#28263
Anonim
Pasif

ÇAĞIN SONU’nun işaretlerinden bir olan Kilisenin sıkıntı dönemine bir göz atalım: Dünyadaki pek çok kilise için uygun bir işarettir bu… Kilisenin bu zulüm altına alınması, tarihin kontrolden çıktığı anlamına mı gelir? Tanrı kilisesini unuttu mu? Hayır! İsa diyor ki: “Bu Benim gelişimin ve bu çağın sonunun bir işaretidir”.

Aslında Vahiy Kitabı ne söylemek ya da ne göstermek istiyor? Vahiy kitabının ilk üç bölümünde kiliselere yazılan mektupları okuduktan sonra 4. ve 22. bölüm arasındaki yerleri okuduğunuzda belki bir anlam veremediniz ya da bir anlam vermekte zorlandığınız oldu. İlk üç bölümden sonraki her şey birden karmaşıkmış gibi gelmiş olabilir. Vahiy kitabının bu iki bölümü arasındaki ilişki, aslında bir pastörün yüreğinde yatmaktadır. Havari Yuhanna’nın yüreğinde, yedi kilise için olan pastörel sevgi açıktır. O dönemde belirtilen bu kiliseler, verilen bu işaretlerin tam ortasında yaşamaktaydılar, açıkça sıkıntı dönemindeydiler. Havari Yuhanna bu kiliselerin içinde bulundukları işaretlerin anlamlarını kavramalarını istiyordu. Bundan ötürü de tüm işaretlere, özellikle de kiliselerin sıkıntı dönemine yönelik belirtilere eskatolojik bir önem yüklemektedir.

Aslında Yuhanna burada çeşitli “at” benzetmeleri kullanırken; bütün bu kiliselerdeki inanlıların kulaklarını iyi açmalarına, sesleri iyi dinlemelerine ve İsa’nın gelişinden emin olmaya çağırmaktadır.

İşte bu nedenle Vahiy kitabı hepimiz için çok pastörel bir kitap olabilir. Bizler de şu anda tüm bu işaretlerin ortasında yaşamıyor muyuz? Bu yüzden Yuhanna bizlere “atların nal seslerini dinleyip, İsa Mesih’in gelmekte olduğunu” anlamaya ve inanmaya çağırıyor.

Bakılması gereken son bir şey var: Matta 24. bölüme geri dönelim.
Matta 24: 8 Bütün bunlar, doğum sancılarının başlangıcıdır.

İsa Mesih, Matta 24. bölümde birçok işaretleri veriyor. Fakat 8. ayette, bu işaretleri nasıl tanımladığına dikkat edin! Ayet burada Yuhanna’nın benzetmelerinden çıkıp; doğum yapmak üzere olan bir kadının benzetmesine girmektedir. Bir kadının doğum sancısı çekmesi, ne anlama gelir? Bu, yeni bir canı ve hayatı ortaya getirmekte olduğu anlamını taşır. Peki yaratılışın doğum ağrıları ne demektir? Tüm yaratılışın kendisi aslında yeni bir olaya hayat vermek üzeredir. İşte, İsa bu yaratılış ve doğum sancısı örneğini ortaya koyduğunda aklımıza ilk gelmesi gereken yer, Romalılar 8. bölüm olmalıdır:
Romalılar 8: 23 Yalnız yaratılış değil, biz de, evet Ruh'un turfandasına sahip olan bizler de evlatlığa alınmayı, yani bedenlerimizin kurtulmasını özlemle bekleyerek içimizden inleriz.

Ayetin söylediklerine dikkat edelim! “Yalnız yaratılış değil, yaratılışla birlikte hepimiz de doğum sancısı çeker gibi inliyoruz” diyor. Buradaki doğum sancılarının meyvelerine bakalım:
Romalılar 8:20-21 Çünkü yaratılış amaçsızlığa teslim edilmiştir. Bu da yaratılışın isteğiyle değil, onu amaçsızlığa teslim eden Tanrı'nın isteğiyle oldu. Çünkü yaratılışın, yozlaşmaya olan köleliğinden kurtarılıp Tanrı çocuklarının yüce özgürlüğüne kavuşturulması ümidi vardı.

Gerçek şudur ki, yalnızca bedenlerimizin kurtuluşu, dirilişi değil; ayette gördüğümüz gibi, çağın sonu –Mesih’in ikinci gelişi- bu yaratılışın da özgürlüğüne kavuşturulup yozlaşmaya olan köleliğinden kurtarılacağıdır.

Yaratılış ve Mesih’in ikinci gelişi arasında olan süre tüm tarih sayılıyor. Tarih’in ortasında ise çarmıh vardır. Bu durumda Vahiy kitabının konusu nedir? Vahiy kitabının konusu; son günler, son zamanlar hakkındadır. Eğer Vahiy kitabı sadece tarihin en sonundaki küçücük bir zaman dilimi ile ilgili olmuş olsaydı, çarmıhtan önceki ve sonraki günlerde yaşayan Tanrı halkının hepsi bu pastörel kitaptan teselli bulmak açısından nerede kalıyorlar? Bu durumda açıkta kalmış görünüyorlar. Dolayısıyla da bu kitaptan bir teselli bulamazlardı.

Eğer Vahiy kitabı son günler hakkında ise ve son günler tüm tarih içinde küçücük bir yer ise; Vahiy kitabının bütün bu kiliseler için şu anda söyleyeceği hiçbir şeyi olmaması gerekir.

Vahiy 1:3 Bu peygamberliğin sözlerini okuyana, burada yazılanları dinleyip yerine getirene ne mutlu! Çünkü beklenen zaman yakındır.
Ancak Vahiy Kitabı bizlere daha en başında, tarihin her anındaki imanlılara yazıldığını söylemektedir. Öyle ki, kiliseler bu peygamberlik sözlerinin okusunlar, dinlesinler ve yerine getirsinler… Bu durumda Vahiy kitabı son günler hakkında konuştuğunda çarmıhtan sonraki zamanların hepsini kapsıyor; demek ki, bu kitap her çağ ve her çağdaki bütün imanlılar için geçerli demektir.

Bu nedenle Vahiy kitabının her okunuşu, kilisenin içinde bulunduğu çağdaki önemine işaret etmelidir. İşte bu nedenle Vahiy kitabını her zaman için pastörel göz ve yürekle okuruz. Öyle ki, kilisenin şimdiki zamandaki varlığını eskatolojik bir açıdan yorumlayalım.

Bin Yıllık Egemenlik
Aslında bu “bin yıl” sorusu, çok önemlidir. Çünkü herhangi bir milenyum olup olmayacağı eskatolojimizin geri kalanını şekillendirecektir.

Vahiy 20:1 Elinde dipsiz derinliklerin anahtarı ve büyük bir zincir olan bir meleğin gökten indiğini gördüm.
2 Melek ejderhayı, yani İblis ya da Şeytan denen o eski yılanı tutup bin yıl için bağladı.
3 Bin yıl tamamlanıncaya dek ulusları bir daha saptırmasın diye onu dipsiz derinliklere attı, oraya kapayıp girişi mühürledi. Bin yıl geçtikten sonra kısa bir süre için serbest bırakılması gerekir.
4 Bazı tahtlar ve bunların üzerinde oturanları gördüm. Onlara yargılama yetkisi verilmişti. İsa'ya tanıklık ve Tanrı sözü uğruna başı kesilmiş olanların canlarını da gördüm. Bunlar, canavara ve onun putuna tapmamış, alınları ve elleri üzerine onun işaretini almamış olanlardı. Hepsi dirilip Mesih'le birlikte bin yıl egemenlik sürdüler.
5 İlk diriliş budur. Ölülerin geri kalanı, bin yıl tamamlanmadan dirilmedi.
6 İlk dirilişe dahil olanlar mutlu ve kutsaldır. İkinci ölümün bunların üzerinde hiçbir yetkisi yoktur. Tanrı'nın ve Mesih'in kâhinleri olacaklar ve O'nunla birlikte bin yıl egemenlik süreceklerdir.
7 Bin yıl tamamlanınca Şeytan, atıldığı zindandan serbest bırakılacak.
8 Yeryüzünün dört bir bucağındaki ulusları Gog ve Magok'u saptırmak ve onları savaş için bir araya toplamak üzere zindandan çıkacak. Toplananların sayısı denizin kum taneleri kadar çoktur.
9 Yeryüzünün enginliklerinden geçerek kutsalların ordugâhını ve sevilen kenti kuşattılar. Ama gökten ateş yağdı ve onları yakıp kül etti.
10 Onları saptıran İblis ise, canavarla sahte peygamberin de içinde bulunduğu ateş ve kükürt gölüne atıldı. Gece gündüz, sonsuzlara dek işkence göreceklerdir.
11 Büyük, beyaz bir taht ve tahtın üzerinde oturanı gördüm. Yer ve gök O'nun önünden kaçtılar ve yok olup gittiler.
12 Tahtın önünde duran büyük küçük, bütün ölüleri gördüm. Sonra bazı kitaplar açıldı. Yaşam kitabı denen başka bir kitap daha açıldı. Ölüler, kitaplarda yazılanlara bakılarak yaptıklarına göre yargılandı.
13 Deniz, kendisinde olan ölüleri, ölüm ve ölüler diyarı da kendilerinde olan ölüleri teslim ettiler. Her biri, yaptıklarına göre yargılandı.
14 Ölüm ve ölüler diyarı, ateş gölüne atıldı. İşte bu ateş gölü, ikinci ölümdür.
15 Adları yaşam kitabında yazılmamış olanların hepsi, ateş gölüne atıldı.
Bazı Hristiyanlar bu bölümün anlamının şöyle olduğunu düşünüyorlar: Gelecekte bir tarihte İsa, dünyaya gelerek Kudüs’te dünyasal bir Krallık kuracak, bin yıl boyunca egemenlik sürecek. Bu bin yıllık egemenlikten sonra sonsuzluk başlayacak. Böylece bu Hristiyanlar buradaki “bin yıl” rakamını gerçek anlamıyla düşünmektedirler. Bu durumda bu egemenliğin bin takvim yılı olacağı beklentisi içindedirler. Yani onlara göre tarihin sonunda ve gerçek bir bin yıl süresince bir egemenlik olacaktır (Pre-Milenyum).

– Fakat “bin yıl” sembolik bir sayıdır. Bu “bin yıl” şeklinde sembolik bir rakamla tarif edilen süreç Mesih’in birinci gelişi ile ikinci gelişi arasındaki süreyi tanımlamak için kullanılan sembolik bir ifadedir.
– Bu “bin yıl” Mesih’in gelmesi ile başlayıp; dirilişle sona erecektir. Bunun anlamı da, şimdi içinde yaşadığımız zamanın bu belirtilen bin yıl olduğudur (A-Milenyum). Bu ikinci görüş, kilise tarihi boyunca büyük bir çoğunlukla kabul edilmiş olan bir görüştür. Bu düşünce çoğu kilise babalarının [Augustin gibi] görüşleriydi. Çoğu Reformistlerin Calvin ve Luther gibi kişilerin görüşleri bu yöndeydi. Bu görüşün geleneksel ismi Amilenium Görüşüdür. Bu da, takvim anlamında gerçek bir bin yıllık egemenlik sürecinin olmadığı görüşünü kasteder.

Pre-Milenyum görüş ile ilgili bazı sorunlar
Milenyum Öncesi (Pre-Milenyum) görüşü İsa Mesih’in bin yıllık süreden önce geleceğini söyleyen görüştür. Bin Yıl Öncesi Görüşünde (Pre-Milenyum) bazı sorunlar vardır:

a-) Bu görüş Vahiy kitabının ortaya koyduğu düzeni ve sırayı pek yakından takip etmemektedir. Bu görüşte 2. ve 3. bölümler şu andaki tarihi kapsıyor. 4:1 ayetinde gökyüzünden “buraya çık” diyen bir ses duyuluyor. Bunun da kilisenin dünyadan alınarak göğe çıkarılması olduğu görüşünü ileri sürülüyor.

5. ve 19. bölümün ise; büyük bir acı dönemini simgelediğini söylüyorlar. Bu dönemin 7 yıl boyunca süreceğini varsayıyorlar. Daha sonra 20. bölüm geliyor ve buna bin yıl daha ekleniyor. 21. ve 22. bölüm ise, bizim sonsuzluğa götürülüşümüzü simgeliyor. Dikkat edin! Burada geçen olaylar sırasıyla Tarih, kilisenin alınışı, sıkıntı zamanları, bin yıllık zaman ve sonsuzluk…

2. ve 3. bölümler ile, 6-22. bölümler arasındaki bir ilişkiyi görmeliyiz. Bu yüzden 4. bölümle başlayalım:
Vahiy 4: 1 Bundan sonra gökte açık duran bir kapı gördüm. Benimle konuştuğunu işittiğim, borazan sesine benzeyen ilk ses şöyle dedi: «Buraya çık! Bundan sonra olması gereken olayları sana göstereyim.»
2 O anda Ruh'un beni yönetimine almasıyla gökte bir taht ve tahtın üzerinde oturan birini gördüm.

Ayet “Buraya çık! sonra sana olması gereken olayları göstereyim” sözüyle ne demek istiyor? Daha önce söylediğimiz bir şeyi aklımızda tutmamız gerekmektedir. Aslında bu mektuplar ile bu mektuplardan sonra gelen eskatolojik olaylar arasında, pastörel bir ilişki olması düşünülmelidir. Yuhanna’nın burada hiçbir yere çıktığı yok aslında. Yuhanna burada “yukarıya çıkmanın” ne olduğunu tanımlıyor ve “O anda aniden, Ruh’un yönetimine girdim” diyor. Yani bir başka anlamda Ruh’un aracılığıyla Tanrı’nın huzuruna çıkmış olarak artık tarihe pastörel açıdan bakıp konuşabilmek için öyle bir görüş açısı kazanıyor ki, o arada bir taht ve tahtın üzerinde oturan birini gördüğünü söylüyor.

6. Bölümde tüm hareketlilik başlamadan önce; 4. ve 5. bölümlerde sanki Yuhanna’yı gerçekten de tahtın önündeymiş gibi görüyoruz. Yani Yuhanna, tarihi Tanrı’nın bakış açısıyla görmeye başlamaktadır. Tarihin eskatolojik anlamını anlamak için, Yuhanna artık göksel bir bakış konumuna yükseliyor. Ama bu çok uzak bir gelecek değildir. Bu gelecek, Yedi Kilisenin içinde yaşadığı zamandır. Yani bizlerin içinde yaşadığı bir gelecektir.

Vahiy Kitabı yapısal olarak kronolojik biçimde düzenlenmemiştir. Bu kitap, kendisini tekrar eden döngüler şeklindedir. Burada gerçekleşen şey, çarmıhtan tarih çizgisinin sonuna kadar olan bölüme tekrar ve tekrar farklı bakış açılarıyla bakmaktır. Bu yüzden Vahiy 20. bölüm yeni bir döngüye başlar, kronolojideki bir sonraki ya da yeni bir adım değildir.

b-) İkinci bir problem, bin yıl öncesi görüşü Vahiy Kitabındaki sayıları ve sembolleri göz ardı etmektedir. Tabi ki, burada özel ilgi odağımız sayılar olacaktır. Bu metnin ortasındaki tartışma yaratan nokta “bin sayısı”dır. Bu, gerçek bir “bin” mi; yoksa sembolik bir “bin” mi? Zaten kitabın geri kalan kısmı bu soruya cevap veriyor. Çünkü Vahiy Kitabında şunu görüyoruz: tekrar ve tekrar kullanılan bu sayılar, semboliktir. Fakat aniden deniliyor ki, “Bu ana kadar sembolikti. Fakat şimdi, bir tek bu sayı gerçek anlamıyla algılanmalıdır” Bunu görebilmek için birkaç yere bakalım:

Vahiy 1: 4-6 … Var olan, var olmuş ve var olacak olandan, O'nun tahtının önünde bulunan yedi ruhtan ve ölüler arasından ilk doğan, dünya krallarına egemen olan güvenilir tanık İsa Mesih'ten sizlere lütuf ve esenlik olsun….
Burada dikkat ederseniz ayet “Tanrı’nın tahtının önündeki yedi ruhtan gelen lütuf ve esenlikten” bahsetmektedir. Bu “yedi” sayısı üzerinde ısrar etmek yanlış bir öğreti olurdu. Çünkü bir tane Kutsal Ruh vardır, yedi tane Kutsal Ruh yoktur. Fakat, tekrar ve tekrar karşımıza çıkan şey şu ki, Vahiy Kitabındaki “yedi” sayısı, ‘bütünlüğü, tamamlanmışlığı’ gösteren sembolik bir sayıdır. Burada lütuf ve esenlik, Kutsal Ruh’un doluluğundan (tamlığından, bütünlüğünden) gelmektedir.

Vahiy 4:9-11 … yirmi dört ihtiyar, sonsuzluklar boyunca yaşayıp taht üzerinde oturanın önünde yere kapanarak O'na tapınıyorlar…
Tahtın önünde “yirmi dört” ihtiyarın oluşuna dikkat edin! İhtiyar nedir? İhtiyar, Mesih’in kilisesini temsil eden kişidir. Yani bu ihtiyarlar, Tanrı’nın tahtı önünde tapınan Tanrı halkını temsil etmektedir. Peki neden yirmi dört ihtiyar? Çünkü İsrail’in on iki atası vardı ve Yeni Ahit’te de on iki elçi vardır. Yani bu yirmi dört rakamı Mesih’te birleştirilmiş, yenilenmiş olan Eski Ahit ve Yeni Ahit halkının, Tanrı halkının bütününü ifade etmektedir. Bir başka deyişle, başlangıçtaki Eski Ahitteki Tanrı halkı ile Yeni Ahitteki Tanrı halkını kapsayacak şekilde bu sayı ortaya konmuştur. Bu metini alıp da sadece yirmi dört ihtiyar var olduğunu söylemek biraz mantıksızlık olur. Vahiy Kitabı burada Tanrı halkından biraz tasvir, benzetme kullanarak bahsediyor. Burada şu soru mutlaka yöneltilmelidir: Eğer 1. bölümdeki “yedi” sayısı gerçek anlamını ifade etmiyorsa, 20. bölümdeki “bin” sayısının gerçek anlamı ifade ettiğini kim söyleyebilir? Ve bunu neye dayanarak söylemekteler?

c-) Üçüncü problem de şudur: “bin yıl öncesi görüşü” Kutsal Kitap yorumundaki temel bir ilkeyi ihlal etmektedir. Bu temel ilke de; açık olmayan kavramları, açık olan kavramlarla yorumlamaktır. Öyleyse Vahiy 20. bölümde karşımıza çıkan şey nedir? Büyük bir çoğunlukla anlaşılması zor olan sembolik bir metinle karşılaşıyoruz. Bu durumda yapmamız gereken şey, Kutsal Kitap’ın Vahiy bölümü dışında kalan kısmını mutlaka Vahiy kısmındaki “bin yıl” sembolünü gerçekten bin yılmış gibi öğrettirecek şekilde yorumlamak yerine, Vahiy bölümünü Kutsal Kitabın geri kalan kısmına göre yorumlayarak, Kutsal Kitap’ın tamamının ne anlama geldiğini kavramak için kullanmak gerekir.

d-) Dördüncü problem ise; Vahiy 20. bölümü tek tek kelimelerin anlamlarına göre yorumlamaya çalışırsak, o zaman mantıken bizlerin iki dirilişi olduğuna inanmamız gerekir. Ancak gerçekte bir diriliş vardır. Bin yıl var ve bin yıldan sonra bir diriliş daha var. Bu da İsa’nın Müjdesine çok açıkça ters düşüyor. Zira İsa, tek bir diriliş olacağını söylüyor:
Yuhanna 5: 24 «Size doğrusunu söyleyeyim, sözümü işitip beni gönderene iman edenin sonsuz yaşamı vardır. Böyle biri yargılanmaz, ölümden yaşama geçmiştir.
25 Size doğrusunu söyleyeyim, ölülerin Tanrı Oğlunun sesini işitecekleri ve işitenlerin yaşayacakları saat geliyor, geldi bile.
26 Çünkü Baba, kendisinde yaşam olduğu gibi, Oğul'a da kendisinde yaşam olma özelliğini verdi.
27 O'na yargılama yetkisini de verdi. Çünkü O İnsanoğlu'dur.

İsa’nın 25. ayette ne dediğine dikkat edin: “Dirilmek için iki ayrı zaman var” demiyor. Ama şunu diyor: “Öyle bir zaman geliyor ki;”

Yuhanna 5: 28 Buna şaşmayın. Mezarda olanların hepsinin O'nun sesini işitecekleri saat geliyor.
29 Ve onlar mezarlarından çıkacaklar. İyilik yapmış olanlar yaşamak, kötülük yapmış olanlar yargılanmak üzere dirilecekler.
30 «Ben kendiliğimden hiçbir şey yapamam. İşittiğim gibi yargılarım ve benim yargım adildir. Çünkü amacım kendi istediğimi değil, beni gönderenin istediğini yapmaktır.
28. ayette de, aynı şey söz konusudur: “İşitecekleri bir saat” gelmektedir. Dikkat ederseniz, iyilik ve kötülük yapanlar, aynı vakitte dirilecekler. Yani Vahiy kitabındaki ayetleri Yuhanna Müjdesindeki ayetlere bakarak yorumlamalıyız.

e-) Beşinci problem, eğer Vahiy 20. bölümü gerçek anlamıyla ele alacak olursak; yani “bin yıl” gerçekse ve Vahiy kitabındaki olayları da gerçek olarak alırsak, İsa Mesih’in o gerçek “bin yıllık egemenliği” tam bir felaket olacaktır: İsa, bin yıl boyunca egemenlik sürüyor, ama ulusları bir türlü kontrolü altına alamıyor. O’nun egemenliği altındaki bin yıl boyunca, uluslar O’na düşman olmaya devam ediyorlar. Bu bin yıllık dönem bittiği andan itibaren, şeytana uymaya hazırlar. Bu durumda şeytanın kısacık bir zaman içindeki aldatma gücü, İsa Mesih’in bin yıl boyunca onlar üzerinde sürdüğü güçten daha güçlü gibi görünüyor.

f-) Altıncı problem, bin yıl öncesi görüşü Vahiy 20. bölümde hiç bulunmayan bazı varsayımlar yapmaktadır.

İşaya 11: 6 O'nun döneminde kurtla kuzu bir arada yaşayacak,
Parsla oğlak birlikte yatacak,
Buzağı, genç aslan ve besili sığır yanyana duracak,
Onları küçük bir çocuk güdecek.
7 İnekle ayı birlikte otlayacak,
Yavruları bir arada yatacak.
Aslan sığır gibi saman yiyecek.
8 Emzikteki bebek kobra deliği üzerinde oynayacak,
Sütten kesilmiş çocuk elini engerek kovuğuna sokacak.
9 Kutsal dağımın hiçbir yerinde
Kimse zarar vermeyecek, yok etmeyecek.
Çünkü sular denizi nasıl dolduruyorsa,
Dünya da RAB'bin bilgisiyle öyle dolacak.
Birçok kişiler bu bölümü okuyup “Bak, işte bu esenlik Prensi’nin bin yıllık hükümdarlığı ne kadar güzel olacak” diyorlar.

Aslında burada çok büyük iki sorun yatmaktadır. İşaya ayetlerinde hiçbir şekilde bin yıldan bahseden bir şey yoktur. Diğer yandan da Vahiy kitabında kuzuların kurtlarla otlayacağını, aslanların keçilerle yatacağını, sığırların genç aslanla ve buzağı ile birlikte olacağına dair bir şey de bulunmuyor.

Bu yüzden de İşaya ayetlerini Vahiy ayetlerin bağlamak başıboş bir bağlayış olup hiçbir temele dayanmayan bir eşleştirmedir.

İşaya 65: 25 Kurtla kuzu birlikte otlayacak,
Aslan sığır gibi saman yiyecek.
Yılanın yiyeceğiyse toprak olacak.
Kutsal dağımın hiçbir yerinde
Kimse zarar vermeyecek, yok etmeyecek.”
Böyle diyor RAB.
Bu metin de yine, benzer bir içerik ortaya çıkıyor. Ne burada, ne de diğer okuduğumuz yerde Vahiy Kitabındaki “bin yıl” karşımıza çıkmıyor.

Bu nedenle de bazı insanlar hükümdarlığın, Kudüs’te olacağı, İsa’nın Sion Dağından egemenlik süreceği ve fiziksel bir tahta oturacağı, İsrail’in de bu topraklara geri döneceği görüşü öne sürmektedir. Bazı kişiler ise, bu Eski Ahit tapınağının tekrar inşa edileceğini söyleyebilecek kadar ileri gitmektedirler. Ama bizim yine aynı soruyu yöneltmemiz gerekmektedir: Vahiy 20. bölümde nerede İsrail var? Hiçbir yerde… Sion ve Yeruşalem’den nerede bahsediliyor? Hiçbir yerde… Tapınak nerede? O da hiçbir yerde… Öyleyse burada kayıp olan bir şey[ler mi] var [?]. Bunların hiçbirisi Vahiy 20. bölümde karşımıza çıkmıyor.

Ama bu görüşü savunanlar, Vahiy 20. bölümün çok önemli bir yeri olduğunu söylüyorlar. İncil’i gerçek anlamıyla okuduğunu iddia eden insanlar her nasılsa böyle yerleri okuduklarında hiç yazılı olmayan şeyleri bulup çıkarıyorlar.

g-) Yedinci probleme göre; Yeni Ahit eskatolojisi, Yeni Ahit’nın sadece şimdiki ve gelecek çağı bilmekten başka hiçbir şeyi bilmediğini gösteriyor. Yeni Ahit hiçbir zaman, bu ikisi arasındaki üçüncü bir çağı bizlere göstermez. Toparlamak gerekirse; Vahiy kitabından bağımsız olarak konuşursak; Yeni Ahit eskatolojik olarak bir tek içinde yaşadığımız bu çağdan ve gelecek çağdan bahseder. Çarmıhtan, İsa’nın gelişine kadar olan bölüm ile ikinci bir çağın (bin yılın) olacağını söylemez. Bir örnek verelim:

Markos 10: 29-30 «Size doğrusunu söyleyeyim» dedi İsa, «benim ve Müjde'nin uğruna evini, kardeşlerini, anne ya da babasını, çocuklarını ya da topraklarını bırakıp da şimdi, bu çağda çekeceği zulümlerle birlikte yüz kat daha fazla eve, kardeşe, anneye, çocuğa, toprağa ve gelecek çağda sonsuz yaşama kavuşmayacak hiç kimse yoktur.
31 Ne var ki, birincilerin birçoğu sonuncu, sonuncuların birçoğu da birinci olacak.»
Dikkat ederseniz İsa “bu çağda acı çekenlerin ödülü, bu çağda ya da bin yıldan sonraki çağda gelecek” demiyor. Sadece çekeceği bu zulümlerin mükafatı olarak hem bu, hem de gelecek çağda mükafatlandırılacaklarını belirtiyor. Bu araya üçüncü bir çağ eklemiyor.

İşte bu da Yeni Ahit eskatolojisinin istikrarlı yapısıdır. Sadece iki çağlı bir yapı bulunur. Üç çağlı bir yapı yoktur.

h-) Sekizinci problem, bin yıl öncesi görüşünün bazı tarafları Tanrı’nın, İsrail için başka planı, kilise için ise başka bir planı olduğunu öne sürmektedirler. Yani bu görüşü savunanlara göre bin yıl süresi Tanrı’nın İsrail için yaptığı planın gerçekleşmesidir. Ki, bu plan Davud’un soyundan gelen bir kişinin bin yıl boyunca Sion Dağında hükümdarlık süreceğine dairdir. Bunun da İsrail’e vaat edilmiş bir şey olduğu düşünülmektedir.

Ama Yeni Ahitteki Tanrı görüşünde herhangi iki halk için, iki farklı plan kesinlikle yoktur. Tek bir halk ve tek bir plan mevcuttur. Efesliler 2. bölüm diyor ki “Tanrı artık Yahudi ve Grekleri tek bir Beden’de birleştirdi”

Şimdi Vahiy 20. bölümün detaylarını inceleyelim:
Şayet bu detaylara dikkatlice bakarsak; göreceğimiz şey şudur: Vahiy 20. bölüm, Müjde’nin ilerleme ya da genişleme çağının bir tarifidir. Bu bölümü okuyanların en
çok zorlandığı yer, Şeytan’ın bağlanmış olduğu ile ilgili olan ayetlerdir:
Vahiy 20: 1 Elinde dipsiz derinliklerin anahtarı ve büyük bir zincir olan bir meleğin gökten indiğini gördüm.
2 Melek ejderhayı, yani İblis ya da Şeytan denen o eski yılanı tutup bin yıl için bağladı.
3 Bin yıl tamamlanıncaya dek ulusları bir daha saptırmasın diye onu dipsiz derinliklere attı, oraya kapayıp girişi mühürledi. Bin yıl geçtikten sonra kısa bir süre için serbest bırakılması gerekir.

Bizler bu ayetlere baktığımızda; Tanrı’nın meleğinin, Şeytan’ı bağlamasının sonuçlarının ne olduğunu görebiliyor muyuz? Bunun sonucu ulusları saptırmasın diyedir. şeytan tarih içerisinde saptırmak için serbesttir. Fakat tarihin öyle bir noktası gelir ki, şeytan ulusları saptırmasın diye kararlaştırılmış olarak bağlanır. Ortada olan soru şudur; bu bağlanmanın geçmişte mi, yoksa gelecekte olacağı mıdır? Müjde’ye bakarak şunu kesinlikle söyleyebiliriz ki, bu bağlanma işi iki bin yıl önce gerçekleşmiş olan bir iştir:

Matta 12:22 Daha sonra İsa'ya, cine tutsak, kör ve dilsiz biri getirildi. İsa adamı iyileştirdi. Öyle ki, adamın dili çözüldü, gözleri görmeye başladı.
23 Bütün kalabalık şaşırıp kaldı. «Bu, Davut'un Oğlu olabilir mi?» diye soruyorlardı.
24 Ferisiler bunu duyunca, «Bu adam cinleri, ancak cinlerin reisi Beelzebub'un gücüyle kovuyor» dediler.
25 Onların ne düşündüğünü bilen İsa şöyle dedi: «Kendi içinde bölünmüş olan her ülke yıkıma uğrar. Kendi içinde bölünmüş hiçbir kent ya da ev ayakta kalamaz.
26 Eğer Şeytan Şeytan'ı kovarsa, kendi içinde bölünmüş demektir. Bu durumda onun egemenliği nasıl ayakta kalabilir?
27 Eğer ben cinleri Beelzebub'un gücüyle kovuyorsam, sizin adamlarınız cinleri kimin gücüyle kovuyorlar? Sizi bu durumda kendi adamlarınız yargılayacak.
28 Ama ben cinleri Tanrı'nın Ruhuyla kovuyorsam, Tanrı'nın Egemenliği üzerinize gelmiş demektir.
29 «Bir kimse güçlü adamın evine girip onun malını nasıl çalabilir? Ancak önceden o güçlü adamı bağlarsa, onun evini soyabilir.
Bu bölümdeki birkaç şeye dikkatle bakalım: Bu tartışmayı başlatan olay nedir? İsa’nın cinleri kovmasıdır. Fark etmemiz gereken cin kovma olayının nasıl bir işaret olduğudur. İsa bunu 28. ayette söylüyor: “ben cinleri Tanrı’nın Ruh’uyla kovuyorsam, Tanrı’nın Egemenliği gelmiş demektir” diyor. Yani cinlerin çıkarılması göklerin Egemenliğinin geliş işaretidir. Cinlerin çıkarılması, Tanrı Egemenliğinin ve gücünün İsa Mesih Kişi’sinde tarih içersine girdiğinin kanıtıdır.

Şunu unutmamak gerekir: Çünkü Vahiy Kitabında şeytanın bağlanışını takip eden olay İsa Mesih’in Egemenliğidir. Aslında cinlerin kovulması İsa Mesih’in Egemenliğinin başladığının bir işareti, bir kanıtıdır. Tabi ki, Ferisiler de İsa’nın, şeytan’dan aldığı güçle cinleri çıkardığını söylüyorlar. İsa da şöyle cevap veriyor: “şeytan, şeytanı kovarsa; onun krallığı nasıl ayakta durabilir? Fakat Ben, Tanrı’nın Ruh’unun Gücüyle cinleri çıkarıyorum”

En ilginç olan yer Matta 12:29 ayetidir. İsa biraz önce gerçekleşen olayın çok küçük bir benzetmesini yapmaktadır.
Matta 12:29 «Bir kimse güçlü adamın evine girip onun malını nasıl çalabilir? Ancak önceden o güçlü adamı bağlarsa, onun evini soyabilir.

Bu güçlü adam kimdir? Bu güçlü adam, şeytandır. Birisi, bu güçlü adamın evine girmiştir. Bu güçlü adamın mallarını taşıyıp götürmektedir. Peki bu nasıl oluyor? Bu güçlü kişinin evine girip bir insan nasıl mal çalabiliyor? İlk önce o güçlü adamı bağlıyor. İsa Mesih tarih içersine girerken ilk önce şeytanın egemenliğini Göklerin Egemenliğinin gücüyle, yetkisiyle bağlıyor.

Bu benzetmeden önce şunu görüyoruz: Cinli adam, güçlü olan adamın mallarından bir tanesiydi. Fakat İsa o kötü olanı bağlıyor ve Ruh’un gücüyle o kişiyi kendisine alıyor. Göklerin Egemenliği güçle gelirken, güçlü olan adam yani şeytan da bağlanıyor. Yani burada yine sembolik olan tarafı açıklamış oluyor.

Peki Vahiy Kitabı, güçlü olan adamın bağlandığını söylüyorsa o zaman bizler neden bunun bu anlamı taşıyamayacağını söylüyoruz? Peki bu ne zaman oldu? Bu, iki bin yıl önce olmuştur. Başka bir örneğe bakalım:
Luka 10:18 İsa onlara şöyle dedi: ‘Şeytan’ın gökten yıldırım gibi düştüğünü gördüm.

Buradaki olay nedir? İsa Mesih burada yetmiş iki öğrencisini ikişer ikişer, Müjde’yi duyurmaları için göndermektedir. Evvelki bölümlerde Müjde’yi nasıl tanımlamıştık? Müjde, Tanrı’nın Egemenliğinin bildirisidir demiştik:
Luka 10:1 Bu olaylardan sonra Rab yetmiş kişi daha görevlendirdi. Bunları ikişer ikişer, kendisinin gideceği her kente, her yere kendi önünden gönderdi.
2 Onlara şöyle dedi: «Ürün bol, ama işçi az. Bu nedenle, ürünün sahibi olan Rab'be yalvarın da, ürününü kaldıracak işçiler göndersin.

Bu nedenle de bu kişileri Müjde’yi duyurmaları için görevlendiriyor. Bu kişiler de Müjde’yi duyurma işine başlamak üzere gidiyorlar. Bundan sonra olan şeyleri yetmişler şöyle açıklıyor:
Luka 10: 17 Yetmişler sevinç içinde döndüler. «Rab» dediler, «senin adını andığımızda cinler bile bize boyun eğiyor.»

Burada,öğrencilerin şaşkın ve büyülenmiş olduklarını görüyoruz. Zira Müjde’nin vaaz edildiği her yerde güçlü olan adamın evi gerçekten yağmalanıyordu. Yani Göklerin Krallığı’nın Müjde’si o kadar güçlü ki, şeytansal güçler bile, İsa’nın ismine boyun eğiyorlardı. İsa’nın bunu 18. ayette nasıl yorumladığına dikkat edelim:
Luka 10:18 İsa onlara şöyle dedi: Şeytan'ın gökten yıldırım gibi düştüğünü gördüm.

İsa Mesih tüm bu olanları kötü olanın gökten düşüşü olarak yorumlamaktadır. Şeytanı gökten yıldırım gibi düşerken gördüğünü söylüyor.

Bu olaylar Fısıh Bayramı zamanında geçmektedir. İsa Yahudi bayramlarından en kutsal olan Fısıh için Kudüs’te bulunmaktadır. İlginç bir şey olur:
Yuhanna 12: 21 Bunlar, Celile'nin Beytsayda kentinden olan Filipus'a gelerek, «Efendimiz, İsa'yı görmek istiyoruz» diye rica ettiler.
22 Filipus gitti, bunu Andreya'ya bildirdi. Andreya ve Filipus da gidip İsa'ya haber verdiler.
23 İsa, «İnsanoğlu'nun yüceltileceği saat geldi» diye karşılık verdi.

Burada Yahudilerin kurtarıcısını arayan Grek insanlar var. 23. ayette İsa bu habere nasıl cevap veriyor? Andrea ve Filipus bunu İsa’ya söyledikleri zaman; İsa, övgü ve tapınışla bağırmaya başlıyor: “İnsanoğlu’nun yüceltileceği saat geldi”

Yuhanna 12:31 ayetinde bu görkemin boyutlarının nasıl yorumladığına dikkat edin “Bu dünya şimdi yargılanıyor. Bu dünyanın egemeni şimdi dışarı atılacak” 2000 yıl önce İsa dedi ki: “bu dünyanın egemeninin dışarı atılacağı zaman şimdidir”.

Yuhanna 12:32 Ben yerden yukarı kaldırıldığım zaman bütün insanları kendime çekeceğim.
31. ve 32. ayetler arasındaki çok önemli bir ilişkiyi fark etmemiz gerekiyor. Güçlü olan adamın bağlandığını, gökten düştüğünü ve şimdi de dışarı atıldığını gördük. 32. ayete bakmazdan önce Vahiy 20. bölümü düşünün.

Vahiy 20. bölümde şeytanın bağlanmasının sonucu nedir? Ulusları bir daha saptıramayacağıdır. İsa, bu dünyanın egemeninin dışarı atılmasını söyledikten sonra; diyor ki: “Ben yerden yukarı kaldırıldığım zaman, bütün insanları Kendime çekeceğim”.

Ya da bunu, şu şekilde düşünebilirsiniz: Tarihin ortasında Mesih’in çarmıhı vardır. Mesih’in çarmıhından önce, gerçek Tanrı bilgisi sadece dünya üzerindeki tek bir ulusta vardı. Fakat çarmıhtan sonra İsa: “Ben bütün insanları Kendime çekeceğim” diyor.

Mesih ile birlikte artık Müjde şöyle söylüyor: “Artık, Müjde dünyadaki tüm uluslara bildirilmiştir”.

Elçilerin İşleri kitabı (17:30) “Artık cehalet bitmiştir, geçmiş çağda Tanrı, böylesine bir bilgisizliği görmezden geldi. Fakat şimdi yeni bir dönem başlamıştır” diyor. Peki çarmıhtan önceki dünyadaki tüm ulusların cehaletini ve aniden çarmıhtan sonra tüm ulusların Tanrı bilgisine erişmesini ne açıklayabilir? Bunun tek bir açıklaması vardır: İsa Mesih’in çarmıhı ve dirilişinde, bu dünyanın egemeni olan Şeytan’ın kararlı bir şekilde bağlanmış ve yenilmiştir.

İşte bu yüzden İsa, bu yüce görevi bize veriyor. Bütün ulusları öğrencileri olarak yetiştirmemizi söylüyor. Çünkü artık saptırılma ve cehalet zamanı bitmiştir. Ve artık, Göklerin Krallığı gelmiştir.

Bu Müjde’nin tüm uluslara duyurulmakta olduğu gerçeği; Tanrı’nın Krallığı’nın aramızda olduğunun bir kanıtı, bir işaretidir. Çoğu zaman insanlar bu gerçeği unutarak, mucizelere ya da cinlerin kovulması olayına bakıp “Bunlar Krallığın işaretleridir” diyorlar. Fakat tüm bunların yanında, Müjde’nin bildirisi de Krallığın gelişinin bir işaretidir. Müjde gerçekten kurtulmakta olanlar için Tanrı’nın gücüdür (I.Korintliler 1:18). Bu gücün bir diğer boyutu da kötü olanın (şeytanın) krallığının yok edilmesidir.

Bizler tüm Müjde’nin ve Tanrı Krallığı’nın uluslara yayıldığını gördüğümüzde gerçekten de şeytanın gücünün kırıldığını fark edebiliyoruz. Bilmemiz ve görmemiz gereken şey şudur: Tanrı bu çok kötü yaratığı tasmayla bir kütüğe bağlamıştır. Onun yanına yaklaşırsak şeytan tehlikelidir. Fakat bizler onun yenilmiş olduğunu bilerek güçle, güven ve cesaretle dünyaya çıkabiliriz. Bu nedenle de Krallığı vaaz ederek, Tanrı’nın Egemenliğini bildirerek ve tüm dünyaya ışık olarak dışarı çıkabiliriz. Bu ilişkiyi Luka 10. bölümde gördüğümüz şeyle bağlamak gerekir . Çünkü İsa’nın “Şeytan’ın yıldırım gibi gökyüzünden yere düştüğünü gördüm” demesinin sebebi Luka 10. bölüm ile ilişkilidir. Böylece yetmişler geri döndüklerinde Müjde’yi paylaşmaları sonucunda ortaya çıkan haberler, Krallığın meyveleriydi (Luka 10:1-11, 17, [18-20]).

Vahiy 20: 4 Bazı tahtlar ve bunların üzerinde oturanları gördüm. Onlara yargılama yetkisi verilmişti. İsa'ya tanıklık ve Tanrı sözü uğruna başı kesilmiş olanların canlarını da gördüm. Bunlar, canavara ve onun putuna tapmamış, alınları ve elleri üzerine onun işaretini almamış olanlardı. Hepsi dirilip Mesih'le birlikte bin yıl egemenlik sürdüler.
5 İlk diriliş budur. Ölülerin geri kalanı, bin yıl tamamlanmadan dirilmedi.
6 İlk dirilişe dahil olanlar mutlu ve kutsaldır. İkinci ölümün bunların üzerinde hiçbir yetkisi yoktur. Tanrı'nın ve Mesih'in kâhinleri olacaklar ve O'nunla birlikte bin yıl egemenlik süreceklerdir.
Burada gördüğümüz en temel olay nedir? İsa’nın kutsallarıyla birlikte egemenlik sürmesidir. İsa ne zaman egemenlik sürecek?

Elçilerin İşleri 2:32 Tanrı, bu İsa'yı ölümden diriltti ve biz hepimiz bunun tanıklarıyız.
33 O, Tanrı'nın sağına yüceltilmiş, vaat edilen Kutsal Ruh'u Baba'dan almış ve şimdi gördüğünüz ve işittiğiniz gibi, bu Ruh'u üzerimize dökmüştür.
34-35 Davut, kendisi göklere çıkmadığı halde şöyle der: `Rab Rabbime dedi ki, Ben düşmanlarını senin ayaklarının altına serinceye dek, sağımda otur.'
36 «Böylelikle tüm İsrail halkı şunu kesinlikle bilsin: Tanrı, sizin çarmıha gerdiğiniz bu İsa'yı hem Rab hem Mesih yapmıştır.»
Yani bu ayetlerin bizlere hatırlattığı şey şudur: Her şeyi ayaklarının altına alacağı güne kadar İsa, şu andan itibaren egemenlik sürmektedir. Mesih İsa 2000 yıl önce çarmıhta ölmüş, dirilmiştir, göğe yükselip Baba Tanrı’nın sağında oturmuştur ve o zamandan bu yana her şeyi ayaklarının altında toplayıncaya kadar Egemenlik sürmeye başlamıştır. Bizler İsa’nın gelip egemenlik sürmesini beklemiyoruz. Aslında bizler İsa Egemenlik sürerken yaşıyoruz. Peki bu bizler için ne anlama gelmektedir? Bizler O’nunla birlikte hüküm sürmek üzere yeni bir yaşama diriltildik.

Romalılar 6:3 Mesih İsa'ya vaftiz edilenlerimizin hepsinin O'nun ölümüne vaftiz edildiğini bilmez misiniz?
4 Baba'nın yüceliği sayesinde Mesih nasıl ölümden dirildiyse, biz de yeni bir yaşam sürmek üzere vaftiz yoluyla O'nunla birlikte ölüme gömüldük.
5 Eğer O'nunkine benzer bir ölümde O'nunla birleşmişsek, O'nunkine benzer bir dirilişte de O'nunla birleşeceğiz.
6 Artık günaha kölelik etmeyelim diye, günahlı varlığımızın ortadan kaldırılması için eski yaradılışımızın Mesih'le birlikte çarmıha gerildiğini biliriz.
7 Çünkü ölmüş olan, günahtan özgür kılınmıştır.
8 Mesih'le birlikte ölmüşsek, O'nunla birlikte yaşayacağımıza da inanıyoruz.
9 Çünkü Mesih'in ölümden dirilmiş olup artık ölmeyeceğini, ölümün artık O'nun üzerinde egemenlik sürmeyeceğini biliriz.
10 O'nun ölümü, günaha karşılık ilk ve son ölüm olmuştur. Oysa sürdüğü yaşamı Tanrı için sürmektedir.
Ayetlerin “Mesih’in ölümü ve dirilişinde bizler O’nunla birleştirildik” şeklindeki ifadesine dikkat edin. Yani bizler O’nun ölümü ve dirilişinde birleştirilmeyi beklemiyoruz. Ama bizler şu andan itibaren O’nunla birleştirilmiş durumdayız.

Koloseliler 3:1 Mesih'le birlikte dirildiğinize göre, gökteki değerlerin ardından gidin. Mesih orada, Tanrı'nın sağında oturuyor.
Bu ayet de aynı şekilde Mesih ile birlikte dirildiğimizi söylüyor.

Koloseliler 2:12 Vaftizde O'nunla birlikte gömüldünüz ve O'nu ölümden dirilten Tanrı'nın gücüne iman ederek O'nunla birlikte dirildiniz.
13 Siz suçlarınız ve benliğinizin sünnetsizliği yüzünden ölüyken, Tanrı sizi Mesih'le birlikte yaşama kavuşturdu. Bütün suçlarımızı O bağışladı.
Bu ayetlerde de vurgulanan şey şudur: “Tanrı, sizleri Mesih’le birlikte diriltti”

Bu dirilişin sonucuna bakın:
Koloseliler 1: 12 Bizi kutsalların ışıktaki mirasına ortak olmaya yeterli kılan Baba'ya şükretmeniz için dua ediyoruz.
13 O bizi karanlığın hükümranlığından kurtarıp sevgili Oğlunun egemenliğine aktardı.

Mesih’le birlikte diriltilmenin bir sonucu olarak; Tanrı Oğlu’nun ışıktaki egemenliğine paydaş olmaya layık görüldük. Bizler O’nunla birlikte, ölümünde ve dirilişinde birleştirildiğimiz için; Oğul’un egemenliğine girmişiz ve paydaşız. Bunun ne kadar harika bir şey olduğunu gösteren bir bölüme bakalım:

Efesliler 2:4-5 Ama merhameti bol olan Tanrı bizi çok sevdiği için, suçlarımızdan ötürü ölü olduğumuz halde, bizi Mesih'le birlikte yaşama kavuşturdu. O'nun lütfuyla kurtuldunuz.
6 Tanrı bizi Mesih İsa'da, Mesih'le birlikte diriltip göksel yerlerde oturttu.
7 Bunu, Mesih İsa'da bize gösterdiği iyilikle, lütfunun sonsuz zenginliğini gelecek çağlarda sergilemek için yaptı.
Şu andaki amacımız için 6. ayete özellikle dikkat edin: “Tanrı bizi Mesih İsa'da, Mesih'le birlikte diriltip göksel yerlerde oturttu” diyor. Peki İsa şu anda nerede? Tahtında oturmakta… Yani kendi Egemenliğinin başında bulunmaktadır. Ve bizler de bu yerlere O’nunla birlikte oturtulduk.

İşte bu yüzden de İsa, tüm bu İncil’lerin içerisinde tekrar ve tekrar “kilisesinin yetki ile donatıldığını” söylemektedir. İsa’nın, bizlerin sahip olduğu Krallık yetkisi için ne kadar güçlü bir tarif verdiğine bakın: “Yerde bağladığınız her şey, gökte de bağlanacak. Yerde çözeceğiniz her şey, gökte de çözülecek”

Yani bu yetki ve otorite öylesine güçlü ki, öğrencileri Rab’bin isminin gücüyle cinlerin bile kendilerine boyun eğdiğini söylüyorlar. Eğer bizler O’nun dirilişi ve Ruh aracılığıyla O’nunla birleşmemişsek; O’nunla birlikte tahtlarda oturup egemenlik sürmüyorsak, bu yetki nereden gelmektedir? Bu nasıl olabilir? Şimdi de İsa Mesih’le sürdüğümüz egemenliğin süresine bakın: Bu bin yıllık süre boyunca egemenlik sürüyoruz. Peki bu bin yıl ne zaman başladı? Bu bin yıl, İsa Mesih’in hizmetinde Şeytan’ın bağlanması ile başladı.

Vahiy 20:6 ayetinin vurguladığı şeye dikkat edin: “İlk dirilişe dahil olanlar mutlu ve kutsaldır” diyor. İlk diriliş nedir? Yani İsa’nın dirilişidir. Ve Ruh aracılığıyla bizler de, O’nun ölümden dirilişine ortak olmaktayız.

Vahiy 20:11-15 ayetlerine dikkatlice bakarsak, Vahiy 20:5 ayetinin İsa’nın dirilişi ile ilgili olduğunu görebiliriz. Bizler iman aracılığıyla Mesih’le birleşmiş olarak diriliyoruz. Fakat değişimimizin tamamlanmadığını da biliyoruz. Çünkü bir gün öleceğiz. Ama bu sahne, İsa Mesih’in Yuhanna 5. bölümde bizlere söylediği diriliş olayı hakkındadır.

Vahiy 20:12 ayetinde bahsedilen ölüler yargı gününe işaret etmektedir. Ki o günde bizlerin, Mesih’te sahip olduğumuz diriliş tamamlanacaktır.

Toparlamak gerekirse Vahiy 20. bölüm; İsa Mesih’in gelişi, şeytanın bağlanması ve ölülerin dirilişi ile çerçevelenmektedir. Ve bu bölümde Müjde çağının (yani çarmıhtan sonraki çağın) kısa bir özetlenişi mevcuttur.

Vahiy 20:7 Bin yıl tamamlanınca Şeytan, atıldığı zindandan serbest bırakılacak.
8 Yeryüzünün dört bir bucağındaki ulusları Gog'u ve Maogo'u saptırmak ve onları savaş için bir araya toplamak üzere zindandan çıkacak. Toplananların sayısı denizin kum taneleri kadar çoktur.
9 Yeryüzünün enginliklerinden geçerek kutsalların ordugâhını ve sevilen kenti kuşattılar. Ama gökten ateş yağdı ve onları yakıp kül etti.
10 Onları saptıran İblis ise, canavarla sahte peygamberin de içinde bulunduğu ateş ve kükürt gölüne atıldı. Gece gündüz, sonsuzlara dek işkence göreceklerdir.
Burada da Mesih karşıtından ve Mesih’in gelişinden önceki bu büyük Hristiyanlık karşıtı hareketlerden bahsetmektedir. Eğer Tanrı’nın, İsa Mesih aracılığıyla elinden gelen her şeyi yaptığı bunca şeyden sonra bile şeytanın iyi durumda olduğunu duysaydım, bir Hristiyan olarak yenilmişlikten başka hiçbir şey hissetmezdim.

Zira Müjde şu anda şeytanın hiç de iyi bir konumda olmadığını söylüyor. Şeytan bağlanmıştır. Şeytan düşmüştür. Şeytan artık dışarı çıkarılmıştır. Ve İsa Egemenlik sürmektedir. Biz de O’nunla birlikte Egemenlik sürmekteyiz.

İşte bu da bizlere bu yaşamda güven veren bir Müjde’dir. Bu da bizlere, dünyaya giderken güç veren bir Müjde’dir. “İsa Mesih Rab’dir ve kötü olanı yenmiştir” demek İyi Haberdir. Bu da Vahiy 20. bölümün değerini oluşturmaktadır. Bu bölüm bizlere ilerideki bir gün değil, ama şimdi İsa Mesih ile Egemenlik sürdüğümüzü hatırlatır; Müjde’yi vaaz etmek için Göklerin egemenliğinin yetkisine sahip olduğumuzu bildirir.