• Bu konu 1 izleyen ve 0 yanıt içeriyor.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #26038
    Anonim
    Pasif

    Musa: İkiye Ayrılan Kızıl Deniz

    Size esenlik olsun.

    Tanrı’nın Mısırlılar’ın tüm ilk doğanlarını öldürerek, İsrail halkını kölelikten kurtarmıştı.
    Ama Tanrı, İsrailliler’in ilk doğanlarını ölümden kurtardı, çünkü onlar kuzunun kanını evlerinin kapılarına sürdüler.
    Çünkü Tanrı’nın Kendisi şöyle demişti:
    Bulunduğunuz evlerin üzerindeki kan sizin için belirti olacak. Kanı görünce üzerinizden geçeceğim. Mısır’ı cezalandırırken ölüm saçan size hiçbir zarar vermeyecek. (Mısır’dan Çıkış 12:13)

    Böylece o gece, İsrail’in tüm oymakları Mısır’dan çıktılar.
    O Fısıh gecesi, İsrail halkı için büyük bir sevinç gecesi oldu.
    Bu konu üzerinde düşünün!
    Mısır halkı İsrailliler’e yüzlerce yıl adaletsizce davranmış ve onları yaşamlarından bezdirecek noktaya getirinceye dek eziyet etmişti.
    Ama şimdi..şimdi özgürdüler!
    O Fısıh gecesinde, Rab Tanrı onları kurtardı! Kölelik zincirleri kırıldı!
    Ve şimdi Tanrı onlara çölde rehberlik etmek ve bildiğiniz gibi, Tanrı’nın çok uzun zaman önce İbrahim, İshak ve Yakup’un soyuna vermek için ant içmiş olduğu Kenan diyarına geri götürmek için vaatte bulundu.
    Kenan, Yakup ve oğullarının Yusuf ile birlikte yaşamak için Mısır’a gitmeden önce oturdukları ülkeydi.
    Bu ülke bugün Filistin ya da İsrail olarak adlandırılır.

    Bugün, Tanrı’nın İsrailliler’i firavunun ordularından nasıl kurtardığı hakkındaki şaşırtıcı öyküyü okuyacağız.

    Peygamber Musa’nın Tevrat’ta yazdığı öyküye kulak verelim:
    İsrailliler kadın ve çocukların dışında altı yüz bin kadar erkekle yaya olarak Ramses’ten Sukkot’a doğru yola çıktılar.
    38 Daha pek çok kişi de onlarla birlikte gitti. Yanlarında çok sayıda davar ve sığır vardı.
    (Mısır’dan Çıkış 12:37-38)

    Tanrı planlarını gerçekleştirmiş ve İsrailliler’in yolunu açmıştı.
    Tanrı sabırlıdır.
    Halkı başlangıçta (erkekler) yetmiş kişi idi. 430 yılda bu sayıyı altıyüzbine ulaştırdı.

    Musa Yusuf’un kemiklerini yanına almıştı. Çünkü Yusuf İsrail’in oğullarına, «Tanrı kesinlikle size yardım edecek, kemiklerimi buradan götüreceksiniz» diye sıkı sıkı ant içirmişti.
    Sukkot’tan ayrılıp çöl kenarında, Etam’da konakladılar.
    Gece gündüz ilerlemeleri için, RAB gündüzün bir bulut sütunu içinde yol göstererek, geceleyin bir ateş sütunu içinde ışık vererek onlara öncülük ediyordu.
    Gündüz bulut sütunu, gece ateş sütunu halkın önünden eksik olmadı.
    (Mısır’dan Çıkış 13:19-22)

    Musa, Yusuf’un andını yerine getirmişti.
    Bu olay, İsraillilere vermiş olduğu vaade sadık kalan Tanrı’yı ve Tanrı sözüne iman eden Yusuf’un imanının göstergesidir.

    İsrailliler çölden gitmekteydiler.
    Tanrı İsraillilere gündüz bulut, gece ateş sütunu içinde yol göstermekteydi.
    Ama Kenan topraklarına en yakın yer Filist bölgesiydi.
    Tanrı neden çöl yolunu seçmişti?
    İsrail halkı savaşı görünce düşünceleri değişebilir, Mısır’a geri dönmek isteyebilirdi. Halkın zayıflıklarını bilmekteydi.
    Bu nedenle Tanrı İsraillileri çölden götürdü.

    RAB Musa’ya, «İsrailliler’e söyle, dönsünler» dedi, «Pi- Hahirot yakınlarında, Migdol ile deniz arasında, Baal-Sefon’un karşısında (Kızıl Deniz) deniz kıyısında konaklasınlar.
    Firavun şöyle düşünecek: ‘İsrailliler ülkede şaşkın şaşkın dolaşıyorlardır, çöl onları kuşatmıştır.’
    Firavunu inatçı yapacağım. Onların peşine düşecek. Böylece firavunla ordusunu yenerek yücelik kazanacağım. Mısırlılar bilecek ki, ben RAB’bim.» İsrailliler söyleneni yaptılar.
    (Mısır’dan Çıkış 14:1-4)

    Tanrı, İsraillilerin Kızıl Deniz kıyısında konaklamasını neden istemişti?
    Halk kendisini çıkmaz bir yolda ve çaresiz buluvermişti.
    Bu olayda, firavunun inadını kullanmış, İsraillilerin peşine düşmesini sağlamıştı.
    Sonuçta firavunun ordusunu yenecek ve kendisinin gerçek Tanrı olduğunu gösterecekti.

    Halkın kaçtığı Mısır Firavunu’na bildirilince, firavunla görevlileri onlara ilişkin düşüncelerini değiştirdiler: «Biz ne yaptık?» dediler, «İsrailliler’i salıvermekle kölelerimizi kaybetmiş olduk!»
    Firavun savaş arabasını hazırlattı, ordusunu yanına aldı.
    Seçme altı yüz savaş arabasının yanısıra, Mısır’ın bütün savaş arabalarını sorumlu sürücüleriyle birlikte yanına aldı.
    (Mısır’dan Çıkış 14:5-7)

    Firavun İsrailliler’i salıverdiğine pişman olmuştu bile.
    Kölelerini kaybetmişti ve onlara ihtiyacı vardı.
    Savaş arabalarını hazırlattı ve israilliler’in ardına düştü.
    İsrail halkının efendisi, hükümdarı konumunu yitirmek istemiyordu.

    Mısırlılar firavunun bütün atları, savaş arabaları, atlıları, askerleriyle onların ardına düştüler ve deniz kıyısında, Pi-Hahirot yakınlarında, Baal-Sefon’un karşısında konaklarken onlara yetiştiler.
    Firavun yaklaşırken, İsrailliler Mısırlılar’ın arkalarından geldiğini görünce dehşete kapılarak RAB’be feryat ettiler.
    Musa’ya, «Mısır’da mezar mı yoktu da bizi çöle ölmeye getirdin?» dediler, «Bak, Mısır’dan çıkarmakla bize ne yaptın!
    Mısır’dayken sana, ‘Bırak bizi, Mısırlılar’a kulluk edelim’ demedik mi? Çölde ölmektense Mısırlılar’a kulluk etsek bizim için daha iyi olurdu.»
    (Mısır’dan Çıkış 14:9-12)

    İsrailliler; bir taraftan deniz, diğer taraftan firavunun ordusuarasında sıkışıp kalmıştı.
    Panik içerisinde, ne yapacaklarını bilmiyorlardı.
    Musa’yı suçlar olmuşlardı. Pişmanlıklarını dile getiriyorlardı.
    Tanrı’nın gücünü hala anlayamamışlar ve zayıflıkları devam etmekteydi.
    Olup bitenlere, dünyasal bir çerçeveden bakıyorlardı. Ruhsal olarak ölüydüler.
    Tanrı’yı unutmuşlardı. Tutkularının ardından gitmek istemekteydiler.
    Geçmiş köleliği bile kabullenmiş görünüyorlardı.

    İsrail halkı ne diyordu? Tanrı’ya neden güvenmiyorlardı?
    Onları kölelik boyunduruğundan kurtarmış olan Tanrı, şimdi tekrar firavunun ordularından kurtulmalarını sağlayamaz mıydı?
    Elbette, onları tekrar kurtarabilirdi! Ancak İsrailliler bunu hiç düşünmediler, çünkü büyük bir dehşete kapılmışlardı.
    Önlerinde deniz vardı. Sağ ve sol yanlarında ise dağlar bulunuyorlardı.
    Firavunun orduları onları tekrar ele geçirmek hatta öldürmek için yaklaşmaktaydılar!
    Ne yapmaları gerekiyordu? Ne yapabilirlerdi?

    Şimdi Musa’nın sözlerini dinleyelim ve Tanrı’nın ne yaptığını görelim.
    Musa, «Korkmayın!» dedi, «Yerinizde durup bekleyin, RAB bugün sizi nasıl kurtaracak görün. Bugün gördüğünüz Mısırlılar’ı bir daha hiç görmeyeceksiniz.
    RAB sizin için savaşacak, siz sakin olun yeter.»
    RAB Musa’ya, «Niçin bana feryat ediyorsun?» dedi, «İsrailliler’e söyle, ilerlesinler.
    Sen değneğini kaldır, elini denizin üzerine uzat. Sular yarılacak ve İsrailliler kuru toprak üzerinde yürüyerek denizi geçecekler.
    Ben Mısırlılar’ı inatçı yapacağım ki, artlarına düşsünler. Firavunu, bütün ordusunu, savaş arabalarını, atlılarını yenerek yücelik kazanacağım.
    Firavun, savaş arabaları ve atlılarından ötürü yücelik kazandığım zaman, Mısırlılar bilecek ki, ben RAB’bim.»
    İsrail ordusunun önünde yürüyen Tanrı’nın meleği yerini değiştirip arkaya geçti. Önlerindeki bulut sütunu da yerini değiştirip arkalarına, Mısır ve İsrail ordularının arasına geldi. Gece boyunca bulut bir yanı karartıyor, öbür yanı aydınlatıyordu. Bu yüzden, bütün gece iki taraf birbirine yaklaşamadı.
    (Mısır’dan Çıkış 14:13-20)

    Musa herşeyin farkındaydı.
    Tanrı’nın bu savaşı nasıl kazanacağını izleyip görmelerini, korkularının yersiz olduğunu dile getiriyordu.
    Tanrı, İsrailliler’le birliktedir her an. Bu savaş kendi savaşıdır çünkü.
    Fravunun orduları yaklaşmaktadır.
    Tanrı, İsrailliler’in önündeki bulutu, Mısır ordusuyla İsraillilerin arasına yerleştirir.
    Böylece Mısır’lıların yaklaşmasını engellemiş olur.
    İsrailliler güvence altındadır artık.

    Musa elini denizin üzerine uzattı. RAB bütün gece güçlü doğu rüzgarıyla suları geri itti, denizi karaya çevirdi. Sular ikiye bölündü,
    İsrailliler kuru toprak üzerinde yürüyerek denizi geçtiler. Sular sağlarında, sollarında onlara duvar oluşturdu.
    Mısırlılar artlarından geliyordu. Firavunun bütün atları, savaş arabaları, atlıları denizde onları izliyordu.
    Sabah nöbetinde RAB ateş ve bulut sütunundan Mısır ordusuna baktı ve onları şaşkına çevirdi.
    Arabalarının tekerleklerini çıkardı; öyle ki, arabalarını zorlukla sürdüler. Mısırlılar, «İsrailliler’den kaçalım!» dediler, «Çünkü RAB onlar için bizimle savaşıyor.»
    RAB Musa’ya, «Elini denizin üzerine uzat» dedi, «Sular Mısırlılar’ın, savaş arabalarının, atlılarının üzerine dönsün.»
    Musa elini denizin üzerine uzattı. Sabaha karşı deniz olağan haline döndü. Mısırlılar sulardan kaçarken RAB onları denizin ortasında silkip attı.
    Geri dönen sular savaş arabalarını, atlıları, İsrailliler’in peşinden denize dalan firavunun bütün ordusunu yuttu. Onlardan bir kişi bile sağ kalmadı.
    Ama İsrailliler denizi kuru toprakta yürüyerek geçmişlerdi. Sular sağlarında, sollarında onlara duvar oluşturmuştu.
    RAB o gün İsrailliler’i Mısırlılar’ın elinden kurtardı. İsrailliler deniz kıyısında Mısırlılar’ın ölülerini gördüler.
    RAB’bin Mısırlılar’a gösterdiği büyük gücü gören İsrail halkı RAB’den korkup O’na ve kulu Musa’ya güvendi.
    (Mısır’dan Çıkış 14:21-31)

    Tanrı, firavunla İsrailliler için savaşır ve halkını kölelikten kurtarmıştır.
    İsrailliler, karada yürürcesine denizin ortasından geçip karşıya ulaşmışlardır.
    Mısır’lılarsa denizin tekrar eski haline dönmesi sonucu sular tarafından yutulmuştur.
    Tanrı, tabiatı da kontrol edendir. Kurtarıcı gücüyle hem İsrail’e hem de Mısır’lılara Kendisinin RAB olduğunu bu şekilde göstermiştir..

    Musa’yla İsrailliler RAB’be şu ezgiyi söylediler:
    «Ezgiler sunacağım RAB’be,
    Çünkü yüceldikçe yüceldi;
    Atları da, atlıları da denize döktü.
    Rab gücüm ve ezgimdir,
    O kurtardı beni.
    O’dur Tanrım,
    Övgüler sunacağım O’na.
    O’dur babamın Tanrısı,
    Yücelteceğim O’nu.
    (Mısır’dan Çıkış 15:1-2)

    Böylece ilahi söylemeye ve Tanrı’ya kendileri için başardığı büyük kurtuluş için teşekkür etmeye başladılar.
    Harun ve Musa’nın kız kardeşi Miryam, eline bir tef aldı ve onu izleyen bütün kadınlar tef çalarak ezgiler söylediler ve dans ettiler.

    Miryam onlara şu ezgiyi söyledi:
    «Ezgiler sunun RAB’be,
    Çünkü yüceldikçe yüceldi,
    Atları, atlıları denize döktü.»
    (Mısır’dan Çıkış 15:21)

    Kardeşler, Tanrı’nın İsrail halkı için nasıl denizi açarak geçecekleri bir yol yaptığı hakkındaki gerçek ve harika öykü işte budur.
    Burada nasıl bir sonuç çıkartabiliriz?
    Belki şu basit soruyu sorarak bir sonuç elde edebiliriz.
    İsraillileri firavunun ordularından Kim kurtarabilirdi?
    İsrailliler kendilerini kurtarabilirler miydi?
    Önlerinde bir deniz bulunduğunu gördük.
    Sağlarında ve sollarında ise dağlar vardı ve firavunun orduları arkalarındaydı.
    İsrail halkı bu durumda kendisini kurtarabilir miydi?
    Denizin kurumasını ya da dağların düzleşmesini sağlayabilirler miydi?
    Ya da belki firavunun ordularına karşı savaşabilirler miydi?
    Hayır, hiç birini yapamazlardı!
    O zaman onları kim kurtarabilirdi?
    Yalnızca Tanrı! Yalnızca Rab Tanrı onları kurtarabilirdi veTanrı onları kurtardı.
    Denizin karşı tarafına vardıktan sonra, şarkı söylemelerinin nedeni buydu: “Rab gücüm ve ezgimdir; O kurtardı beni.”

    Tanrı’nın Kendisi, onların kurtuluşu oldu.
    İsraillilerin firavunun ordularından kendilerini kurtarabilmeleri için yapabilecekleri hiç bir şey yoktu.
    Yapabilecekleri tek şey, Tanrı’nın onlar için denizin ortasında açtığı yoldan geçmek ve sonra kendilerini mutlak bir ölümden kurtardığı için O’na teşekkür etmek ve tapınmaktı!

    Kardeşler, Tanrı herkesin, Ademoğulları ve İsrailoğullarının birbirlerinin aynı olduklarını bilmesini ister.
    Aynı onlar gibi bizlerin de Tanrı bizi kurtarmadığı takdirde, üzerimize gelecek olan felaketten kurtulma konusunda hiç bir umudumuz yoktur.
    Belki önümüzde deniz olmayabilir, ama ölüm ve cehennem bizi beklemektedir.
    Belki her iki yanımızda dağlar olmayabilir, ama Tanrı’nın kutsallığı bizi kuşatır ve yargılar.
    Firavun ve orduları arkamızda değildir, ama Şeytan ve günah üzerimizdedir ve bizi sonsuza kadar mahvetmek ile tehdit etmektedirler.

    Ademoğullarını Tanrı’nın adil yargısından kim kurtarabilir?
    Günahkarı tükenmeyen ateşten kim kurtarabilir?
    İnsanı Şeytan’ın gücünden kim kurtarabilir?
    Tüm bu tehditlerden bizi kim kurtarabilir?
    Kim bizi günah denizinin karşı yakasına geçirebilir ve Cennet olarak adlandırılan kutsal yere götürebilir?
    Yalnızca Tanrı! Yalnızca Tanrı bizi kurtarabilir!
    İnsan için kendisini ya da bir başka insanı kurtarması imkansızdır.
    Kutsal Yazılar bu konuda şu bilgiyi ilan ederler: “İman yolu ile lütuf ile kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı’nın armağanıdır. Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir.” (Efesliler 2:8, 9)

    Merhameti bol olan Tanrı, tüm Ademoğullarını, Şeytan’ın, günahın ve cehennemin gücünden kurtarmak için bir kurtuluş yolu açmıştır.
    Günahları içinde ölecek olan tüm insanları bekleyen yargının şiddetli gazap ateşinin yargısından kurtarmak ister, ama O’nun bizim için açmış olduğu kurtuluş yolundan geçmemiz gerekir!
    Şeytan’ın gücünden, günahın korkunç sonuçlarından, cehennem cezasından kaçabilmeniz amacı ile Tanrı’nın sizin için açmış olduğu kurtuluş yolunu biliyor musunuz?
    O’nun kutsal huzurunda sonsuza kadar bereketlenebilmeniz için Tanrı’nın ön gördüğü doğruluk yolunda mısınız?

    Tanrı’nın Ademoğuları için açmış olduğu kurtuluş yolu, insanın yapabileceği iyi işleri ya da bir dinin taleplerini asla temel almaz.
    Tanrı, şöyle der: “Kimsenin övünmemesi için iyi işler aracılığı ile değildir.”
    Tanrı’nın bizler için ön gördüğü kurtuluş yolu nedir?
    Günahlarımız için ölmek ve sonra tekrar dirilmek üzere,O’na iman eden herkesi özgür kılmak için, günahın gücü ve ölüm korkusu nedeni ile kölelerden farksız olan bizlerin günahları uğruna ölmek ve tekrar dirilmek üzere göklerden gelen Kurtarıcının yoludur.
    Kutsal Yazılar, bu güçlü Kurtarıcıdan şu sözler ile bahsederler: “Başka hiç kimsede kurtuluş yoktur, çünkü bu göğün altında insanlara bağışlanmış, bizi kurtarabilecek başka hiç bir ad yoktur.” (Elçilerin İşleri 4:12)

    Evet, Tanrı günahın cezasından kaçabilmeniz ve Tanrı’nın güvenilir ve kutsal huzuru olan diğer tarafa geçebilmeniz için Tanrı “günah denizinin” içinde sizin için bir yol açmıştır.

    Kurtarıcı bu yol hakkında şunları söylemiştir:
    “İsa, ‘Yol, gerçek ve yaşam Ben’im’ dedi. ‘Benim aracılığım olmadan Baba’ya kimse gelemez.’…Size doğrusunu söyleyeyim, sözümü işitip, beni gönderene iman edenin sonsuz yaşamı vardır. Böyle biri yargılanmaz, ölümden yaşama geçmiştir.” (Yuhanna 14:6; 5:24)

    Sevgili kardeşlerim, “Ölümden yaşama geçtinizmi?’

    Musa’nın İsraillilere söylediği şu söz üzerinde düşünürken, Tanrı sizi bereketlesin.
    “Korkmayın! Yerinizde durup bekleyin. Rab bugün sizi nasıl kurtaracak görün!” (Mısır’dan Çıkış 14:13)

    Sevgiyleeeeeeeee

1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.