#28882
Anonim
Pasif


SEVGİ YASI


‘Ne mutlu yaslı olanlara’ sözüne bakabileceğimiz, başka üçüncü bir açı daha var: SEVGİ YASI.

Eski akrabaların çoğundaki benzin ölçme aletinde kırmızı bir sıvı bulunurdu. Bu kırmızı sıvının düzeyi, depodaki benzinin düzeyini gösterirdi. Eğer Tanrı’ya duyduğum sevginin ölçüsünü bilmek istiyorsam, etrafımdaki insanlara olan sevgimi gözlemlemem gerekir. Diğer insanlara olan sevgim, Tanrı’ya bağlılığımın kesin ölçüsüdür.

Kutsal Kitap, bunu böyle açıklar: ‘Birbirimizi sevelim, çünkü sevgi Tanrı’dandır ve seven kişi Tanrı’dan doğmuştur, Tanrı’yı bilendir… Tanrı’yı seven insan kardeşini de sevsin buyruğunu O’ndan aldık’ (1.Yuhanna 4:7-21).

Bir süre önce, bazı dostlarımla San Fransisko’daki bir müzeyi gezmiştim. Gördüklerimiz arasında, dindar insanların, diğer insanlara, kendi inançlarını kabule zorlamak için yaptıkları işkencelerde kullandıkları işkence aletlerinin bir kolleksiyonu da vardı. Tarih, insanın insana yaptığı insani yetersizliğin kaydıdır.

İçinde yaşadığımız çağı, insanların diğer insanların gereksinimlerine içten duyarlılık gösterdiği bir çağ olarak tanımlamak güçtür. Yaldızlı bir bilmişliğin yanı sıra, ahlakı hor gören bir katılık da geliştirmiş bulunuyoruz. Sevdiğimiz müzik sürekli sevgiden söz eder, ancak boşanma hızla artmış, çocukları kötüye kullanım yaygınlaşmıştır. Dünyamız savaşlar, vahşet ve terörizm ile sarsılmaktadır. Büyük haber dergileri, ‘Ben’ kuşağının isteklerine önem vererek kapak yapmaktadırlar. Bu kuşak, bir ödül için savaşmak yerine ödüllü bir boks maçı izlemeyi yeğliyora benziyor. ‘Mahvolanları kurtar, ölenlerle ilgilen’ adlı şarkı, yalnızca şarkı kitaplarından kaybolmakla kalmadı, şarkının konusu da, fiziksel kıtlık, baskı rejimlerinin kurbanları ve büyük gelgit dalgalarının dışında yüreklerimizden silindi. Ve bütün bunlar çok önemli. Sevindirici haberi işitmeye gereksinim duyarlar yalnızca ruhsal yönden mahvolanlar.

Birkaç yıl önce Hindistan’ı ziyaret ediyorduk. Biz oradayken korkunç bir gelgit dalgası sahilin yaklaşık 70 km’lik bölümüne vurarak onbinlerce kişiyi öldürdü, yüzlerce köy ve kasabayı bütünüyle mahvetti. Hint yetkilileri çok nazik davranarak bize bir helikopter sağladılar ve bizimle birlikte bölgeye uçtular. Felaketin sonuçlarını ilk izleyenler arasındaydık. Sanki bin tane atom bombası aynı anda atılmış gibiydi. Korkunç yıkımı ve ölü bedenlerin kokusunu asla unutamayacağım. Bu korkunç felakette pek çok Amerikan gazetesinin yalnızca küçük birkaç sütununda ve akşam haberlerinin yalnızca bir kaç dakikasında yer ayrıldı.

Abraham Lincoln bir zamanlar şöyle demişti: Başka bir insanın sırtına inen kırbacı hissedemeyen adam için üzülüyorum.’ Dünyanın çoğu, insanlığın yoksulluk ve sıkıntısına karşı nasır tutmuş bir kayıtsızlık içinde. Bu, pek çok kişinin yeniden yeniden doğmamış olduğu gerçeği ile yakından ilişkili bir durum. İnsanların yürekleri Tanrı sevgisiyle dolu değil.

Pek çok kişi, toplumsal müjdeden, sanki kurtuluş müjdesinden ayrıymış gibi söz etmekte. Gerçek, yalnızca bir müjde olduğudur. Tanrı sevgisi, yansıyan bir güneş ışını gibi, yayılmadan önce parlar. Yüreklerimiz, Kutsal Ruh tarafından Tanrı şefkatinin sıcaklığını almaya ve yansıtmaya koşullandırılmadıkça, diğer insanları gerektiği gibi sevemeyiz.

İsa, bir arkadaşının mezarına giderken şefkat gözyaşları döküp ağlamıştı. Kudüs’ün kendisi için de gözyaşı dökmüştü, çünkü Kudüs bir kent olarak ruha ilişkin konuları takdir edememişti. O’nun büyük yüreği, başkalarının gereksinimlerine duyarlıydı. İnsanların birbirlerine olan sevgilerinin önemini vurgulamak için eski bir buyruğu tekrarladı.

‘Rab’bin olan Tanrı’yı tüm yüreğinle… Ve komşunu kendin gibi seveceksin’ (Luka 10:27).

Assis’li St. Francis, duasında mutluluğun sırrını keşfetmişti:


‘Yüce Tanrım, bana avutulmaktan çok avutmayı, sevilmekten çok sevmeyi bağışla, çünkü verdiğimde alır, bağışladığımda bağışlanır, öldüğümde sonsuz yaşama doğarım.’

Bu kuşak hoyrat ve çok katı. Bir gün küçük bir oğlanın, kabalığıyla övündüğünü işittim. ‘Yaşadığım sokakta ne kadar uzağa giderseniz, oturan insanlar o kadar kabalaşır ve ben en sondaki evde oturuyorum.’ Kendimiz için döktüğümüz gözyaşları, zayıflık gözyaşlarıdır. Ancak başkaları için dökülen sevgi gözyaşları, bir güç belirtisidir. ‘Hata yapmış birisi için ağlamadıkça ve düşmüşü kaldırmadıkça’ gerektiği kadar duyarlı sayılmam. Ve başkalarının üzüntü, sıkıntı ve felaketlerini sevecenlikle paylaşmanın değerini öğrenmedikçe, gerçek mutluluğu tanıyamam.

Can Sancısının Yası

Avunma sağlayan dördüncü yas türü, ‘can sancısı yası’ dır. Üstü örtülü bir anlam taşıyor gibi görünse de çok yararlı ve gerçek bir yas türüdür. Kutsal Kitap: ‘Sion sancı çeker çekmez, çocuklarını dünyaya getirdi’ der (İşaya 66:8). Bugün ‘ can sancısı’ ifadesini, bir kuşak önceki ruhsal babalarımızın kullandığı kadar sık kullanmıyoruz. ‘Sancı’nın anlamı, zahmetli iş, acı veren çaba, doğum ağrısıdır. ‘Can sancısı’nın anlamı, zahmetli iş, acı veren çaba, doğum ağrısı’dır. ‘Can sancısı’, başkalarının dışarıdan göreceği bir çaba olmayıp, canlarının gizli girintilerinde oluştuğu için acı veren bir ruhsal çaba anlamına gelmektedir. Ruh’tan doğmamış bir dünya için, Mesih inanlısının yüreğinden yükselen sürekli bir dua akışını belirtir. Hiçbir şekilde aldanmayalım: Bu can sancısı türü, zor ve pahalıdır, çünkü Canlarımızın Düşma nı Şeytan’a karşı ruhsal bir savaş içindeyiz. Kutsal Kitap, ‘sürekli dua etmemizi’ söyler (1.Selanikliler 5:17).


Tanrı, mücadelemizde yıllarca mucizevi bir biçimde çalıştı. Binlerce erkek ve kadın, Mesih’i yaşamlarına aldılar. Bu insanların Mesih’e gelmeleri, bir insanın Mesih’e gelmeleri, bir insanın ya da grubun çabalarının sonucu değildi, dünyadaki pek çok kişinin sürekli dualarının ürünüydü. Tanrı: ‘Halkım… dua ederse… göklerden işiteceğim’ der (2.Sayılar 7:14).


Pentikost gününde topluluğa üç bin kişi katılmadan önce, öğrenciler elli gün boyunca dua etmiş, oruç tutmuş ve can sancısı çekmişlerdi.


John Knox, canını yakıp tüketen bir kaygıyla ülkesi için şöyle dua etmişti: ‘Bana İskoçya’yı ver, yoksa ölürüm’. Bu içten isteği, ülkesinde ruhsal yeniden doğuşla ödüllendirilmişti. Bu, Tanrı Ruhu’nun aşıladığı, başkalarına duyulan derin ruhsal ilginin bir görünümü olup ‘Ruh’ta dua etmek’ ifadesiyle açıklanır.

Kutsal Kitap: ‘Çünkü nasıl dua etmemiz gerektiğini bilmeyiz. Ama Ruh, sözde anlatılamaz iniltilerle bizim için Tanrı’ya yalvarır’ (Romalılar 8:26) demektedir.


‘Ruh’ta edilen dua’ müjdenin iyileştiren, yardım eden gücünü kişilere taşımak için okyanusların bir ucundan diğerine uzanır, yakıcı çölleri geçer, dağları aşar ve vahşi ormanların içine girer. Yaşamlarında bu yas türünü, bu ilgi kalitesini üreten, Tanrı’nın Ruhu’nun varlığıdır. ‘Ruh’un kendisi aracılık eder’ ifadesi, bizler aracılığıyla yalvaran, dua eden ve yas tutanın aslında Tanrı olduğunu belirtir. Böylece Tanrı ile ortak çalışan kişiler haline geliriz. Tanrı, yaşamlarımızı bencilliğin alçak düzeyinden, yaratıcılığın yüksek düzeyine kaldırır. John Knox dua ederken sancılar çekti ve İskoçya Kilisesi, yeni yaşamla büyüdü. John Wesley’in dualarındaki sancılar, Metodist akımının doğumuna temel oldu. Martin Luther’in sancıları, Protestan topluluğunun kuruluşu ile sonuçlanan inanç devrimini harekete geçirdi.


Tanrı, çocuklarının kaybolmuş bir dünya ile ilgilenmelerini ve yük taşımalarını arzular. Eğer ‘Ruh’ta dua ederek’ dünyaya bir barış dönemi gelebilir ve kötülüğün ordularını geri püskürtebilir.

‘Sion sancı çeker çekmez, çocuklarını dünyaya getirdi’ (İşaya 66:8).