#28262
Anonim
Pasif

Farklı Eskatolojik Görüşlere Bakış
Farklı birçok görüş olmakla birlikte bütün görüşlerin ortak noktaları da vardır:
1-) İsa’nın görülebilir ve beden almış hali ile dönecek olması
2-) Her yaştaki insanların dirilişi
3-) Herkesin yargıdan geçmesi

Rapture
“Rapture” kelime anlamı olarak “Göğe alınma” demektir. Mesih’in ikinci gelişinde ölülerin dirilişinde yaşayan imanlıların göğe yükseltilmesi anlamına gelmektedir.

I.Selanikliler 4:17 Ondan sonra biz yaşamakta olanlar, diri kalmış olanlar, onlarla birlikte Rab'bi havada karşılamak üzere bulutlar içinde alınıp götürüleceğiz. Böylece sonsuza dek Rab'le birlikte olacağız.
Bu ayet “göğe alınma görüşünün” çıkış ayetidir. Burada geçen “götürülmek” kelimesi Grekçe “rapture” kelimesidir. Bu görüşten Preterizm, Futurizm gibi birçok farklı görüşler çıkmıştır.

Preterizm:
Bu görüşe göre 60 yılında başlayan zulümler, tapınağın yıkılışı gibi olaylar Vahiy bölümünde bahsedilen olaylardır. Buna dayanarak da bütün eskatolojik olayların ilk yüzyıllarda yaşanıp bittiğine inanmaktadırlar. Bu görüşe inanların İsa’nın ikinci gelişi dışında başka bir eskatolojik beklentileri yoktur. Bu görüşte İsa’nın ikinci gelişinde bütün insanlar aynı zamanda diriltiliyor ve genel yargı hemen oluyor.

Futurizm:
Bu görüş bütün teolojiyi İsrail üzerine kurmaktadır. İsa gelmeden önce fiziksel olarak tapınağın yeniden kurulacağına ve İsrail’in fiziksel bir krallık olarak egemenlik süreceğine inanmaktadırlar. Bu görüş aslında politik açıdan tehlikelidir. Çünkü bu görüşe inanan bazı kişiler İsa’nın gelişini hızlandırmak için bugünkü İsrail devletini ve tapınağın yeniden inşasını desteklemektedirler.

Milenyum: Bin Yıl
I.Yuhanna 2:18 Çocuklar, bu son saattir. Mesih-karşıtının geleceğini duydunuz. Nitekim daha şimdiden çok sayıda Mesih-karşıtı türemiş bulunuyor. Son saat olduğunu bundan biliyoruz.
Ayet 2000 yıl önce dünyanın eskatolojik çağ içinde olduğunu söylüyor.

Matta 24: 1 İsa tapınaktan çıkıp giderken, öğrencileri, tapınağın binalarını O'na göstermek için yanına geldiler.
2 İsa onlara, «Bütün bunları görüyor musunuz?» dedi. «Size doğrusunu söyleyeyim, burada taş üstünde taş kalmayacak, hepsi yıkılacak!»
3 İsa, Zeytin dağında otururken öğrencileri yalnız olarak yanına geldiler. «Söyle bize» dediler, «bu dediklerin ne zaman olacak, senin gelişini ve çağın bitimini gösteren belirti ne olacak?»
4 İsa onlara şu karşılığı verdi: «Sakın kimse sizi saptırmasın!
5 Birçokları, `Mesih benim' diyerek benim adımla gelecek, birçok kişiyi saptıracaklar.
6 Savaş gürültüleri, savaş haberleri duyacaksınız. Korkmayın sakın! Bunların olması gerek, ama bu daha son demek değildir.
7 Ulus ulusa, devlet devlete savaş açacak; yer yer kıtlıklar, depremler olacak.
8 Bütün bunlar, doğum sancılarının başlangıcıdır.
9 «O zaman sizi sıkıntıya sokacaklar ve öldürecekler. Benim adımdan ötürü tüm uluslar sizden nefret edecek.
10 O zaman birçok kişi imandan sapacak, birbirlerini ele verecek ve birbirlerinden nefret edecekler.
11 Birçok sahte peygamber türeyecek ve bunlar birçok kişiyi saptıracak.
12 Kötülüklerin çoğalmasından ötürü birçoklarının sevgisi soğuyacak.
Matta 24: 29 «O günlerin sıkıntısından hemen sonra, `Güneş kararacak, ay ışığını vermez olacak, yıldızlar gökten düşecek ve göksel güçler sarsılacak.'
30 «O zaman İnsanoğlu'nun belirtisi gökte görünecek. Yeryüzündeki bütün halklar ağlayıp dövünecek, İnsanoğlu'nun gökteki bulutlar üzerinde büyük güç ve görkemle geldiğini görecekler.
3. ayette İsa’nın havarileri kendisine çok önemli, eskatolojik bir soru yöneltiyorlar: “Bu dediklerin ne zaman olacak, senin gelişini ve çağın bitimini gösteren belirti ne olacak?” 6. ayette ilk belirti “Savaş gürültüleri ve savaş haberleri…” olarak karşımıza çıkıyor. 7-8. ayetler bu çağı ulus ulusa, devlet devlete kan dökümüyle vurguluyor ve “Kıtlıklar, depremler olacak” diyor. Bu ekonomik kıtlıklar aynı zamanda ölüm işaretidir. 9-12 ayetleri acı çeken kiliseyi tarif ediyor. Yani çağın sonunun ve İsa’nın gelişinin belirtisi kilisenin sıkıntı dönemi olacak.

İsa Mesih, 28-29 ayetlerde bütün bu olayları doruk noktasına çekerek, olayı Kendi gelişine dair olan belirtilerin işaretlerinden bahsederek gelişinin ne kadar kesin olduğuna dair onlara teminat vermektedir.

Bizler de çağın sonunun belirtilerinin ne olduğunu sorduğumuzda ya da düşündüğümüzde İsa’nın vermiş olduğu bu işaretlere bakmalıyız.

Vahiy 6:1 Sonra Kuzu'nun yedi mühürden birini açtığını gördüm. O anda dört yaratıktan birinin, gök gürültüsüne benzer bir sesle, «Gel!» dediğini işittim.
2 Bakınca beyaz bir at gördüm. Bu ata binmiş olanın bir yayı vardı. Kendisine bir taç verildi ve galip gelen biri olarak zafer kazanmaya çıktı.
3 Kuzu ikinci mührü açınca, ikinci yaratığın «Gel!» dediğini işittim.
4 O zaman başka bir at, kızıl bir at çıktı ortaya. Ata binmiş olana, dünyadan barışı kaldırma yetkisi verildi. Bunun sonucu olarak insanlar birbirlerini boğazlayacaklar. Atlıya ayrıca büyük bir kılıç verilmişti.
5 Kuzu üçüncü mührü açınca, üçüncü yaratığın «Gel!» dediğini işittim. Bakınca siyah bir at gördüm. Ata binmiş olanın elinde bir terazi vardı.
6 Dört yaratığın ortasında sanki bir sesin şöyle dediğini işittim: «Bir ölçek buğday bir dinara ve üç ölçek arpa bir dinara. Ama zeytinyağı ve şaraba zarar verme!»
7 Kuzu dördüncü mührü açınca, «Gel!» diyen dördüncü yaratığın sesini işittim.
8 Bakınca soluk renkli bir at gördüm. Ata binmiş olanın adı Ölüm'dü. Ölüler diyarı onun ardınca geliyordu. Bunlara kılıçla, kıtlıkla, vebayla ve yeryüzünün vahşi hayvanlarıyla ölüm saçmak için yeryüzünün dörtte biri üzerinde yetki verildi.
9 Kuzu beşinci mührü açınca, sunağın altında, Tanrı sözü ve sürdürdükleri tanıklık nedeniyle öldürülmüş olanların canlarını gördüm.
10 Yüksek sesle feryat ederek şöyle diyorlardı: «Kutsal ve gerçek olan Efendimiz! Yeryüzünde yaşayanları yargılayıp onlardan kanımızın öcünü almak için daha ne kadar bekleyeceksin?»
11 Onların her birine beyaz birer kaftan verildi. Kendileri gibi öldürülecek olan diğer Tanrı kullarının ve kardeşlerinin sayısı tamamlanıncaya dek, kısa bir süre daha beklemeleri istendi.
12 Kuzu altıncı mührü açınca, büyük bir deprem olduğunu gördüm. Güneş, keçi kılından yapılmış siyah bir çul gibi karardı. Ay, baştan aşağı kan rengine döndü.
13 İncir ağacı, güçlü bir yel tarafından sarsıldığında nasıl ham incirlerini yere dökerse, gökteki yıldızlar da öylece yeryüzüne düştü.
14 Gökyüzü, dürülen bir tomar gibi ortadan kalktı. Her dağ ve her ada, yerinden sökülüp alındı.
15 Dünyanın kralları, büyükleri, komutanları, zenginleri, güçlüleri, bütün köleleri ve özgür kişileri, mağaralarda ve dağların kayaları arasında gizlendiler.
16 Dağlara ve kayalara seslenip dediler ki, «Üzerimize düşün! Taht üzerinde oturanın yüzünden ve Kuzu'nun gazabından saklayın bizi!
17 Çünkü Onların gazabının büyük günü geldi, buna kim dayanabilir?»
Aslında bütün hareketlilik 5. bölümde başlıyor. Bu bölümde Taht üzerinde oturan bir Kişi’yi görmekteyiz. Tüm görkemiyle taht üzerinde oturan Kişi, Tanrı’dır. Dikkat ederseniz; Tanrı’nın elinde “yedi mühürle mühürlenmiş bir tomar” vardır. Yani burada Tanrı, tarihin anlamını elinde tutmaktadır.

Vahiy 5:2 Yüksek sesle, «Tomarı açmaya, mühürlerini çözmeye kim layıktır?» diye seslenen güçlü bir melek de gördüm.
Ama ne gökte, ne yeryüzünde, ne de yer altında tomarı açıp içine bakabilecek kimse yoktu.
4 O zaman acı acı ağlamaya başladım. Çünkü tomarı açmaya ve içine bakmaya layık kimse bulunamadı.
5 Bunun üzerine ihtiyarlardan biri bana, «Ağlama!» dedi. «İşte, Yahuda oymağından gelen Aslan, Davut'un kökünden Olan galip geldi. Tomarı ve tomarın yedi mührünü O açacak.»
6 Dört yaratığın ve ihtiyarların çevrelediği tahtın ortasında boğazlanmış gibi duran bir Kuzu gördüm. Kuzu'nun yedi boynuzu ve yedi gözü vardı. Bunlar, Tanrı'nın bütün dünyaya gönderilmiş yedi ruhudur.
7 Kuzu gidip tahtın üzerinde oturanın sağ elinden tomarı aldı.
8 Tomarı alınca, dört yaratık ve yirmi dört ihtiyar O'nun önünde yere kapandılar. Her birinin elinde bir çenk ve kutsalların duaları olan buhurla dolu altın taslar vardı.
9-10 Yeni bir ezgi söylüyorlardı: «Tomarı almaya ve mühürlerini açmaya layıksın! Çünkü boğazlandın, ve her oymaktan, her dilden, her halktan, her ulustan insanları kendi kanınla Tanrı'ya satın aldın. Onları Tanrımızın hizmetinde bir krallık haline getirdin, kâhinler yaptın. Dünya üzerinde egemenlik sürecekler.»

Vahiy 5:2 ayetinde “Tomarı açmaya, mühürleri çözmeye kim layıktır?” diye sorulmaktadır. Cevap 6. ayette geliyor: “Bir Kuzu gördüm” Bu Kuzu, kurban edilmiş olan İsa’dır. O da, orada; göksel bir görkemle durmaktadır.

Vahiy 5:9-10 ayetlerine baktığınızda Tahtın etrafında toplananlar; yeni bir ezgi söylüyorlar. Bu ilahide söylenen söz; ‘Kuzu’nun bu tomarı almaya ve mühürleri açmaya layık olduğu’dur. Peki neden? Bu ilahi bir şeyi kesin olarak ifade etmektedir: “Çünkü sen boğazlandın, Kendi kanınla Tanrı’ya her oymaktan, her ulustan, her dilden insanları satın aldın”

Ölümü sayesinde İsa, bu insanları bir Krallık haline getirdi ve bu dünyada kahinler yaptı. İşte bu şekilde, bu ayetlerde Kuzu’ya tapınış devam etmektedir. Şimdi 6. bölüme bakabiliriz: Yuhanna bu bölümde Kuzu’nun bu tomarları teker teker açışını izlemektedir. Yeni Ahit teolojisi açısından hatırlamamız gereken bir şey de; İsa’nın tarihin Rab’bi olduğudur. Çünkü O’nun ölümü ve dirilişinde; tarihin anlamı ortaya çıkar. Bu yüzden de sadece O, bu tomarları alıp; mühürleri açmaya layıktır.

İlk bakışta açılan bu mühürleri aklınızı karıştırıcı olarak algılayabilirsiniz. Fakat bunları Matta 24. bölümle karşılaştırarak okuyacak olursak; göreceğimiz şey şu olur: İsa, bizlere her iki kitapta da aynı işaretleri vermektedir.

Matta 24. bölümdeki “İsa’nın gelişinin ve bu çağın sonunun belirtileri nelerdir?” şeklindeydi. Bu yüzden de İsa, ilk işaret olarak: “Savaş gürültüleri ve haberleridir” diyor.

Vahiy 6:1 ayetinde Kuzu, ilk mührü açıyor. Ne görüyoruz? 2. ayette “Beyaz bir at üzerinde bir Kişi” görüyoruz. Elinde bir yay var ve galip gelen biri olarak bu Kişi, zafer kazanmaya çıkıyor. Yani bu Kişi, elindeki silahla gidip savaşmaya hazırdır. Bu yüzden de 1.ve 2. ayetlerde Matta 24. bölümdeki işaretleri görüyoruz.

Kuzu ikinci mührü açıyor. Ne görüyoruz? “kızıl bir at ve üzerinde yine bir kişi” Dikkat ederseniz, bu atın binicisine dünyadan huzuru ve esenliği almak; insanları birbirine düşürme yetkisi verilmiştir. Bu işaret de yine Matta 24. bölümdeki işaretle aynı. Yani kan dökülmesi…

Üçüncü mühür ya da işaret bakalım: “siyah bir at ve bir terazi” görünüyor. “Bir ölçek buğday bir dinara ve üç ölçek arpa bir dinara…” Bu kıstaslar, tamamıyla bir kıtlığı çağrıştırıyor. Yani bir avuç buğday almak için bütün günün kazancını vermek gerekiyor. Aynı şey, arpa için de geçerliydi. İşte karşımıza çıkan durum: Kıtlık ve bundan ötürü de ekonomik zorlukları görüyoruz. Dikkat ederseniz yine Matta 24. bölümdeki ifadeler ile aynı. Böylece İsa Mesih diyor ki: “Benim gelişimin zamanı, ekonomik güçlükler ve kıtlıklarla belirlenecek”

Dördüncü mühür açılıyor: “Soluk renkli bir at” üzerindeki biniciyi görüyoruz. Bunun adı da “Ölüm” Bu biniciye de, dünyanın dörtte birini kılıçla, kıtlıkla ve çeşitli belalarla öldürme yetkisi veriliyor. Dikkat edin! Daha fazla kıtlık, daha fazla ölüm ve daha fazla güçlük ortaya çıkıyor.

Burada 3. ve 8. ayetler arasında, İsa’nın Matta 24:7-8. ayetlerde gösterdiği şeylerin aynısı karşımıza çıkıyor. Şimdi beşinci mühre bakalım: İsa’nın Matta 24. bölümdeki söylediği şeyin aynısı görünüyor: Bu da zulüm altındaki kilisedir… İnançları uğruna öldürülmüş olanların feryatlarını görüyoruz. Yani bu kişiler, kendi tanıklıkları uğruna ölüyorlar. Diyorlar ki: “Kutsal ve gerçek olan Efendimiz! kanımızın öcünü ne zaman alacaksın?”

İsa, gelişinin zamanında kilisenin büyük acı çekeceğini Matta 24. bölümde söylemişti. Dikkat edersek bu bölüm de; İsa Mesih’in ikinci gelişi ile tarih doruk noktasına ulaşıyor, kilise beklentilerinin en üst noktasına çıkıyor. Hatırlarsanız İsa, ikinci gelişinin tanımlamasını; kozmik bir değişim-olay olarak tanımlamış ve “Güneş kararacak, yıldızlar gökten düşecek, göksel güçler sarsılacak. İşte o zaman İnsanoğlu’nun belirtisi, gökyüzünde görünecektir” demişti. İşte Vahiy 6. bölümde aynı şey karşımıza çıkmaktadır.

Vahiy 6:12-15 ayetlerindeki altıncı mühre bakalım: Kuzu, altıncı mührü açıyor ve “…deprem oluyor… Güneş, siyaha dönüyor… Gökteki yıldızlar düşüyor… Gökyüzü dürülen bir tomar gibi ortadan kalkıyor… Dünyanın kralları korkuyla kaçışıyorlar” Peki neden? Rab’bin öfkesinin açığa çıkarıldığı, Rab’bin gazabının döküldüğü o yüce gündür. Yani Yuhanna şöyle söylüyor: “Bu, Taht üzerinde oturan Kuzu’nun gazabının günüdür”

Böylece Vahiy 6:12-17 ayetler arasında verilen işaretlerle, Matta 24:29-30 ayetler arasında verilen işaretler aynıdır. Peki tüm bunlardan nasıl bir anlam çıkarmalıyız? Bunu konuşmadan evvel, Vahiy bölümünün yorumu ile ilgili birkaç şeyi aklınızda tutmalısınız. Şüphesiz ki, bu bölümleri okurken bir çok sembol ve işaretleri aklınızda tutmak, bunların açık anlamlarını bir araya getirmek istediğinizde ilk seferde kafanız karışabilir. Eğer Vahiy kitabını okurken; uzak bir geleceğe bakmak ve yazanların aynısının olmasını beklemek gibi bir düşüncede iseniz elbette ki, kafanızın karışması normaldir. Vahiy 6. bölümde bütün bu mühürlerin açıklanması mevcuttur.

Bizler şu tipte düşünmek için ayartılabiliriz: “Bu mühürlerin hepsi ne demek? Bunları nasıl anlamaya başlayabilirim ki? Ben bir peygamber gibi geleceği göremem. Bu yüzden de bu mühürlerin ne demek olduğunu bilemem”.

Fakat dikkat ederseniz; bu mühürlerin anlamlarını, yine başka bir ayet kullanarak açıklayabildik. Kısacası Vahiy bölümünü anlayabilmek için geleceği görmeye gerek yoktur. Sadece İncil’i doğru biçimde okumaya ihtiyaç vardır.

Şimdi işaretlerin kendileri hakkında düşünelim. Bu işaretlerden ne anlam çıkaracağız? Fakat unutmamalıyız ki, bunlar, İsa Mesih’in ikinci gelişinin ve bu çağın sonunun belirtileridir. Her şey bize kalsaydı Tanrı’dan, İsa’nın ikinci gelişine dair olan belirtileri öylesine eşsiz, dramatik, anlaşılabilir yapmasını isterdik ki; tüm bunlar olduğunda kimse anlamamazlık gibi bir durumla karşılaşmasın, herkes ne olduğunu bilebilsin. Ama bize nasıl işaretler veriliyor? Bunları tekrarlayalım:
-Savaşlar
-Savaş haberleri
-Kan dökülmesi
-Kıtlık
-Depremler
-Ekonomik güçlükler
-Ölüm…

Bizler bu işaretleri gördüğümüzde bunlar “Bunlar ne biçim işaretler?” diye düşünüyoruz. Savaş, her zaman vardı. Her zaman insanlar kıtlık çekiyordu. Depremler hep oldu. İnsanlar da her vakitte öldüler. İsa’ya “Bunlar hiç de iyi işaretler değil!” diyebiliriz. Fakat İsa’nın burada yapmaya çalıştığı şey nedir? İsa’nın yaptığı şey; dünyasal olanı (dünyada), alışılmış olanı alıp bunlara eskatolojik önem yüklemektir. Ve İsa aslında şunu diyor: “Tabi ki bunlar dünyada hep vardı. Zaten bu da Benim anlatmak istediğim şeyin ta kendisidir”

Tüm bunları bütün nesiller görmüştür. Aslında bu da demektir ki; her nesil Mesih’in Kendi gelişinin işaretleri içerisinde yaşamıştır. Bu nedenle her nesilde yaşamış olan inanlılar Mesih İsa’nın tekrar geleceği konusunda kesinlikle emin olabilirler. 1.yy’da ya da 10.yy’da yaşamış olmanız bir şey değiştirmez. Bakıp, bütün işaretleri görebilirsiniz. İşte bu işaretler arasında yaşadığımızdan dolayı İsa’nın geldiğini biliriz.

Fakat bu işaretlerin veriliş amacını çoğu zaman yanlış kavrarız. Bu işaretler bizlere İsa’nın ne zaman geleceğini tahmin etmemiz için değil; İsa’nın gerçekten de gelmekte olduğundan emin olmamız için verilmiştir. Bu işaretler İsa’nın geliş zamanı ile ilgili değildir. Bu işaretler, bu gelişin gerçekliliği ve kesinliği hakkındadır. Bu konuda tek bir örnek verelim: Deprem yaşadığınız bir zamana geri dönelim. O zamanda aslında her biriniz, İsa Mesih’in üzerine eskatolojik bir önem koyduğu bir olay yaşadınız. Matta 24. bölümdeki ayetleri biraz küçültelim. Öğrenciler diyor ki: “İsa bize söyle, çağın bitimini gösteren işaret ne olacak?” İsa cevap veriyor: “Çeşitli yerlerde depremler olacak!” Depremden sonra her biriniz olaya bakarak; neler olup-bittiğini anlamaya çalıştığınızda, Matta 24 ve Vahiy 6. bölüm sizlere şöyle diyordu: “İsa Mesih geliyor! Bu, O’nun gelişinin bir belirtisidir”.

Bu deprem, dünyanın kontrolden çıktığına dair bir işaret değil; tam tersine Tanrı’nın, kontrolü elinde bulundurduğunun bir işaretidir. Bu Kuzu’nun tomarları ve mühürleri açtığının işaretleridir. Yani tarihin, Tanrı tarafından belirlenmiş amacına doğru ilerlemekte olduğunu gösteren bir işarettir. Bu nedenle bir deprem olduğunda; bu eskatolojik işaretler ışığı altında korkup imanınızdan caymıyorsunuz. Ama tersine eskatolojik anlamda bu depremi yorumlarsak; çıkarılacak anlam şu olmalıdır: Rab’de verdiğimiz hizmet boşa gitmemektedir. Bu anlayıştan kaynaklanan bir sükunet ve cesaretle hizmetinizi yapmaya devam edersiniz. Yani hizmetinizi esenlik, sevinç, ümit ve güçle yaparsınız. Çünkü tek bir şeyden eminsinizdir: İsa Mesih gerçekten de ikinci kez gelmektedir. Hangi gün olduğunu bilmemiz önemli değildir. [İsa zaten “O günü kimsenin bilemez” demişti].

Bu da demektir ki, hangi eskatoloji anlayışında olursa olsun, o eskatolojik anlayış belirli olayların oluşuna bakarak İsa’nın gelişine dair tarih koyuyorsa; o eskatoloji yanlıştır.