#30053
Anonim
Pasif

Örneğin, Murat’ın söylediği sözler kırıcı ise, neden Murat’a kızıyoruz ? Çünkü Murat’ın sözleri kendi ifadesi olarak kendisinden farklı değildir. Aynı şekilde kişinin hareketleri çevresini etkiliyor… Bu hareketler kendisine ait, yine kendi özü oluyor. Murat, bana bir tokat atarsa; Mustafa’yı suçlamam… Murat’ı sorumlu tutarım. Bu şakilde, kişinin düşünceleri, sözleri ve hareketleri ” kendisi ” oluyor; kendi özüyle aynıdır. Kişinin nasıl biri olduğu, bu şekilde anlaşılıyor. Özellikle Tanrı’yı ( ki, O’nun bir bedenselliği yoktur. ), yalnız sözlerinden ve yarattığı işlerden öğrenebiliriz.

Tanrı’nın Özü, Sözü ve Ruhu da Kendisi’yle aynıdır. Ne var ki; Baba, Oğul ve Kutsal Ruh, basit bir düşünce, söz ve etkinlik değildir. Üçlübirliği; tanrı’ya ait düşünce, ifade ve icra olarak örneklendirdiğimizde, her birimin kendiliğinden bütün Tanrılığa sahip olduğunu düşünmeliyiz ! Yani; yaşayan ve Tanrı olan bir ” düşünce “, yaşayan ve Tanrı olan bir “ifade “, yaşayan ve Tanrı olan bir ” icra ” söz konusudur.

Tanrısal Söz ( Oğul ), ezelden beri Tanrı’nın düşüncesinden ( Baba’dan ) ” doğmakta “, yani cereyan etmektedir. Bu, fiziksel bir doğum değildir. Tabii ki, fiziksel anlamda Tanrı doğurmamıştır ve de doğrulmamıştır. Ama Tanrı’nın özünde oluşan Söz ( Kelam ), mecazi anlamda bağrında doğmuştur; ama yaratılmamıştır. Çünkü zamansızlıkta – ezelliyette – oluştu. Zaman olmadığı yerde ” önce ” ve ” sonra ” da yoktur. Bundan dolayı; ” ilk ” oluşum diye bir şey yoktur. Söz, Tanrı kadar ezelidir ve de yaratılmamıştır.