• Bu konu 1 izleyen ve 0 yanıt içeriyor.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #26031
    Anonim
    Pasif

    Musa: Firavunun Tanrı Tanımazlığı

    Size esenlik olsun.

    Bir gün Musa seksen yaşına geldiği zaman, Tanrı ona Sina olarak adlandırılan bir dağda bir çalıdan yükselen alevlerin içinden ona göründü.
    Çalı yanıyor, ama tükenmiyordu. Musa bu durumun farkına vardığında çok şaşırdı.
    Neler olup bittiğini araştırmak için çalıya yaklaştığı zaman, Tanrı’nın sesini duydu;
    Tanrı şöyle diyordu: “Ben babanın Tanrısı, İbrahim’in Tanrısı, İshak’ın Tanrısı ve Yakup’un Tanrısıyım.”
    Musa dehşete düştü, yüzünü kapadı, çünkü bakmaya korkuyordu.
    Sonra Tanrı sözlerine devam etti: “Çarıklarını çıkar, çünkü bastığın yer kutsal topraktır. Halkımın Mısır’da çektiği sıkıntıyı yakından gördüm. Ettikleri feryatları duydum, acılarını biliyorum. Bu yüzden onları kurtarmak için aşağı geldim. Şimdi git, seni Mısır’a gönderiyorum.”

    Tanrı, Musa ile nasıl birlikte olacağını, ona firavunun ve Mısır halkının önünde nasıl bilgelik ve yetki vereceğini vaat ettiğini öğrendik.
    Ama incelemeye devam ettiğimizde, Musa’nın Mısır’a gitmekten korktuğunu görmekteyiz.

    Mısır’dan Çıkış kitabının dördüncü bölümünde Kutsal Yazılar şöyle der:
    Musa, «Ya bana inanmazlarsa?» dedi, «Sözümü dinlemez, ‘RAB sana görünmedi’ derlerse, ne olacak?»
    RAB, «Elinde ne var?» diye sordu. Musa, «Değnek» diye yanıtladı.
    RAB, «Onu yere at» dedi. Musa değneğini yere atınca, değnek yılan oldu. Musa yılandan kaçtı.
    RAB, «Elini uzat, kuyruğundan tut» dedi. Musa elini uzatıp kuyruğunu tutunca yılan yine değnek oldu.
    RAB, «Bunu yap ki, ataları İbrahim’in, İshak’ın, Yakup’un Tanrısı RAB’bin sana göründüğüne inansınlar» dedi.
    (Mısır’dan Çıkış 4:1-5)

    Musa RAB’be, «Aman, ya Rab!» dedi, «Ben kulun ne geçmişte, ne de benimle konuşmaya başladığından bu yana iyi bir konuşmacı oldum. Çünkü dili ağır, tutuk biriyim.»
    RAB, «Kim ağız verdi insana?» dedi, «İnsanı sağır, dilsiz, görür ya da görmez yapan kim? Ben değil miyim?
    Şimdi git! Ben konuşmana yardımcı olacağım. Ne söylemen gerektiğini sana öğreteceğim.»
    Musa, «Aman, ya Rab!» dedi, «Ne olur, benim yerime başkasını gönder.»
    RAB Musa’ya öfkelendi ve, «Ağabeyin Levili Harun var ya!» dedi, «Bilirim, o iyi konuşur. Hem şu anda seni karşılamaya geliyor. Seni görünce sevinecek.
    Onunla konuş, ne söylemesi gerektiğini anlat. İkinizin konuşmasına da yardımcı olacak, ne yapacağınızı size öğreteceğim.
    O sana sözcülük edecek, senin yerine halkla konuşacak. Sen de onun için Tanrı gibi olacaksın.
    Bu değneği eline al, çünkü belirtileri onunla gerçekleştireceksin.»
    (Mısır’dan Çıkış 4:10-17)

    Farkındamısınız; Musa Tanrı’ya çeşitli bahaneler öne sürmektedir.
    Tanrı’ysa Musa’nın sorularını sabırla yanıtlamakta ve ona güç ve cesaret vermeye çalışmaktadır.
    Tanrı Musa’ya bazı belirtiler gösterir; değneği yılana çevirir ve yılanın başı yerine kuyruğundan tutmasını söyler.
    Musa’nın ne kadar itaatkar olduğunu sınar bu talebiyle.
    Musa’nın yüreğinde başarısız olmak yatmaktadır. Korkmaktadır ve kararsızdır aslında.
    İyi konuşmacı olmadığını söyleyerek, gerçeği çarpıtmıştır.
    Musa, Mısırlılar’ın bütün bilim dallarında eğitildi. Gerek sözde, gerek eylemde güçlü biri oldu. (Elçilerin İşleri 7: 22)
    Nedir buradaki sorun?
    Musa’nın imanı neden bu kadar zayıftır?
    Tanrı Musa’nın yüreğini bildiğinden, başka mazeretler öne sürmesine olanak vermedi ve ağabeyi Harun’u onun sözcüsü olarak görevlendirdi.

    Musa kayınbabası Yitro’nun yanına döndü. Ona, «İzin ver, Mısır’daki soydaşlarımın yanına döneyim» dedi, «Bakayım, hâlâ yaşıyorlar mı?» Yitro, «Esenlikle git» diye karşılık verdi.
    RAB Midyan’da Musa’ya, «Mısır’a dön, çünkü canını almak isteyenlerin hepsi öldü» demişti.
    Böylece Musa karısını, oğullarını eşeğe bindirdi; Tanrı’nın buyurduğu değneği de eline alıp Mısır’a doğru yola çıktı.
    RAB Musa’ya, «Mısır’a döndüğünde, sana verdiğim güçle bütün şaşılası işleri firavunun önünde yapmaya bak» dedi, «Ama ben onu inatçı yapacağım. Halkı salıvermeyecek.
    Sonra firavuna de ki, ‘RAB şöyle diyor: İsrail benim ilk oğlumdur.
    Sana, bırak oğlum gitsin, bana tapsın, dedim. Ama sen onu salıvermeyi reddettin. Bu yüzden senin ilk oğlunu öldüreceğim.’»
    (Mısır’dan Çıkış 4:18-23)

    Tanrı, Musa’nın Mısır’a tekrar dönebilmesi için gerekli koşulları sağladı.
    Firavuna göstereceği belirtilere rağmen inadından vazgeçmeyeceğini,
    Yüreğinin katılığının son bulmayacağını anlattı Musa’ya.
    Firavunun bu inadı, ilk oğlu ölene dek devam edecekti.

    RAB Harun’a, «Çöle, Musa’yı karşılamaya git» dedi. Harun gitti, onu Tanrı Dağı’nda karşılayıp öptü.
    Musa duyurması için RAB’bin kendisine söylediği bütün sözleri ve gerçekleştirmesini buyurduğu bütün belirtileri Harun’a anlattı.
    Musa’yla Harun varıp İsrail’in bütün ileri gelenlerini topladılar.
    Harun RAB’bin Musa’ya söylemiş olduğu her şeyi onlara anlattı. Musa da halkın önünde belirtileri gerçekleştirdi.
    Halk inandı; RAB’bin kendileriyle ilgilendiğini, çektikleri sıkıntıyı görmüş olduğunu duyunca, eğilip tapındılar.
    (Mısır’dan Çıkış 4:27-31)

    Musa’nın endişeleri yok oluyordu.
    Ağabeyi Harun’la birlikteydi artık. Tüm olanları anlattı Harun’a.
    Halk sevinç içerisindeydi. Rab kendileriyle ilgilenmekteydi.

    Sonra Musa’yla Harun firavuna gidip şöyle dediler: «İsrail’in Tanrısı RAB diyor ki, ‘Halkımı bırak gitsin, çölde bana bayram yapsın.’»
    Firavun, «RAB kim oluyor ki, O’nun sözünü dinleyip İsrail halkını salıvereyim?» dedi. «RAB’bi tanımıyorum. İsrailliler’in gitmesine izin vermeyeceğim.»
    (Mısır’dan Çıkış 5:1-2)

    O dönemde Mısır kralları halkın istek ve arzularım açık havada dinleyip karara bağlarlardı. Bu nedenle Musa ile Harun kolaylıkla firavunla görüşebiliyorlardı. Ama firavunun sert tepkisiyle karşılaştılar.
    Musa Tanrı’ya itaat ettiği halde firavunun öfkesi ve direnişiyle karşılaşmıştı.
    Bu da işleri daha da zorlaştınyordu: İsrailli görevliler dövüldü, halk daha fazla zulüm gürdü ve Musa’yla Harun’a güvenleri kalmamıştı.
    İsrailli görevliler, kendilerine çok baskı yapılınca firavuna giderek yakındılar. Kendilerini firavuna, “Senin kulların” diye tanıtıp onurlarını alçalttılar. Artık onlarda Tanrı’nın halkında bulunması gereken onur bulunmuyordu.
    Yalnızca yüreklerinin derinliklerine işlemiş olan kölelik ruhu kalmıştı.
    Firavun, İsrailliler’in çektiği ıstırabı anlamak yerine tembel olduklarını, işten kaçmak için böyle yakındıklarını söyledi.
    İsrailli görevliler durumlarının daha kötüye gittiğini anlayınca Musa’yla Harun’u suçladılar ve Tanrı’nın ismini ağızlarına alarak şikayet ettiler.
    Musa halkın gösterdiği tepkiden dolayı görevini bırakmayı dahi düşünmüş olmalı. Ama Tanrı’ya güvenerek ayakta kalmayı başardı.

    Tanrı’nın Musa ve Harun’un ağızları aracılığı ile firavuna nasıl konuştuğunu gördük.
    Firavun Tanrı’nın Sözü’ne inandı mı? Hayır, inanmadı.
    Musa ve Harun’a ne yanıt verdiğini duydunuz mu?
    Şöyle dedi: “Rab kim oluyor ki, O’nun Sözü’nü dinleyip İsrail halkını salıvereyim? Rabbi tanımıyorum. İsraillilerin gitmesine de izin vermeyeceğim. ”

    Firavun, Rab’bi (Yahve) tanımıyordu.
    Firavunun ve tüm Mısır halkının bir dini vardı, ama Tanrı’yı tanımıyorlardı.
    İlgilendikleri tek şey, atalarının dinini izlemekten ibaretti.
    İbrahim, İshak ve Yakup’un Tanrısı olan diri ve gerçek Tanrı’yı tanımak için ilgi göstermediler.
    Firavun ve Mısırlılar, kendi adetlerine, putlarına, fetişlerine ve din önderlerine güveniyorlardı, ama Rab’be ve O’nun Sözü’ne güvenmiyorlardı.

    Böylece, altıncı bölümde şunları okuruz:
    RAB Musa’ya, «Firavuna ne yapacağımı şimdi göreceksin» dedi, «Güçlü elimden ötürü İsrail halkını salıverecek, güçlü elimden ötürü onları ülkesinden kovacak.»
    Tanrı ayrıca Musa’ya, «Ben RAB’bim» dedi,
    «İbrahim’e, İshak’a ve Yakup’a Her Şeye Gücü Yeten Tanrı olarak göründüm, ama onlara kendimi RAB adıyla tanıtmadım.
    Yabancı olarak yaşadıkları Kenan ülkesini kendilerine vermek üzere onlarla antlaşma yaptım.
    Mısırlılar’ın köleleştirdiği İsrailliler’in iniltilerini duydum ve antlaşmamı hep andım.
    «Onun için İsrailliler’e de ki, ‘Ben RAB’bim. Sizi Mısırlılar’ın boyunduruğundan çıkaracak, onların kölesi olmaktan kurtaracağım. Onları ağır biçimde yargılayacak ve kudretli elimle sizi özgür kılacağım.
    Sizi kendi halkım yapacak ve Tanrınız olacağım. O zaman sizi Mısırlılar’ın boyunduruğundan çıkaran Tanrınız RAB’bin ben olduğumu bileceksiniz.
    Sizi İbrahim’e, İshak’a ve Yakup’a vereceğime ant içtiğim topraklara götüreceğim. Orayı size mülk olarak vereceğim. Ben RAB’bim.’»
    (Mısır’dan Çıkış 6:1-8)

    Tanrı Musa’ya Kendisinin sadık ve güvenilir olduğunu hatırlatıyor. Tanrı asla kaçmaz, asla bizi bırakmaz., asla unutmaz. Biz fark etmesek bile O bizi korur ve kayırır.

    Ama firavun sizi dinlemeyecek. O zaman elimi Mısır’ın üzerine koyacağım ve onları ağır biçimde cezalandırarak halkım İsrail’i ordular halinde Mısır’dan çıkaracağım.
    Mısır’a karşı elimi kaldırdığım ve İsrailliler’i aralarından çıkardığım zaman Mısırlılar benim RAB olduğumu anlayacak.»
    Musa’yla Harun RAB’bin buyurduğu gibi yaptılar.
    Firavunla konuştuklarında Musa seksen, Harun seksen üç yaşındaydı.
    (Mısır’dan Çıkış 7:4-7)

    Böylece, Rabbin firavunu ve Mısır halkını güçlü işleri ile yargılamak için nasıl plan yaptığını görüyoruz.
    Adil olan Tanrı, Mısırlılar’ın İsrailliler’e çektirdiği yüzlerce yılık sıkıntının bedelini Mısırlılar’a ödetmeyi amaçladı.
    Aynı zamanda Tanrı’nın Musa’nın elini kullanarak yapmayı planladığı mucizeler aracılığı ile Rab gücünü ve yüceliğini de göstermek istedi.
    Böylelikle Mısır halkına ve tüm dünyaya İbrahim, İshak, Yakup ve Musa’ya konuşan Rab Tanrı’nın diri ve gerçek Tanrı olduğunu gösterecekti!

    Tanrı Merhametli Olan’dır ve hiç kimsenin mahvolmasını istemez, ama herkesin tövbe etmesini ve gerçeği bilerek kabul etmesini arzular.
    Musa aracılığı ile konuştuğu sözü onaylayacak olan mucizeler planlamasının nedeni budur.
    Rab, herkesin Musa aracılığı ile konuşan Tanrı’nın tek gerçek Tanrı olduğunu, hiç bir kuşkuya kapılmadan bilmesini istedi.

    Mısır’da Mısırlılar’ın tanrı olarak kabul ettikleri yüzlerce putun mevcut olduğunu hatırlamamız gerekir.
    Ama Tanrı onların yalnızca tek bir gerçek Tanrı’nın var olduğunu bilmelerini istedi.
    Tanrı, peygamberleri Musa ve Harun aracılığı ile firavuna konuşmak istediği zaman, firavunun şu sözler ile karşılık vermesinin nedeni de budur:
    “Rab kim oluyor ki, O’nun sözünü dinleyip İsrail halkını salıvereyim? Rabbi tanımıyorum ve İsrailliler’in gitmesine izin vermeyeceğim.” (Mısır’dan Çıkış 5:2)

    Firavun, Rabbi tanımadığını söylerken doğruyu söylüyordu!
    İbrahim, İshak ve Yakup ile sonsuz bir antlaşma yapmış olan Tanrı’yı tanımıyordu. Firavunun bir dini vardı, ama Tanrı ile bir ilişkiye sahip değildi.
    Firavun’un yüreği tek gerçek Tanrı’dan gelen gerçeğe kapalıydı.
    Bu nedenle Tanrı’nın, Musa ve Harun aracılığı ile konuştuğu mesajı önemsemedi.

    Bu güne kadar dünyadaki pek çok insan firavunun yolunu izledi.
    Bu tür insanlar Tanrı hakkında konuşurlar, ama Tanrı’nın Sözü’ne önem vermezler.
    Bunun sonucu olarak da, Tanrı’yı tanımazlar.
    Tanrı hakkında bazı bilgilere sahiptirler, ama Tanrı’nın kendisini tanımazlar.
    Kendilerine atalarından devredilmiş olan bir dine sahiptirler, ama Musa’ya Kendisini açıklayan diri Tanrı ile gerçek bir ilişkiye sahip değildirler.

    Siz Rab’bi tanıyor musunuz?
    Peygamberleri aracılığı ile ne söylediğini gerçekten biliyor musunuz?
    Tanrı’nın peygamberlerinin Yazılarını hiç şimdiye kadar içtenlik ile incelediniz mi?
    Rab Tanrı’yı gerçekten tanıyor musunuz?
    O’nu tüm yüreğiniz ile seviyor musunuz?
    O’na itaat etmek istiyor musunuz?
    Ya da siz de firavun gibi, yalnızca atalarınızın dinini mi izliyorsunuz?

    Sevgili kardeşler; içimizden tek kişi bile Sonsuz Tanrı’nın Sözü’nü dinlemeyi ve bu Söz’e itaat etmeyi reddeden firavun gibi olmasın!

    Tanrı’nın Sözü bizi uyarır.
    “Ey kardeşler, hiç birimizde diri Tanrı’yı terk eden, kötü, imansız bir yüreğin bulunmamasına dikkat edin!” (İbraniler 3:12)
    Bugün, eğer O’nun sesini duyarsanız, “Rab kim oluyor ki, O’nun sözünü dinleyeyim?” diyen firavun gibi yüreklerinizi katılaştırmayın.

    O’nun kutsal Sözü’ndeki şu ciddi uyarı üzerinde düşünürken Tanrı sizi bereketlesin:
    “Bugün, O’nun sesini duyarsanız, yüreklerinizi nasırlaştırmayın!” (İbraniler 3:15)

    Sevgiyleeeeeee

1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.