14:25,26).
    Çağımızın devasa adımlarla ilerleyen bilgi ve teknoloji devi, insanlar üzerine kurduğu hakimiyeti ile Allah’ı gereksiz sayıyor! Bu devin kolları arasında insanlar yine mutsuzdurlar, yine doyumsuzdurlar! Kitabı Mukaddes ve özellikle de, İNCİL, içerdiği sözlerle anlaşılmaz olduklarından, onlara sığ görünüyor. Dünyanın ve çağın öğretişleri, insanlara Allah’ı yabancılaştırıyor!

    Allah bilgisine susamış olanlar, bilgilerinde Allah’ın da, bulunmasını dilerler. Bilimin ve teknolojinin kucağında tatmin olanlar için İNCİL’de
    şu söz dikkat ve ilgimi çekiyor: “Ve bilgilerinde Allah’ın olmasını münasip görmediklerinden, Allah onları uygun olmayan şeyler yapmak üzere merdut fikre teslim etti.” (Rom. 1:28). Mesih Ruhu’ndan esin aramayanlar, boş fikirlere kapılarak hem kendilerine, hem de çevrelerine sorunlu olurlar, insanlara zarar veren fikirlere kolayca kapılırlar.

    Bilime ve teknolojiye hiçbir Hristiyanın karşı olduğunu düşünmüyorum. Ama bilim ve teknolojiyi insanların mutluluğu için kullanmağı düşünen Hristiyan bilgin, bilgisinde Allah’ın da, bulunmasını arar. “Bana sen bildir” der. Bilim ve teknolojiyi kitle imha silahlarında kullananlar, Hristiyan değildirler! Gerçek Hristiyanlar, öldürmeğe değil, İsa Mesih uğruna ölmeği öğreniyorlar. Bu ölüm, fizik ölümden ziyade “günahlara ölüm” şeklinde telaffuz ediliyor İNCİL’de! Çünkü Kurtarıcı Rab İsa Mesih, insan formunu aldıktan sonra, gelmiş, geçmiş ve gelecekteki bütün insanların günahlarını omuzlarında taşıyarak haç ölümü ile ölmüştür.

    Birçok ülkede olduğu gibi, ülkemizde de, İNCİL’i karalayanlar var. Batılı ülkelerin Ortadoğu ülkelerinde yaptıkları yanlışlıkların, tarihte geçen haçlı seferlerinin bir devamı olduğunu düşünenler var. Haçlı seferleri düzenlenirken onlara ilk tepkiler gerçek Hristiyanlardan geldiği için yüzbinlerce Hristiyan, Haçlı seferlerini düzenleyenler tarafından katledilmiştir! Sağ kalan Hristiyanlar(Cizvitler) iskandinav ülkelerine kaçmışlar ve İsa Mesih’i oralarda da, insanlara müjdelemişler!

    Kurtarıcımız Rab İsa Mesih, bütün dünyanın günahlarını yüklenmiş halde o haçta ölüme terkedildiği zaman, Baba’ya şöyle yakarmış: “Baba! Onlara bağışla; çünkü ne ettiklerini bilmiyorlar.” (Luka 23:34). Ve bunu, suskunluğu izlemiş! Susmak bilmeyen insan benliği, haça gerili İsa’ya bakıp susmayı bir gün kırılma noktasında öğrenecektir.
    İsa’nın haçı, Hristiyanın kırılma noktasıdır! İsa’nın haçı, O’nu izleyenin sessiz kaldığı noktadır. İsa’nın haçı, bizi hayata geçiren dar kapıdır. O’nun önünde susarken bize güven ve güç verir.

    Haç taşımak, bazılarımıza ağır gelir. Ama İsa’nın önünde dize geldiğimiz zaman, haçı taşımağa bize yardım eder. Ve İsa’nın yüceliği bize orada açıklanır. O’nun şahidi Petrus, haçı “Allah’ın kudretli eli” olarak görmüş sanırım! Ve şöyle demiş: ” Bunun için vaktinde sizi yükseltsin diye, Allah’ın kudretli eli altında nefsinizi alçaltın.” (I.Petrus.5:6). Biz susarken, bu çeşit ölüme verilmiş oluyoruz. Ölüler konuşmaz
    Bunu tam bu noktada düşünürken Pavlus’un şöyle dediği hatırıma geldi: “Şöyle ki ölüm bizde, fakat hayat sizde âmil oluyor” (II.Korint. 4:12). Mesih İsa’nın adına vaftiz olunduğumuzdan beri, İsa’nın ölümünü bedenimizde taşıyoruz. Âlimler karşısında cahillikle suçlanırsak ne yapalım? Bize zor gelen o susma haçını taşırsak bize ne olur? Kurtarıcımız Rab İsa Mesih’in şu duası bizi Baba’nın önüne getirir: ” Ey Baba, göğün ve yerin Rabbi, sana şükrederim ki, sen bu şeyleri bilgelerden ve aklıllılardan gizledin, ve onları küçük çocuklara açtın; evet, Baba, zira indinde böylece hoş göründü.” (Matta 11:25,26).

    Bilim ve teknolojiye gönül vermiş bir insan olarak, Mesih bilgisinin üstünlüğü, beni kendisine daima hayran bırakmıştır. Ve Pavlus’un eriştiği Mesih bilgisinin üstünlüğüne ben de, inanıyorum. Şöyle yazmış Pavlus: “Evet, kendisi uğruna her şeyi zayettiğim Rabbim İsa Mesih bilgisinin yüksekliğinden ötürü, gerçekten her şeyi zarar sayıyorum, ve süprüntü sayıyorum, ta ki Mesih’i kazanayım;” (Filipi. 3:8). Hristiyanlar olarak paylaştığımız bu şeyler, Hristiyan olmayanlara sığ gibi görünür. Onları küçümsemiyorum. Ancak, çağımız bilim ve teknolojisi, insanı kendine tutsak ediyor ve Allah’ı yabancılaştırıyorsa, böyle bir bilim ve teknoloji, bize zarar veriyor demektir. Bilgisayar ustaları olan Hakerler, bilgilerinde sevgi ve Allah korkusu olmadığı için, başkalarına zarar verebiliyorlar! Nükleer bilgisine sahip olup bu gücü kullananlara nasıl güvenebiliriz? Bu bilgilere sahip olanlar da, Allah’a muhtaçtırlar; çünkü bilginin kaynağı Allah’tır. Hiroşima ve Nagazaki’de patlatılan nükleer bombaların, ve halen de, nükleer denemelerin yapıldığı ülkelerdeki bilim adamlarının ve arkalarında gizlenmiş güçlerin maksatları nedir? Eğer bu insanlar, bilgilerinde Allah’ın bulunmasını gereksiz sayıyorlarsa, kötü fikirlere her an teslim olabilirler.

    İNCİL’de her insanın Allahl’a barış yolunun açık olduğu açıklanır. Kurtarıcımız İsa Mesih, bu barışı sağlamıştır. Bu sitedeki bazı kardeşlerin yazdıkları yazılar, Allah’la konuşmanın mümkün olduğuna teşvik edicidir. Yazılara ve özellikle İNCİL’deki bu teşviklere inanamayanlar, iç sessizliklerine çekilip, sitedeki kardeşlere sormak yerine, Allah’a, “Sen, bana bildir?” diyebilirler. Çünkü insan ve kitap bildirileri, Allah’ın bildirisi gibi güçlü ve ikna edici olamıyor!
    Eyub peygamber, inananlardan işittiği kadarı ile Allah’a inanıyordu.
    Ama denenmelerinde ölüm derecesinde çaresiz iken hep konuşuyordu. Konuştuğu sözlerin hepsi doğruydu. Ama söylediklerini ona Allah bildirmemiş. Rab, sıkıntılı zamanında konuşan Eyub’a görünmüş ve “Bilgisizce sözlerle takdiri karartan bu adam kim? ” demiş! (Eyub 38:2). Rab, Eyub’a dertlerinde elem çekerken görünmüş ve konuşmuş! İnsanlardan işitmekle yetinmiş olan Eyub, bu defa sözleri, karşısında duran Rab’den işitiyordu! Allah’ın ağzından sözler işitmeğe çağrılıyız! Ve Eyub, Rab’be şu yanıtta bulunmuş: “Senin için kulaktan işitmiştim; şimdi ise seni gözüm gördü. Bundan ötürü kendimi hor görmekteyim, ve tozda ve külde tövbe etmekteyim.” (Eyub 42 :5,6).

    Allah’ın insana bildirileri, insanların bildirilerinden üstündür. İnsanlardan aldıkları bilgilerle tatmin olmayanlar, Allah’a içlerinde şöyle diyebilirler: Bunu sen bana bildir. En aptal ve en anlayışsız insan, Allah’ın bildirileri ile anlayışlı ve derin bilgili olur. İNCİL’i bu bilgi ile okuyanlar, yazılı sözlerin derinliğine varırlar. Bunun içindir ki, İNCİL’de bilgiyi insanlardan edinenlere şu tanımlama var: “Daima öğrenen ve asla hakikat bilgisine erişemeyen…” (II.Timoteos.3:7). Mesih Ruhu, Hakikat Ruhu’dur. Bilginin doğrusu ve doğrusu O’nundur. Amin.

    “Fakat bizi Mesih’de daima zafer mevkibinde götüren, ve her yerde
    kendi bilgisinin hoş kokusunu vasıtamızla izhar eden Allah’a şükür!” (II.

    Korint.2:14).

1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.