#28246
Anonim
Pasif

Yeni Ahit Döneminde Eskatoloji Işığı Altında Yaşamak:
Vahiy kitabını bizler eskatoloji ve peygamberlik sözleriyle ilişkilendiririz. Burada yedi kiliseye yedi mektup yazılıyor. Bu mektupların, kitabın sonunda yazan korkunç olaylarla ilişkisini merak etmiş olabilirsiniz. Bunun nasıl olduğuna bakalım: yalnızca bu kiliselere yazılmış mektupların üçüne bakacağız. Çünkü bu üç kilisenin ortak bir problemi vardı. Bu sorun da Nikolacılar sorunuydu:
Vahiy 2:6 Yine de olumlu bir yanın var: Nikolas yanlılarının yaptıklarından nefret edersin; ben de nefret ederim.

Aslında mektup daha ileriki bölümlerde problemi açıklıyor:
Vahiy 2:15 Aynı şekilde sizin aranızda da Nikolas yanlılarının öğretisine bağlı kalanlar var.
Vahiy 2:20 Ne var ki, sana karşı bir sitemim var: kendini peygamber diye tanıtan İzebel adlı kadını hoşgörüyle karşılıyorsun. Bu kadın, öğretisiyle kullarımı saptırıp cinsel ahlaksızlıkta bulunmaya ve putlara sunulan kurbanların etini yemeye yöneltiyor
Vahiy 2:24-25 Ama size, yani Tiyatira'da bulunan diğerlerine, bu öğretiyi benimsememiş ve Şeytan'ın sözde derin sırlarını öğrenmemiş olanların hepsine şunu söylüyorum: ben gelinceye dek sizde olana sımsıkı sarılın. Üzerinize bundan başka bir yük koymuyorum.

Buradaki bütün her şeyi bir araya getirip, belirli bir anlam çıkarmak için uzun bir zaman alabilir. Ama kısaca bunların anlamı şudur: Nikolacı öğreti, kişileri puta tapmaya ve cinsel ahlaksızlığa yönlendiriyordu. Bundan daha da kötüsü 24. ayette karşımıza çıkıyor. Yuhanna burada şeytanın derin gizlerini öğrenmemiş kişilerden bahsediyor. Sizce Yuhanna bununla ne kast ediyor?

Kutsal Kitap yorumcuları, Nikolacılar ve İzebel’i; ticaret kuruluşları ile ilişkilendiriyorlardı. Belki şu şekilde bunu görebiliriz: İşinizi korumak ve devam ettirmek için bu ticaret kuruluşlarına katılmanız gerekiyordu. Bunun anlamı da şuydu: İçinde bulunduğunuz kuruluşun toplantılarına katılmak ve bu toplantılar süresince de cinsel ahlaksızlık ve putperestlik yapmaktı.

Bir Hristiyan olarak bu konuda ne yapacaksınız? Kutsal Kitap’a aykırı davranışlara devam ederek işinizi mi elinizde tutacaksınız yoksa İsa Mesih’e mi sadık kalacaksınız?

Büyük olasılıkla “şeytanın derin gizleri” diye nitelendirilen şey şuydu: Yani tüm bu ahlaksız uygulamalarda bulunup; içinizde de İsa Mesih’i sevebileceğiniz öğretisi… “İsa Mesih içinizde yaşadığından; cinsel ahlaksızlık ve putperestlik size bir zarar veremez.”

Görüldüğü gibi Yuhanna burada içinde yaşadığı dönemde topluluğunu eğitmeye yönelik bir problem yaşıyor. Topluluktaki bazı kişiler cinsel ahlaksızlığa ve putperestliğe yönelmişler; bazılarıysa sadece bu konuda ayartılmışlardı. Bunu anlamamız da bizlere, ilerde gösterilen harika ve müthiş olayların ne anlama geleceğini gösterir. Yuhanna kendisine verilen bu görümleri yazmakla başlıyor. Bunu yapmaktaki amacı, Hristiyanların içinde bulunduğu dönem içinde onlara sonsuzluk bakış açısını kazandırmaktı. Onlara bazı eskatolojik gerçekler göstererek şimdiki zamanda davranışlarının nasıl olması gerektiğini vurguluyor.

Vahiy 12:1 Gökte olağanüstü bir belirti, güneşe sarınmış bir kadın göründü. Ay ayaklarının altındaydı ve başında on iki yıldızdan oluşmuş bir taç vardı.
2 Kadın gebeydi. Doğum sancıları içinde kıvranıyor, feryat ediyordu.
3 Sonra gökte başka bir belirti göründü: yedi başlı, on boynuzlu ve yedi başında yedi taç olan, kızıl renkli büyük bir ejderhaydı bu.
4 Kuyruğuyla gökteki yıldızların üçte birini sürükleyip yeryüzüne attı. Sonra, doğum yapmak üzere olan kadının önünde durdu. Kadın doğurduğu an ejderha çocuğu yutacaktı.
5 Kadın bir oğul, bütün ulusları demir çomakla güdecek bir erkek çocuk doğurdu. Çocuk hemen alınıp Tanrı'ya, Tanrı'nın tahtına götürüldü.
6 Kadın ise çöle kaçtı. Orada bin iki yüz altmış gün beslenmesi için Tanrı tarafından hazırlanmış bir yeri vardı.
7-8 Gökte savaş oldu. Mikail ve melekleri ejderhaya karşı savaştılar. Ejderha kendi melekleriyle birlikte karşı koydu, ama gücü yetmedi. Bu yüzden gökteki yerlerini yitirdiler.
9 Büyük ejderha, İblis ya da Şeytan diye adlandırılan ve tüm dünyayı saptıran o eski yılan, melekleriyle birlikte yeryüzüne atıldı.
10 Bundan sonra gökte yüksek bir sesin şöyle dediğini duydum: «Tanrımızın kurtarışı, gücü, egemenliği ve Mesihinin yetkisi şimdi gerçekleşti. Çünkü kardeşlerimizin suçlayıcısı, onları Tanrımızın önünde gece gündüz suçlayan, aşağı atıldı.
11 Kardeşlerimiz, Kuzu'nun kanıyla ve ettikleri tanıklığın bildirisiyle onu yendiler. Ölümü göze alacak kadar can sevgisinden vazgeçmişlerdi.
12Bunun için, ey gökler ve göklerde yaşayanlar, sevinin! Yer ve deniz, vay halinize! Çünkü İblis, zamanının az olduğunu bilerek büyük bir öfkeyle üzerinize indi.»
13 Ejderha, yeryüzüne atıldığını görünce, erkek çocuğu doğuran kadını kovalamaya başladı.
14 Kadına, yılanın önünden çöle, üç buçuk yıl[] besleneceği yere uçup kaçabilmesi için büyük bir kartalın iki kanadı verildi.
15 Yılan, kadını selle süpürüp götürmek için ağzından, kadının ardından ırmak gibi su akıttı.
16 Ama yeryüzü, ağzını açıp ejderhanın ağzından akıttığı ırmağı yutarak kadına yardım etti.
17 Bunun üzerine ejderha kadına öfkelendi. Kadının soyundan geriye kalan ve Tanrı'nın buyruklarını yerine getirip İsa'ya olan tanıklıklarını sürdürenlerle savaşmaya gitti.
18 Denizin kıyısında dikilip durdu.

Vahiy 13:1 Sonra, on boynuzlu, yedi başlı bir canavarın denizden çıktığını gördüm. Boynuzlarının üzerinde on taç vardı ve başlarının üzerinde küfür niteliğinde adlar yazılıydı.
2 Gördüğüm canavar, parsa benziyordu. Ayakları ayı ayağı, ağzı ise aslan ağzı gibiydi. Ejderha canavara, kendi gücü ve tahtıyla birlikte büyük yetki verdi.
3 Canavarın başlarından biri, ölümcül bir yara almışa benziyordu. Ne var ki, bu ölümcül yara iyileşmişti. Bütün dünya, şaşkınlık içinde canavarın peşinden gitti.
4 İnsanlar, canavara yetki veren ejderhaya taptılar. «Canavar gibisi var mı? Onunla kim savaşabilir?» diyerek canavara da taptılar.
5 Canavara, kurumlu sözler söyleyen ve küfürler savuran bir ağız ve kırk iki ay süreyle kullanabileceği bir yetki verildi.
6 Tanrı'ya sövmek, O'nun adına ve konutuna, yani gökte yaşayanlara sövmek için ağzını açtı.
7 Kutsallara karşı savaş açıp onları yenmesine izin verildi. Canavar, her oymak, her halk, her dil ve her ulus üzerinde yetkili kılındı.
8 Yeryüzünde yaşayan ve dünya kurulalıdan beri boğazlanmış Kuzu'nun yaşam kitabında adı yazılmamış olan her insan ona tapacak.
9 Kulağı olan işitsin!
10 Tutsaklığa gidecek olan, tutsaklığa gidecek. Kılıçla öldürülecek olan, kılıçla öldürülecek. Bu durum, kutsalların sabrını ve imanını gerektirir.
11 Bundan sonra başka bir canavar gördüm. Yerden çıkan bu canavarın kuzu gibi iki boynuzu vardı, ama ejderha gibi ses çıkarıyordu.
12 Birinci canavarın bütün yetkisini onun adına kullanıyor, yeryüzünü ve orada yaşayanları ölümcül yarası iyileşmiş olan birinci canavara tapmaya zorluyordu.
13 İnsanların gözü önünde, gökten yeryüzüne ateş yağdıracak kadar büyük mucizeler yapıyordu.
14 Birinci canavarın adına yapmasına izin verilen mucizeler sayesinde, yeryüzünde yaşayanları saptırdı. Onlara, kılıçla yaralanmış, ama sağ kalmış olan canavarın onuruna bir put yapmalarını buyurdu.
15 Kendisine, canavarın putuna yaşam soluğu vererek onu konuşturmak ve ona tapmayanların hepsini öldürtmek üzere güç verildi.
16 Küçük büyük, zengin yoksul, özgür köle, herkesin sağ eli ya da alnı üzerine bir işaret vurduruyordu.
17 Öyle ki, bu işareti, yani canavarın adını ya da adını simgeleyen sayıyı taşıyanların dışında hiç kimse ne bir şey satın alabiliyor, ne de satabiliyordu.
18 Bu konu bilgelik gerektirir. Anlayabilen, canavara ait sayıyı hesaplasın. Çünkü bu sayı bir insanı simgeler. Onun sayısı altı yüz altmış altıdır.

12. bölümde karşımıza büyük bir göksel savaş çıkıyor. Tanrı’nın orduları ile şeytanın orduları arasında var olan çok büyük kozmik çapta bir savaş…

13. bölümde ise Yuhanna bizleri cennetten yani göklerden dünyaya getiriyor. Denizden ve dünyanın içinden çıkan bir canavarı işaret ediyor. İnsanların ortaya çıkardığı geleneklerin, öğretilerin, Tanrı’ya karşı kendilerini nasıl konumlandırdıklarını gösteriyor. Yuhanna bize bu göksel savaşı gösterdikten sonra, savaşın diğer tarafında olan dünyasal karşı tarafı açıklıyor. Daha sonra da bu iki tarafın ortasındaki iki tane topluluktan bahsediyor. Bu topluluklardan birincisi yaratığa tapan topluluktur (13:15-18).

Burada anlamamız gereken şey şudur: Bu simge gerçek anlamda bir sayı değildir. Tüm bu kitap içerisinde farklı kişilere, farklı nişanlar veriliyor. Fakat hiçbirisinin geçek anlamı yoktur. Burada önemli olan işaretin kendisi değil; işaretin nereye konulduğudur. Bu işaret hem alına, hem de ele konuluyor. Yani bunun anlamı; alnında ve elinde bu işareti taşıyan insanlar, düşünüşlerinde ve davranışlarında şeytanın özünü yansıtan kişilerdir. Bu işaretler yaşayışları ve düşünüşleriyle şeytana olan bağlılıklarını gösteren kişileri simgelemektir. Neden altı yüz altmış altı sayısı? diyebiliriz.

Bu Kitap’ta yedi, Tanrı’nın sayısıdır. Yedi ruh, yedi kilise v.s… Bunun nedeni yedi sayısının, Tanrı’nın mükemmelliğini simgelemesidir. Ve altı da, yedi rakamının yanında yetersizdir. “Çünkü herkes günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldı” ayetini hatırlayınız (Romalılar 3:23). Bu yüzden günah işleyenler, Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kalıp; sadece altı değil, altmış da değil, altı yüz altmış altı oluyorlar (Bunu bir derecelendirme olarak algılarsak; bu kişilerin ne denli yücelikten yoksun olduklarını vurgular).

Vahiy 14:1 Sonra Kuzu'nun Siyon dağı üzerinde durduğunu gördüm. O'nunla birlikte, alınlarında kendisinin ve Babasının adının yazılmış olduğu yüz kırk dört bin kişi vardı.
2 Gökten, gürül gürül akan suların sesini, büyük bir gök gürlemesini andıran bir ses işittim. İşittiğim ses, çenk çalanların çıkardığı sese benziyordu.
3 O yüz kırk dört bin kişi, tahtın önünde, dört yaratığın ve ihtiyarların önünde yeni bir ezgi söylüyordu. Yeryüzünden satın alınmış olan bu kişilerden başka kimse o ezgiyi öğrenemedi.
4 Kendilerini kadınlarla lekelememiş olanlar bunlardır. Pak kişilerdir. Kuzu nereye giderse O'nun ardından giderler. Tanrı'ya ve Kuzu'ya ait olacakların ilk bölümü olmak üzere insanlar arasından satın alınmışlardır.
5 Ağızlarından hiç yalan çıkmamıştır. Kusursuzdurlar.
6 Bundan sonra göğün ortasında uçan başka bir melek gördüm. Bu melek, yeryüzünde yaşayanlara her ulusa ve her oymağa, her dile ve her halka iletmek üzere sonsuza dek kalıcı olan Müjde'yi getiriyordu.
7 Yüksek sesle şöyle diyordu: «Tanrı'dan korkun! O'nu yüceltin! Çünkü O'nun yargılama saati geldi. Göğü, yeri, denizi ve su pınarlarını yaratana tapının!»
8 Onun ardından gelen ikinci bir melek şöyle seslendi: «Yıkıldı! Kendi azgın ahlaksızlığının şarabını bütün uluslara içirmiş olan büyük Babil yıkıldı!»
9-10 Onları izleyen üçüncü bir melek yüksek sesle şöyle diyordu: «Bir kimse canavara ve onun benzeyişindeki puta taparsa, alnı üzerine ya da eli üzerine onun işaretini kabul ederse, Tanrı gazabının kâsesinde saf olarak hazırlanmış Tanrı öfkesinin şarabından içecektir. Böylelerine, kutsal meleklerin ve Kuzu'nun önünde ateş ve kükürtle işkence edilecek.
11 Çektikleri işkencenin dumanı sonsuzlara dek tütecek. Canavara ve onun putuna tapıp onun adının işaretini kabul edenler gece gündüz rahat yüzü görmeyecekler.
12 Bu durum, Tanrı'nın buyruklarını yerine getiren ve İsa'ya olan imanlarını sürdüren kutsalların sabrını gerektirir.»
13 Gökten bir ses işittim. «Şunu yaz: bundan böyle Rab'be ait olarak ölenlere ne mutlu!» diyordu. «Evet» diyor Ruh, «uğraşlarından dinlenecekler. Çünkü yaptıkları işler onları izleyecektir.»
14 Bundan sonra beyaz bir bulut gördüm. Bulutun üzerinde oturan, başında altın bir taç ve elinde keskin bir orak bulunan, `insanoğluna benzer biri' vardı.
15 Tapınaktan çıkan başka bir melek bulutun üzerinde oturana yüksek sesle şöyle bağırdı: «Orağını uzat ve biç! Biçme saati geldi. Çünkü yerin ekini olgunlaşmış bulunuyor.»
16 Bulutun üzerinde oturan, orağını yerin üzerine salladı ve yerin ekini biçildi.
17 Gökteki tapınaktan başka bir melek çıktı. Onun da keskin bir orağı vardı.
18 Ateşin üzerinde yetkili olan başka bir melek ise sunaktan çıkıp geldi. Keskin orağı olana yüksek sesle, «Keskin orağını uzat!» dedi. «Yerin asmasının salkımlarını topla. Çünkü üzümleri olgunlaştı.»
19 Bunun üzerine melek orağını yerin üzerine salladı. Yerin asmasının ürününü toplayıp Tanrı öfkesinin büyük cenderesine attı.
20 Kentin dışında sıkılan cendereden kan aktı. Kan, bin altı yüz ok atımı çapındaki bir alanda atların gemlerine dek yükseldi.

İkinci topluluk ise; bu topluluğun karşısında olan bir topluluktur (14:1-7). Bu topluluğun da bir işareti olduğunu 1. ayette görüyoruz. Yani Kuzu’nun kurtarılmış topluluğu, Tanrı’nın halkı. Ve onların Babasının ismi, alınlarında yazılı. Bunun anlamı dünyanın sonu geldiğinde, Tanrı’nın dövme dükkanına girerek; kişilerin alnına “Yahve” diye bir dövme yaptıracakları gibi anlaşılmamalıdır. Aslında önemli olan konu şudur: Neden isimlerimizi herhangi bir şey üzerine yazarız?

İsimlerimizi sahip olduğumuz bir şey üzerine yazarız çünkü bu şeylerin, bize ait olduğu anlaşılmasını isteriz. Ve işte biz, Baba’nın bize vermiş olduğu işaretin ne olduğunu biliyoruz. Kutsal Kitap bunu çok açıkça söylüyor. Bizler kurtulacağımız güne kadar Kutsal Ruh ile mühürlendik:
Efesliler 1:13 Gerçeğin ilanını, kurtuluşunuzun müjdesini duyup O'na iman ettiğinizde, siz de vaat edilen Kutsal Ruh'la O'nda mühürlendiniz. 14 Ruh, Tanrı'nın yüceliğinin övülmesi için Tanrı'ya ait olanların kurtuluşuna dek mirasımızın güvencesidir.

Yani kötü olanın ruhu şeytanın topluluğunu, Tanrı’nın Ruh’u ise; Kuzu’ya tapan kişileri işaretliyor. Bu kozmik savaş içerisinde, Kuzu’nun topluluğu ile şeytanın topluluğu birbirlerine karşıt olarak çatışıyorlar.

Bu Nikolacı öğretileriyle yüzleşen kiliseler için Yuhanna bazı perdeleri ortadan kaldırarak bu toplulukların görünmeyenleri görmesini sağladı. Yuhanna “Kuzu’nun topluluğunda yaşıyor gibi görünüp; şeytanın topluluğuna ait olmak, zararsız bir şey gibi gözükebilir. Bunların arasında bir seçim yapılmalıdır” diyor. Seçim yapmamayı da, İsa Mesih’e sadık olmamaktan daha kötü bir şey olarak nitelendiriyor.

Vahiy Kitabını okurken göz önünde tutabileceğiniz bir başka bakış açısı da şudur: “Eğer ben, o zamanlardaki bir Hristiyan olsaydım, bu görümler benim için ne anlam ifade edecekti?”

Zira burada gördüğünüz gibi, o anda yaşayan Kilise topluluklarına sonsuzluk bakış açısı kazandırılarak içinde bulundukları problemle yüzleşebilmeleri için sanki bir dayanak noktası veriliyordu.

Aslında bizler de kendi hayatlarımız için aynı şeyi yapmalıyız. Vahiy kitabını çok uzak bir gelecekteki bilinmeyen şeyleri açıklayan bir bulmaca gibi düşünmemeliyiz. Ama bu kitabı okurken tüm tarih ve sonsuzluk bakış açısı, “bana şu andaki itaatkarlığım için neler gösteriyor, ne anlam içeriyor?” diye düşünmemiz gerekir.

I. Korintliler 10:11 Bu olaylar, başkalarına ders olsun diye onların başına geldi ve çağların sonuna ulaşmış olan bizleri uyarmak için yazıya geçirildi.
Bu ayette bizlerin, Tanrı halkı olarak nasıl tanımlandığımıza dikkat edin! Bizler, çağların sonunun üzerlerine geldiği kişileriz. İşte son vakit, son zamanlar budur. Ve işte son günler, içinde bulunduğumuz günlerdir. Tüm varlığımız burada eskatolojik olarak tanımlanıyor.