• Bu konu 5 izleyen ve 7 yanıt içeriyor.
8 yazı görüntüleniyor - 1 ile 8 arası (toplam 8)
  • Yazar
    Yazılar
  • #25121
    Anonim
    Pasif

    ALEVILIK NEDIR?



    1. Kelime manasiyla Alevi Hz. Ali’yi seven ve O’na mensup olan kisi demektir. Hz. Ali’yi sevenler, baslica iki gruba ayrilir: Hasbi ve samimi taraftarlar, ve siyasi taraftarlar. Bunlardan birincisi, O’na (r.a.) Allah icin muhabbet göstermislerdir. Bu muhabbet safi, net ve durudur. Kaynagi salabet ve hamiyet-i diniyedir. Bu hasbi taraftarlar, Hz. Ali’ye iki noktai nazardan teveccüh göstermislerdir. Birincisi, Ali’nin yüksek kemalati ve üstün meziyetleridir. Onun fazilet ve kemalati, takva ve ubudiyeti, mü’minlerin kalb ve dimaglarinda, muhabbet ve takdire inkilap etmistir. Ikincisi, Hz. Ali’nin (r.a.) Ehl-i Beyt (=Peygamber Efendimizin (s.a.v.) evlat ve torunlari) silsilesinin mümessili olmasidir. Müslümanlar o silsilenin basi olan Hz. Ali’ye (r.a.) samimi bir muhabbet ve derin bir saygi göstermektedirler. Bu iki cihetten kaynaklanan muhabbet, Kur’an ve Sünnet cizgisine uygundur. Dine gölge degil, vesile olmaktadir. Mesrudur, makuldür. Fitri, hasbi ve samimidir. Hz. Resulullah (s.a.v.), istikbalde ortaya cikacak fitne ve fesatlarda. Hz. Ali’yi (r.a.) ümmet nazarinda ithamlardan korumak icin O’nun kemalat ve meziyetlerini ehemmiyetle nazar vermekte:

    ‘Ben kimin dostu isem, Ali de onun dostudur.’
    ‘Ali’yi yalniz mü’minler sever, O’na yalniz münafiklar bugzeder.’
    ‘Ben size iki sey birakiyorum: Kur’an ve Ehl-i Beyt’im. Bunlara temessük ederseniz, kurtulursunuz.’

    gibi hadis-i serifleriyle bu iki ciheti tescil ve ilan etmektedir.
    Ikinci grup taraftarlar ise, O’nu siyasi manada sevenlerdir. Bunlar arasinda ciddi bir hedef birligi yoktur; herbiri, ayri bir sebeple Hz. Ali’yi taraftarlik gösterirler.

    Hedef ve gayeleri degisik olan bu grubu bese ayirabiliriz:

    1.) Hz. Ali’nin (r.a.) siyasi taraftarlari icinde ‘dinde mutaassip, muhakeme-i akliyede noksan’ insanlar teskil ediyor. Bu tipler, Islami ölcülerde oldukca taskin ve mutaassip ve o derecede dar görüslü, mizansiz ve müvazenesiz insanlardi. Bunlarin elserisi bedevi idi. Iclerinde sahabeden hic kimse yoktu. Bunlar Siffin muharebesinden sonra, Hakem Hadisesinde Hz. Ali’ye karsi cikarak O’nun ordusundan ayrildilar. Hz. Ali’nin hakemi kabul etmesini küfür telakki ettiler ve O’nu cok agir bir sekilde itham ettiler. Onlara göre, Hz. Ali’nin hakemi kabul etmekle dinden cikmisti. Bu grup, Hz. Ali’nin ordusundan huruc ettikleri icin kendilerine ‘Hariciler’ ismi verildi. Bu grup Hakem Hadisesine kadar Hz. Ali’yi taskin ve ölcüsüz bir surette sevdikleri halde, bu hadiseden sonra, O’nun en büyük ve amansiz düsmani kesilmislerdir.

    2.) Ikinci grup, münafik ve Yahudi dönmeleriydi. Bunlar, iki yüzlü, dessas, sahtekar, yalanci, karanlik fikirli ve karanlik ruhlu insanlardi. Hz. Ali’ye muhabbet fikrin altinda gercek yüzlerini gizliyorlardi. Müslümanlar arasinda fitne cikartiyor, sürekli sapik fikirler üretiyorlardi. Gayeleri Islamiyeti icten yikmak, inanc ve itikadlari sarsmak ve Müslümanlari birbirine düsürmekti. Bu grubun Islam dünyasinda yapmis oldugu ihanetin boyutlari cok derindir.

    3.) Emevilerin irkci idarelerinden rahatsiz olan Hasan ve Hüseyin Efendilerimizin yaninda yer alan taifelerdir. Bilindigi gibi, Emeviler basa gecince, icraatlarinda birinci derecede irkciligi esas aldilar. Diger kavimlere karsi gayet sert ve acimasizca davranmaya sevketti. Emevilerin bu ölcüsüz ve mesuliyetsiz icraatlarindan rahatsiz olan diger kabile ve asiretler onlardan intikam almak icin Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’e taraftarlik gösterdi ve Onlarin ordusunda yer aldilar.

    4.) Bu grubu (genelde) iranlilar teskil eder. Hz. Ali ve Al-i Beyt sevgisi bu grupta asiri ve ölcüsüzce tezahür etmistir. Her merasim, senlik ve toplantilarda bu ölcüsüz sevgi etkisini göstermektedir. Yahudilerin ‘Aglama Duvari’ karsisina gecip aglamalari gibi, bunlar da Muharrem ayinda bir matem havasina girerler.

    5.) Üc zihniyetin taraftarlarindan bu besinci grup tesekkül etmistir: ‘Irandaki mecusi dininin reis ve ruhanileri’ , ‘Irandaki irkcilar’ ve ‘eski saltanat hanedanin mensuplari’dir.

    moshee2.jpe

    2.) Alevilik bir firka veya mezhep degildir. Al-i Beyt’in muhabbetini esas olan bir tarikat seklinde ortaya cikmistir. Mes’elenin tarihi seyrine baktigimizda Aleviligin bir tarikat sekline gelismesi söyle olmustur:

    Timur, Osmanli Sultani Yildirim Bayezid’i yendikten sonra Anadolu’dan aldigi otuz bin kadar esiri Iran’a götürmüstü. Bunlari Erdebil $eyhi ($ah Ismail’in dedesi) olarak bilinen $eyh Ali’ye intisap ettiler ve ondan tarikat dersi aldilar. Bir süre sonra Timur, arasira ziyarete gittigi Erdebil $eyhi’nin kendisinden bir arzusu olup olmadigini sordugunda, $eyh, ‘Hicbir dilegim yok, sadece Anadolu’dan esir olarak getirmis oldugun Türkleri serbest birakmani istiyorum’ dedi. Timur, $eyhin bu arzusunu memnuniyetle kabul etti ve onlari serbest birakti. Bu esirler, bu vesile ile, $eyhe olan muhabbetlerini asiri derecede ziyadelestirdiler. $eyhin bu sofilerinin bir kismi Anadolu’ya döndü, bir kismi Erdebil’de kaldi.

    Erdebil $eyhi, Anadolu’ya dönen bu müritleriyle alakasini devam ettirdi. Erdebil $eyhi’nin tarikatinda ‘Hz. Ali muhabbeti’ esas alindigi icin, bu tarikata devam edenler Hz. Ali sevgisi ile tamamen boyandilar. Bunlara bu vasiftan dolayi ‘Alevi’ denildi. Aslinda bu esirlerin ecdadlari ve kendileri, bu tarikat ile intisap kurucaya kadar, Ehl-i Sünnet itikatinda idiler. Iran’la Osmanli Devleti arasinda kesin hudutlar cizilince, Anadolu’daki müritler, pirlerin tesirinden gitgide uzaklastilar. Bu tarikatin Anadolu’da kalan mensuplari, Erdebil tekkesinden aldiklari tesirle, kendilerinin disinda kalan Müslümanlarin Ekl-i Beyt’e gerektigi gibi muhabbet beslemedikleri zannina kapildilar. Onlarin bu telakki ve davranislari diger Müslümanlarla aralarinda bir sogukluk husule getirdi. Bu sogukluk zamanla ihtilafa dönüstü.
    Bu ihtilaf neticesinde, Erdebil tekkesine bagli Anadolu Türkleri medreseden uzak kaldilar. Itikada, ibadete,… ait bircok hükümleri geregi gibi ögrenemediler. Sadece babadan ogula intikal eden birtakim telkinlerle iktifa ettiler. Zamanla aradaki sogukluk gittikce büyüdü ve derin bir ayriliga dönüstü. (Sünnilik-Alevilik).

    Bu sun’i ayriligin ortadan kalkmasinin tek yolu, Kur’an’in isigi altina girmekle cözülür.

    kalig006.jpg

    3.) Al-i Beyt’e Allah icin muhabbet etmek, dinimizde vaciptir. (Imam-i $afii’ye göre farzdir.) Cenab-i Hak Sura Suresinde söyle buyurmaktadir:
    ‘Resulüm, sizden peygamberlik vazifesine mukabil ücret istemez. Yalniz Al-i Beyt’ine meveddet (sevgi ve saygi) istiyor.’ (Sura Suresi, 23)

    Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i seriflerinde söyle buyuruyor:

    ‘Size verdigim nimetlerden dolayi Allah’i sevin. Beni de Allah icin sevin. Al-i Beyt’imi de benim icin sevin.’

    ‘Sizlere iki sey birakiyorum. Onlara temessük etseniz necat bulursunuz. Birisi kitabullah, biri Al-i Beyt’imdir.’

    Bu hususa Bediüzzaman Hazretleri söyle ifade etmektedir:
    ‘Al-i Beyt’ten vazife-i Risaletce muradi Sünnet-i Seniyye’sidir. Sünnet-i Seniyye’yi terkeden hakiki Al-i Beyt’ten olmadigi gibi Al-i Beyt’e hakiki dost da olamaz.’

    Al-i Beyt’i sevmemiz onlarin sadece mücerret sahsiyetleri icin degil, Kur’an’a yaptiklari hizmetleri, Islam Dini’nin nesrinde gösterdikleri büyük fedakarliklari, ilim ve irfan sahasinda yaptiklari hizmetleri icindir.

    Al-i Beyt’i seven mü’min de, ibadet vazifesini yerine getirmekle, onlari örnek almali, onlara benzemeli ve onlar gibi olmaya gayret etmelidir. Al-i Beyt’i hakiki manada sevmek de ancak bu yolla tahakkuk edebilir.

    pinkaba.gif

    4.) Böyle bir iddia ne dinen, ne de aklen gecerlidir. Kesinlikle yanlistir. Hz. Ali Efendimiz (r.a.) en cok Hasan ve Hüseyin Efendilerimizi (r.a.) sevdigi halde, onlar ve onlardan sonra gelen evlatlari, ‘Bizim namazimiz kilinmistir’ diye bir iddiada bulunmamislar, aksine sadece farzlarini eda etmekle kalmamis, sünnet ve nafilelere de tam riayet etmislerdir.

    Cenab-i Hak, namazi, peygamberler dahil, her mü’minin kendi $ahsina farz kilmistir. Hic kimse bir baskasinin yerine namaz kilamaz. Zaruret halinde de bu böyledir. Bir kimse namaz kilamayacak kadar hasta da olsa, onun namazini bir baskasi kilamaz.

    Bir hadis-i kudside söyle buyurulmustur:
    ‘Allah-ü Teala buyurdu ki: ‘Ben Senin ümmetin üzerine bes vakit namaz farzettim. Hem ahdettim ki, bir kimse bes vakit namazi kilarak gelirse, muhakkak ben onu Cennet’e koyarim. Bes vakit namazi kilamayan bir kimseye bir taahhüdüm yoktur.’ ‘
    Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de ‘Namaz dinin diregidir’ buyurmustur.

    26x.jpg

    5.) Bu yanlis inanç da, digerleri gibi Ibn-i Sebe [Ibn-i Sebe Hz. Osman (r.a.) zamaninda Yemen’den Medine-i Münevvere’ye gelerek zahiren Müslüman olup, Islam’i yikmak için büyük gayretler göstermistir. Yahudilerin Islam Dinine düsmanligi Peygamberimizin (s.a.v.) dogumu ile baslamistir.] tarafindan iddia edilmistir. Bütün gayesi Müslümanlarin itikadini bozmak olan Ibn-i Sebe, menfur faaliyetlerini sürdürürken, nabza göre serbet vermesini iyi beceriyordu. Önce, bazi kimselere Hz. Ali’nin (r.a.) ilah oldugunu telkin etmeye çalisiyor, bunun tutmayacagini anladigi yerde, O’na peygamberlik isnad ediyor; bunun da geçerli olmayacagini anladigi zaman ise, “Halifetin en evvel Hz. Ali’nin hakki oldugunu, bu hakkin kendisinden zulmen alindigini” telkine kalkiyordu.

    Dikkat edilirse, bu üç iddia arasinda tezat vardir. Tezat ise, hükümsüzdür. Söyle ki ilan olan, peygamber olamayacagi gibi, peygamber için de hilafet sözkonusu olamaz. Bu tezat dahi, açikça gösteriyor ki meselenin altinda sadece ve sadece ifsat ve ihanet yatmaktadir. Malumdur ki, herseyin bir baslangici ve bir de nihayeti oldugu gibi, Hz. Adem’le (a.s.) baslayan peygamberlik müessesesi de Hatemül-Enbiya (s.a.v.) ile son bulmustur. Cenab-i Hak, peygamberlerin en ekmeli olan O Zat’in eline semavi kitaplarin en mükemmeli olan Kur’an-i Azimüssan’i vermis ve nübüvvet müessesesini O Hatemül Enbiya ile tekmil etmistir. Artik, kiyamete kadar Hz. Muhammed’den sonra bir peygamber gelmeyecektir. Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Hatemül Enbiya oldugu ‘Ahzap Suresi’nde su sekilde bildirilmistir:

    “Muhammed sizin ricalinizden hiçbirinin babasi degil ve lakin Allah’in Resulü ve peygamberlerin hatemidir (sonuncusudur). Allah herseyi bilendir.”

    bism1.gif

    6.) “Hilafetin, öncelikle Hz. Ali (r.a.)’in hakki oldugu halde, bu hakkin gaspebildigi” iddiasi da Ibn-i Sebe’nin ortaya attigi fitnedir. Sunu hemen belirtelim ki, Çariyar Efendilerimizden hangisinin digerlerinden daha faziletli ve hilafetin öncelikle kimin hakki oldugu, Ibn-i Sebe’yi asla alakadar etmezdi. Onun asil maksadi, ashaba karsi hürmeti kirmakla Islamiyete süphe ve tereddüt düsürmek ve Müslümanlar arasinda ihtilaf çikarmak ve bunu devam ettirmekti. Bu sebeple, ilk önce Ashab-i Kiramin Efendilerimizi çok kisaca tanimlayalim:

    Sahabe-i Kiram Efendilerimiz her an Allah-ü Azimüssan’in celal ve cemal sifatlarinin tecellileri arasinda yasadilar, yani daima korku ve ümit üzere bulundular. Resul-i Ekrem Efendimize (s.a.v.) hakkiyla varis ve vekil oldular. Saga ve sola meyletmeden sadece ve sadece sirat-i müstakime yürüdüler. Allah’a vasil olan yollarda her biri birer önder, birer rehber oldular. O hidayet yildizlarinin bütün gaye ve düsünceleri, yalniz Allah’in rizasi ve O’nun cemalidir. Sahabelerin hepisi istisnasiz Resulullah Efendimizin sohbetleriyle müserref oldular. Onlarin ruhlari, akillari, kalb ve vicdanlari ve nihayet bütün hissiyatlari, Peygamber terbiyesinden geçti. Tabir caiz ise, dagin güney yamacindaki çiçekler gibi, günesten dogrudan dogruya istifade ettiler ve O’nun zatiyla görüstüler. Onlardan sonra gelen bütün Müslümanlar ise, dagin kuzey yamacindaki çiçekler gibi, günesin zatindan degil, ancak aydinligindan faydalandilar.

    Simdi: Hz. Ali’nin, Peyhamber Efendimizin karabet cihetiyle en yakini olmasina ragmen, hilafette en sona kalmasinda, kaderin hikmetli bir tanzimi vardir. $öyle ki: Hz. Ebubekir, Ömer ve Osman’in (r.a) devirleri, Islam’in birlik ve bütünlügünün korundugu tam bir fütuhat ve inkisaf dönemi olmustur.Iran, Irak, Misir, Suriye, Kibris ve daha birçok ülke, bu dönemde fethedilerek tevhid inanci bu beldelere yerlestirilmistir. Hz. Ali (r.a.) zamaninda ise, bu fütuhat dönemi durmus, genisleyen Islam aleminde çesitli ihtilaflar basgöstermistir. Hz. Ali (r.a.) hilafeti sirasinda bu kari$iklik ve ihtilaflarla ugrasmak zorunda kalmis, harika cesaret, keskin fesaret ve emsalsiz ilmiyle Islam’i her türlü sapik fikir ve batil itikadlarin tasallutundan korumaya muvaffak olmustur. Iste ilk üç halife devrindeki ittihad, tesanüd ve Islami fütuhat onlarin hilafete liyakatlarini ve hak üzere olduklarini ispatladigi gibi, Hz. Ali Efendimiz devrindeki ihtilaflar da, O’nun hilafette sona kalmasindaki hikmeti açikça göstermektedir.
    Peygamberimizin Hadis-i $eriflerinden örnekler:

    ‘Benden sonra iki kimseye baglanin, onlardan biri Ebubekir, digeri Ömerül Faruk’tur.’

    ‘Münafiklarin kalbinde dört kimsenin muhabbeti toplanmaz: Ebubekir, Ömer, Osman, Ali.’

    ‘Ali’yi seven beni sevmis olur. Ali’ye bugz eden bana bugz etmis olur. Ali’ye eziyet eden bana eziyet etmis olur. Bana eziyet eden dahi Allah’a eziyet etmis olur.’

    Bu Yazi Mehmet Kirkinci’nin ‘Alevilik Nedir’ kitabindan alinmistir. Genis bilgi için okumanizi tavsiye ederiz. Cihan Yayinlari, TÜRDAV A.S., Istanbul, 1995

    #29502
    Anonim
    Pasif

    Hacı Bektaş Veli’den Öğütler

    – Dili, dini,rengi ne olursa olsun, iyiler iyidir.
    – Hiçbir milleti ve insanı ayıplamayın.
    – İncinsen de incitme.
    – Eline, diline, beline sahip ol.
    -İnsanın değeri, yüreğinin ağırlığı kadardır.
    – Okunacak en büyük kitap , insandır.
    – En yüce servet ilimdir.
    – İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.
    – Düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu !
    – Benim Kabe’m insandır.
    – Düşmanının bile insan olduğunu unutma !
    – Özünü bilirsen özürden kurtulursun.
    – İnsanın cemali, sözünün güzelliğidir.
    – İnsan iyi sözlüyse güzeldir, kötü sözlüyse çirkindir.
    – Peygamberler ve Erenler, insanlığa Tanrı’nın hediyesidirler.
    – Doğruluk , dost kapısıdır.
    – Dikkat et, lokma seni yemesin, sen lokmayı ye !
    – Marifet, nefsi silmek değil, bilmektir.
    – Allah ile gönül arasında perde yoktur.
    – Madde karanlığı, akıl nuru ile ; cehalet karanlığı, ilim nuru ile ; nefis karanlığı, marifet nuru ile ; gönül karanlığı da aşk nuru ile aydınlatır.
    – Yolumuz ilim, irfan ve insanlık sevgisi üzerine kurulmuştur.
    – Sen seni bilirsen, yüzün Huda’dır; sen seni bilmezsen, Hak senden ayrıdır.
    – Bizim semahımız, tanrısal bir aşktır.
    – Bizi sevenlerin gönüllerinde biz oturur, dillerinde de biz konuşuruz.

    Veli’den bu alıntıları yapmaktaki ereğim; felsefelerinin ya da inançlarının ne olduğunu ifade edebilmekti. Osmanlı tarihine baktığımızda; sünni olan devlet yönetimine bir tepki olarak alevilik halk arasında yayılmıştır.

    Rabbin sevgisi ve ışığı sizinle olsun.

    Lütuf, İsa Mesih’i sevenlere ölümsüz sevgiyle !isamesihyasiyorfish

    #29507
    Anonim
    Pasif

    Hacı Bektaş Veli’nin öğretilerini de, dünyaya bakışını da oldukça beyenirim.

    Öğretileri bir çok Müslüman tarafından öğrenilip, benimsenmesi gerekirken ne yazık ki toplumumuzda gereken ilgiyi görmemektedir.

    #29508
    Anonim
    Pasif

    Alevilik şekilcilikten uzaklaşmış, insana yönelmiş bir “yaşam tarzıdır”.

    Modernlik ve fikirsel açıklıkları sünniler tarafından eleştirilmiş hor görülmüş ve hatta iftiralara neden olmuştur.

    Aslında, bu inanç ile hristiyan inancı arasında benzer yönlerin yadsınmayacak kadar fazla olması (özellikle sevgiye verilen önem ve değer, kadına bakış açısı ve toplumdaki yeri vb konularda) bir etkileşime işaret edebilir kanısındayım…

    #28493
    Anonim
    Pasif

    18.06.2008 tarihli ” Vatan ” gazetesinde; Mine ŞENOCAKLI’yla yaptığı söyleşide, Prof. İzzettin DOĞAN, şunları söylüyor:

    Bu ülkeyi müslüman kılan alevilerdir. Türkleştiren alevilerdir, aleviliktir….. dini inanç önderleriyle gelmişler, Dersim’e yerleşmişler ve oradan tüm Anadolu’yu aydınlatmaya çalışmışlardır. O yüzden bektaşilik yoktur doğuda, alevilik vardır. Neden ? Çünkü Hacı Bektaş Veli’nin orta anadolu’ya gelişi 13. yy. dır. Halbuki ondan 200 sene önce Anadolu türkleşmeye, müslümanlaşmaya, alevileşmeye başlıyor……Anadolu’da bugüne kadar yaşanan müslümanlık, alevi müslümanlığıydı. Şimdi araplaştırmaya çalışıyorlar….. 13. asırda sadece Mevlana’ya bakmayız; Yunus’a, Hacı Bektaş’a, Abdal Musa’ya bakmayız; onlardan çok önce Ebul Vefa var…

    Söyleşi devam ediyor. İlginç iddialar ve de kesin söylemler var.

    Rabbin sevgisi ve ışığı sizinle olsun.

    Lütuf, İsa Mesih’i sevenlere ölümsüz sevgiyle !jesus…isamesihyasiyor

    #29517
    Anonim
    Pasif

    @Kayra 6847 wrote:

    Alevilik şekilcilikten uzaklaşmış, insana yönelmiş bir “yaşam tarzıdır”.

    Modernlik ve fikirsel açıklıkları sünniler tarafından eleştirilmiş hor görülmüş ve hatta iftiralara neden olmuştur.

    Aslında, bu inanç ile hristiyan inancı arasında benzer yönlerin yadsınmayacak kadar fazla olması (özellikle sevgiye verilen önem ve değer, kadına bakış açısı ve toplumdaki yeri vb konularda) bir etkileşime işaret edebilir kanısındayım…

    Kesinlikle katılıyorum size.

    Benim kız arkadaşım alevidir.5-6 senedir de alevilerle iç içe yaşamaktayımdır.Az çok bu güzel insanların yaşama bakış açılarını, sevgiye verdikleri önemi bilmekteyimdir.

    Bir çok yerde İslam’a sert eleştiriler getiririm; ama alevilere karşı çok nadir ve çok küçük eleştiriler getirmekteyimdir.

    Alevilerle bir çok yönümüz kesinlikle benzemektedir.

    @fırat çölgeçen 6855 wrote:

    Türkleştiren alevilerdir, aleviliktir…..

    Bu iddianın nereden geldiğini söyliyeyim.

    Şu an yeryüzünde yaşayan ve saf kan Türk olan sadece alevilerdir (Bütün aleviler olmasada alevilerin bir bölümüdür [özelliklede doğuda yaşayan aleviler])

    Aleviler Osmanlı’da dışlandıklarında ve hor görüldüklerinde kendi içine kapanmışlardır, Aleviler kendi aralarında kız alıp vermişlerdir ve bu güne kadar da bir şekilde Türklüklerini korumuşlardır.

    #29525
    Anonim
    Pasif

    İki örnek de Ömer HAYYAM’dan :

    1- Dert içinde sevinci bul da yaşa;
    Haksız düzende haklı ol da yaşa;
    Sonu nasıl olsa yokluk dünyanın ,
    Varından yoğundan kurtul da yaşa.

    2- Ben bugün beden kafesinde mahpusum;
    Yol olma özlemiyle sarhoş olmuşum;
    Varlığın ayıbından kurtarırsa beni;
    Yoksulluğun kulu, kölesi olurum.

    Rabbin sevgisi ve ışığı sizinle olsun.

    Lütuf, İsa Mesih’i sevenlere ölümsüz sevgiyle ! tanri sevgidir jesus…

    #29861
    Anonim
    Pasif

    ALEVİLİK, Muhammet Ali’nin aydınlık yoludur.
    ALEVİLİK, aydınlıktır, karanlıklann dümanıdır,bır ışıktır,
    ALEVİLİK, insanlığın, güzelliğin dostu, düşmanlığın, kinin, garazın, kibirin yok edicisidir. Erginliktir, turaplıktır.
    ALEVİLİK, barıştır, sevgidir, kardeşliktir, iyiliktir, güzelliktir. Yaşanılır bir dünya yaratmaktır.
    ALEVİLİK, yobazın, bağnazın, gericinin baş düşmanıdır.
    ALEVİLİK, cumhuriyettir, laikliktir, demokrasidir, Atatürkçülüktür.
    ALEVİLİK, bilimdir, tıptır, ilaçtır, panzehirdir.
    ALEVİLİK, ruhun gıdasıdır. Bir aşktır.
    ALEVİLİK, Hacı Bektaşi Velidir, Atatürktür, Pir Sultan Abdaldır, Kaygusuz Abdaldır, Nesimidir, Mansurdur, Yunus Emredir, Karacaahmettir, Baba İsaktır, Baba İlyastır, Ahi Evrandır.
    ALEVİLİK, sazdır, sözdür, güzelliklerle bezenmiş bir bağdır, gül bahçesidir.
    ALEVİLİK, güzelikleri ve dünya nimetlerini paylaşmaktır.
    ALEVİLİK, tabiattır, yaratanlardır, yaratacıdan yanadır, üretendir.
    ALEVİLİK, insanların, dinine, diline, ırkına, rengine göre ayırmadan sevip bağrına basan bir yoldur, bir felsefedir.
    ALEVİLİK, edebiyattır, şiirdir, müziktir, düşünen, düşünmeyen herkes yoldaştır, kardeştir, bacıdır, yarendir.
    ALEVİLİK, bilmeyenlere bilgi sunmaktır, kör gözlere değil, gör gözlere Allah’ın bir lütfudur.
    ALEVİLİK, inanca korkuyla sarılmak değil sevgiyle sarılmaktır.
    ALEVİLİK, halkla bütünleşmek için verilen bir hizmet yarışıdır.
    ALEVİLİK, dünya insanlığını her türlü kötülükten kurtaracak “NUHUN GEMİSİ”ni de içine sığdırıp çağdaş dünyaya yeni bir hizmet sunacak olan Muhammet-Ali’nin Ehlibeyt gemisidir. ALEVİLİK, dinli, dinsiz, yobaz, gerici, şeriatcı, hak düşmanı, halk düşmanı zavallılara da acıyan Allah’tan olanların bile affedilmesini dileyen ince bir yoldur.
    ALEVİLİK, bağışlayıcıdır.
    ALEVİLİK, hakdan alıp halka, halkdan alıp Hakka ulaştıran semahtır.
    ALEVİLİK, çağdaşlıktır, insanoğlunun sımsıkı sarılacagı bir yaşam felsefesidir.
    ALEVİLİK, atom bombalarını öldürmek için değil, bilime ışık tutmak için patlayan evrensel bir feza çağının yaratıcılığını savunan bilimsel bir inançtır.
    ALEVİLİK, dört kapı, kırk makamdır. Pirlikdir, Mürşitlikdir, Dedelikdir, Taliplikdir, dervişlikdir. Bir CAN’dır.
    ALEVİLİK, Nebilerin, Velilerin, Uluların yoludur.
    ALEVİLİK, Gönül Kabesini yıkmamakdır.
    ALEVİLİK, Cennet ve Cehennem masalları ile kendini avutmamakdır.
    ALEVİLİK, Kimsenin inancıyla alay etmemektir. HOŞGÖRÜDÜR.
    ALEVİLİK, evrensellikdir.
    ALEVİLİK, aleviliği yalnızca bir yaşam biçimi olarak görüp, küçük bir kabın içine hapsetmeye çalışanlara biraz daha gözlerini açmaları için ömür araştıracakları bir bilim
    dalıdır.
    ALEVİLİK, Dünya durdukça sonsuza dek yaşayacak olan bir HAK’tır. Dünya dinidir, insanlık yoludur, Hakkin batılı yok ettiği bir çizgidir.

    alıntıdır…

8 yazı görüntüleniyor - 1 ile 8 arası (toplam 8)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.