• Bu konu 1 izleyen ve 0 yanıt içeriyor.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #26032
    Anonim
    Pasif

    Musa: Rab Mısır’ı Cezalandırıyor

    Size esenlik olsun.

    Mısır kralı firavunun Rab Tanrı’ya karşı savaşmayı denediğinde başına neler geldiğini göreceğiz.
    Peygamber Musa Rab Tanrı hakkında şöyle yazar: “O, Kaya’dır, işleri kusursuzdur, bütün yolları doğrudur.” (Yasa’nın Tekrarı 32:4)

    Tanrı’nın Musa ve Harun’u nasıl İsrailoğullarını Mısır’daki köleliklerinden özgür kılmaları için göndermişti.
    Musa ve Harun firavuna şöyle dediler: “İsrail’in Tanrısı Rab şöyle diyor, ‘Halkımı bırak, gidip çölde bana tapınsın!’
    Ama buna rağmen, firavun onlara şu yanıtı verdi: “Rab kim oluyor ki, O’nun sözünü dinleyip İsrail halkını salıvereyim? Rab’bi tanımıyorum, İsrailliler’in gitmesine izin vermeyeceğim.” (Mısır’dan Çıkış 5:2)

    Özetleyecek olursak, Tanrı İsrail halkını özgür kılmakta kararlıydı, oysa Firavun onları köle olarak alıkoymakta ısrarlıydı.

    Şimdi Tevrat’ın ikinci kitabı olan Mısır’dan Çıkış’ın yedinci bölümüne geri dönelim ve firavunun Tanrı ile nasıl güreşmeyi denediğini görelim.

    Kutsal Yazılar şöyle der:
    Böylece Musa’yla Harun firavunun yanına gittiler ve RAB’bin buyurduğu gibi yaptılar. Harun değneğini firavunla görevlilerinin önüne attı. Değnek yılan oluverdi.
    Bunun üzerine firavun kendi bilgelerini, büyücülerini çağırdı. Mısırlı büyücüler de büyüleriyle aynı şeyi yaptılar.
    Her biri değneğini attı, değnekler yılan oldu. Ancak Harun’un değneği onların değneklerini yuttu.
    (Mısır’dan Çıkış 7:10-12)

    Firavun ve Tanrı arasındaki “Güreş maçının” nasıl başladığına dikkat edin.
    Bir yanda firavunu bilgeleri ve büyücüleri ile, diğer yanda ise Musa’yı ve Harun’u görüyoruz.
    Harun’un değneği mucizevi bir şekilde bir yılana dönüştüğü zaman, firavun’un büyücüleri (dervişler) mucizeyi kendi sihirleri ile taklit etiler.
    “Her biri kendi değneğini atı ve değnek bir yılana dönüştü. Ama Harun’un değneği onların değneklerini yuttu.”

    Burada önemli olan, gerçekleşen mucizenin anlamı değil, Tanrı’nın firavuna karşı savaşmasıdır.
    Tanrı’nın o andan itibaren Musa’ya daha sık seslendiği görülmektedir.
    Musa’nın yapması gereken tek şey Tanrı’ya itaat etmek ve 0’nu izlemekti.
    Tüm bu olup bitenler hakkında ne söyleyebiliriz?
    Musa ve Harun’un yaptıkları mucizelerin Tanrı’dan geldiğini biliyoruz.
    Ama her şeye rağmen firavunun dervişleri de aynı mucizeyi yaptılar.
    Bu dervişler güçlerini nereden aldılar? Tanrı’dan mı? Hayır!
    Tanrı, Kendisine karşı savaşmaz.
    O zaman bu büyücülerin güçleri nereden geldi.
    Firavun’un dervişleri Şeytan’dan gelen hilekarlık sanatına ve Şeytan’ın gücüne güvendiler.

    Kutsal Yazılar bize Şeytan’ın çok hilekar olduğunu ve insanları aldatmaktan zevk aldığını gösterirler; Şeytan aynı zamanda çok güçlüdür ve mucizeler yapabilir.
    Ama yine de, Tanrı’nın Şeytan’dan daha güçlü olduğu kesindir.
    Böylece Harun’un değneği firavunun dervişlerinin değneklerini yuttu.
    Ama her şeye rağmen, tüm bu olup bitenler firavunun tövbe etmesini ve Tanrı Sözü’nü dinlemesini sağlamadı.

    Musa, firavundan halkının gitmesine izin vermesini istediği zaman, firavun sadece hayır demekle kalmadı bütün İsrailoğullarının hayat şartlarını da kötüleştirdi.
    Musa sadece firavun tarafından reddedilmedi kendi halkı da onu reddetti.

    Kutsal Yazıların ne dediğine kulak verelim:
    RAB Musa’ya, «Firavun inat ediyor, halkı salıvermeyi reddediyor» dedi,
    «Sabah git, firavun Nil’e inerken onu karşılamak için ırmak kıyısında bekle. Yılana dönüşen değneği eline al ve ona de ki, ‘Halkımı salıver, çölde bana tapsınlar, demem için İbraniler’in Tanrısı RAB beni sana gönderdi. Ama sen şu ana kadar kulak asmadın.
    Benim RAB olduğumu şundan anla, diyor RAB. İşte, elimdeki değneği ırmağın sularına vuracağım, sular kana dönecek.
    Irmaktaki balıklar ölecek, ırmak leş gibi kokacak, Mısırlılar artık ırmağın suyunu içemeyecekler.’»
    Sonra RAB Musa’ya şöyle buyurdu: «Harun’a de ki, ‘Değneğini al ve elini Mısır’ın suları üzerine -ırmakları, kanalları, havuzları, bütün su birikintileri üzerine- uzat, hepsi kana dönsün. Bütün Mısır’da tahta ve taş kaplardaki sular bile kana dönecek.’»
    Musa’yla Harun RAB’bin buyurduğu gibi yaptılar. Harun firavunla görevlilerinin gözü önünde değneğini kaldırıp ırmağın sularına vurdu. Bütün sular kana dönüştü.
    Irmaktaki balıklar öldü, ırmak kokmaya başladı. Mısırlılar ırmağın suyunu içemez oldular. Mısır’ın her yerinde kan vardı.
    Mısırlı büyücüler de kendi büyüleriyle aynı şeyi yaptılar. RAB’bin söylediği gibi firavun inat etti ve Musa’yla Harun’u dinlemedi.
    Olanlara aldırmadan sarayına döndü.
    Mısırlılar içecek su bulmak için ırmak kıyısını kazmaya koyuldular. Çünkü ırmağın suyunu içemiyorlardı.
    (Mısır’dan Çıkış 7:14-24)

    Firavun Tanrıyı tanımamakta ve O’na itaat etmemekte kararlı görünüyordu.
    Yüreği katılaşmış ve Tanrı sözlerini işitemez olmuştu firavun.
    Rab nil nehrinin sularını kana dönüştürmüştü. Su artık yaşam vermiyordu. İçindeki tüm canlılar ölmekteydi, içilemez olmuştu.
    Mısırlılarsa çözümü su kuyusu açmakta bulmuşlardı. Bu çözümmüydü?

    RAB Musa’ya şöyle dedi: «Firavunun yanına git ve ona de ki, ‘RAB şöyle diyor: Halkımı salıver, bana tapsınlar.
    Eğer halkımı salıvermeyi reddedersen, bütün ülkeni kurbağalarla cezalandıracağım.
    Irmak kurbağalarla dolup taşacak. Kurbağalar çıkıp sarayına, yatak odana, yatağına, görevlilerinin ve halkının evlerine, fırınlarına, hamur teknelerine girecekler.
    (Mısır’dan Çıkış 8:1-3)

    Rab uyarıyordu; ‘’halkımı serbest bırak, bana tapınsınlar’’ diyordu firavuna.
    Firavun herhalde İsrail halkının kendisine ait köleler olduğunu düşünüyordu.
    Ama Tanrı İsrail’in Kendi halkı olduğunu açıkça bildirdi ve bırakılmadıkları takdirde Mısır’ın her yanında kurbağa belasının gerçekleşeceğini söyledi.
    Tanrı kendi halkını Mısır’dan çıkarmak için öne çıkıp savaşandır.

    «Harun’a de ki, ‘Elindeki değneği ırmakların, kanalların, havuzların üzerine uzatıp kurbağaları çıkart; Mısır’ı kurbağalar kaplasın.’»
    Böylece Harun elini Mısır’ın suları üzerine uzattı; kurbağalar çıkıp Mısır’ı kapladı.
    Ancak büyücüler de kendi büyüleriyle aynı şeyi yaptılar ve ülkeye kurbağaları saldılar.
    Firavun Musa’yla Harun’u çağırtıp, «RAB’be dua edin, benim ve halkımın üzerinden kurbağaları uzaklaştırsın» dedi, «O zaman halkınızı RAB’be kurban kessinler diye salıvereceğim.»
    Musa, «Sen karar ver» diye karşılık verdi, «Bunu sana bırakıyorum. Kurbağalar senden ve evlerinden uzak dursun, yalnız ırmakta kalsınlar diye senin, görevlilerin ve halkın için ne zaman dua edeyim?»
    Firavun, «Yarın» dedi. Musa, «Peki, dediğin gibi olsun» diye karşılık verdi, «Böylece bileceksin ki, Tanrımız RAB gibisi yoktur.
    Kurbağalar senden, evlerinden, görevlilerinden, halkından uzaklaşacak, yalnız ırmakta kalacaklar.»
    Musa’yla Harun firavunun yanından ayrıldılar. Musa RAB’bin firavunun başına getirdiği kurbağa belası için RAB’be feryat etti.
    RAB Musa’nın isteğini yerine getirdi. Kurbağalar evlerde, avlularda, tarlalarda öldüler.
    Kurbağaları yığın yığın topladılar. Ülke kokudan geçilmez oldu.
    Ancak firavun ülkenin rahatladığını görünce, RAB’bin söylediği gibi inatçılık etti ve Musa’yla Harun’u dinlemedi.
    (Mısır’dan Çıkış 8:5-15)

    Rab’bi işitmemekte direnen firavun, kurbağa belasıyla başbaşaydı. Çözüm bulamamıştı ve çaresizdi.
    Musa’nın isteklerini kabul eder göründü ve dua etmesini istedi firavun.
    Bu, bulunduğu durumdan kurtulmak için ettiği geçici bir tövbeydi.
    Musa’nın duasını işiten Rab, kurbağaları yok etti.
    Tüm bu olanlara karşın fravunun yüreği hala katıydı ve verdiği sözü yerine getirmedi.
    Tanrı’yı sınıyordu sanki.

    Firavunun dervişlerine ve büyücülerine ne olduğunu gördünüz mü?
    Daha önce Şeytan’dan aldıkları belirli bir güce sahip olduklarını görmüştük.
    Yaptıkları büyü ile Tanrı’nın gücünü taklit etmeyi ve küçük bir miktar suyu kana dönüştürmeyi ve bir kaç kurbağayı ortaya çıkarmayı becermişlerdi (sanki Mısırlıların sularında daha fazla kana ya da yataklarında daha fazla kurbağaya ihtiyaçları varmış gibi!) ancak yine de, güçleri sınırlıydı.
    Ne suyu eski haline dönüştürebilmişlerdi, nede kurbağaları yok edebilmişlerdi.
    Firavunun dervişleri Gücü Her Şeye Yeten Tanrı’nın Mısır ülkesi üzerine getirdiği belaları uzaklaştıracak güce asla sahip değillerdi.
    Sorun çözülünce firavun tutumunu bir anda değiştiriverdi.

    RAB Musa’ya şöyle dedi: «Harun’a de ki, ‘Değneğini uzatıp yere vur, yerdeki toz sivrisineğe dönüşsün, bütün Mısır’ı kaplasın.’»
    Öyle yaptılar. Harun elindeki değneği uzatıp yere vurunca, insanlarla hayvanların üzerine sivrisinekler üşüştü. Mısır’da yerin bütün tozu sivrisineğe dönüştü.
    Büyücüler de kendi büyüleriyle tozu sivrisineğe dönüştürmek istedilerse de başaramadılar. İnsanların, hayvanların üzerini sivrisinek kapladı.
    Büyücüler firavuna, «Bu işte Tanrı’nın parmağı var» dediler. Ne var ki, RAB’bin söylediği gibi firavun inat etti, Musa’yla Harun’u dinlemedi.
    (Mısır’dan Çıkış 8:16-19)

    Harun, değneği ile yere vurduktan sonra, erin tozu sivrisineğe dönüştü, büyücüler de kendi büyüleri ile tozu sivrisineğe dönüştürmek istediler, ama başaramadılar.
    Bu nedenle, firavuna, ‘Bu işte Tanrı’nın parmağı var’ dediler.
    Büyücülerin gücünün sınırlı olduğu çok açıktı.
    Şeytan’ın güce sahip olduğu ve insana belirli güçler verebildiği doğrudur, ama bu güçler Tanrı tarafından belirlenmiş olan sınırların dışına asla taşamazlar!
    Yalnızca Tanrı Gücü Her Şeye Yeten’dir.
    Her şeyi yapabilen yalnızca O’dur.
    Sınır tanımayan yalnızca O’dur.
    Firavunun dervişleri Tanrı’nın sınırsız gücü ile ilgili bir şeyler öğrenmeye başlıyorlardı, ama Firavun Tanrı’ya boyun eğmeyi hala reddediyordu.
    Firavun yüreğini katılaştırmaya devam etti ve İsrail’in Tanrısı ile güreşebileceğini ve kazanabileceğini düşündü!

    Halkımı salıvermezsen senin, görevlilerinin, halkının, evlerinin üzerine atsineği yağdıracağım. Mısırlılar’ın evleri ve üzerinde yaşadıkları topraklar atsinekleriyle dolup taşacak.
    «’Ama o gün halkımın yaşadığı Goşen bölgesinde farklı davranacağım. Orada atsineği olmayacak. Böylece bileceksin ki, bu ülkede RAB benim.
    (Mısır’dan Çıkış 8:21-22)

    At sinekleri ülkeyi doldurdular, insanların evleri at sinekleri ile dolup taştı, ve çok büyük bir yıkıma neden oldular.
    Tanrı belanın şiddetini arttırdığı zaman, halkını korumak için atsineklerini Goşen bölgesine yaklaştırmadı.
    Böylece, Kendi halkıyla firavunun halkı arasındaki farkı ortaya koyarak, Kendisinin tek gerçek Tanrı olduğunu anlamalarını sağladı.
    Firavun bu beladan kurtulmak için, Musa’nın Rab’be kurban kesmesini ve dua etmesini istemişti. Rab Musa’yı duydu ve atsineklerini yok etti. Tek sinek kalmamıştı.
    Firavun tüm bu yaşanılanlara rağmen inadından vazgeçmedi.

    RAB Musa’ya şöyle dedi: «Firavunun yanına git ve ona de ki, ‘İbraniler’in Tanrısı RAB şöyle diyor: Halkımı salıver, bana tapsınlar.
    Salıvermeyi reddeder, onları tutmakta diretirsen,
    RAB’bin eli kırlardaki hayvanlarınızı -atları, eşekleri, develeri, sığırları, davarları- büyük kırıma uğratarak sizi cezalandıracak.
    RAB İsrailliler’le Mısırlılar’ın hayvanlarına farklı davranacak. İsrailliler’in hayvanlarından hiçbiri ölmeyecek.’»
    RAB zamanı da belirleyerek, «Yarın ülkede bunu yapacağım» dedi.
    Ertesi gün RAB dediğini yaptı: Mısırlılar’ın hayvanları büyük çapta öldü. Ama İsrailliler’in hayvanlarından hiçbiri ölmedi.
    Firavun adam gönderdi, İsrailliler’in bir tek hayvanının bile ölmediğini öğrendi. Öyleyken, inat etti ve halkı salıvermedi.
    (Mısır’dan Çıkış 9:1-7)

    Tanrı Mısır’daki tüm hayvanlan kırıma uğratıyordu.
    Çok tanrılı Mısır’da hayvanlar tapınma amacıyla kullanılıyorlardı.
    Ama şimdi Tanrı onların hayvanlarını öldürüyordu.
    Bu şekilde onların mallarına zarar vererek, taptıkları putların gerçek yüzlerini görmelerini sağlıyordu.
    Bu yaşanılanları firavun bir bir gözlemliyor olduğu halde, inadından vazgeçmiyor ve Tanrı’ya itaat etmiyordu.

    RAB Musa’yla Harun’a, «Yanınıza iki avuç dolusu ocak kurumu alın» dedi, «Musa kurumu firavunun önünde göğe doğru savursun.
    Kurum bütün Mısır’ın üzerinde ince bir toza dönüşecek; ülkenin her yanındaki insanların, hayvanların bedenlerinde irinli çıbanlar çıkacak.»
    Böylece Musa’yla Harun ocak kurumu alıp firavunun önünde durdular. Musa kurumu göğe doğru savurdu. İnsanlarda ve hayvanlarda irinli çıbanlar çıktı.
    Büyücüler çıbandan ötürü Musa’nın karşısında duramaz oldular. Çünkü bütün Mısırlılar’da olduğu gibi onlarda da çıbanlar çıkmıştı.
    (Mısır’dan Çıkış 9:8-11)

    Tanrı’nın Mısır üzerine verdiği çıban belası, diğer belalardan farklı bir biçimde, hiçbir uyan verilmeden gerçekleşti.
    Ülkenin her yanındaki insanların ve hayvanların bedenlerinde irinli çıbanlar çıktı. Büyücüler utanır olmuşlardı bedenlerindeki bu yaralardan.
    Ama firavun hala diretiyordu, işitmiyordu ve inatçıydı.

    RAB Musa’ya, «Elini göğe doğru uzat» dedi, «Mısır’ın her yerine, insanların, hayvanların, kırdaki bütün bitkilerin üzerine dolu yağsın.» (Mısır’dan Çıkış 9:22)

    Mısır’da görülmemiş şiddette dolu yağmaya başlamıştı. Kırlarda bulunan ağaçlar, bitkiler, tarlalar dolu altında kalmış ve yok olmuşlardı.
    Bunca beladan sonra firavunun görevlileri arasındaki bazı kişiler de Tanrı’dan korkmaya başlamışlardı. Bu uyanyı önemseyen bazı görevliler, Musa’nın sözlerini yerine getirdiler.
    Doludan sadece İsrailliler zarar görmemişlerdi. Onların bölgesine dolu yağmamıştı.
    Firavun yine Musa’dan dua etmesini istedi ve kendisinin ne kadar haksız olduğunu söyledi.
    Musa fravuna inanmamıştı ama yinede dua etti ve dolu yağışı son buldu.
    Fravunun yüreği hala katıydı ve direniyordu Rab’be.

    RAB Musa’ya, «Elini Mısır’ın üzerine uzat» dedi, «Çekirge yağsın; ülkenin bütün bitkilerini, doludan kurtulan her şeyi yesinler.» (Mısır’dan Çıkış 10:12)

    Çekirgeler o kadar çoktuki hava kapkaranlık olmuştu. Ülkenin hiçbiryerinde ne bir bitki ne bir ağaç yeşil kalmıştı. Büyük bir kıtlığın başlayacağının göstergesiydi çekirge belası.
    Fravun bir kez daha af diledi. Musa ile pazarlık yaparcasına şartlar sundu.
    Gözü önünde gerçekleşen felaketlerden kurtulma umuduyla yaptığı sahtekârlıklardı bunlar. Bunu Musa da biliyordu Çünkü Tanrı önceden kendisine söylemişti.
    Çekirge belasından kurtulur kurtulmaz da, verdiği sözleri unuttu ve İsraillileri salıvermedi.

    RAB Musa’ya, «Elini göğe doğru uzat» dedi, «Mısır’ı hissedilebilir bir karanlık kaplasın.»
    Musa elini göğe doğru uzattı, Mısır üç gün koyu karanlığa gömüldü.
    (Mısır’dan Çıkış 10:21-22)

    Böylece üç gün boyunca hiç kimse hiç bir şey göremedi.
    Mısır’da gerçekleşen bu belalar aslında dünyayı kimin yönettiğini gösteren olaylardır.
    O günlerde güneş Mısırlılar’ın taptığı en büyük tarıydı.
    Bu nedenle Tanrı ülkeyi karanlığı gömerek, inançlarının ne kadar boş olduğunu onlara göstermiş oldu.
    Ancak, İsrailoğullarının yaşadıkları bölgede ışık vardı. Belalardan hiç biri onların üzerine gelmemişti.
    Fravun Musa ile pazarlığı sürdürüyor ve talepler ve koşullar getiriyordu.
    Bunları kabul etmeyen Musa’yı huzurundan kovdu ve tehdit etti.

    Musa’ya, «Git başımdan» dedi, «Sakın bir daha karşıma çıkma. Yüzümü gördüğün gün ölürsün.»
    Musa, «Dediğin gibi olsun» diye karşılık verdi, «Bir daha yüzünü görmeyeceğim.»
    (Mısır’dan Çıkış 10:28-29)

    Tanrı’nın firavunun ve Mısırlılar’ın üzerine gönderdiği bir bela daha vardır.
    İlk doğan çocukların ölümü, belasıydı bu.

    Kısacası, firavun Rab Tanrı ile kavga etmeyi denedi.
    Firavun ve büyücüleri Her Şeye Gücü Yeten’i yenebildiler mi?
    O’nun gücünün üstünde güç sergileyebildiler mi?
    Hiç kimse Tanrı ile savaşamaz ve O’nu yenemez!

    Kutsal Yazılar şöyle der: “Bu olaylar başkalarına ders olsun diye onların başına geldi ve bizleri uyarmak için yazıya geçirildi.” (1.Korintliler 10:11)
    Tanrı bizi uyarmak istiyor. Tanrı kendimize bakmamızı ve O’nun öğütlerine kulak vermemizi istiyor.

    Siz değerli kardeşlerim, Tanrı’nın Sözü’nü önemsiyor musunuz?
    O’na itaat ediyor musunuz? Yoksa siz de firavun gibi, Tanrı ile savaşıyor musunuz?
    Bu soruları yüreğinizin yanıtlamasına izin verin.
    Tanrı’nın Sözü’ne boyun eğdiniz mi?
    Bu, atalarınızın dinine ya da geleneklerine boyun eğip eğmediğiniz anlamına gelmiyor – ama Rab Tanrı’nın Sözü’nü alçakgönüllülükle kabul etiniz mi?
    Yoksa Tanrı ile savaşmaya mı çalışıyorsunuz?

    Kutsal Yazılar şöyle der: “İnsan soyu ota benzer, bütün yüceliği kır çiçeği gibidir. Ot kurur, çiçek solar, ama Tanrı Sözü sonsuza dek kalır!” (1.Petrus 1:24, 25)
    Sonsuz Tanrı’nın Sözü, sağlam bir kayadır ve yaşamını bu Kaya üzerine kuran herkes yaşamını sağlam bir temel üzerinde bina etmiştir.
    Ama yine de, eğer yaşamınızı bu kaya üzerine bina etmeyi reddederseniz, Tanrı sözü’nün Kayası bir gün üzerinize düşer ve sizi ezer.
    İnsan, Tanrı’nın sonsuz Sözü ile çatışma içerisinde olamaz, böyle yaptığı takdirde cezadan kaçamaz.

    Sizler, peygamber Musa’nın Tevrat’ta yazdığı şu sözler üzerinde düşünürken, Tanrı sizi berketlesin:
    “O, Kaya’dır, işleri kusursuzdur, bütün yolları doğrudur. O haksızlık etmeyen güvenilir Tanrı’dır.” (Yasa’nın Tekrarı 32:4)

    Sevgiyleeeeeee

1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.