ANASAYFA Forum DİNLER, MEZHEPLER, İNANÇLAR… Ateizm Ateistin ninnisi…

  • Bu konu 3 izleyen ve 8 yanıt içeriyor.
9 yazı görüntüleniyor - 1 ile 9 arası (toplam 9)
  • Yazar
    Yazılar
  • #26828
    Anonim
    Pasif

    Ateistler herşeyi üstten süzdüklerini sanıp, kuruntulardan kurtulmuş bir vizyona sahip olduklarını düşünürler hep. Aslında yaptıkları yeni bir evren tasviri uydurmaktan, yeni bir ‘din’ ve kuruntu edinmekten başka bir şey değildir. Geceli gündüzlü bu tasviri bir yobazın kuruntularını zikrettiği gibi kendilerine zikrederler, bu ‘ninni’ ile kendilerini uyuturlar.

    Ateizm yobazlığı çok kolay farkedilebilecek bir şeydir, her aklıselim insan tarafından. ‘Benim kontrolümün dışına bir şey yok, hayatımı düzenlemek tamamen benim elimde’ türünden besbelli varlıksal bir paniği örtbas edecek kendi kendini inandırma telaşıdır hep. En kabasından, en yontulmamış olanından bir nev’i putperest dindarlıktır ateizm. Maddi bir nesneye tapış putperestliği değil ama zihinsel bir anlatıya tapış putperestliğidir. Fark pek de büyük değildir yani sonuçta.

    Bu son zamanlar Latin Amerika’daki depremler vesilesiyle hepimiz bunca kez işitmişizdir ‘Tanrı var ise nasıl izin veriyor bu tür şeylere’ şeklinde sözleri… Peki, Tanrı’nın varolmadığını varsaysak ne değişecek ki bu tür felaketler karşısında? Bu tür felaketlere bir izah mı teşkil etmiş olacak Tanrı’nın varlığını yok saymamız. Yoksa bu tür felaketlerin olmasına engel teşkil edecek bir şey mi olmuş olacak? Tanrı’nın varlığı bir masaldan bile ibaret olsa hiç olmazsa teselli veren, anlam kazandıran bir şey. Ateist bir varoluş tasvirinin verebileceği hangi teselli olabilir ki? Ateizmin dünyası yalın metal gibi soğuk ve katı bir yalnızlık dünyası. Bu tür bir varoluş izahı mı bu gibi felaketler karşısında insana reva görülen… Zaten adam yanmış bir de sen git ‘Tanrı yok’diye kafasında vızılda…

    Tanrı’nın var olup olmadığı akıl düzeyinde hiç bir zaman kanıtlanamayacak bir şeydir. Aklın tüm algıladıkları ve kurdukları birer aciz tasvirden ibaretlerdir de ondan. Gerçek ise her zaman kendisiyle ilgili her tür tasvirleri aşar. Tasvirler onun içeriğidir her zaman, Gerçek tasvirlerin içeriği olamaz.

    Ruh’ul Kudüs’ün vahyi işte tam da bu tasvirlere sığamayan Gerçeğe bizzat ve şahsen şahit kılar insanı. Tasvirlerin ardındaki Gerçeği ‘görür’ insan o zaman. Ondandır ki büyük mistik ve azizler Hakikat bilgisinin bir ‘malümat’ değil bir ‘manzara’ olduğunu vurgularlar hep. Güneş’in varlığından haberdar olmak gibidir Hakikat bilgisi. Güneş’e doğrudan bakamayız, bakarsak kör oluruz ama saçtığı ışıktan orda olduğunu biliriz. Bu düşünsel bir tasvir değildir, bir şahitliktir. Etrafı görüyor olmamız ışığın varlığına zaten sezgisel, aracısız bir emin olma durumudur.

    Bir ateiste rastgeldiğinizde kendisi konuşuyorken bir aralığına söylediklerini bırakın da söyleyiş tarzına bakın… Ya bir hışım, ya bir alaycılık, ya bir ironı, ya bir karşısındakilere karşı hakimiyet kurma tasasının farkına varacaksınız. Ve, genelde, sadelikten olunmuşluğun gerginliğini sezeceksiniz. İsyankar nefsin kontrolü ele geçirmiş olduğunun en elle tutulur belirtisidir sadeliğin yokluğu nitekim.

    Ateist’lerin de ‘yetimlik’ten kurtulmalarını dileyelim biz ama…

    #34800
    Anonim
    Pasif

    sayın viran dede,,

    keşke bunları sizle yüz yüze konuşabilseydik, tanrı nın varlığı asıl ise senin için ateistleri ilkel benliklerinin esiri olmuş sözde bilge ukalalar olarak tanımlama öyle algılatma çabası içerisine gireceğinize asıl inanç ve isbatınızı ortaya koyardınız. yani sizin yaptığınızın onlardan ne farkı kalmış ki. özellikle yazınızın son paragrafında bu temayı işlemektesiniz; peki size sorsam aynı duruşu incil de pavlusta görmezmiyiz, insanlara hitap tarzında sizin ateistlere atfettiğiniz yaklaşıl biçimleri yokmudur?

    bir konunun iyi anlaşılması için sosyal bilinç seviyesi açısından yetkin ve donanımlı olan kişi önce bakışları ile muhataplarına odaklanır, sonra bu derin anlamlı bakışlarını söylemleri etkin kılar, daha sonrasında vücut haraketleri ve mimikleri ile ilki iki tamamlayarak karşıya etkili olabilmenin son hamlesini yapar.

    ateizm nasıl bir din olabilir ki? tüm din bilimcilerin, din otoritelerinin, teologlarının birleştiği ortak nokta din olgusunun Tanrıya varabilme ibir yolu olduğu bileşkesi değilmidir? Tanrı ya yer olmayan bir fikirler bütünün içerisinde manevi anlamda hangi din olgusundan ve inancından bahsedebilinir ki? Kaldı ki ateistler bilimin sonsuzluğuna inanırlar, O na saygılıdırlar, aforozcu bir yaklaşımlarıda kesinlikle yoktur. dediğiim gibi viran dede kardeşim keşke bunları yüz yüze konuşa bilme imkanımız olsaydı. saygılar ve sevgiler

    #34801
    Anonim
    Pasif

    Sevgili Vatan… bu diyeceklerimin sevgiyle, yıkıcılık değil kuruculuk ile söylenmiş olduğunu bilin bir kere… Demiş olduğunuz gibi yüz yüze konuştuğumuz yok, dolayısıyla hitabediş tarzımın nasıl olduğunu bilmenize de imkan yok. O eleştirdiğim ateizm tavrının türünde olup olmadığını bilemezsiniz. Ama… işin niyet kısmını Rab’be bırakıp bazı pratik konular üzerinde odaklanalım…

    Birincisi… Cümlelerimizin, paragraflarımızın başlangıç yerlerinde büyük harf kullansak cümlelerin nerde başlayıp nerde bittiği çok daha kolay algılanılır. Eğer bunu dahi yapma gereksinimini hissetmiyorsak hangi tür ‘sosyal bilinç seviyesi’ ve ‘bilimsellik’ten bahsedebiliriz canım kardeşim? Bu tür şartlarda iletişim salihliği olan bir sohbet olabilir mi?

    Ateizme gelince kendisi hakkında ‘din’ derken ufak bir tırnak işaretleri içersine aldım, dikkatinizi çekmemiş belli. Kelimeyi tırnak işaretleri arasına almamın nedeni çok özel bir anlamda kullandığımdandır. Orda ‘din’ derken Evren’in bilgisinin tümüne akli açıdan sahip olmadan (ki zaten öyle bir şey imkansızdır, bilginin sayısal sonsuzluğundan dolayı) sadece inanç yolu ile oluşturulmuş bir tasvirine yatırım yapmaktan bahsettim. Bu anlamda ‘Marksizm’in de bir ‘din’ olduğu söylenebilir rahatlıkla, her ne kadar Marksist’lerin kendileri bunu kabul etmeyecekse de.

    Ama… aynı zamanda… kim demiş tüm din bilginlerinin dini Tanrı’ya varma yolu ile özdeştirdiklerini. Budizm’de mesela Tanrı diye bir kavram konusunda tartışmaktan kaçınma bu geleneğin temel öğretilerinden birini teşkil eder. Budizm din değil felsefedir diyebilirsiniz ama… bir felsefenin içresinde mum yakılıp, niyetlerde bulunulduğu, ayinlerin yapıldığı tapınakları olmaz. Üstelik o sizin bahsettiğiniz din alimleri Budizm’i yaklaşık her zaman bir din olarak betimlerler. Veya Yeni Eflatunculuk (Neo Platonizm) nedir sizce… felsefe midir, din midir? Ordaki ‘Mutlak Bir’ kavramı felfsefi bir kavram mıdır yoksa dini bir kavram mıdır? Eğer sade felsefi bir kavramsa Yeni Eflatunculuk’taki Teurji (Tanrı’ya varmaya yönelik ayinsel yaşam, riyazet ve vecde gelme olayları nasıl izah edilebilir?

    Benim demek istediğim Modernlik ötesi (Post modern) terimlerinden ‘özcülüğün reddi’ ile ilgili, bir bakıma. Yani herşeyin ama herşeyin, ister din olsun, ister felsefe, ister ideoloji, neticede sadece bir anlatıdan ibaret olduğu. Ve zihnin yegane aracı anlatı olduğuna göre ‘anlatı’ların ötesine geçebilmesinin mümkünün olmadığı. Karanlığı elde bir fenerle aramaya benzer öyle bir şey :-) Yazımın sonunda Ruh’ul Kudüs’ün ‘anlatı’ların ötesine geçmenin yegane yolu olduğunu da ekledim (ki tabi Modernlik ötesi anlayışa göre bu da sadece bir iddiadır, ‘ispat’ edilebilecek bir şey değildir). Ama Ruh’ul Kudüs’ün insanın bilincinde satha çıkardıkları, dediğim gibi yeni bir anlatı veya tasvir değil, bir manzaradır. Bir düşünce içeriği, bir ‘anlatı’ olmadığındadır ki zaten tüm azizler Ruh’ul Kudüs’ün insana ifşa ettikleri söze sığamayacak şeylerdir diye apaçık beyanlarda bulunmuşlardır. Yani, başka türlü söylenecek olsa, azizlerin görüşü Modernlik ötesi görüşü reddetmeyen, aklın sınırlılığını vurgulaması açısından haklı bulan ama ‘anlatı’ların ötesinde bir gerçeğin de olduğunu savunan bir görüştür.

    … … …

    Tabi ki bir ateistle de oturulup sohbette bulunulabilir. Kendisini kibirli bir tavırla kaşrılayacağımız yok ama… ateistin sorunu insanın varlığının tümünü akılsallığa hapsetmiş olup akılsallığın ötesinde bir şeyin olabilme ihtmaline kendisini tamamen kör ve sağır etmiş olmasıdır. Öyle biriyle mülakatta bulunulduğunda söylenecek olanların en ziyadelisi bu şurdaki metinde söylenenler olabilir… Ondan sonrasına kalan tek şey ‘Tanrı aydnlatsın’ temennisidir.

    Kilise tarihinde büyük Hristiyan düşünürler hiç bir zaman ateistlerin kibirli tavırlarını takınmamışlardır. Oturmuş, ciddi mi ciddi koca koca izah edici metinler düzmüşlerdir. Daha Hristiyanlığın ilk senelerindeki Roma devirlerinde bile şehit Aziz filozof Jüstin gibi, İskenderiye’li Klement ve Origen gibi nice çok ciddi düşünürler cilter dolusu eserler yazmışlardır, karşıt düşüncelere cevaplar versinler diye. Kuzey Afrika’lı Aziz Ogüstin, Anadolu’nun Kayseri’sinden Aziz Basilyus, kardeşi Aziz Gregorius, Beşinci yüzyılın İstanbul’unda yaşamış Aziz Maksimus’un (yazdıklarının cürretinden dolayı eli ve dili kestirilmiştir, zamanların Bizans yönetimi tarafından, ceza olsun diye) yazıları bir okunsa insan ciddiyetleri karşısında ağzı açık kalır.

    Ama… bu günlerde moda olmuş Hawkins’in ‘Tanrı yanılgısı’ kitabına da şahane karşıt yazılar yazılmış, kitaplar neşredilmiştir (özellikle Alister Mc Grath’ın kitaplarını salık veririm, kendisi de pozitif denen bilim dallarında okumuş biri) ama… çağımızın narsisist insanı Hawkins türü ‘maytap’lardan büyülenen bir safdilliğe gömülü yaşayan biri, ne yazık ki.

    Umarım yazım izah edici olmuştur. Olmamışsa, soruverin… bizim kimseye üstten baktığımız yok. Ama işte… ateizmin karşında da sussuz duracağız diye bir kuralımız da yok elbet.

    Dilekler…

    #34803
    Anonim
    Pasif

    Bu arada bazı düzeltmeler yapayım kendime:

    Dawkins’e Hawkins demişim (ismini kozmolog olan ikincisiyle karıştırmışım, benzerlikten dolayı). Aziz Maksimus ise beşinci değil, altıncı ve yedinci yüzyıllarda yaşamıştır.

    Bir de şunu not edeyim, aradaki fark çok önemli çünkü:

    Benim eleştirim ‘militant’ olarak tanımlanan ille de ‘Tanrı’nın yokluğundan eminiz’ türünden tavır takınanlara karşı. ‘Bilmiyorum, belki vardır belki de yoktur’ türünden samimi bir şekilde bilmiyor olduklarını itiraf edenlere karşı değil. Onlar zaten ‘ateist’ değil… ‘agnostik’ denebilir kendilerine.

    Şunu da söyleyeyim ki dinin siyasete ve menfaat dolaplarına alet edilmesinden dolayı kendisine karşı allerji geliştirmiş bazı ateistim diyenler de vardır ki aslında ateist oldukları yok müesseseleşmiş, siyasete alet edilmiş din karşıtı oldukları vardır. Ama samimi dindarlıkla sahte dindarlığın farkını hiç irdelememişler bilinçlerinde, topyekün bir red tavrı almışlardır. Bu gibi insanların arasında çok sade yaşayan, dürüst ve fedakar insanlar vardır şüphesiz. Dini reddedişleri bile dürüstlüktendir hatta. Ve, bu türden olanları gerçek bir mümin ile karşılaştıklarında hemen içlerinde samimi sorgulayış belirir, saygı gösterirler.

    İnciller’deki Pontius Pilatus mesela Roma ordusu subaylığı sertliğine sahip ama aynı zamanda vicdanının sesi ölmemiş biri olarak karşımıza çıkıyor. Son anına kadar da Efendimiz’i çarmıhtan kurtarmak için kendince elden geleni yapıyor, artık bir şey yapamayacağını anladığında ise ‘bu işin sorumluluğunu siz yükleniyorsunuz, ben ellerimi yıkıyorum’ diyor… Bazı apokrif anlatılara göre Pontius Pilatus sonradan Hristiyan olmuşmuş. İnciller’deki anlatılardan öyle bir gelişmeye hazır biri olduğu izlenimi veriliyor gerçekten de…

    Özetle, bizim eleştirimiz bir kalp katılaşmışlığı olan ‘ateizm’e karşı, Tanrı’nın varlığı konusunda kolay ve hazır cevapları hazmedemeyen bir bilinç dürüstlüğüne karşı değil kesinlikle.

    #34804
    Anonim
    Pasif


    Sayın Viran dede
    Benim söylediklerim yıkıcılık değil, kuruculuk içindi demişsiniz. Yıkıcı olmak için ele Allah adına kılıçlar alarak sözde adalet dağıtmak ile olmaz biliyorum. Çok iyi süslenmiş, seçilmiş ve ambalajlanmış söylemler ile halk yığınları önüne çıkmak bazan en güçlü silahlardan çok daha etkili olduğuda bilinmektedir.
    Benim altını çizmek istediğim Din söyleminin günümüz dünyasında ne anlamda ve ne maksat ile kullanıldığı idi. O’nu tırnak içerisine almak hayatın içinde nasıl algılandığını gerçeğini değiştirir mi? Ya da değiştirmeye yeter mi?
    Marksizm tırnaklı ya da tırnaksız bir din ise eğer; neden insanların manevi ve Rursal yaşamlarını düzenlemez? Hayır ama öyle yapmasa bile Tanrı’nın yokluğunu insanlara dayatır, bunu kabül etmeye zorlar derseniz. Bu günkü vatikan’ın ilk zamanlarından doğuya kaçmak zorunda kalan ortadokslar tüm inançları ile ve kliseleri ile günümüze kadar nasıl gelebilmişlerdir. (S.S.C.B) Marksizm bir Din ise; satanizm, mormonlar, Tanrı’nın çocukları, Uluslararası yol, Tanrı’nın radyo Klisesi, Teosofi, Spiritizm, New Age, Eckankar, Üniter birlik, Yehovaa şahitleri de birer din değilmidirler? Hristiyanlık neden bir Din değildir? Bu saydıklarımızın bir çoğu Hristiyanlığın içerisinden türemiş ve bunlara Din deniyor ise bu oluşumların ortaya çıkmalarının arkasında ki temel sorun nedir? Ana amaç insanlığın benlik dürtülerinin ağır basarak tüm Ruh u ve bedeni esir alması hali olabilir mi? Marksizmde bu tür bir benlik varmıdır? yoksa marksizm insanların sosyal, ekonomik vb.gibi yaşam koşullarının insansal değerleri ile mi ilgilenir?
    Budizm Tanrı ile ilgilenmez. O’na ayrılan süreyide yitik, kayıp boşa harcanmış bir zaman sayar. Ama sizin söylediğiniz gibi ayinler, törenler yapıyorlar ise eğer; burada irdelenmesi gereken etik soru şu olmalıdır: Tek Tanrı’lı ve yazılı metinleri, kitapları olan Din, inanç ya da dinler ortada yok iken Hinduizm, Budizm vardıysa; sonradan ortaya çıkan bu din ya da inançların hinduizm ve budizmden etkilenip etkilenmedikleri sorusu olmalıdır. Tevrat’ta geçen 10 emir hinduizm ve Budizmde var mıdır, yok mudur?
    Yazımda yüz yüze konuşabilme imkanımız olsaydı derken, KEŞKE kelimesini özenle kullanmıştım. Yıkılıcılıktan uzak, yapıcı, kucaklayıcı ve hatta şakacı bir insan olduğunuza bütün benliğim ile inanıyorum sayın Viran dede. Hatta konular ne kadar önemli ve ne kadar ciddi olursa olsun arada şakalar yapılarak ele alınmasının insanlarda daha çabuk kavrama ve konulara dikkatlice odaklanma yönünde çok olumlu etkilerinin olacağınada inananlardanım.
    Yazılı bir metinde paragrafların söylediğiniz gibi büyük harflerle başlaması edebiyatın estetiği açısından önemlidir. Ama burada yazıyı kaleme alan kişinin Pc ile barışıklığı, göz ve beden uzuvlarının sağlığıda göz ardı edilmemelidir, yani bir sağlık sorunu olabilir demek istediğim bu. Önemli olan yazılı metnin akıcılığı, anlaşılabilirliği ve kolayca özümsenebilme özelliğidir.
    Neoplatonizmi sormuşsunuz; Mistik Platon felsefesinin inançlarla, dinlerle iç içe geçmesi, hatta onları etkisi altına alması halidir. Bilindiği gibi bir diğer ismide “İskenderiye Okulu” dur. Hristiyanlık inancını da İsa’dan sonra epeyce bir etkilediğide bilinmektedir.
    Saygılarımlab.

    #34806
    Anonim
    Pasif

    Vatan kardeşim merhabalar yine…

    Bilgisayarda yazmanın yoruculuğu, özellikle de insanda sağlıkla ilgili bir güçlük varsa… Evet, haklısınız, bu durumu zorlaştıran bir şeydir, kendimden bilirim. Gözlerim bir kaç seneliğine çok sancılı bir süreçten geçti bir zaman evvel, hala da bilgisayar başında fazla oturmama engel oluyor bu hassasiyet, gözde sızılar ve ısrar edildi mi başağrıları doğuruyor… Ama öte yandan madem ki yazmaya niyetleniyorum, mecburen itina göstermek zorundayım, yoksa yazdıklarımın anlaşılması zor olur. Yani demek istediğim, cümlelerin başlangıcında büyük harfler kullanmak, noktaları, virgülleri unutmamak, cümlelerin düşük olmamasına dikkat etmek, metni mümkün olduğu kadar ufak paragraflar halinde vermek bir estetik mevzuundan çok bir anlaşılabilirlilik mevzuu.

    Şimdi, dediklerinizin içeriğine gelince… Doğrusunu söylemek gerekirse ne demek istediğinizi anlayamıyorum. Dediklerime itirazınız nerde? Söylediklerimde sorunlu bulduğunuz nokta hangisi? Ateizmi eleştirdiğime mi alındınız?

    Dinin tarih boyunca çok fena bir şekilde istismar edilmiş olduğu, siyasete alet edilmiş olduğu, adına nice çirkinliklerin işlenmiş, bir riya sığınağı haline getirilmiş olduğu bir gerçek. Buna aklıselim kimsenin itirazı olamaz elbet. Ama… bu ‘Tanrı yok’ diye başka, yeni bir paranoyaya kapılmaya da neden teşkil etmemeli elbet. İnsanlar, kendi zaafları içersinde Tanrı’ya inancı bile menfaatlerine alet edinmeye çalışmış ve çalışıyorlarsa bunda Tanrı’nın hiç bir kabahati yoktur. Kaldı ki Tanrı’nın varlığı’nın kabulü kadar reddi de nefsi menfaat peşinde koşan bir niyete eşit ölçüde alet edilebilir.

    Evet… Hristiyanlık da, din olmamasına rağmen, tarih boyunca çok sık bir din haline getirilmiş, adına sürüyle saçmalıklar işlenmiştir. Ama aynı zamanda her tür fedakarlığı göze alarak Hz. İsa Mesih’e ölümlerine dek bağlı kalmış, duru niyetli insanlar da yaşamıştır yeryüzünde. Bizler niye ille de kötü olana yapışıp iyi olanı görmeyelim ki… Kötü olanı göz ardı edelim demiyorum, ancak iyi olanı da görelim diyorum. Sağlıklı takdir herşey cesurca göz önünde bulundurulduğunda işleyebilir zaten.

    Ateizme eleştirim hep bu tür bir mantık perspektifinden olmuş. Tanrı’ya inanç insanların bencilliklerine alet edilebilir ama bu Tanrı’ya sahih bir inancın da olmadığı ve… dahası Tanrı’nın varolmadığı anlamına gelmez, şüphesiz.

    Eğer bu denilenlerin herhangi birine bir itirazınız varsa anlaşılırlılığı kolay, çok kısa bir özet halinde söylerseniz ben de ona göre bir cevap verebilirim, elden geldiğince. Ama itirazınızın neye olduğunu anlayamazsam cevap da veremem tabi.

    Esenlikler…

    #34809
    Anonim
    Pasif


    Merhaba Viran dede Kardeşim

    Ateizmi eleştirmenize hiç alınmadım kaldı ki tüm yapıcı eleştirilerede açık bir insanım, eleştirilmeyi severim. Din ve İnançlara karşı biraz mesafeli duran bir insan olarak bu konularda yalın gerçekler ne kadar acı olurlarsa olsunlan onları dile getirmeyide severim.

    Ateistlerin bir Yaratıcı yok demelerine sizin inancınız gereği bir Yaratıcının var olduğu gerçekliği üzerine yoğunlaşarak hem kendinizi hemde inancınızın bu konulara akli-selim bakışını dillendirmeniz gerkliliğinin altını çizmek istemiştim.

    Beni anlayamadığınızı belirtmişsiniz, belki bende iyi anlatamamış olabilirim ve böyle bir duruma sebeb olmuşsamda özür dilerim.Fakat sizde var olan ve iyi kullandığınız Akademik usluptan ben özenle kaçınmaya çalışmıştım :) iyi anlaşılabilmek için, ama başaramamışım demekki. :) Sorularım ise açık ve netti.

    Ama inanıyorum ki diğer form sakinleri arkadaşlarda bu aşamada fikirlerini beyan ederlerse bu günkü dünyanın kronikleşmiş bir hastalığı olan inançsızlık modasını daha evrensel ölçülerde masaya yatırıp irdeleyerek kısır döngüden arınmış, verimli sohbetlerden ruhsal mutluluk verebilecek ürünleri alacağımızada inanıyorum.

    Kötü – kötülük anlaşılamaz, bilinemez ise eğer iyinin ve doğruluğun önem ve değerini tam manasıyla kavrayabilmek güçleşecektir. Bunu size katkı sunabilmek umuduyla belirtmek istedim.

    Evet Din ya da İnançların suistimal edilmesi, siyasal ve ekonomik RANT sağlama aracı kullanılması, insanların Allah – Peygamber adıyla sömürülmeleri kadar aşağılık bir davranıış biçimi olamaz. Maalesef nüfusunun % de 99′ unun müslüman olduğunu iddaa eden, dayatan ülkemizde ve yurt dışında milyonlarca insan, onlarca islami kuruluş,kurum, vakıf vb. leri tarafından sömürülmüş ve halada bu sömürüler büyük bir aymazlık içerisinde devam etmektedir.

    Bu istismar, suistimaller ve sömürme olgusu dünyada başka Dinler ve İnançlarda hiç bir zaman bu boyutlarda olmamıştır, olacağınıda sanmıyorum.

    Bir söz vardır; eksikli, kusurlu bedenler (fikirsel, düşünsel, inançsal anlamda) kendisinde var, mevcut olan tüm olumsuzlukları özellikle başka inançların insanlarında, onlarda yetmez tabi ki kendi inancından olan kimselerde aramayı, kendisinde mevcut olan bu olumsuz davranışları onlara yakıştırmayı ya da yüklemeyi çok severler.Ülkemizde sıkça baş vurulan taktiklerden en göze batanı budur.

    Bir inancı beğenmeyebiliriz hatta eleştirebiyirizde, ama bunu yaparken çamur atma arzusundan ve iftira ile karalama dürtüsünden kaçınmak gerekmektedir. Sağlıklı ve doğru olan davranış biçimi budur. O inanç kendi değer ve yaşam biçimlerine etkileri açısından sorgulanmalıdır, bunların dışına çıkarak güneşi balçıkla sıvamaya kalkışmak insani bir davranış bir biçimi olamayacağı gibi, şartlanmış, hasta bir ruhun ürünü olmaktanda öteye gidemez.

    Bizdeki mantık işte böyle bir şeydir; en iyi Yahudi ölü Yahudidir, en iyi Hristiyan ölü Hristiyandır, en iyi Kürt… Ermeni…Gavur… Türk ve müslümandan başka ne varsa iste hepsiölü ise iyidir. En ucuz, basit ve kolay olanı seçmek ve o çizgide diretmek aciz ve zavallı insanların işidir….!

    Saygılar

    #34811
    Anonim
    Pasif

    Yazdıklarınızla hemfikirim Vatan kardeş… :-)

    İşte benim ateizme olan eleştirim de ateizmin hayatın tasvirler ötesindeki özünün ahenginde akmasını engellemeye çalışan yeni bir tasvir den başka bir şey olmadığını vurgulama amaçlıydı. İnsanın Tanrı’dan verilmiş vecdi ve helal serbestisine gem vuracak yeni bir kuralcılık sefaleti olduğuyla ilgiliydi. İşin komik yanı ateizmin insanı ‘saplantılar’dan kurtaracağını vaaz etmesi. Kendisi kocaman bir saplantı teşkil ediyorken yani… :-)))

    Tabi bu arada çarpık olanın hakkını da tümden yemeyelim: ateizmin dünyadaki din yobazlığını dengeleyici bir unsur olarak faydası da olmuştur, şüphesiz. Ama sadece dengeleyici bir unsurdan fazla bir şeymiş gibi nitelendirilmesi sorunludur elbet. Kaldı ki… gerçeğin ta kendisiymiş gibi görülmesi insanı yeni tür bir yobazlığa itelemekten başka hiç bir şeye yaramaz.

    Can-ı gönülden esenlikler dileğiyle…

    #35320
    Anonim
    Pasif

    ateizm bence çok tehlikelidir.ayrıca ateizm dinlere karşı gelmekle birlikte gençlere kötü örnek olmaktadır

9 yazı görüntüleniyor - 1 ile 9 arası (toplam 9)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.