#28248
Anonim
Pasif

Eskatoloji ve Şimdiki Zaman:
Eskatoloji yalnızca gelecekle ya da son günlerle değil, şimdiki zamanla da ilgilidir. İşte bu yüzden Tanrı’nın tarih içerisinde yapmış olduğu bu eskatolojik olay, bizlerin tarafında değiştirici bir tepki gerektirir. İsa bizlere, Tanrı’nın Egemenliğinin geldiğini gösterir, söyler ve daha sonra da bizleri tövbe etmeye çağırır. Yani tarih içerisinde gerçekleşen Tanrı Egemenliğinin varlığı, bizlerin varlığını yeniden şekillendirir, başka bir amaç verir. Böylece Tanrı halkı, O’nun Egemenliğinin bir ilk meyvesi ve ilk doğanı, işareti olurlar. Eskatoloji, yalnızca gelecekle değil, şimdiki zamanla da ilgilidir. Yeni Ahit’te bunun karşımıza nasıl çıktığına bakalım:
I.Korintliler 11:23-24 Size ilettiğimi ben Rab'den öğrendim. Ele verildiği gece Rab İsa eline ekmek aldı, şükredip ekmeği böldü ve şöyle dedi: «Bu sizin uğrunuza feda edilen benim bedenimdir. Beni anmak için böyle yapın.»
25 Aynı şekilde yemekten sonra kâseyi alıp şöyle dedi: «Bu kâse benim kanımla gerçekleşen yeni antlaşmadır. Bunu her içtiğinizde beni anmak için böyle yapın.»
26 Bu ekmeği her yediğinizde ve bu kâseden her içtiğinizde, Rab'bin gelişine dek Rab'bin ölümünü ilan etmiş olursunuz.

“Rab’bin Sofrası ile ilgili bu bölümün ne alakası var?” diye düşünebilirsiniz! Ama ilgisi şudur: Aslında her hafta yaptığınız Rab’bin Sofrası, eskatolojiyi uygulamanız için bir fırsattır. Bunun anlamını görebilmek için, İsa Mesih’in Vahiy kitabındaki öğretisini anlamamız lazım. Hatırlayacaksınız, İsa Mesih ne zaman Tanrı’nın Egemenliğinden bahsetse bunu bizlere bir “Düğün Şöleni” olarak bildiriyordu (Matta 22:1). Tanrı’nın Egemenliğinin neye benzediğini anlatmak için, bizlere bu büyük şöleni, büyük daveti ve büyük bayram havasını tarif ediyordu.

Vahiy kitabı (19:7, 9) burada artık tarihin doruk noktasına ulaştığı ve sonsuzluğa dönüştüğü zamanı, yine “Düğün Şöleni” benzetmesi ile açıklamaktadır. Bu da sizlerin Rab’bin Sofrası hakkındaki anlayışınıza bir boyut kazandırmalıdır. Topluluk her ne zaman Rab’bin Sofrasına katılırsa o an sonsuzluğun bir ön deneyimi olmalıdır. Yani Rab’bin Sofrasına katıldığınız an, Göklerin Egemenliğinin nasıl olacağı konusunda, “buna benzeyecek bir tat aldım” diyebileceğimiz bir an olmalıdır. Tapınmamamız sırasında eskatolojimizi uygularsak, ortaya çıkması gereken sonuç bu olmalıdır. Sonsuzluk, Pazar günü kilisede yaptığımız toplantıya girmelidir ve bu ikisi kesişmelidir.

İşte şimdi burada Pavlus’un eskatolojiyi, insanlara bazı şeyler söylerken nasıl kullandığına bakmadan önce Korint’te olan olayı şu şekilde özetleyebiliriz: Kilisenin normal kilise binalarında toplanmaya başlamadan önce; iki asır geçti. Bu zamandan önce kiliseler, evde toplanıyorlardı. Ama küçük toplulukları barındırabilmek için bile, evlerin büyük olmasına ihtiyaç duyuluyordu. Peki kimlerin böylesi büyük evleri olabilirdi? Tabi ki zengin insanların… Bunu göz önünde tuttuğumuzda; şunu anlıyoruz: Korint kilisesi içerisindeki zengin kişilerle, daha fakir olanlar arasında bazı gerilimler yaşanıyordu. Arkeologların Korint kilisesi ile ilgili bize verdikleri bilgiler şöyleydi: Bu evlerin içinde küçük yemek odaları vardı ki, bu odalarda yaklaşık 12 kişi barındırılabiliyordu. Aynı zamanda bu evlerin, yaklaşık 50 kişiyi barındırabilecek bahçeleri bulunuyordu. Eğer bu detayları göz önünde bulundurursak; Pavlus’un demek istediği şeyin şu olduğunu anlıyoruz: Bu evlerin zengin olan sahipleri, yakın arkadaşlarını yemek yemek için iç odaya davet ediyorlardı. Topluluğun fakir kişileri ise bahçede ağırlanıyordu. Burada önemli olan bir detay ise, Rab’bin Sofrası sakramentinin topluluğun yemeği esnasında yapıldığı idi. Topluluk bir araya geldiğinde bir yemek yeniyordu ve bu yemek esnasında sofradan ekmek ve şarap alınarak; Rab’bin anısına bu Sofra gerçekleştiriliyordu. Toparlamak gerekirse, bu sakrament yemek esnasında gerçekleştiriliyordu. Ev sahibi bu ekmek ve şaraptan, bahçedeki fakir üyelere de veriyordu. Ama öyle gözüküyor ki, bu iç odadaki zengin kişiler kendilerini yemeklerle tıka-basa doyuruyorlardı. Bu yüzden de Rab’bin Sofrası insanların “Ben zenginim, sen fakirsin!” diye gösteriş yapmaları için bir fırsat haline dönüşüyordu. 20. ayetin böyle kişileri nasıl azarladığına dikkat edin:
I.Korintliler 11:20 Toplandığınızda Rab'bin Sofrasına katılmak için toplanmıyorsunuz.
21 Çünkü her biriniz ötekini beklemeden kendi yemeğini yiyor. Kimi aç kalıyor, kimi sarhoş oluyor.
22 Yiyip içmek için evleriniz yok mu? Tanrı'nın topluluğunu hor görüp yiyecek bir şeyi olmayanları utandırmak mı istiyorsunuz? Size ne diyeyim? Sizi öveyim mi? Bu konuda övemem!

Onların bir araya gelerek yaptıkları şeyin, Rab’bin Sofrası olmadığını, zengin olan kişilerin Tanrı’nın topluluğunu hor gördüğünü, yiyecek bir şeyi olmayan kişileri utandırmak istediklerini söylüyor. Bu yüzden 22. ayette “Sizi bunun övemem” diyor.

I.Korintliler 11:27 Bu nedenle kim uygun olmayan şekilde ekmeği yer ya da Rab'bin kâsesinden içerse, Rab'bin bedenine ve kanına karşı suç işlemiş olur.
28 Kişi önce kendini sınasın, sonra ekmeği yiyip kâseden içsin.
29 Çünkü Rab'bin bedenini farketmeden ekmeği yiyen ve kâseden içen, böyle yiyip içmekle kendi kendini mahkûm eder.
30 İşte bu nedenle birçoklarınız zayıf ve hastadır, bazılarınız da ölmüştür.
31 Eğer kendi kendimizi sınasaydık, yargılanmazdık.
32 Dünyayla birlikte mahkûm olmayalım diye Rab bizi yargılayıp terbiye ediyor.
33 O halde kardeşlerim, yemek için bir araya geldiğiniz zaman birbirinizi bekleyin.
34 Aç olan varsa, karnını evde doyursun. Öyle ki, toplanmanız yargılanmanıza yol açmasın. Diğer sorunlara gelince, onları yanınıza geldiğim zaman hallederim.

27. ayetten 34. ayetin sonuna kadar, aslında bunun Tanrı’nın topluluğuna karşı yapılmış bir günah olduğunu ve bunu yapanların da kendilerine yargı yiyip-içtiklerini söylüyor. Yani Tanrı’nın bu konu hakkındaki üzüntüsü öylesine büyük ki, kilisenin birliği bozulmaya başlıyor ve bazıları bu yüzden ölümle bile cezalandırılıyor. Pavlus kişilere, şayet kendilerini kontrol edemiyorlarsa gelmeden önce yiyip-içmelerini ve geldikten sonra da beklemelerini söylüyor. “Eğer bunu yapmazsanız, bu olay sizlerin yargılanmanıza neden olacak” diyor. Fakat burada Pavlus’un bu konuya verdiği öneme, demek istediğine dikkat edelim: eskatoloji işte tam bu noktada devreye giriyor. 23. ve 26. ayetler arasında, Rab’bin Sofrasının esas odak noktası; Mesih’in ölümüdür. Ekmek, Mesih’in kendileri uğruna feda ettiği bedenini; şarap ise onlar için dökülen kanını anımsamak için veriliyor. Pavlus burada İsa Mesih’in Söz’lerinden alıntı yapıyor.

Kilise bu geçmişteki kayros olayına baktığında, şimdiki zamandaki Rab’bin anısına yapılan yemeği uygulaması söyleniyor. Burada yine Eski Ahit’te gördüğümüz kavram karşımıza çıkıyor. Yani İsa’yı hatırlamak ve anmak için böyle yapıyoruz. 4. Emirde ya da Çıkış olayında gördüğümüz gibi, bu anma da, insanı değiştiren bir hatırlamadır. Bu neden değiştiren bir hatırlamadır?

I.Korintliler 11:26 Bu ekmeği her yediğinizde ve bu kaseden her içtiğinizde, Rab’bin gelişine dek Rab’bin ölümünü ilan etmiş olursunuz.
Yani bizler, bu sakramenti Rab’bin gelişine dek, O’nun ölümünü ilan etmek için yerine getiriyoruz. O’nun gelişi ışığı altında bizler bu sakramenti yaptığımız zaman İsa’nın ikinci gelişine bakıyoruz ve bu bakışımız da, Rab’bin Sofrasına anlam kazandıran şey oluyor. Yani işin özünde bizleri Rab’bin Sofrasına çağırırken; bu Sofra’ya katılırken, zamanın sonundaki Kuzu’nun Düğün Şölenine, Ziyafete bakmamızı istiyor. Çünkü esas olan kutlama Mesih’in ikinci gelişindedir. Burada Rab’bin Sofrasını kutlamaktaki amacımız, gelecekte gerçekleşecek olan bu Düğün’ün ön tadını almaktır. Rab’bin Sofrası anında, zaman ile sonsuzluğun kesişmesi olayı vardır. Korint kilisesindeki Rab’bin Sofrası eğer gerçekten Düğün Şölenin tadını önceden tatmak için yapılan bir şey olsaydı, fakir olanlar dışarıda kalmazlardı. Çünkü Tanrı Egemenliğinin esenliğinde hem zengin, hem de fakir, aynı Tanrı ışığının ve bereketinin tadını çıkaracaklardır. Burada kilise İsa Mesih’in ikinci gelişini akılda tutarak Rab’bin Sofrasından almaya çağırılmakla gelmekte olan sonsuz esenlik ve Düğün Şöleninin tadını önceden almaya davet ediliyor.

Pavlus’un burada demek istediği şuydu: “Bu en son günde Rab’bin Sofrasına oturduğumuzda; Rab fakirleri hor görüp, zenginleri kayırmayacak. Sizlerin yaptığı bu olduğundan; sizin yaptığınız şey Rab’bin Sofrası değildir. Bu yüzden olması gereken Sofrayı hatırlayın ve kendi sofranızı da, gelecekte olacak olan bu Sofra gibi yapın. Ve şimdi Tanrı çocuklarının hepsi bu Sofraya katılsınlar”

Bu Korintoslular örneği eskatolojinin, günlük yaşantımıza nasıl uygulanabileceğini gösteriyor. Şimdi eskatolojiyi, tarihe bakarken nasıl kullandığımıza bakalım. Burada anlamamız gereken şey şudur: Chronos zamanının önemi, bu zaman içindeki sonsuzluktan kaynaklanır. Yani sonsuzluk normal zaman içersine girdiği anda, Tanrısal amaç tarih içersine girer. Hristiyanlığı diğer felsefe ve dinlerden ayıran, çok eşsiz bir tarih ya da felsefe anlayışı vardır. Bizler tarihin anlamı ya da amacı dediğimizde bu söylediğimiz şey; eskatolojiden farklı bir şey değil, tam tersine eskatolojinin özü, tarihin anlamıdır.