#28439
Anonim
Pasif

Gürültü, sözcükler, çılgınlık, telaşlılık ; kulaklarımızı Tanrı’nın dinginliğine kapayan, Tanrı’nın temasına karşı bizi hissiz yapan, duygularımızı kasvetli olarak programlıyor.

Yazar, bilgin, Romalı katolik papaz Henri NOUWEN, “fazlasıyla uygun konuşan dünyamıza ” seslendiği, aşağıdaki yazıda, örneklemeler yaparak çözümleyen mükemmel bir iş çıkarıyor :

Radyo ve televizyonun olmadığı çok uzun olmayan bir zaman önce bir vakit vardı; işaretleri durdur, işaretleri ver, işaretleri birleştir, alışıldığından daha çok etiketler…. ve şimdi ise; ederi gösteren reklamlar ya da özel indirimli satışlar çoğalıyor. Kısa zaman önce, sözcüklerle şehirleri kapattığımız ilanların olmadığı bir zaman vardı.
Geçenlerde Los Angeles’da araba kullanıyordum; ansızın muazzam bir sözlükte araba sürüyormuş gibi garip bir duyguya kapıldım. Baktığımda yoldan ayırmaya çalışan sözcükler vardı. Şunları söylüyorlardı : ” Beni kullan, beni al, beni satın al, bani iç, beni kokla, bana dokun, beni öpi benimle uyu. ” Böyle bir dünyada, kim sözcüklere saygı duymayı sürdürebilir ?

Gürültü ve kalabalığın ; erkemizi boşaltan, dikkatimizi dağıtan, iç rahatlamasını söylemektense ilave edilen güç ve tatsız bir işe dua edilen bir yol vardır.

Yanıtı mı ? Burada olmuş – o bitmiş ! Hemen hemen 35 yıl; ben ve ailem Los Angeles bölgesinde yaşadık. Bir taraftan bu yıllar, harika serbestliğin, gelişmenin ve kutsamanın seneleriydi. Tanrı’nın bu işleri için sonsuz minnettarım. Ama diğer taraftan; gürültünün, kalabalığın, adımın, etkinliklerin acımasız cenderesinin, trafiğin sonu olmayan koşmaların yoruculuğuna uygunluğuna kendiliğimden keşfettiğimi itiraf ederim. Halktan, pastörlük için elverişli durumlardan, elbette bu taşranın hava durumundan tamamen hoşlandıkça; iç rahatlaması için… sessizlik ve dinginliğin temel huzuru için sızlandığımız zamanlar vardı.

Dağlara çıktığım fırsatları anımsayabiliyorum. Yalnızca, bir buçuk saat bile olsa, gürültülü şehrin yüksek orandaki seslerinden, trafiğin gümbürtüsünden, kornaların seslerinden kurtuluyordum. Bununla birlikte, orada oturuken; çoğu kez çam ya da yaşlı meşeden dev Panderosa sandığına karşı dayanan, dinginliğin tedavisi hakkında değişmeyen yorumumuz vardı. Havasının yumuşaklığı, yeryüzünü sarıp sarmalayan yağan karı izlenen bu son senede; bükülmüş bir ağacın gövdesinin yukarı kısımlarında koşuşturan küçük sincaplarla ayrılmalarda, rüzgar ıslık çalıyor… Tanrımıza kapalı yüreklerimizi çekmeyi başaran doğa ile böyle sakin ziyaretler. Tanrı’nın inayet ve varlığının daha çok değerbilirliğini , ruhsal şeylerin duyarlılığını bizde oluşturan değişmez sessizlikle ziyaretleri uzattığımı dürüstçe söyleyebilirim. Bu dünyada; böyle şeyler, bizi derin düşünmeye sevk ediyor.

Ben böyle düşünüyorum. Siz ne düşünüyorsunuz ? Yaşamınızın birçok anlarını harcdığımız dünyayı kalabalıklaştırdığınızı ; gürültü ve işlekle kendinizi aldattığınızı farkettiniz mi ? Kilisenin sizin için hazır bulunmasına ya da Kutsal Kitap’ın zevk alabilmeyi öğretmesine karşı her zamanki gibi bir ticaret tavrına götüren dünya sizi, ruhsal duyarsızlığa mı terkediyor ? Dua etmeye ne dersiniz ? Gürültü ve kalabalığın; erkenizi boşaltan, dikkatinizi dağıtan , iç rahatlamasını söylemektense ilave edilen güç ve tatsız bir işe dua edilen bir yolu vardır. Hatta sessizliğin ve dinginliğin yokluğunun verdiği zararlar gibi size doğru süpürülen düşük derecede çöküntüyü hissetmelisiniz. ( Tanrı ile Dostluk )

Rabbin sevgisi ve ışığı sizinle olsun.