#28256
Anonim
Pasif

Kutsal Kitaba Tek Bir Hikaye Olarak Bakmak:
Tekvin 1 ve 3. bölümler arasına bakarken en başını doğru anlamazsak sonunda varacağımız sonuçları da yanlış anlarız. Ya da başka bir deyişle, Tekvin Kitabını yanlış anlarsanız, Vahiy Kitabını da yanlış anlarsınız.

Tanrı’nın Evreni Yaratışındaki Esas Amacı Nedir?
a-) Tanrı’nın bu evreni gereklilikten yaratmamıştır.

Kutsal Kitap bizlere, kendisini yalnız hisseden bir Tanrı’yı ve bu yalnızlığını gidermek için de sevmek üzere kendisine bir evren yaratmayı düşünen bir Tanrı izlenimini vermiyor. İşte bu nedenle, Üçlü Birlik öğretisi çok önemlidir. Üç Kişi’de Bir olan Tanrı, tüm sonsuzluktan beri mükemmel bir sevgi ilişkisi içerisindeydi. Bu nedenle Tanrı’nın yaratma gereksinimini ortaya çıkaracak bir durum söz konusu değildi. Kısacası yaratılış, Tanrı’nın özgürce gerçekleştirmiş olduğu bir eylemdir, sevgi dolu bir eylemdir. Tanrı’nın yaratılışı bir armağandır, gereklilikten ortaya çıkan bir şey değildir. Tanrı evreni yarattığında amacı, görkeminin ortaya konulması için bir sahne oluşturmaktı. İşte, yaratılış çerçevesi içerisinde bizler Tanrı’nın ne kadar görkemli ve yüce bir Tanrı olduğunu anlayacağız.

b-) Tanrı’nın yaptığı iş iyidir:
Tekvin 1:31 Tanrı yarattıklarına baktı ve her şeyin çok iyi olduğunu gördü…

Fakat bu öğreti bugün eskatoloji konusunda ortalıkta dolaşan tartışmalar hakkında çok kafa karıştıran bir soru ortaya atıyor. Çünkü günümüz kiliselerindeki çoğu eskatolojik öğretilere göre Tanrı dünyanın sonunda tüm evreni yok edeceği ve yeni bir evrenle değiştirecek olduğu öğretilir. Fakat burada gördüğümüz gibi bir sorun var. Eğer Tanrı tarafından yaratılışa iyi yargısı konuluyorsa neden Tanrı bunu yok etsin ki? Yaratılışın iyi olması ve yok edilmesi uyuşmuyor.

Tekvin 1:27 Tanrı insanı kendi suretinde yarattı. Böylece insan Tanrı suretinde yaratılmış oldu. İnsanları erkek ve dişi olarak yarattı.
Şimdi ise bu ayet bizlere yaratılış içerisindeki insanlığı göstermektedir. Bu metine biraz daha bakalım: Tanrı kadını ve erkeği nasıl yaratıyor?

“Kendi suretinde…”
Burada karşımıza çıkan şey Tanrı’nın en öz doğasını yansıtacak bir Tanrı benzeyişidir; bu da insan. Farkına varmamız gereken şey, Tanrı benzeyişini taşıyan bu insanlar yaratılışta bir şeye çağırılıyorlar. Bu çağrı iki farklı ayette karşımıza çıkıyor:
Tekvin 1: 28 Onları kutsadı ve, “Verimli olun, çoğalın” dedi, “Yeryüzünü doldurun ve denetiminize alın; denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, yeryüzünde yaşayan bütün canlılara egemen olun.
29 İşte yeryüzünde tohum veren her otu ve tohumu meyvesinde bulunan her meyve ağacını size veriyorum. Bunlar size yiyecek olacak.
30 Yabanıl hayvanlara, gökteki kuşlara, sürüngenlere – soluk alıp veren bütün hayvanlara – yiyecek olarak yeşil otları veriyorum.” Ve öyle oldu.

Aynı zamanda insan buna benzer bir başka çağrıyı da alıyor. İnsana yaratılışa bakma görevi veriliyor:
Tekvin 2:15 RAB Tanrı Aden bahçesine bakması, onu işlemesi için Adem'i oraya koydu.

Burada insanlara yaratılışa bakma görevi verilmesi Yeni Ahit’teki emanet para benzetmesine benziyor (Matta 25:14-30). Bu benzetmeden hatırlarsanız, bir ev sahibi var. Birinci kölesine beş para, ikincisine üç para, en sonuncusuna da bir para veriyor. Yani kendi evinin varlığını, kölelerine teslim ederek bunları çoğaltmalarını istiyor. Bu benzetme Tekvin 1. ve 2. bölümde olanlara çok benziyor. Tanrı, yaratılışını bakmak üzere tüm insanlığa veriyor. “Onu sevin, ona bakın ve onu koruyun” diyor. Daha Tekvin Kitabının en başından beri insanlık Tanrı’nın görkeminin ortaya çıkması için yaratılışın tüm potansiyelini açığa çıkarmaya çağırılıyor. Bu çağrıyı şu şekilde de düşünebiliriz: Tüm insanların dünyanın dört bir yanında peygamberler, kahinler ve krallar olarak görev yapması…

Yani insanlık Tanrı’nın verdiği esin ışığı altında yaratılışı yorumlamaya çağırılmıştır. Ve bu şekilde de insanlık, peygambersel bir işlevi üzerine almıştır. Krallar olarak insanlık Tanrı’nın verdiği esine uygun olarak bu yaratılış üzerinde egemen olmaya ve kahinler olarak da bu yaratılışın meyvelerini Tanrı’ya tapınma sunusu olarak sunmaya çağrılmışlardır. Faka burada hatırlanması gereken iki şey vardır:

1-) Daha hikayenin bu aşamasında düşüş gerçekleşmemiştir. Düşüş, Tekvin 3. bölüme kadar gerçekleşmiyor. Bu nedenle Tanrı’nın insanlık ve yaratılış için beslediği amaç ve hedefi, düşüşten sonraki bir zamanda incelemiyoruz. Burada Yaratıcının yaratılış için ilk amacı ve ilk hedefi hakkında konuşuyoruz. Ve Tanrı benzeyişinde olan yaratıklar olarak kadınlar ve erkekler, Tanrı’nın kendi görkemini ortaya koyan hizmetkarlar olmaya çağırılmıştır.

Eskatoloji hakkında düşündüğümüzde bu konuya belirli bir yapıda yaklaşmalıyız. Hikayenin başında, Tanrı’nın sahip olduğunu gördüğümüz amacı; hikayenin sonunda Tanrı’nın ulaştığı hedef şeklinde ortaya çıkmalıdır. Bu nedenle eğer sonun, yaratılmış olan evrenin yok edilmesi olduğuna inanıyorsak; hikayenin başı ile sonu arasında hiçbir uyum kalmaz.

2.-) Tekvin 1. ve 2. bölümün ışığı altında, Matta 28. bölümü doğru bir şekilde anlayabiliriz:
Matta 28:19 Bu nedenle gidin, bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin. Onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'un adıyla vaftiz edin.

Tanrı neden kilisesinin tüm uluslardan öğrenciler yetiştirmesini istesin? Bunun cevabı aslında çok basittir. Sebebi şudur: Tanrı, Mesih’te öğrenci yetiştirilmesi aracılığıyla kendisine, yaratılışın amacının farkına varacak yeni bir halk yaratmaktadır. Bu da Tekvin 1. ve 2. bölümde açıklanan amaç ile aynıdır.

Tekvin 3:3Ama Tanrı, 'Bahçenin ortasındaki ağacın meyvesini yemeyin, ona dokunmayın; yoksa ölürsünüz' dedi.”
4 Yılan, “Kesinlikle ölmezsiniz” dedi,
5 “Çünkü Tanrı biliyor ki, o ağacın meyvesini yediğinizde gözleriniz açılacak, iyiyle kötüyü bilerek Tanrı gibi olacaksınız.”
Şimdi ise, ayartılma zamanının tam ortasındayız. Şeytan ya da yılan burada kadını ayartmaya çalışmakta. 4. ayette yılan diyor ki: “Tanrı size gerçeği söylemiyor. Tabi ki, ölmezsiniz. O, yalan söylüyor” 5. ayette de “Tanrı aslında iyi bir Tanrı da değil. Çünkü gerçekten iyi olanları sizden saklıyor ve size vermiyor” diyerek onlara “Bu meyveyi ye! Öyle ki Tanrı gibi olasın. Tanrı’nın hizmetkarı olmana ne gerek var? Kendin tanrı ol!” teklifinde bulunuyor.

Tekvin 3:6 Kadın ağacın güzel, meyvesinin yemek için uygun ve bilgelik kazanmak için çekici olduğunu gördü. Meyveyi koparıp yedi. Yanındaki kocasına verdi. Kocası da yedi.
Kadın ve erkek meyveyi yiyorlar. Daha sonra 7. ayetten, 24. ayete kadar, bu meyveyi yemenin sonuçlarının ne olduğunu okuyoruz. 6. ayette günah işleniyor. 7. ve 24. ayetler arasında da günahın bedelini görüyoruz. Günahın bedeli ise ‘ölüm’dür.

7. ve 24. ayetlerin hepsinin üzerinde aslında ölüm yazılıdır. Özellikle de ölüm burada ayrılık ve yabancılaşma anlamında ise…

Şimdi bu bölümde ölümün karşımıza hangi şekillerde çıktığına bakalım: en açık olanı fiziksel ölümdür.

Tekvin 2:17 “Ama iyiyle kötüyü bilme ağacından yeme. Çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün.”
Tanrı diyor ki: “Eğer yersen; mutlaka ölürsün.”

Tekvin 3:19 Yaratılmış olduğun toprağa dönünceye dek Ekmeğini alın teri dökerek kazanacaksın. Çünkü topraksın, topraktan yaratıldın Ve yine toprağa döneceksin.”
Tanrı: “Topraksın ve toprağa döneceksin” diyor. Fiziksel ölüm de tabi ki, Tanrı’dan ayrılık ve yabancılaşmadır. Fiziksel ölüm bedenin, candan ayrılmasıdır.

Şimdi de Tanrı ile insan arasına giren ayrılık ya da yabancılaşmaya bakacağız: ilahiyatımızda bunu, kişilerin ruhsal ölümü olarak tanımlamaktayız. Adem ve Havva, Tanrı ile harika bir birliktelik yaşamak üzere yaratılmışlardı. Fakat günahtan sonra bu birlikteliğin kırıldığını görüyoruz.

Tekvin 3:8 Derken, günün serinliğinde bahçede yürüyen RAB Tanrı'nın sesini duydular. O'ndan kaçıp ağaçların arasına gizlendiler.
Günahtan hemen sonra kadın ve erkeğin, Tanrı’dan saklandığını görüyoruz. Artık Tanrı ile beraberlik içinde değiller, tam tersine O’ndan kaçıyorlar.

Tekvin 3:23 Böylece RAB Tanrı, yaratılmış olduğu toprağı işlemek üzere Adem'i Aden bahçesinden çıkardı.
Kısacası Adem ve Havva, Aden bahçesinden atılıyorlar. Bu bahçe Tanrı ile paydaşlık ve birlik yeriydi. Tanrı ile insan arasına bir de yabancılaşma giriyor. Üçüncü olarak da kadınla erkek arasında yabancılaşma başlıyor. Yabancılaşma, insanın aile yapısının içine girmeye başlıyor.

Tekvin 3:7 İkisinin de gözleri açıldı. Çıplak olduklarını anladılar. Bu yüzden incir yaprakları dikip kendilerine önlük yaptılar.
Burada gözümüze çarpan şey; artık kadın ve erkeğin mükemmel anlamda açık, dürüst olma özelliklerini yitirdikleridir.

Tekvin 3:12 Adem, “Yanıma koyduğun kadın ağacın meyvesini bana verdi, ben de yedim” diye yanıtladı.
Yani Adem burada sevgiyle eşine sarılıp “Tanrım bize merhamet et!” demek yerine şöyle söylüyor: “Bunu bana verdiğin kadın yaptırdı”

Tekvin 3:16 RAB Tanrı kadına, “Çocuk doğururken sana Çok acı çektireceğim” dedi, “Ağrı çekerek doğum yapacaksın. Kocana istek duyacaksın,
Artık evlilik ilişkisi içersine, gerilim ve uyumsuzluk girmiştir. Kadın, kocasına tabi olacak; adam da karısının üzerinde hakim olacaktır. Bu noktadan sonra uyum yerine kontrolü ele almak için bir çekişme ortaya çıkacaktır.